18 Ağustos 2006 Cuma

Panait Istrati-Minka Abla

Dediklerine bakılırsa bir zamanlar Sereth'in de tıpkı bizler gibi bir ruhu, hem de ateşli bir ruhu varmış. Bukovin'den yola çıkıp geçtiği yerlerden birinde güzel ve genç bir kızın gönlünü çelen kendini beğenmiş Sereth , Bistristsa adındaki bu güzel kızı kollarına alıp yeryüzünün en güzel şeyleri olan ama yavuklusunun karşısında saygıyla eğilecek portakal ve nar bahçelerini göstermek üzere Karadeniz'e, ordan da çok daha uzaklara götürmeye karar vermiş.



Bu tasarıyla kendinden geçen, aklı başından giden Bistristsa sevgilisinin önerisini kabul etmiş, koşup elini tutmuş, birlikte bizim oralara dek gelmişler ama Tuna ansızın karşılarına dikilip "Hey, durun bakalım!" diye bağırmış, "Yalnız yollar kesişebilir, akarsular değil! Hem küçük bir ırmak koskoca bir nehrin ortasından asla ve kat'a geçemez."



Ve Tuna böyle dedikten sonra bizimkilerin yolunu kesmiş. Bu işe sinirlenen Sereth, başlamış yatağını genişletmeye. Yavuklusunu altın sarısı meyve bahçelerinin eteklerini yalayan denize ulaştırma sevdasıyla kazdıkça kazmış, Tuna'nın genişliğine erişmiş, hatta geçmiş bile.



Ancak yarış pek orantısız, yaşlı nehrin boyu bizim sevdalılarınkinden çok çok fazla uzunmuş. Sereth ve Bistristsa el ele vermelerine karşın yenilmişler.Tuna ikisini de yedeğine alıp götürmüş. Bununla birlikte Irmakağzı halkı, yani bizler, onların bu tutkulu direnişi sonrasında dünyanın en verimli toprağına sahip olmuşuz, çünkü Sereth ve Bistristsa önüne çıkan herşeyi silip süpüren şu suratsız Tuna'ya teslim olmadan önce işte burada sevişmişler doyasıya."



Panait İstrati-Minka Abla

Panait Istrati-Minka Abla

Dediklerine bakılırsa bir zamanlar Sereth'in de tıpkı bizler gibi bir ruhu, hem de ateşli bir ruhu varmış. Bukovin'den yola çıkıp geçtiği yerlerden birinde güzel ve genç bir kızın gönlünü çelen kendini beğenmiş Sereth , Bistristsa adındaki bu güzel kızı kollarına alıp yeryüzünün en güzel şeyleri olan ama yavuklusunun karşısında saygıyla eğilecek portakal ve nar bahçelerini göstermek üzere Karadeniz'e, ordan da çok daha uzaklara götürmeye karar vermiş.



Bu tasarıyla kendinden geçen, aklı başından giden Bistristsa sevgilisinin önerisini kabul etmiş, koşup elini tutmuş, birlikte bizim oralara dek gelmişler ama Tuna ansızın karşılarına dikilip "Hey, durun bakalım!" diye bağırmış, "Yalnız yollar kesişebilir, akarsular değil! Hem küçük bir ırmak koskoca bir nehrin ortasından asla ve kat'a geçemez."



Ve Tuna böyle dedikten sonra bizimkilerin yolunu kesmiş. Bu işe sinirlenen Sereth, başlamış yatağını genişletmeye. Yavuklusunu altın sarısı meyve bahçelerinin eteklerini yalayan denize ulaştırma sevdasıyla kazdıkça kazmış, Tuna'nın genişliğine erişmiş, hatta geçmiş bile.



Ancak yarış pek orantısız, yaşlı nehrin boyu bizim sevdalılarınkinden çok çok fazla uzunmuş. Sereth ve Bistristsa el ele vermelerine karşın yenilmişler.Tuna ikisini de yedeğine alıp götürmüş. Bununla birlikte Irmakağzı halkı, yani bizler, onların bu tutkulu direnişi sonrasında dünyanın en verimli toprağına sahip olmuşuz, çünkü Sereth ve Bistristsa önüne çıkan herşeyi silip süpüren şu suratsız Tuna'ya teslim olmadan önce işte burada sevişmişler doyasıya."



Panait İstrati-Minka Abla

Panait Istrati-Minka Abla

Dediklerine bakılırsa bir zamanlar Sereth'in de tıpkı bizler gibi bir ruhu, hem de ateşli bir ruhu varmış. Bukovin'den yola çıkıp geçtiği yerlerden birinde güzel ve genç bir kızın gönlünü çelen kendini beğenmiş Sereth , Bistristsa adındaki bu güzel kızı kollarına alıp yeryüzünün en güzel şeyleri olan ama yavuklusunun karşısında saygıyla eğilecek portakal ve nar bahçelerini göstermek üzere Karadeniz'e, ordan da çok daha uzaklara götürmeye karar vermiş.



Bu tasarıyla kendinden geçen, aklı başından giden Bistristsa sevgilisinin önerisini kabul etmiş, koşup elini tutmuş, birlikte bizim oralara dek gelmişler ama Tuna ansızın karşılarına dikilip "Hey, durun bakalım!" diye bağırmış, "Yalnız yollar kesişebilir, akarsular değil! Hem küçük bir ırmak koskoca bir nehrin ortasından asla ve kat'a geçemez."



Ve Tuna böyle dedikten sonra bizimkilerin yolunu kesmiş. Bu işe sinirlenen Sereth, başlamış yatağını genişletmeye. Yavuklusunu altın sarısı meyve bahçelerinin eteklerini yalayan denize ulaştırma sevdasıyla kazdıkça kazmış, Tuna'nın genişliğine erişmiş, hatta geçmiş bile.



Ancak yarış pek orantısız, yaşlı nehrin boyu bizim sevdalılarınkinden çok çok fazla uzunmuş. Sereth ve Bistristsa el ele vermelerine karşın yenilmişler.Tuna ikisini de yedeğine alıp götürmüş. Bununla birlikte Irmakağzı halkı, yani bizler, onların bu tutkulu direnişi sonrasında dünyanın en verimli toprağına sahip olmuşuz, çünkü Sereth ve Bistristsa önüne çıkan herşeyi silip süpüren şu suratsız Tuna'ya teslim olmadan önce işte burada sevişmişler doyasıya."



Panait İstrati-Minka Abla

16 Ağustos 2006 Çarşamba

Paris Seks Yapmamaya Ne Kadar Dayanabilir?

Haber Hürriyet gazetesi'nden.



http://www.hurriyet.com.tr/dunya/4930031.asp?m=1&gid=69&srid=3047&oid=3



Haberden daha ziyade benim ilgilendiğim nokta habere yazılmış olan yorumlar. Paris sanki yan komşunun kızı, kimse 3 günden fazla dayanabileceğine ihtimal vermiyor! Böyle çılgın bir kadın nasıl sevişmeden yaşar? Magazini içselleştirmek bu olsa gerek. Hani su sosyal psikolojideki "benzerlik" mevzusu gibi diyerek entel-kuntel tavrımı da koyayım ortaya...


Aynı tepki Britniy Spirs da da vuku bulmuştu. Kimse bu yavrucağın bakire olabileceğine ihtimal vermedi. Hatun hamile kaldı, yıldızı da söndü ne hikmetse. Sonradan bebeğini kafa üstü düşürdü de yeniden bir parlar gibi oldu!



Ben bu arada katiyen magazin programı seyretmiyorum. Zaten bu yazı da Türkiye'nin ekonomik koncüktördeki yerini itinayla okurken gözüme çarptı.Kamuran Akkor dinleyip portakal reçeli yaptığım, tarçın çubuğunu fazla kaçırıp reçeli mahvettiğim de yalan.




*Ne baktın canım?



*Kötü Kedi Şerafettin, Album no:4

13 Ağustos 2006 Pazar

You will never walk alone-blue is the colour, football is the game maçı

Zorla dışarıya çıkarılma çabalarına inat:



Chelsea-Liverpool maçı seyredilecek...



17.30



Hardallı patates salatam ve de dark biram, içine ince bi dilim limonumla...


Pazar günlerini hiç sevmem...


Maç notlarım:


Sondan başa gidelim: Yapılır mı? "You will never walk alone" Liverpool(livırpul okunur) "Blue is the colour, football is the game" Chelsea'yı (çelsi okunur) yenmesin mi? Hadi kırmızılılar, yok yok mavililer derken Liverpool kazanıvermesin mi 2-1? Almasinlar mi İngiltere Süper Kupası'nı (Community Shield)? 70. dakika'da uyuyakalındığından Züreyfa'nın golü kaçırılmasın mı?İki ideal takımım aynı sahada kapışırsa kafam karışır elbet... Bir yandan derin hüzünlere garkoldum, öte yandan marş dinleyip bir de eşlik ediyorum: walk on, walk on/with hope in your heart/and you'll never walk alone/you'll never, walk alone...



Nerde kalmıştık...blue is the colour, football is the game/we're all together and winning is our aim/so cheer us on through the sun and rain/ cos chelsea, chelsea is our name...


Ehöm, pardon...Maç notları'nda:



Spiker'den inciler:



-Hakemin çalan düdüğü var.(yapma yahu? ben de pozisyonlara nasıl müdahale ediyor bu adam diye meraklanıyordum.)



- Özel bir bilgi sayın seyirciler-bu noktada bahsi geçen oyuncunun cinsel tercihi vs. geliyor insanın aklına ister istemez- sarhoş araba kullanmasından dolayı hapis yattı.- tüh yahu, bari "rezil, kriminal herif diye beddua edelim de bu cok mühim özel bilgi boşa gitmesin-


-Chelsea şu anda oyunu kendi yarı sahasına kabul ediyor. (ortasaha otel resepsiyonu, chelsea de resepsiyonist, oyun da işte müşteri. müşteri otele kabul ediliyor. nasıl bir maç anlatımı?)

-Bakın burdan izleyelim , daha iyi görüyoruz. -peki efem, siz nasıl isterseniz...-


-Önünü kapadılar ama o vurdu yine de...-shevcenko icin, yorumsuz-


-Peter Crouch, lakabı züreyfa, gol atınca robot dansı yapar, çocukken chelsea taraftarıymış, 10 yaşında top toplayıcı olarak başlamış futbol hayatına...- ayrıntılı bilgi göz çıkarmaz-


- O topu yakalaması için bi Crouch daha lazım bu Crouch'un üzerine! - en yaratıcı cümlelerden biri-


-Crouch'un futboluna engel olunabiliyor ama boyuna asla...- crouch cok cekti bu akşam çook-


-Essien öyle bir geldi ki...- uykumun arasında "nasıl" diye zıplatan cümle-


- Çok iyi bir vuruş orta alandan dışarıya zayıf bir vuruş...-cümlenin gidişatının topun yönüne göre nasıl değiştiğine dikkat, ya es kaza gol olsaydı?-


- Haftada 520.000 pound sana helal olsun.-shevcenko gol attıktan sonra, sanki parayı spiker ödüyor kendi cebinden-


-Abarttık sn seyirciler haftada değil ayda 520.000 pound...-eh o kadar kusur...-


"Parayla ev, yat, araba, altın alabilirsiniz ama Liverpool'un tarihini asla" taraftarın açtığı pankart. Nedense Liverpool taraftarı ile Beşiktaş taraftarı arasında benzerlik kurarım hep...


Hayal meyal Gerard ile ilgili birkaç yorum daha hatırlıyorum ama yanlış olmasın şimdi...



Bir ekleme daha yapasım geldi: Liverpool'un ezeli rakibi Everton taraftarları şu meşhur "You Will Never Walk Alone" u "You'll Never Walk Again" diye söylerler.


Chelsea'ya atıf: Futbol yalnızca bir oyun değil artık. Rus sahibiniz bunun en güzel örneklerinden biri.

You will never walk alone-blue is the colour, football is the game maçı

Zorla dışarıya çıkarılma çabalarına inat:



Chelsea-Liverpool maçı seyredilecek...



17.30



Hardallı patates salatam ve de dark biram, içine ince bi dilim limonumla...


Pazar günlerini hiç sevmem...


Maç notlarım:


Sondan başa gidelim: Yapılır mı? "You will never walk alone" Liverpool(livırpul okunur) "Blue is the colour, football is the game" Chelsea'yı (çelsi okunur) yenmesin mi? Hadi kırmızılılar, yok yok mavililer derken Liverpool kazanıvermesin mi 2-1? Almasinlar mi İngiltere Süper Kupası'nı (Community Shield)? 70. dakika'da uyuyakalındığından Züreyfa'nın golü kaçırılmasın mı?İki ideal takımım aynı sahada kapışırsa kafam karışır elbet... Bir yandan derin hüzünlere garkoldum, öte yandan marş dinleyip bir de eşlik ediyorum: walk on, walk on/with hope in your heart/and you'll never walk alone/you'll never, walk alone...



Nerde kalmıştık...blue is the colour, football is the game/we're all together and winning is our aim/so cheer us on through the sun and rain/ cos chelsea, chelsea is our name...


Ehöm, pardon...Maç notları'nda:



Spiker'den inciler:



-Hakemin çalan düdüğü var.(yapma yahu? ben de pozisyonlara nasıl müdahale ediyor bu adam diye meraklanıyordum.)



- Özel bir bilgi sayın seyirciler-bu noktada bahsi geçen oyuncunun cinsel tercihi vs. geliyor insanın aklına ister istemez- sarhoş araba kullanmasından dolayı hapis yattı.- tüh yahu, bari "rezil, kriminal herif diye beddua edelim de bu cok mühim özel bilgi boşa gitmesin-


-Chelsea şu anda oyunu kendi yarı sahasına kabul ediyor. (ortasaha otel resepsiyonu, chelsea de resepsiyonist, oyun da işte müşteri. müşteri otele kabul ediliyor. nasıl bir maç anlatımı?)

-Bakın burdan izleyelim , daha iyi görüyoruz. -peki efem, siz nasıl isterseniz...-


-Önünü kapadılar ama o vurdu yine de...-shevcenko icin, yorumsuz-


-Peter Crouch, lakabı züreyfa, gol atınca robot dansı yapar, çocukken chelsea taraftarıymış, 10 yaşında top toplayıcı olarak başlamış futbol hayatına...- ayrıntılı bilgi göz çıkarmaz-


- O topu yakalaması için bi Crouch daha lazım bu Crouch'un üzerine! - en yaratıcı cümlelerden biri-


-Crouch'un futboluna engel olunabiliyor ama boyuna asla...- crouch cok cekti bu akşam çook-


-Essien öyle bir geldi ki...- uykumun arasında "nasıl" diye zıplatan cümle-


- Çok iyi bir vuruş orta alandan dışarıya zayıf bir vuruş...-cümlenin gidişatının topun yönüne göre nasıl değiştiğine dikkat, ya es kaza gol olsaydı?-


- Haftada 520.000 pound sana helal olsun.-shevcenko gol attıktan sonra, sanki parayı spiker ödüyor kendi cebinden-


-Abarttık sn seyirciler haftada değil ayda 520.000 pound...-eh o kadar kusur...-


"Parayla ev, yat, araba, altın alabilirsiniz ama Liverpool'un tarihini asla" taraftarın açtığı pankart. Nedense Liverpool taraftarı ile Beşiktaş taraftarı arasında benzerlik kurarım hep...


Hayal meyal Gerard ile ilgili birkaç yorum daha hatırlıyorum ama yanlış olmasın şimdi...



Bir ekleme daha yapasım geldi: Liverpool'un ezeli rakibi Everton taraftarları şu meşhur "You Will Never Walk Alone" u "You'll Never Walk Again" diye söylerler.


Chelsea'ya atıf: Futbol yalnızca bir oyun değil artık. Rus sahibiniz bunun en güzel örneklerinden biri.

You will never walk alone-blue is the colour, football is the game maçı

Zorla dışarıya çıkarılma çabalarına inat:



Chelsea-Liverpool maçı seyredilecek...



17.30



Hardallı patates salatam ve de dark biram, içine ince bi dilim limonumla...


Pazar günlerini hiç sevmem...


Maç notlarım:


Sondan başa gidelim: Yapılır mı? "You will never walk alone" Liverpool(livırpul okunur) "Blue is the colour, football is the game" Chelsea'yı (çelsi okunur) yenmesin mi? Hadi kırmızılılar, yok yok mavililer derken Liverpool kazanıvermesin mi 2-1? Almasinlar mi İngiltere Süper Kupası'nı (Community Shield)? 70. dakika'da uyuyakalındığından Züreyfa'nın golü kaçırılmasın mı?İki ideal takımım aynı sahada kapışırsa kafam karışır elbet... Bir yandan derin hüzünlere garkoldum, öte yandan marş dinleyip bir de eşlik ediyorum: walk on, walk on/with hope in your heart/and you'll never walk alone/you'll never, walk alone...



Nerde kalmıştık...blue is the colour, football is the game/we're all together and winning is our aim/so cheer us on through the sun and rain/ cos chelsea, chelsea is our name...


Ehöm, pardon...Maç notları'nda:



Spiker'den inciler:



-Hakemin çalan düdüğü var.(yapma yahu? ben de pozisyonlara nasıl müdahale ediyor bu adam diye meraklanıyordum.)



- Özel bir bilgi sayın seyirciler-bu noktada bahsi geçen oyuncunun cinsel tercihi vs. geliyor insanın aklına ister istemez- sarhoş araba kullanmasından dolayı hapis yattı.- tüh yahu, bari "rezil, kriminal herif diye beddua edelim de bu cok mühim özel bilgi boşa gitmesin-


-Chelsea şu anda oyunu kendi yarı sahasına kabul ediyor. (ortasaha otel resepsiyonu, chelsea de resepsiyonist, oyun da işte müşteri. müşteri otele kabul ediliyor. nasıl bir maç anlatımı?)

-Bakın burdan izleyelim , daha iyi görüyoruz. -peki efem, siz nasıl isterseniz...-


-Önünü kapadılar ama o vurdu yine de...-shevcenko icin, yorumsuz-


-Peter Crouch, lakabı züreyfa, gol atınca robot dansı yapar, çocukken chelsea taraftarıymış, 10 yaşında top toplayıcı olarak başlamış futbol hayatına...- ayrıntılı bilgi göz çıkarmaz-


- O topu yakalaması için bi Crouch daha lazım bu Crouch'un üzerine! - en yaratıcı cümlelerden biri-


-Crouch'un futboluna engel olunabiliyor ama boyuna asla...- crouch cok cekti bu akşam çook-


-Essien öyle bir geldi ki...- uykumun arasında "nasıl" diye zıplatan cümle-


- Çok iyi bir vuruş orta alandan dışarıya zayıf bir vuruş...-cümlenin gidişatının topun yönüne göre nasıl değiştiğine dikkat, ya es kaza gol olsaydı?-


- Haftada 520.000 pound sana helal olsun.-shevcenko gol attıktan sonra, sanki parayı spiker ödüyor kendi cebinden-


-Abarttık sn seyirciler haftada değil ayda 520.000 pound...-eh o kadar kusur...-


"Parayla ev, yat, araba, altın alabilirsiniz ama Liverpool'un tarihini asla" taraftarın açtığı pankart. Nedense Liverpool taraftarı ile Beşiktaş taraftarı arasında benzerlik kurarım hep...


Hayal meyal Gerard ile ilgili birkaç yorum daha hatırlıyorum ama yanlış olmasın şimdi...



Bir ekleme daha yapasım geldi: Liverpool'un ezeli rakibi Everton taraftarları şu meşhur "You Will Never Walk Alone" u "You'll Never Walk Again" diye söylerler.


Chelsea'ya atıf: Futbol yalnızca bir oyun değil artık. Rus sahibiniz bunun en güzel örneklerinden biri.

9 Ağustos 2006 Çarşamba

Pembe Gomlekli Kitch Cocuk

Simdi efem bugun otobüs bekliyorum işe gitmek için, durakta bi cocuk. ay yok asik olmadim korkmayin*, gomleginin rengi bi hosuma gitti. sekli semali falan, boyle pembe pembe...


sonra efem kendisi onunu bi dondu bi de ne goriim: gomlegin cebi var solda ve cebin uzerinde kocaman bir pati baskisi, beyaz hem de!


amanin pek kitchsin bayim, kimsin kimlerdensin diyesim geldi, demedim terrbiyesiz der, tokat atip pooooooooolis diye bağırır diye...




bugünlerde üzerinize afiyet garip bir rastlantılar silsilesi içerisindeyim. Sabah durakta gördüğüm beyaz patili pembe gömlek sahibi kişiyi akşam dönerken deniz otobüsünde gördüm. Kitch lafımı geri alıyorum, olsa olsa ciks olabilir ama gömlek muhteşem. Nerden aldınız diye de sordum evet, bunu da yaptım. Dedi ki: Yurtdışınan hediye. Yetmedi, lokasyon da verdi: Tayland. Yakın zamanda Tayland'a yolu düşecek arkadaşlarıma duyrulur-ki nasılsa öyle bir arkadaşım yok- ben o gömlekten isterim. isterim de isterim.







*Yahu ben neden korkayım diyen okuyucuya: notum size degil, beni tanıyanlaradır, dengesiz ben aşık olunca dengeleniyorum, kimse çekemiyor beni o halde.

2 Ağustos 2006 Çarşamba

Sevgili Yann/ 2 Ağustos İstanbul Konseri

Ne yalan söyleyeyim, sahneden melodiler yayılmaya başladığında "Aaaa, Alt grup mu var yahu, programda da yazmıyordu" diye düşündük. Aslında biraz da bizim beklentilerimizden ve kurduklarımızdan kaynaklı bu şaşkınlığı atınca gördük ki sahnede "orak/çekiç" SSCB T-shirt'ü ile Yann TİERSEN. Severim ben meydan okuyan adamları, Yann da kafasında Amelié soundtrackleri ile gidenlere rağmen - ben de onlardandim, hepsini çalmasa da bazılarını bekledim- sahneden bildiğini okudu. Değişik bir tattı, alışık değildik. Rock versiyonu ile La valse d'amelié'yi, Sur le fil'i çaldı. Arada orkestrayı görebildiğim kadarıyla pozitif bir ilişki kurmuştu dinleyicisiyle. Bu arada Yann demiş ki "too much sitting bad for ass" Üzerime alındım sonradan. Duysaydım, kalkardım minderimden. Fotoğraf çekemedim, kapıda el koydular. İçeride çıkarılan/patlatılan onlarca flasha-ki ben tripod'umu da götürmüştüm flash sevmediğimden- az buçuk kurban gibi hissetsem de kendimi, Zeynep'in fotoğrafları yarama derman oldu, vizörüne sağlık Zeynep... Film gösterimine kalmadık, 41. kez olacaktı izleyişim yoksa, 41 kere maşallah.;) Seval kalabalığa kalmak istemedi, aslında organizasyondan pek memnun kalmadı. Bense Yann’ın hatırına bütün olumsuzlukları sineye çekebilirdim. :)

Organizasyona;

Fotoğraf makinasını engelleyemezsiniz. Yakalayabildiğinizi yakmayın.

Şu et kokusuna bir çare... Vejetaryenleri de düşünün.

Plastik sandalye olmaz... Aile çay bahçesi gibi?

Bilet fiyatları yüksek.

Minibüsçülere; Konser çıkışı diye 2 kat fazla ücret talep etmeniz haksız kazanç.

Yolculara; E, o parayı veren olursa isteyen de olur. Basit iktisat kuralı. Vermeyin. Biz gidişte verdiğimiz 1,5 lirayı verdik. 3 lira değil.

Not: http://ns3288.ovh.net/~tiersen/ Hah, bu da böyle bir ekleme olsun mu? Olsun madem. Yann'ın bazı konser kayıtları. Ekşi Sözlük'te gezinilirken bulundu.

Sevgili Yann/ 2 Ağustos İstanbul Konseri

Ne yalan söyleyeyim, sahneden melodiler yayılmaya başladığında "Aaaa, Alt grup mu var yahu, programda da yazmıyordu" diye düşündük. Aslında biraz da bizim beklentilerimizden ve kurduklarımızdan kaynaklı bu şaşkınlığı atınca gördük ki sahnede "orak/çekiç" SSCB T-shirt'ü ile Yann TİERSEN. Severim ben meydan okuyan adamları, Yann da kafasında Amelié soundtrackleri ile gidenlere rağmen - ben de onlardandim, hepsini çalmasa da bazılarını bekledim- sahneden bildiğini okudu. Değişik bir tattı, alışık değildik. Rock versiyonu ile La valse d'amelié'yi, Sur le fil'i çaldı. Arada orkestrayı görebildiğim kadarıyla pozitif bir ilişki kurmuştu dinleyicisiyle. Bu arada Yann demiş ki "too much sitting bad for ass" Üzerime alındım sonradan. Duysaydım, kalkardım minderimden. Fotoğraf çekemedim, kapıda el koydular. İçeride çıkarılan/patlatılan onlarca flasha-ki ben tripod'umu da götürmüştüm flash sevmediğimden- az buçuk kurban gibi hissetsem de kendimi, Zeynep'in fotoğrafları yarama derman oldu, vizörüne sağlık Zeynep... Film gösterimine kalmadık, 41. kez olacaktı izleyişim yoksa, 41 kere maşallah.;) Seval kalabalığa kalmak istemedi, aslında organizasyondan pek memnun kalmadı. Bense Yann’ın hatırına bütün olumsuzlukları sineye çekebilirdim. :)

Organizasyona;

Fotoğraf makinasını engelleyemezsiniz. Yakalayabildiğinizi yakmayın.

Şu et kokusuna bir çare... Vejetaryenleri de düşünün.

Plastik sandalye olmaz... Aile çay bahçesi gibi?

Bilet fiyatları yüksek.

Minibüsçülere; Konser çıkışı diye 2 kat fazla ücret talep etmeniz haksız kazanç.

Yolculara; E, o parayı veren olursa isteyen de olur. Basit iktisat kuralı. Vermeyin. Biz gidişte verdiğimiz 1,5 lirayı verdik. 3 lira değil.

Not: http://ns3288.ovh.net/~tiersen/ Hah, bu da böyle bir ekleme olsun mu? Olsun madem. Yann'ın bazı konser kayıtları. Ekşi Sözlük'te gezinilirken bulundu.

Sevgili Yann/ 2 Ağustos İstanbul Konseri

Ne yalan söyleyeyim, sahneden melodiler yayılmaya başladığında "Aaaa, Alt grup mu var yahu, programda da yazmıyordu" diye düşündük. Aslında biraz da bizim beklentilerimizden ve kurduklarımızdan kaynaklı bu şaşkınlığı atınca gördük ki sahnede "orak/çekiç" SSCB T-shirt'ü ile Yann TİERSEN. Severim ben meydan okuyan adamları, Yann da kafasında Amelié soundtrackleri ile gidenlere rağmen - ben de onlardandim, hepsini çalmasa da bazılarını bekledim- sahneden bildiğini okudu. Değişik bir tattı, alışık değildik. Rock versiyonu ile La valse d'amelié'yi, Sur le fil'i çaldı. Arada orkestrayı görebildiğim kadarıyla pozitif bir ilişki kurmuştu dinleyicisiyle. Bu arada Yann demiş ki "too much sitting bad for ass" Üzerime alındım sonradan. Duysaydım, kalkardım minderimden. Fotoğraf çekemedim, kapıda el koydular. İçeride çıkarılan/patlatılan onlarca flasha-ki ben tripod'umu da götürmüştüm flash sevmediğimden- az buçuk kurban gibi hissetsem de kendimi, Zeynep'in fotoğrafları yarama derman oldu, vizörüne sağlık Zeynep... Film gösterimine kalmadık, 41. kez olacaktı izleyişim yoksa, 41 kere maşallah.;) Seval kalabalığa kalmak istemedi, aslında organizasyondan pek memnun kalmadı. Bense Yann’ın hatırına bütün olumsuzlukları sineye çekebilirdim. :)

Organizasyona;

Fotoğraf makinasını engelleyemezsiniz. Yakalayabildiğinizi yakmayın.

Şu et kokusuna bir çare... Vejetaryenleri de düşünün.

Plastik sandalye olmaz... Aile çay bahçesi gibi?

Bilet fiyatları yüksek.

Minibüsçülere; Konser çıkışı diye 2 kat fazla ücret talep etmeniz haksız kazanç.

Yolculara; E, o parayı veren olursa isteyen de olur. Basit iktisat kuralı. Vermeyin. Biz gidişte verdiğimiz 1,5 lirayı verdik. 3 lira değil.

Not: http://ns3288.ovh.net/~tiersen/ Hah, bu da böyle bir ekleme olsun mu? Olsun madem. Yann'ın bazı konser kayıtları. Ekşi Sözlük'te gezinilirken bulundu.

1 Ağustos 2006 Salı

Cocuklar, hayatta misiniz?/ Duygu Asena'nin Vefati

http://www.wa3ad.org/video/other/majzarat_qana2006.wmv


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=194521



Guncel olaylarda nabız tutmaya pek meraklı olan babam gittigi bir berberde gazeteyi gostermis birkac gun once, "Duygu Asena komaya girmis" demis. Basta tras eden berber olmak uzere dukkanda bulunan herkes bir agizla "Gebersin o.spu" demisler. "Neden" diye sormus babam, "daha biriniz 3-5 sozcugu bir araya getirip de cumle kuramazken bu kadin kalemiyle inandiklarinin pesinden kostu, neden bu acidan bakmiyorsunuz?" "Ya abi birak su kadini, git isine" demisler babama...


Simdi kina dagitacagim ben bu insan bozuntularina. Bunlar ki bir cumle kuramaz, bunlar ki yasamlarinda bir ise yarar kitap okumus degillerdir, bunlar ki kadini kole bellemislerdir, hepsi kina yaksin...Duygu Asena vefat etti ama soz ucar, yazi kalirmis.


Peki biz boyle bir toplulukla mi hak arayacagiz/koruyacagiz? Toplum ile topluluk arasindaki fark nedir?


Anlatabilen beri gelsin.


02 Ağustos Notu: Duygu Asena'nın cenaze töreninde kadınlar ön saflarda yer almışlar. Tabutunu kadınlar omuzlamış.Gazetelerin birinde "Kadınların tabut taşıması caiz midir?" sorusu sorulmuş. Dinen sakıncası yoktur açıklaması gelmiş Diyanet'ten. Bir bardak suda fırtına koparmaya çabalayanların eli böğründe kalmış. Onlar için üzgünüm.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons