31 Ağustos 2007 Cuma

Sevgi

Zeyrekli Sevgi

Zeyrekli Sevgi'ye, o güzeller güzeli maviş kıza selamla, Yeni Türkü'den "Bana Bir Masal Anlat Baba" adlı şarkısını paylaşıyorum bu gece. Yine müziğe tutunuyorum herşeye rağmen diyebilmek için...


bana bir masal anlat baba


içinde bütün oyunlarım


kurtla kuzu olsun şekerle bal

***


baba bir masal anlat bana


içinde denizle balıklar


yağmurla kar olsun güneşle ay

***


anlatırken tut elimi


uykuya dalıp gitsem bile

bırakıp gitme sakın beni


***

bana bir masal anlat baba

içinde tüm sevdiklerim

içinde istanbul olsun



Sevgi

Zeyrekli Sevgi

Zeyrekli Sevgi'ye, o güzeller güzeli maviş kıza selamla, Yeni Türkü'den "Bana Bir Masal Anlat Baba" adlı şarkısını paylaşıyorum bu gece. Yine müziğe tutunuyorum herşeye rağmen diyebilmek için...


bana bir masal anlat baba


içinde bütün oyunlarım


kurtla kuzu olsun şekerle bal

***


baba bir masal anlat bana


içinde denizle balıklar


yağmurla kar olsun güneşle ay

***


anlatırken tut elimi


uykuya dalıp gitsem bile

bırakıp gitme sakın beni


***

bana bir masal anlat baba

içinde tüm sevdiklerim

içinde istanbul olsun



Sevgi

Zeyrekli Sevgi

Zeyrekli Sevgi'ye, o güzeller güzeli maviş kıza selamla, Yeni Türkü'den "Bana Bir Masal Anlat Baba" adlı şarkısını paylaşıyorum bu gece. Yine müziğe tutunuyorum herşeye rağmen diyebilmek için...


bana bir masal anlat baba


içinde bütün oyunlarım


kurtla kuzu olsun şekerle bal

***


baba bir masal anlat bana


içinde denizle balıklar


yağmurla kar olsun güneşle ay

***


anlatırken tut elimi


uykuya dalıp gitsem bile

bırakıp gitme sakın beni


***

bana bir masal anlat baba

içinde tüm sevdiklerim

içinde istanbul olsun



Fesupanallah

Merak ediyorum, şu kavanoz dipli dünyada Sabri Bey’in onuncu sınıf berbat bir kopyası gibi davranmayan, üç günlük ömrünü kapı ağızlarında dedikodu yaparak geçirmeyen, biraz akıldan mantıktan nasibini almış, apartman yöneticiliği tiltini aldıktan sonra küçük dağları ben yarattım edalamalarıyla dolanmayan, bir pire gördü diye yorgan yakıp bütün mahallenin dört ayaklılarını yok etme planlarına girişmeyen, dahası yüksek perdeden konuşup karşılığını aynı perdeden alınca şaşakalmayan bir apartman yöneticisi var mıdır?

Eğer var ise ben o apartmana kapağı atmak istiyorum.

Senin o dediğin yer Ütopya demeyin, o espriyi daha önce yaptılar.

Ah!

Keşke bu kadar boş, bu kadar tiksinç, bu kadar kalbi katran karası olmasanız.

Başka sözüm yok, olsa da anlamazsınız zaten. Duyargalarınız kapalı. Dünyanız dört duvarla sınırlı.

Evinizin içi- balkonunuz-apartmanınızın kapısı. Busunuz. Bundan ibaretsiniz. Bu sizin cezanız ama farkında değilsiniz. Bunu yaşamak sayıyorsunuz.

Benim için yoksunuz. Bulaşmayın, yeter. Başka ihsan istemez.

Şimdi bütün o bir arada yaşamaktan tiksindiğim insanlar için Erkin Baba’dan Fesupanallah şarkısı gelsin.

Siz bu şarkıyı dinlerken ben mahallemizin güzide sakinlerinin teybin sesini sonuna kadar açarak dinlettiği "Arabada beş, evde onbeş" i dinlemek üzere evin bütün pencerelerini açmaya ve kaderime lanet okumaya gidiyorum.

Hey gidi koca dünya, gam yükü müsün?/ Söyle fani dünya söyle, dert küpü müsün?

Aah, Belkıs Özener / Handan Kara, dilinize sağlık! Arabada beş, evde onbeş nerede, siz neredesiniz? Ben de kalkmış, aynı cümle içinde kullanıyorum sizleri...



Fesupanallah

Merak ediyorum, şu kavanoz dipli dünyada Sabri Bey’in onuncu sınıf berbat bir kopyası gibi davranmayan, üç günlük ömrünü kapı ağızlarında dedikodu yaparak geçirmeyen, biraz akıldan mantıktan nasibini almış, apartman yöneticiliği tiltini aldıktan sonra küçük dağları ben yarattım edalamalarıyla dolanmayan, bir pire gördü diye yorgan yakıp bütün mahallenin dört ayaklılarını yok etme planlarına girişmeyen, dahası yüksek perdeden konuşup karşılığını aynı perdeden alınca şaşakalmayan bir apartman yöneticisi var mıdır?

Eğer var ise ben o apartmana kapağı atmak istiyorum.

Senin o dediğin yer Ütopya demeyin, o espriyi daha önce yaptılar.

Ah!

Keşke bu kadar boş, bu kadar tiksinç, bu kadar kalbi katran karası olmasanız.

Başka sözüm yok, olsa da anlamazsınız zaten. Duyargalarınız kapalı. Dünyanız dört duvarla sınırlı.

Evinizin içi- balkonunuz-apartmanınızın kapısı. Busunuz. Bundan ibaretsiniz. Bu sizin cezanız ama farkında değilsiniz. Bunu yaşamak sayıyorsunuz.

Benim için yoksunuz. Bulaşmayın, yeter. Başka ihsan istemez.

Şimdi bütün o bir arada yaşamaktan tiksindiğim insanlar için Erkin Baba’dan Fesupanallah şarkısı gelsin.

Siz bu şarkıyı dinlerken ben mahallemizin güzide sakinlerinin teybin sesini sonuna kadar açarak dinlettiği "Arabada beş, evde onbeş" i dinlemek üzere evin bütün pencerelerini açmaya ve kaderime lanet okumaya gidiyorum.

Hey gidi koca dünya, gam yükü müsün?/ Söyle fani dünya söyle, dert küpü müsün?

Aah, Belkıs Özener / Handan Kara, dilinize sağlık! Arabada beş, evde onbeş nerede, siz neredesiniz? Ben de kalkmış, aynı cümle içinde kullanıyorum sizleri...



Fesupanallah

Merak ediyorum, şu kavanoz dipli dünyada Sabri Bey’in onuncu sınıf berbat bir kopyası gibi davranmayan, üç günlük ömrünü kapı ağızlarında dedikodu yaparak geçirmeyen, biraz akıldan mantıktan nasibini almış, apartman yöneticiliği tiltini aldıktan sonra küçük dağları ben yarattım edalamalarıyla dolanmayan, bir pire gördü diye yorgan yakıp bütün mahallenin dört ayaklılarını yok etme planlarına girişmeyen, dahası yüksek perdeden konuşup karşılığını aynı perdeden alınca şaşakalmayan bir apartman yöneticisi var mıdır?

Eğer var ise ben o apartmana kapağı atmak istiyorum.

Senin o dediğin yer Ütopya demeyin, o espriyi daha önce yaptılar.

Ah!

Keşke bu kadar boş, bu kadar tiksinç, bu kadar kalbi katran karası olmasanız.

Başka sözüm yok, olsa da anlamazsınız zaten. Duyargalarınız kapalı. Dünyanız dört duvarla sınırlı.

Evinizin içi- balkonunuz-apartmanınızın kapısı. Busunuz. Bundan ibaretsiniz. Bu sizin cezanız ama farkında değilsiniz. Bunu yaşamak sayıyorsunuz.

Benim için yoksunuz. Bulaşmayın, yeter. Başka ihsan istemez.

Şimdi bütün o bir arada yaşamaktan tiksindiğim insanlar için Erkin Baba’dan Fesupanallah şarkısı gelsin.

Siz bu şarkıyı dinlerken ben mahallemizin güzide sakinlerinin teybin sesini sonuna kadar açarak dinlettiği "Arabada beş, evde onbeş" i dinlemek üzere evin bütün pencerelerini açmaya ve kaderime lanet okumaya gidiyorum.

Hey gidi koca dünya, gam yükü müsün?/ Söyle fani dünya söyle, dert küpü müsün?

Aah, Belkıs Özener / Handan Kara, dilinize sağlık! Arabada beş, evde onbeş nerede, siz neredesiniz? Ben de kalkmış, aynı cümle içinde kullanıyorum sizleri...



30 Ağustos 2007 Perşembe

Kadının Fendi, Daltonları Yendi!

Image Hosted by ImageShack.us


Fani dünyamızdan ayrılalı 6 sene olsa da 1940’larda doğan kovboy oğlu Red Kit’in maceraları, Morris’in ölümünden sonra bayrağı devralan Achdé’nin çizimleri ve Laurent Gerra’nın senaryoları sayesinde sürüyor.Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Daltonlar Evleniyor” albümü Red Kit’in babası Morris’e “sen rahat uyu, mirasın emin ellerde” mesajını veriyor ve daha da önemlisi Yalnız Kovboy’un efsanesi devam ediyor. “Daltonlar Evleniyor”, Yapı Kredi Yayınları’nın 2007 yılında yayınlamayı planladığı 6 Red Kit albümü’nün ilki. Fransa’dan sonra ilk kez Türkiye’de yayınlanan “Daltonlar Evleniyor” albümünde Red Kit’e nefretle karışık bir tutkuyla bağlı olan 4 Dalton’un başı büyük derde giriyor! Öykü, tutuldukları hapishaneden firar etmek için tünel kazan Daltonlar’ın hapishane müdürünün odasına çağrılmaları ile başlıyor. Hapishane müdürünün af kararını açıklamasını beklerken Daltonlar kötü bir haberle sarsılıyorlar: "Güzel ve soylu ülkemizin hapishanelerinde yer kalmadığından ve Dalton kardeşlerin durumları göz önüne alınarak Adalet Bakanlığı, kendilerine verilen 387 yıllık hapis cezasını değiştirmeye karar vermiştir. Beyler, iki hafta sonra asılacaksınız!" (syf:3). Daltonlar, kararın şokunu atlatmaya çalışırken hücre komşuları düzenbaz yargıç Biglard, 6 Haziran 1858'de yürürlüğe giren bir ceza maddesini hatırlatıyor: "Eğer bir kadın ıssız bir bölgede aile kurmak üzere suçlu biriyle evlenmeyi kabul ederse ölüm cezası, ömür boyu evliliğe çevrilir." (syf:5).



Daltonlar, “Denize düşen, yılana sarılır.” diyen güzide atasözünün Vahşi Batı dilindeki versiyonuna uyarak analarına mektup yazıp kendilerine evlenecek kızlar bulmasını istiyorlar. Dalton ana, ev kızı-bar kızı, yaşlı-genç, güzel-çirkin demeden bölgedeki bütün kızları oğullarına yapmaya çalışsa da Dalton Kardeşler’in kötü ünü buna engel oluyor. Hatun kişiler evlenmektense öldürülmeyi tercih edecek kadar Daltonlar’dan nefret ediyor! Yaşlı Dalton Ana en nihayetinde “Düz Kafalılar” adlı Kızılderili kabilesinin reisinin 4 kızına Daltonlar’ın izdivaç tekliflerini kabul ettirmeyi başarıyor. Ve tahmin edeceğiniz üzere şenlik böylece başlıyor! Birbirinden korkunç üç kızla dünya evine -pardon, kızılderili çadırına - giren Joe, Jack ve William’ın aksine kedi gibi dört ayağının üzerine düşen ve kabile reisinin evlatlığı olduğu için güzellik bakımından diğer kızlardan şanslı olanla yuva kuran Avarel dışındaki Daltonlar, erkekler için kurulacak Mor Çatı benzeri biri kuruluşa sığınabilecek kadar berbat durumdadırlar! Hergün karılarından dayak yiyip ev işlerine zorlanan Daltonlar’ın en azılısı Joe bile karısına gıkını çıkaramamakta ve Red Kit’in bir an önce canını alması için dualar etmektedir! İsyan bayrağını çektikleri anda Düzkafalılar’ın reisi asıl gayesini Daltonlar’a açacaktır. Yeniden haydutluğa dönmek için her şeyi yapmaya hazır dörtlü, teklife balıklama atlayacak ve maceranın ikinci bölümü başlayacaktır!



"Daltonlar Evleniyor", Red Kit'in yirmi yıllık çevirmeni Eray Canberk tarafından Türkçeye çevrilmiş. Albümde Daltonlar’ın yanı sıra sevgi kelebeği köpek Rin Tin Tin, akıllı ukela Düldül ve bütün bunlara ek olarak sinema dünyasının tanınan yüzleri arz-ı endam ediyor. Bu da albümün süprizi olsun, bakalım tanıyabilecek misiniz?


Yapı Kredi Yayınları’nın Galatasaray Lisesi’nin hemen karşısında bulunan satış mağazasında %20 indirimle 8 YTL’ye satılan diğer albümler ise:

Pony Express

Kadının Fendi, Daltonları Yendi!

Image Hosted by ImageShack.us


Fani dünyamızdan ayrılalı 6 sene olsa da 1940’larda doğan kovboy oğlu Red Kit’in maceraları, Morris’in ölümünden sonra bayrağı devralan Achdé’nin çizimleri ve Laurent Gerra’nın senaryoları sayesinde sürüyor.Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Daltonlar Evleniyor” albümü Red Kit’in babası Morris’e “sen rahat uyu, mirasın emin ellerde” mesajını veriyor ve daha da önemlisi Yalnız Kovboy’un efsanesi devam ediyor. “Daltonlar Evleniyor”, Yapı Kredi Yayınları’nın 2007 yılında yayınlamayı planladığı 6 Red Kit albümü’nün ilki. Fransa’dan sonra ilk kez Türkiye’de yayınlanan “Daltonlar Evleniyor” albümünde Red Kit’e nefretle karışık bir tutkuyla bağlı olan 4 Dalton’un başı büyük derde giriyor! Öykü, tutuldukları hapishaneden firar etmek için tünel kazan Daltonlar’ın hapishane müdürünün odasına çağrılmaları ile başlıyor. Hapishane müdürünün af kararını açıklamasını beklerken Daltonlar kötü bir haberle sarsılıyorlar: "Güzel ve soylu ülkemizin hapishanelerinde yer kalmadığından ve Dalton kardeşlerin durumları göz önüne alınarak Adalet Bakanlığı, kendilerine verilen 387 yıllık hapis cezasını değiştirmeye karar vermiştir. Beyler, iki hafta sonra asılacaksınız!" (syf:3). Daltonlar, kararın şokunu atlatmaya çalışırken hücre komşuları düzenbaz yargıç Biglard, 6 Haziran 1858'de yürürlüğe giren bir ceza maddesini hatırlatıyor: "Eğer bir kadın ıssız bir bölgede aile kurmak üzere suçlu biriyle evlenmeyi kabul ederse ölüm cezası, ömür boyu evliliğe çevrilir." (syf:5).



Daltonlar, “Denize düşen, yılana sarılır.” diyen güzide atasözünün Vahşi Batı dilindeki versiyonuna uyarak analarına mektup yazıp kendilerine evlenecek kızlar bulmasını istiyorlar. Dalton ana, ev kızı-bar kızı, yaşlı-genç, güzel-çirkin demeden bölgedeki bütün kızları oğullarına yapmaya çalışsa da Dalton Kardeşler’in kötü ünü buna engel oluyor. Hatun kişiler evlenmektense öldürülmeyi tercih edecek kadar Daltonlar’dan nefret ediyor! Yaşlı Dalton Ana en nihayetinde “Düz Kafalılar” adlı Kızılderili kabilesinin reisinin 4 kızına Daltonlar’ın izdivaç tekliflerini kabul ettirmeyi başarıyor. Ve tahmin edeceğiniz üzere şenlik böylece başlıyor! Birbirinden korkunç üç kızla dünya evine -pardon, kızılderili çadırına - giren Joe, Jack ve William’ın aksine kedi gibi dört ayağının üzerine düşen ve kabile reisinin evlatlığı olduğu için güzellik bakımından diğer kızlardan şanslı olanla yuva kuran Avarel dışındaki Daltonlar, erkekler için kurulacak Mor Çatı benzeri biri kuruluşa sığınabilecek kadar berbat durumdadırlar! Hergün karılarından dayak yiyip ev işlerine zorlanan Daltonlar’ın en azılısı Joe bile karısına gıkını çıkaramamakta ve Red Kit’in bir an önce canını alması için dualar etmektedir! İsyan bayrağını çektikleri anda Düzkafalılar’ın reisi asıl gayesini Daltonlar’a açacaktır. Yeniden haydutluğa dönmek için her şeyi yapmaya hazır dörtlü, teklife balıklama atlayacak ve maceranın ikinci bölümü başlayacaktır!



"Daltonlar Evleniyor", Red Kit'in yirmi yıllık çevirmeni Eray Canberk tarafından Türkçeye çevrilmiş. Albümde Daltonlar’ın yanı sıra sevgi kelebeği köpek Rin Tin Tin, akıllı ukela Düldül ve bütün bunlara ek olarak sinema dünyasının tanınan yüzleri arz-ı endam ediyor. Bu da albümün süprizi olsun, bakalım tanıyabilecek misiniz?


Yapı Kredi Yayınları’nın Galatasaray Lisesi’nin hemen karşısında bulunan satış mağazasında %20 indirimle 8 YTL’ye satılan diğer albümler ise:

Pony Express

Kadının Fendi, Daltonları Yendi!

Image Hosted by ImageShack.us


Fani dünyamızdan ayrılalı 6 sene olsa da 1940’larda doğan kovboy oğlu Red Kit’in maceraları, Morris’in ölümünden sonra bayrağı devralan Achdé’nin çizimleri ve Laurent Gerra’nın senaryoları sayesinde sürüyor.Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Daltonlar Evleniyor” albümü Red Kit’in babası Morris’e “sen rahat uyu, mirasın emin ellerde” mesajını veriyor ve daha da önemlisi Yalnız Kovboy’un efsanesi devam ediyor. “Daltonlar Evleniyor”, Yapı Kredi Yayınları’nın 2007 yılında yayınlamayı planladığı 6 Red Kit albümü’nün ilki. Fransa’dan sonra ilk kez Türkiye’de yayınlanan “Daltonlar Evleniyor” albümünde Red Kit’e nefretle karışık bir tutkuyla bağlı olan 4 Dalton’un başı büyük derde giriyor! Öykü, tutuldukları hapishaneden firar etmek için tünel kazan Daltonlar’ın hapishane müdürünün odasına çağrılmaları ile başlıyor. Hapishane müdürünün af kararını açıklamasını beklerken Daltonlar kötü bir haberle sarsılıyorlar: "Güzel ve soylu ülkemizin hapishanelerinde yer kalmadığından ve Dalton kardeşlerin durumları göz önüne alınarak Adalet Bakanlığı, kendilerine verilen 387 yıllık hapis cezasını değiştirmeye karar vermiştir. Beyler, iki hafta sonra asılacaksınız!" (syf:3). Daltonlar, kararın şokunu atlatmaya çalışırken hücre komşuları düzenbaz yargıç Biglard, 6 Haziran 1858'de yürürlüğe giren bir ceza maddesini hatırlatıyor: "Eğer bir kadın ıssız bir bölgede aile kurmak üzere suçlu biriyle evlenmeyi kabul ederse ölüm cezası, ömür boyu evliliğe çevrilir." (syf:5).



Daltonlar, “Denize düşen, yılana sarılır.” diyen güzide atasözünün Vahşi Batı dilindeki versiyonuna uyarak analarına mektup yazıp kendilerine evlenecek kızlar bulmasını istiyorlar. Dalton ana, ev kızı-bar kızı, yaşlı-genç, güzel-çirkin demeden bölgedeki bütün kızları oğullarına yapmaya çalışsa da Dalton Kardeşler’in kötü ünü buna engel oluyor. Hatun kişiler evlenmektense öldürülmeyi tercih edecek kadar Daltonlar’dan nefret ediyor! Yaşlı Dalton Ana en nihayetinde “Düz Kafalılar” adlı Kızılderili kabilesinin reisinin 4 kızına Daltonlar’ın izdivaç tekliflerini kabul ettirmeyi başarıyor. Ve tahmin edeceğiniz üzere şenlik böylece başlıyor! Birbirinden korkunç üç kızla dünya evine -pardon, kızılderili çadırına - giren Joe, Jack ve William’ın aksine kedi gibi dört ayağının üzerine düşen ve kabile reisinin evlatlığı olduğu için güzellik bakımından diğer kızlardan şanslı olanla yuva kuran Avarel dışındaki Daltonlar, erkekler için kurulacak Mor Çatı benzeri biri kuruluşa sığınabilecek kadar berbat durumdadırlar! Hergün karılarından dayak yiyip ev işlerine zorlanan Daltonlar’ın en azılısı Joe bile karısına gıkını çıkaramamakta ve Red Kit’in bir an önce canını alması için dualar etmektedir! İsyan bayrağını çektikleri anda Düzkafalılar’ın reisi asıl gayesini Daltonlar’a açacaktır. Yeniden haydutluğa dönmek için her şeyi yapmaya hazır dörtlü, teklife balıklama atlayacak ve maceranın ikinci bölümü başlayacaktır!



"Daltonlar Evleniyor", Red Kit'in yirmi yıllık çevirmeni Eray Canberk tarafından Türkçeye çevrilmiş. Albümde Daltonlar’ın yanı sıra sevgi kelebeği köpek Rin Tin Tin, akıllı ukela Düldül ve bütün bunlara ek olarak sinema dünyasının tanınan yüzleri arz-ı endam ediyor. Bu da albümün süprizi olsun, bakalım tanıyabilecek misiniz?


Yapı Kredi Yayınları’nın Galatasaray Lisesi’nin hemen karşısında bulunan satış mağazasında %20 indirimle 8 YTL’ye satılan diğer albümler ise:

Pony Express

26 Ağustos 2007 Pazar

Biç Kılabda Bile Çekici Olmanın Sırları*



Sessiz, sakin, çiçek ve semizotu ile dolu geçen iki günün ardından tarafımın deniz diye tutturmaları sonucunda “çocuk çok istiyor, gidelim bari” denilerek sıpsıcak bir arabaya atlanarak 1 saatlik bir yol katedildi ve soluk Çınarcık adı verilen güzide yazlık ilçede alındı. Çınarçık’ı ilk gittiğim zamanlardan beri sevimsiz ve kalabalık bulmuşumdur doğrusu. Fakat deniz banyosu alabilmek amaçlı (dinazor olduğumu vurgulamak istedim zira henüz 23 yaşındaki bir moruğun sayıklamalarına giriş paragrafı yazmaktayım) gidişimin üzerinden bacak kadarken bıraktığım kuzenimi söz meclisten dışarı eşek kadar bulmaya yetecek zaman geçti ve o günden bugüne Çınarcık çok değişmiş. Biç Kılablanmış. Bodrum’la yarışıyormuş. (hatunsal ve modasal kalite açısından)

Gözümle görmesem “abartıyorlar” derim. Ama hayır. Bir Biç Kılabda 4 saat geçirince son moda mayokinili ve bikinili hatunlar sayesinde yazın mayo kreasyonlarını yakından inceleme şansı ediniyorsun. Ben şahsen annemin eski mayosunu giyiyorum. Rahat ediyorum o mayoyla. Kulaç kulaç açıklara yüzerken sorun çıkarmıyor. Gündelik hayatımdaki fazla salaş halimi kumsalda da sürdürüyorum yani. Ama uzandığım şezlongumdan dikizlediğim kadarıyla bu sene kahverengi tonlarındaki mayokiniler ve yüzdükten sonra hemencik giyiliveren bol, tülümsü pantolonumsu parçalar moda. Mayoların askılarında büyük tokalar kullanılmış. Çok alacalı renkler yok, ağırlık kahverengi tonları ve beyaz. Erkeklerde ise slip modası tamamen kaybolmuş, onun yerini baksırlar almış. Ama baksırların boyu eskisi gibi kısa değil, dizüstü. Hawaian şortlar, yanık vücut ve olmazsa olmaz altın zincir. O göbekler nerelerde taşlaştırılıyor, o kıllar nerede epile ediliyor, ey ulu tanrım benden esirgediğin manikür yaptırma içgüdüsünü elin adamına ne diye verirsin anlamak mümkün değil. Hatun kısmısının saçlarının rengi ağırlıklı olarak sarı. Buğday ve esmer tonlardaki ülkem insanının arasına karışan tek tük açık renk tenli/ saçlı insanlar eskiden yabancı sanılırdı. Şimdi herkes sarıya boyandığından siyah saçlar ve eski model mayosuyla dolanan ben biraz garipsendim. “Korkmayın, ısırmam, kujum!”

“Ay afedersiniz saçınız boya mı?”

“Hayır.”

“A,aa… Boya gibi.”

“Değil.”

“Aa, valla boya sandım. Ne güzel, güneşte kızıl dalga var gibi duruyor.”

“Değil üleyyyn boyaaaa.”

Denize girilen yer Biç Kılab olunca çalınan müzik de “yaz şarkısı” tabir edilen cinsten oluyor. Müzik hususunda da diğer pek çok konuda olduğu gibi eskici olduğumu bilen biliyor. Ama bugün ilk kez dinlediğim bir şarkının sözlerini aklımda tutarak eve gelince arayıp bulma başarısını gösterdim: Murat Boz- Aşık Olamam Ben.

Kimini dudağından
Kimini gözünden
Kimini düşündüren zeki sözünden
Kimini uzun bacak bacaklarından

Kimini göbeğinden
Kimini sesinden
Kimini nefesinden
Kimini serin bakış bakışlarından

Beğenirim hepsini severim ayıramam
Seçemedim hiçbirinden vazgeçmedim
Of aman!
Ooof

Öyle ki gün sonunda Demet Akalın’ın sesini beğenir, Serdar Ortaç’ı sever bulmuştum kendimi. Güneş yağı çarptı diyeceğim ama benimki buram buram kokanlardan değil, parfümsüz kremsilerden. O bile falso.

Sonuçta anladım ki ben daha yirmiüç yaşında demode olmuş, moda dışı kalmış, ancak sevdiği müzisyenlerin konserlerinde danseden (o da ancak hafif yollu kafayı bulunca), düğünlerde twist yapmaktan hazeden gıcık bir kadın olmuşum. Hem de saçlarım doğalından siyah, bu dünyada hiç yerim yok.

Tam teçhizatlı uyuz Biç muhabiriniz Ezgi güneş yanıklarıyla uzandığı koltuktan bildirdi ve gülerken çekilmiş, imzalı bir fotoğrafı için Romain Duris'e nasıl ulaşabileceğini düşünmeye başladı.

* Bi nevi sitil yazısı başlığı

Biç Kılabda Bile Çekici Olmanın Sırları*



Sessiz, sakin, çiçek ve semizotu ile dolu geçen iki günün ardından tarafımın deniz diye tutturmaları sonucunda “çocuk çok istiyor, gidelim bari” denilerek sıpsıcak bir arabaya atlanarak 1 saatlik bir yol katedildi ve soluk Çınarcık adı verilen güzide yazlık ilçede alındı. Çınarçık’ı ilk gittiğim zamanlardan beri sevimsiz ve kalabalık bulmuşumdur doğrusu. Fakat deniz banyosu alabilmek amaçlı (dinazor olduğumu vurgulamak istedim zira henüz 23 yaşındaki bir moruğun sayıklamalarına giriş paragrafı yazmaktayım) gidişimin üzerinden bacak kadarken bıraktığım kuzenimi söz meclisten dışarı eşek kadar bulmaya yetecek zaman geçti ve o günden bugüne Çınarcık çok değişmiş. Biç Kılablanmış. Bodrum’la yarışıyormuş. (hatunsal ve modasal kalite açısından)

Gözümle görmesem “abartıyorlar” derim. Ama hayır. Bir Biç Kılabda 4 saat geçirince son moda mayokinili ve bikinili hatunlar sayesinde yazın mayo kreasyonlarını yakından inceleme şansı ediniyorsun. Ben şahsen annemin eski mayosunu giyiyorum. Rahat ediyorum o mayoyla. Kulaç kulaç açıklara yüzerken sorun çıkarmıyor. Gündelik hayatımdaki fazla salaş halimi kumsalda da sürdürüyorum yani. Ama uzandığım şezlongumdan dikizlediğim kadarıyla bu sene kahverengi tonlarındaki mayokiniler ve yüzdükten sonra hemencik giyiliveren bol, tülümsü pantolonumsu parçalar moda. Mayoların askılarında büyük tokalar kullanılmış. Çok alacalı renkler yok, ağırlık kahverengi tonları ve beyaz. Erkeklerde ise slip modası tamamen kaybolmuş, onun yerini baksırlar almış. Ama baksırların boyu eskisi gibi kısa değil, dizüstü. Hawaian şortlar, yanık vücut ve olmazsa olmaz altın zincir. O göbekler nerelerde taşlaştırılıyor, o kıllar nerede epile ediliyor, ey ulu tanrım benden esirgediğin manikür yaptırma içgüdüsünü elin adamına ne diye verirsin anlamak mümkün değil. Hatun kısmısının saçlarının rengi ağırlıklı olarak sarı. Buğday ve esmer tonlardaki ülkem insanının arasına karışan tek tük açık renk tenli/ saçlı insanlar eskiden yabancı sanılırdı. Şimdi herkes sarıya boyandığından siyah saçlar ve eski model mayosuyla dolanan ben biraz garipsendim. “Korkmayın, ısırmam, kujum!”

“Ay afedersiniz saçınız boya mı?”

“Hayır.”

“A,aa… Boya gibi.”

“Değil.”

“Aa, valla boya sandım. Ne güzel, güneşte kızıl dalga var gibi duruyor.”

“Değil üleyyyn boyaaaa.”

Denize girilen yer Biç Kılab olunca çalınan müzik de “yaz şarkısı” tabir edilen cinsten oluyor. Müzik hususunda da diğer pek çok konuda olduğu gibi eskici olduğumu bilen biliyor. Ama bugün ilk kez dinlediğim bir şarkının sözlerini aklımda tutarak eve gelince arayıp bulma başarısını gösterdim: Murat Boz- Aşık Olamam Ben.

Kimini dudağından
Kimini gözünden
Kimini düşündüren zeki sözünden
Kimini uzun bacak bacaklarından

Kimini göbeğinden
Kimini sesinden
Kimini nefesinden
Kimini serin bakış bakışlarından

Beğenirim hepsini severim ayıramam
Seçemedim hiçbirinden vazgeçmedim
Of aman!
Ooof

Öyle ki gün sonunda Demet Akalın’ın sesini beğenir, Serdar Ortaç’ı sever bulmuştum kendimi. Güneş yağı çarptı diyeceğim ama benimki buram buram kokanlardan değil, parfümsüz kremsilerden. O bile falso.

Sonuçta anladım ki ben daha yirmiüç yaşında demode olmuş, moda dışı kalmış, ancak sevdiği müzisyenlerin konserlerinde danseden (o da ancak hafif yollu kafayı bulunca), düğünlerde twist yapmaktan hazeden gıcık bir kadın olmuşum. Hem de saçlarım doğalından siyah, bu dünyada hiç yerim yok.

Tam teçhizatlı uyuz Biç muhabiriniz Ezgi güneş yanıklarıyla uzandığı koltuktan bildirdi ve gülerken çekilmiş, imzalı bir fotoğrafı için Romain Duris'e nasıl ulaşabileceğini düşünmeye başladı.

* Bi nevi sitil yazısı başlığı

Biç Kılabda Bile Çekici Olmanın Sırları*



Sessiz, sakin, çiçek ve semizotu ile dolu geçen iki günün ardından tarafımın deniz diye tutturmaları sonucunda “çocuk çok istiyor, gidelim bari” denilerek sıpsıcak bir arabaya atlanarak 1 saatlik bir yol katedildi ve soluk Çınarcık adı verilen güzide yazlık ilçede alındı. Çınarçık’ı ilk gittiğim zamanlardan beri sevimsiz ve kalabalık bulmuşumdur doğrusu. Fakat deniz banyosu alabilmek amaçlı (dinazor olduğumu vurgulamak istedim zira henüz 23 yaşındaki bir moruğun sayıklamalarına giriş paragrafı yazmaktayım) gidişimin üzerinden bacak kadarken bıraktığım kuzenimi söz meclisten dışarı eşek kadar bulmaya yetecek zaman geçti ve o günden bugüne Çınarcık çok değişmiş. Biç Kılablanmış. Bodrum’la yarışıyormuş. (hatunsal ve modasal kalite açısından)

Gözümle görmesem “abartıyorlar” derim. Ama hayır. Bir Biç Kılabda 4 saat geçirince son moda mayokinili ve bikinili hatunlar sayesinde yazın mayo kreasyonlarını yakından inceleme şansı ediniyorsun. Ben şahsen annemin eski mayosunu giyiyorum. Rahat ediyorum o mayoyla. Kulaç kulaç açıklara yüzerken sorun çıkarmıyor. Gündelik hayatımdaki fazla salaş halimi kumsalda da sürdürüyorum yani. Ama uzandığım şezlongumdan dikizlediğim kadarıyla bu sene kahverengi tonlarındaki mayokiniler ve yüzdükten sonra hemencik giyiliveren bol, tülümsü pantolonumsu parçalar moda. Mayoların askılarında büyük tokalar kullanılmış. Çok alacalı renkler yok, ağırlık kahverengi tonları ve beyaz. Erkeklerde ise slip modası tamamen kaybolmuş, onun yerini baksırlar almış. Ama baksırların boyu eskisi gibi kısa değil, dizüstü. Hawaian şortlar, yanık vücut ve olmazsa olmaz altın zincir. O göbekler nerelerde taşlaştırılıyor, o kıllar nerede epile ediliyor, ey ulu tanrım benden esirgediğin manikür yaptırma içgüdüsünü elin adamına ne diye verirsin anlamak mümkün değil. Hatun kısmısının saçlarının rengi ağırlıklı olarak sarı. Buğday ve esmer tonlardaki ülkem insanının arasına karışan tek tük açık renk tenli/ saçlı insanlar eskiden yabancı sanılırdı. Şimdi herkes sarıya boyandığından siyah saçlar ve eski model mayosuyla dolanan ben biraz garipsendim. “Korkmayın, ısırmam, kujum!”

“Ay afedersiniz saçınız boya mı?”

“Hayır.”

“A,aa… Boya gibi.”

“Değil.”

“Aa, valla boya sandım. Ne güzel, güneşte kızıl dalga var gibi duruyor.”

“Değil üleyyyn boyaaaa.”

Denize girilen yer Biç Kılab olunca çalınan müzik de “yaz şarkısı” tabir edilen cinsten oluyor. Müzik hususunda da diğer pek çok konuda olduğu gibi eskici olduğumu bilen biliyor. Ama bugün ilk kez dinlediğim bir şarkının sözlerini aklımda tutarak eve gelince arayıp bulma başarısını gösterdim: Murat Boz- Aşık Olamam Ben.

Kimini dudağından
Kimini gözünden
Kimini düşündüren zeki sözünden
Kimini uzun bacak bacaklarından

Kimini göbeğinden
Kimini sesinden
Kimini nefesinden
Kimini serin bakış bakışlarından

Beğenirim hepsini severim ayıramam
Seçemedim hiçbirinden vazgeçmedim
Of aman!
Ooof

Öyle ki gün sonunda Demet Akalın’ın sesini beğenir, Serdar Ortaç’ı sever bulmuştum kendimi. Güneş yağı çarptı diyeceğim ama benimki buram buram kokanlardan değil, parfümsüz kremsilerden. O bile falso.

Sonuçta anladım ki ben daha yirmiüç yaşında demode olmuş, moda dışı kalmış, ancak sevdiği müzisyenlerin konserlerinde danseden (o da ancak hafif yollu kafayı bulunca), düğünlerde twist yapmaktan hazeden gıcık bir kadın olmuşum. Hem de saçlarım doğalından siyah, bu dünyada hiç yerim yok.

Tam teçhizatlı uyuz Biç muhabiriniz Ezgi güneş yanıklarıyla uzandığı koltuktan bildirdi ve gülerken çekilmiş, imzalı bir fotoğrafı için Romain Duris'e nasıl ulaşabileceğini düşünmeye başladı.

* Bi nevi sitil yazısı başlığı

23 Ağustos 2007 Perşembe

BARIŞAROCK 5 YAŞINDA!




2007 Karşı Festival

24-26 Ağustos 2007 - Sarıyer Mehmet Akif Piknik Alanı

ÜCRETSİZ…

BARIŞAROCK 5 YAŞINDA!

2003'te müziğimizi küreselleşmenin halkla ilişkiler etkinliği haline getirmeye çalışan bir çokuluslu şirkete karşı başlattığımız karşı festivalimiz, 5. senesine kendi gündemini ve kendi geleneğini yaratmış, Türkiye'nin en büyük müzik festivali ve en önemli barış eylemlerinden biri olarak giriyor. Barışarock, dünyanın haline bakıp yükselttiğimiz "acil barış" çığlığı ile müziğin umudunu buluşturuyor.

DÜNYA SAVAŞLARLA KAN AĞLIYOR.

2007'de de temel meselemiz Barış! İnsanlık, 20. yüzyılın kanlı mirasını 21. yüzyıla taşıdı. Dünyanın dört bir yanında yanan savaş ateşleri milyonlarca insanın yokolmasına yol açarken, dünya yoksulluk, tecavüz, kan ve acı denizinin içinde büyük acılarla kıvranıyor. Savaş, insanlığın en büyük felaketi. Ve savaşmak bir kadermiş gibi yutturulmaya çalışılıyor. Savaş çığırtkanları susmak, doymak nedir, bilmiyorlar. Oysa savaş çılgınlıktır. dünyanın evimiz, insanlığın ailemiz olduğunu görememektir. Savaş insanlığın intiharıdır.

BarışaRock olarak, savaşsız bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden uluslar arası savaş karşıtı hareketin bir parçasıyız.

HEPİMİZ FARKLI, HEPİMİZ EŞİTİZ!

Irkçılık dünyanın her yerinde kullanılan bir hipnoz yöntemi. Hem uyutuyor hem güdülüyor, böylelikle kışkırtıyor, saldırtıyor. "Benim kanım seninkinden üstün" demek nasıl bir saçmalıktır, anlamakta zorlanıyoruz. "Bir bebekten bir katil yaratan" sistemin ırkçılıktan beslendiğini biliyoruz. Irkçıların "biz kahraman, asil, büyük ve güçlüyüz; diğerleri korkak, zayıf, hain, kalleş ve aşağılıktır." diyerek kana boyadıkları dünyamızın yaşanılır bir yer olması için, ırkçılığın yer yüzünden silinmesi gerektiğini düşünüyoruz.

BarışaRock olarak, ırkçılığa karşı, bütün dünyanın kardeşliğinden yanayız.

BAŞKA BİR ENERJİ MÜMKÜN!

Kesinlikle farkındayız! Giderek tükenen bir enerji kaynağı olmasına rağmen petrol, milyonlarca insanın kanını döken pis bir savaşın gerekçesi; diğer yandan da dünyayı yaşanmaz hale getiren küresel ısınmanın temel nedenidir. Başta petrol olmak üzere bütün fosil yakıtların denetlen(e)meyen tüketimi, insan neslini tehdit ediyor. Azalan petrol kaynakları hem savaşların sebebi olurken, petrol tüketimiyle salınan karbondioksit, yarattığı "sera gazı etkisiyle" atmosferimizi bir tür fırın haline getiriyor. Eğer bir an önce petrole dayalı enerji kullanımını azaltmaz ve yeni çevre dostu enerji kaynaklarına yönelmezsek gezegenimizi yeni bir felaketin beklediğini biliyoruz.

BarışaRock olarak, Türkiye'nin Kyoto sözleşmesini bir an önce imzalamasını savunuyoruz.

BAŞKA BİR DÜNYANIN ŞARKILARI

BarışaRock, şarkılarımızın barış için yanyana gelmesi, sesimizin güçlenmesi. notalarımızın kanatlanması. BarışaRock, başka bir dünya ve başka bir eğlencenin kapısını aralayan festival. BarışaRock, müzik endüstrisine karşı kalbimizin sesi. Yola çıkarken "rock gücünü samimiyetinden alır" demiştik. 5 yıl sonra müziğin piyasalaştırılarak, içi boşaltılarak, ehlileştirilerek işgal edilmesine BarışaRock eylemcesiyle direniyoruz.

BARIŞAROCK, KARŞI FESTİVAL!

"Başka bir dünya mümkün" diye yola çıkan Barışarock; savaşa karşı barışı, ırkçılığa karşı kardeşliği, ekolojik felakete karşı çevreyi savunuyor. 2007 Barışarock festivali bu üç konuyu temel derdi ediniyor.

Konser ve diğer etkinlik programlarını öğrenmek için Barışarock'ın websitesine tıklayabilirsiniz.

BARIŞAROCK 5 YAŞINDA!




2007 Karşı Festival

24-26 Ağustos 2007 - Sarıyer Mehmet Akif Piknik Alanı

ÜCRETSİZ…

BARIŞAROCK 5 YAŞINDA!

2003'te müziğimizi küreselleşmenin halkla ilişkiler etkinliği haline getirmeye çalışan bir çokuluslu şirkete karşı başlattığımız karşı festivalimiz, 5. senesine kendi gündemini ve kendi geleneğini yaratmış, Türkiye'nin en büyük müzik festivali ve en önemli barış eylemlerinden biri olarak giriyor. Barışarock, dünyanın haline bakıp yükselttiğimiz "acil barış" çığlığı ile müziğin umudunu buluşturuyor.

DÜNYA SAVAŞLARLA KAN AĞLIYOR.

2007'de de temel meselemiz Barış! İnsanlık, 20. yüzyılın kanlı mirasını 21. yüzyıla taşıdı. Dünyanın dört bir yanında yanan savaş ateşleri milyonlarca insanın yokolmasına yol açarken, dünya yoksulluk, tecavüz, kan ve acı denizinin içinde büyük acılarla kıvranıyor. Savaş, insanlığın en büyük felaketi. Ve savaşmak bir kadermiş gibi yutturulmaya çalışılıyor. Savaş çığırtkanları susmak, doymak nedir, bilmiyorlar. Oysa savaş çılgınlıktır. dünyanın evimiz, insanlığın ailemiz olduğunu görememektir. Savaş insanlığın intiharıdır.

BarışaRock olarak, savaşsız bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden uluslar arası savaş karşıtı hareketin bir parçasıyız.

HEPİMİZ FARKLI, HEPİMİZ EŞİTİZ!

Irkçılık dünyanın her yerinde kullanılan bir hipnoz yöntemi. Hem uyutuyor hem güdülüyor, böylelikle kışkırtıyor, saldırtıyor. "Benim kanım seninkinden üstün" demek nasıl bir saçmalıktır, anlamakta zorlanıyoruz. "Bir bebekten bir katil yaratan" sistemin ırkçılıktan beslendiğini biliyoruz. Irkçıların "biz kahraman, asil, büyük ve güçlüyüz; diğerleri korkak, zayıf, hain, kalleş ve aşağılıktır." diyerek kana boyadıkları dünyamızın yaşanılır bir yer olması için, ırkçılığın yer yüzünden silinmesi gerektiğini düşünüyoruz.

BarışaRock olarak, ırkçılığa karşı, bütün dünyanın kardeşliğinden yanayız.

BAŞKA BİR ENERJİ MÜMKÜN!

Kesinlikle farkındayız! Giderek tükenen bir enerji kaynağı olmasına rağmen petrol, milyonlarca insanın kanını döken pis bir savaşın gerekçesi; diğer yandan da dünyayı yaşanmaz hale getiren küresel ısınmanın temel nedenidir. Başta petrol olmak üzere bütün fosil yakıtların denetlen(e)meyen tüketimi, insan neslini tehdit ediyor. Azalan petrol kaynakları hem savaşların sebebi olurken, petrol tüketimiyle salınan karbondioksit, yarattığı "sera gazı etkisiyle" atmosferimizi bir tür fırın haline getiriyor. Eğer bir an önce petrole dayalı enerji kullanımını azaltmaz ve yeni çevre dostu enerji kaynaklarına yönelmezsek gezegenimizi yeni bir felaketin beklediğini biliyoruz.

BarışaRock olarak, Türkiye'nin Kyoto sözleşmesini bir an önce imzalamasını savunuyoruz.

BAŞKA BİR DÜNYANIN ŞARKILARI

BarışaRock, şarkılarımızın barış için yanyana gelmesi, sesimizin güçlenmesi. notalarımızın kanatlanması. BarışaRock, başka bir dünya ve başka bir eğlencenin kapısını aralayan festival. BarışaRock, müzik endüstrisine karşı kalbimizin sesi. Yola çıkarken "rock gücünü samimiyetinden alır" demiştik. 5 yıl sonra müziğin piyasalaştırılarak, içi boşaltılarak, ehlileştirilerek işgal edilmesine BarışaRock eylemcesiyle direniyoruz.

BARIŞAROCK, KARŞI FESTİVAL!

"Başka bir dünya mümkün" diye yola çıkan Barışarock; savaşa karşı barışı, ırkçılığa karşı kardeşliği, ekolojik felakete karşı çevreyi savunuyor. 2007 Barışarock festivali bu üç konuyu temel derdi ediniyor.

Konser ve diğer etkinlik programlarını öğrenmek için Barışarock'ın websitesine tıklayabilirsiniz.

BARIŞAROCK 5 YAŞINDA!




2007 Karşı Festival

24-26 Ağustos 2007 - Sarıyer Mehmet Akif Piknik Alanı

ÜCRETSİZ…

BARIŞAROCK 5 YAŞINDA!

2003'te müziğimizi küreselleşmenin halkla ilişkiler etkinliği haline getirmeye çalışan bir çokuluslu şirkete karşı başlattığımız karşı festivalimiz, 5. senesine kendi gündemini ve kendi geleneğini yaratmış, Türkiye'nin en büyük müzik festivali ve en önemli barış eylemlerinden biri olarak giriyor. Barışarock, dünyanın haline bakıp yükselttiğimiz "acil barış" çığlığı ile müziğin umudunu buluşturuyor.

DÜNYA SAVAŞLARLA KAN AĞLIYOR.

2007'de de temel meselemiz Barış! İnsanlık, 20. yüzyılın kanlı mirasını 21. yüzyıla taşıdı. Dünyanın dört bir yanında yanan savaş ateşleri milyonlarca insanın yokolmasına yol açarken, dünya yoksulluk, tecavüz, kan ve acı denizinin içinde büyük acılarla kıvranıyor. Savaş, insanlığın en büyük felaketi. Ve savaşmak bir kadermiş gibi yutturulmaya çalışılıyor. Savaş çığırtkanları susmak, doymak nedir, bilmiyorlar. Oysa savaş çılgınlıktır. dünyanın evimiz, insanlığın ailemiz olduğunu görememektir. Savaş insanlığın intiharıdır.

BarışaRock olarak, savaşsız bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden uluslar arası savaş karşıtı hareketin bir parçasıyız.

HEPİMİZ FARKLI, HEPİMİZ EŞİTİZ!

Irkçılık dünyanın her yerinde kullanılan bir hipnoz yöntemi. Hem uyutuyor hem güdülüyor, böylelikle kışkırtıyor, saldırtıyor. "Benim kanım seninkinden üstün" demek nasıl bir saçmalıktır, anlamakta zorlanıyoruz. "Bir bebekten bir katil yaratan" sistemin ırkçılıktan beslendiğini biliyoruz. Irkçıların "biz kahraman, asil, büyük ve güçlüyüz; diğerleri korkak, zayıf, hain, kalleş ve aşağılıktır." diyerek kana boyadıkları dünyamızın yaşanılır bir yer olması için, ırkçılığın yer yüzünden silinmesi gerektiğini düşünüyoruz.

BarışaRock olarak, ırkçılığa karşı, bütün dünyanın kardeşliğinden yanayız.

BAŞKA BİR ENERJİ MÜMKÜN!

Kesinlikle farkındayız! Giderek tükenen bir enerji kaynağı olmasına rağmen petrol, milyonlarca insanın kanını döken pis bir savaşın gerekçesi; diğer yandan da dünyayı yaşanmaz hale getiren küresel ısınmanın temel nedenidir. Başta petrol olmak üzere bütün fosil yakıtların denetlen(e)meyen tüketimi, insan neslini tehdit ediyor. Azalan petrol kaynakları hem savaşların sebebi olurken, petrol tüketimiyle salınan karbondioksit, yarattığı "sera gazı etkisiyle" atmosferimizi bir tür fırın haline getiriyor. Eğer bir an önce petrole dayalı enerji kullanımını azaltmaz ve yeni çevre dostu enerji kaynaklarına yönelmezsek gezegenimizi yeni bir felaketin beklediğini biliyoruz.

BarışaRock olarak, Türkiye'nin Kyoto sözleşmesini bir an önce imzalamasını savunuyoruz.

BAŞKA BİR DÜNYANIN ŞARKILARI

BarışaRock, şarkılarımızın barış için yanyana gelmesi, sesimizin güçlenmesi. notalarımızın kanatlanması. BarışaRock, başka bir dünya ve başka bir eğlencenin kapısını aralayan festival. BarışaRock, müzik endüstrisine karşı kalbimizin sesi. Yola çıkarken "rock gücünü samimiyetinden alır" demiştik. 5 yıl sonra müziğin piyasalaştırılarak, içi boşaltılarak, ehlileştirilerek işgal edilmesine BarışaRock eylemcesiyle direniyoruz.

BARIŞAROCK, KARŞI FESTİVAL!

"Başka bir dünya mümkün" diye yola çıkan Barışarock; savaşa karşı barışı, ırkçılığa karşı kardeşliği, ekolojik felakete karşı çevreyi savunuyor. 2007 Barışarock festivali bu üç konuyu temel derdi ediniyor.

Konser ve diğer etkinlik programlarını öğrenmek için Barışarock'ın websitesine tıklayabilirsiniz.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons