28 Nisan 2010 Çarşamba

İstanbul ve Sokak Köpekleri




Merhum yazar Ümit Sinan Topçuoğlu, Yaya Hakları Bildirgesi ve Sefer Tası Hareketi’ nde olduğu gibi, ölümünden sonra da kentin sorunlarına dikkat çekmeye devam ediyor.

Umut bazen dört ayaklıdır İstanbul’ da. Pencereler kapanıp ışıklar söndüğü vakit, yalnızlık yayılmaya başlar kentin damarlarına. Hayat, evlerde uykuyla devam ederken bu saatlerde, sokak lambasının altında yalnız bir beden belirir. İliklerine kadar soğuğu hisseden bedenin kah titrediğini, kah tedirgin bir uykuyla yere serildiğini gölgelerde görebilirsiniz.


Rüzgarın duvarları yalayıp boğaza aktığı sokaklar, kentin kılcallarıdır. Buralarda yalnızlığın ve korkunun acısıyla doyan, dört ayak ve bir kuyruktur bazen.


Kimilerine göre kılcalları dolaşan mikroplardır bunlar, kimilerine göre ise bizi mutlu kılan organik unsurlar.


Her iki ihtimalde de mutsuzluğu, çaresizliği, korkuyu ve şefkate duyulan açlığı nesilden nesile aktarırlar zihinlerinde bu dört ayaklılar.


Koşullar ne olursa olsun, okşayan bir elle canlanır tüm umutları, hiç yıpranmamışcasına.



Kent ve Köpekler


Sokak köpeklerinin “sorun” olarak algılanması sadece cumhuriyet dönemine ait bir durum değildir. Şehir tarihi boyunca hem kentin unsurları hem de baş belaları olarak görülen bir biyolojik gruptur onlar. Bazen itilmiş, bazen sahiplenilmiş, bazen eğitilmiş, bazen ise “sürülmüşlerdir”. Etnik ayrımcılığın lanetlendiği günümüzde, henüz çözümlenememiş türsel ayrımcılığın birincil kurbanlarıdır sokak köpekleri.


Yaşam hakları imzalanacak protokollere, ihalelere, belli kesimlerde sürekli tartışma konusu olan yasalara bağlıdır. Her daim iki dudağın arasındadır ölümleri.


Uğradıkları -her iki yönde- ayrımcılık göz önüne alındığında, zümrelerin kaderlerine sağlam birer metafordur kent yaşamında hapsolmuş sokak köpeklerinin yaşadıkları.


İstanbul her konuda olduğu gibi sokak köpeklerine gösterilen ilgi ya da nefret hususunda da aşırılıkların yuvası olagelmiştir yüzyıllardır.



İstanbul ve Sokak Köpekleri


Bu kitapla şehrin belki de en dışlanmış ama en eski sakinlerine dikkat çekiliyor. Köpekler, tıpkı insanlar gibi bu şehirde doğuyor, bu şehrin havasını soluyor ve bu şehirde ölüyorlar.


Ölümleri genelde içinde saygı ya da merhamet barındırmayan ruhsuz birer ritüel olarak kalıyor. Arkalarından fazlaca gözyaşı dökülmüyor, kentin diğer sakinlerinde olduğunun aksine.


Eser, İstanbul’ da yaşayagelmiş sokak köpeklerinin kaderlerinin kısa bir özetini veriyor. Halk tarafından sahiplenilişleri, nefretin odağına itilişleri, Hayırsız Ada’ ya sürülüşleri...


Şehrin köpekleri son yıllarda, onları seven halkı ve yerel yönetimleri sıkca karşı karşıya getiriyor. “Sokak köpeği sorununa çözüm arayışı” hedefiyle başlayan görüşmeler, karşılıklı atışmalara ve bazen şiddetli siyasi tartışmalara neden oluyor.


Siyasetten habersiz, çarşının balıkçı tezgahları altında bebeklerini emziren Karabaş, brandanın altında saklıyor yavrularını nefret ve zulümden.



İstanbul ve Sokak Köpekleri, Ümit Sinan Topçuoğlu
Epsilon Yayıncılık - 2010

İstanbul ve Sokak Köpekleri




Merhum yazar Ümit Sinan Topçuoğlu, Yaya Hakları Bildirgesi ve Sefer Tası Hareketi’ nde olduğu gibi, ölümünden sonra da kentin sorunlarına dikkat çekmeye devam ediyor.

Umut bazen dört ayaklıdır İstanbul’ da. Pencereler kapanıp ışıklar söndüğü vakit, yalnızlık yayılmaya başlar kentin damarlarına. Hayat, evlerde uykuyla devam ederken bu saatlerde, sokak lambasının altında yalnız bir beden belirir. İliklerine kadar soğuğu hisseden bedenin kah titrediğini, kah tedirgin bir uykuyla yere serildiğini gölgelerde görebilirsiniz.


Rüzgarın duvarları yalayıp boğaza aktığı sokaklar, kentin kılcallarıdır. Buralarda yalnızlığın ve korkunun acısıyla doyan, dört ayak ve bir kuyruktur bazen.


Kimilerine göre kılcalları dolaşan mikroplardır bunlar, kimilerine göre ise bizi mutlu kılan organik unsurlar.


Her iki ihtimalde de mutsuzluğu, çaresizliği, korkuyu ve şefkate duyulan açlığı nesilden nesile aktarırlar zihinlerinde bu dört ayaklılar.


Koşullar ne olursa olsun, okşayan bir elle canlanır tüm umutları, hiç yıpranmamışcasına.



Kent ve Köpekler


Sokak köpeklerinin “sorun” olarak algılanması sadece cumhuriyet dönemine ait bir durum değildir. Şehir tarihi boyunca hem kentin unsurları hem de baş belaları olarak görülen bir biyolojik gruptur onlar. Bazen itilmiş, bazen sahiplenilmiş, bazen eğitilmiş, bazen ise “sürülmüşlerdir”. Etnik ayrımcılığın lanetlendiği günümüzde, henüz çözümlenememiş türsel ayrımcılığın birincil kurbanlarıdır sokak köpekleri.


Yaşam hakları imzalanacak protokollere, ihalelere, belli kesimlerde sürekli tartışma konusu olan yasalara bağlıdır. Her daim iki dudağın arasındadır ölümleri.


Uğradıkları -her iki yönde- ayrımcılık göz önüne alındığında, zümrelerin kaderlerine sağlam birer metafordur kent yaşamında hapsolmuş sokak köpeklerinin yaşadıkları.


İstanbul her konuda olduğu gibi sokak köpeklerine gösterilen ilgi ya da nefret hususunda da aşırılıkların yuvası olagelmiştir yüzyıllardır.



İstanbul ve Sokak Köpekleri


Bu kitapla şehrin belki de en dışlanmış ama en eski sakinlerine dikkat çekiliyor. Köpekler, tıpkı insanlar gibi bu şehirde doğuyor, bu şehrin havasını soluyor ve bu şehirde ölüyorlar.


Ölümleri genelde içinde saygı ya da merhamet barındırmayan ruhsuz birer ritüel olarak kalıyor. Arkalarından fazlaca gözyaşı dökülmüyor, kentin diğer sakinlerinde olduğunun aksine.


Eser, İstanbul’ da yaşayagelmiş sokak köpeklerinin kaderlerinin kısa bir özetini veriyor. Halk tarafından sahiplenilişleri, nefretin odağına itilişleri, Hayırsız Ada’ ya sürülüşleri...


Şehrin köpekleri son yıllarda, onları seven halkı ve yerel yönetimleri sıkca karşı karşıya getiriyor. “Sokak köpeği sorununa çözüm arayışı” hedefiyle başlayan görüşmeler, karşılıklı atışmalara ve bazen şiddetli siyasi tartışmalara neden oluyor.


Siyasetten habersiz, çarşının balıkçı tezgahları altında bebeklerini emziren Karabaş, brandanın altında saklıyor yavrularını nefret ve zulümden.



İstanbul ve Sokak Köpekleri, Ümit Sinan Topçuoğlu
Epsilon Yayıncılık - 2010

25 Nisan 2010 Pazar

Buraları Boş Bırakmayın

Bilgisayarımın çökmesinden mütevellit internetsiz geçen şu 4 günde Lady Gaga hayranı olup çıktım, Pink denen kadını takdir ettim, tabi bir de hayata dair sevimsiz gelişmeler oldu. Hayat şu ara fazla hızlı akıyor, bir süre daha Alternatif-İstanbul size emanet.


Bu arada;



Lady Gaga - Bad Romance

Buraları Boş Bırakmayın

Bilgisayarımın çökmesinden mütevellit internetsiz geçen şu 4 günde Lady Gaga hayranı olup çıktım, Pink denen kadını takdir ettim, tabi bir de hayata dair sevimsiz gelişmeler oldu. Hayat şu ara fazla hızlı akıyor, bir süre daha Alternatif-İstanbul size emanet.


Bu arada;



Lady Gaga - Bad Romance

18 Nisan 2010 Pazar

Burası İstanbul Notları


- Bugün otobüste giderken tam önümde duran tahminen 16 -17 yaşlarındaki genç kızın gözyaşlarına boğulduğunu gördüm. Ben prensip olarak -prensipliyim evet- halka açık yerlerde ağlayan birine "neden ağlıyorsun?" diye sormam. İnsanların halka açık yerlerde ağlamaya hakları olmalı. Neyse. Otobüstekiler kıza "neden ağlıyorsun?" diye sordular. Kız tam arkasında duran yaşlı bir adam olduğunu, adamın kendisine yaslanıp durduğunu, önce yaşlı olduğu için dayandığını sandığını, ama adamın kendisini taciz ettiğini söyledi. Kız kendine yapılan tacize sessiz kalmış, dahası gururuna yedirememiş ve bu yüzden içini çeke çeke ağlıyordu. Tecavüze uğramış kadınların kendilerini güçsüz ve kirli hissedip susmasından farkı yoktu durumun, otobüstekiler sessiz kalmasaydın ya yavrum dediler, teselliye çalıştılar ama kız ağladı, ağladı ve ağladı. Bu sırada tacizci çoktan otobüsten inmişti, kız sessizliğiyle kalmıştı, insanlar "kıza sessiz kalmasaydın keşke yavrum, dersini verirdik" dediler ve kız sakinleşti.



- Üsküdar'dan Kabataş'a geçmek istedik. Ama Beşiktaş iskelesinde derbi yüzünden arbede çıkmış. Polis iskeleyi kapatmış. 15-20 dk. motorlar işlemedi. Sonra tekrar açtılar.



- Bugün Üsküdar'da çileğin kilosu 2 lira, eriğin ise 7,5 liraydı.


- İstanbul'da yaşayan bir obur olarak, yeni evi seçerken etraftaki yiyecek-içecek bolluğunu göz önünde bulundurmadım desem yalan olur. Yine de, İstanbul'un en leziz profiterolünü yapan Manolya Pastanesi'nden ve meyveli dondurmanın hasını yapan Yaşar Usta'dan ayrılacak olmak beni hüzünlendirmiyor değil. Neyse ki, Kanaat Lokantası, Çiya ve Baylan gibi lezzetiyle meşhur yerlere yaklaşmanın sevinci içindeyim. On yıllık Bostancılılığımı noktalarken, akıbetimi meçhul, damak tadımı ise şanslı addediyorum.


Bir pazar günü benim cephede işte böyle geçti. Hah, söylemeden geçmeyeyim, bugün müzikçalarımda Black Heart Procession dönüp durdu ve BHP'nın 27 Mayıs'ta vereceği İstanbul konserinin ne harikulade olacağını da düşündüm durdum.



Burası İstanbul Notları


- Bugün otobüste giderken tam önümde duran tahminen 16 -17 yaşlarındaki genç kızın gözyaşlarına boğulduğunu gördüm. Ben prensip olarak -prensipliyim evet- halka açık yerlerde ağlayan birine "neden ağlıyorsun?" diye sormam. İnsanların halka açık yerlerde ağlamaya hakları olmalı. Neyse. Otobüstekiler kıza "neden ağlıyorsun?" diye sordular. Kız tam arkasında duran yaşlı bir adam olduğunu, adamın kendisine yaslanıp durduğunu, önce yaşlı olduğu için dayandığını sandığını, ama adamın kendisini taciz ettiğini söyledi. Kız kendine yapılan tacize sessiz kalmış, dahası gururuna yedirememiş ve bu yüzden içini çeke çeke ağlıyordu. Tecavüze uğramış kadınların kendilerini güçsüz ve kirli hissedip susmasından farkı yoktu durumun, otobüstekiler sessiz kalmasaydın ya yavrum dediler, teselliye çalıştılar ama kız ağladı, ağladı ve ağladı. Bu sırada tacizci çoktan otobüsten inmişti, kız sessizliğiyle kalmıştı, insanlar "kıza sessiz kalmasaydın keşke yavrum, dersini verirdik" dediler ve kız sakinleşti.



- Üsküdar'dan Kabataş'a geçmek istedik. Ama Beşiktaş iskelesinde derbi yüzünden arbede çıkmış. Polis iskeleyi kapatmış. 15-20 dk. motorlar işlemedi. Sonra tekrar açtılar.



- Bugün Üsküdar'da çileğin kilosu 2 lira, eriğin ise 7,5 liraydı.


- İstanbul'da yaşayan bir obur olarak, yeni evi seçerken etraftaki yiyecek-içecek bolluğunu göz önünde bulundurmadım desem yalan olur. Yine de, İstanbul'un en leziz profiterolünü yapan Manolya Pastanesi'nden ve meyveli dondurmanın hasını yapan Yaşar Usta'dan ayrılacak olmak beni hüzünlendirmiyor değil. Neyse ki, Kanaat Lokantası, Çiya ve Baylan gibi lezzetiyle meşhur yerlere yaklaşmanın sevinci içindeyim. On yıllık Bostancılılığımı noktalarken, akıbetimi meçhul, damak tadımı ise şanslı addediyorum.


Bir pazar günü benim cephede işte böyle geçti. Hah, söylemeden geçmeyeyim, bugün müzikçalarımda Black Heart Procession dönüp durdu ve BHP'nın 27 Mayıs'ta vereceği İstanbul konserinin ne harikulade olacağını da düşündüm durdum.



16 Nisan 2010 Cuma

17 Nisan Cumartesi: Eyyafyallayöküll Buzulu Altındaki Yanardağ

İzlanda'nın güneyindeki "Eyyafyallayöküll" (isme gel) buzulu altındaki yanardağ, 190 yıl sonra yeniden harekete geçince, tüm Avrupa kıtası durumdan etkilendi. Uçaklar kalkmaz oldu, doğa ananın zamanı gelince bizden alacağı intikama dair senaryolar ortaya saçıldı, toz bulutunun yerküreye inmesi halinde başımıza neler gelebileceği tekrar tekrar anlatıldı, Mehmet Ali Birand dünkü haber bülteninde kendine has tarzı ile (!) "Meteolojiyi dikkatle takip etmemiz" önerisinde bulundu vesaire.




Bu zamana dek o tozlu kriz yönetimi kitaplarında gördüğümüz bir doğa olayının tüm hayatı nasıl etkileyebileceği hususunun canlı tanığıyız artık. Gökyüzünde uçaklar uçamayadursun, yer üstünde de durum iç açıcı değil. Yani müzik deyince yerli gruplara pas vermeyen, ille de ecnebi müzisyen dinlerim diyenler için değil. Çünkü tüm Avrupa kıtasının hava sahalarının kapatılmış olması, yaban ellerden sınırlarımıza giren insan sayısında ciddi azalma yarattı. Bu da İstanbul sahnesi'nin ev sahiplerine yaradı.


Babylon'daki Shantel'in DJ seti hem uçakların kalkmayışı, hem de vize konusunda sorunlar yaşanması nedeniyle iptal oldu. Shantel'in yerine bir başka Babylon klasiği olan Naim Dilmener ve Sarp Dakni ile eski 45'likler gecesiyle eskiler yadedilecek. Ghetto'nun programında zaten Reagge müziğini bizim illerde başarıyla icra eden Sattas var. Indigo ise, bu nefis Cumartesi gecesini SOAKED'ın Ventilation Label ile Nisan ayın sonunda I-tunes üzerinden tüm dünyada release edilecek INTO THE LIGHT” adlı EP lansmanı ile geçirecek. Yetmez, daha daha diyenler için

Sofa Otel'de Mariachi'nin Art Niyetli Partiler'inin ilkiyle müşerref olacağımızı ve Frida'nın son tablosundan ilham alınarak 'Yaşasın hayat' sözüyle başlayacak partide 80'ler ve 90'lardan disko ve latin parçalarına kulak verebileceğimizi ekleyelim. Parti 21:30'da başlıyor.


Henüz "Eyyafyallayöküll" (bu nasıl telafuz edilir gerçekten bilmiyorum, ama şöyle bir video hazırlamışlar bizim gibi cahiller için) buzulu altındaki yanardağ toz bulutlarını yerküreye saçmadığına göre, gündüz güzelleri için de bir öneri daha: Cızırtılı plak nağmelerinden hoşlananlara Babylon'da 12:00-18:00 arası Plak Pazarı düzenleniyor.


Not evet:


Sattas konserine Alternatif-İstanbul'un davetlisi olarak giden okuyuculara bir rica: Nasıl geçtiği ile ilgili 3-5 satır karamanız halinde seve seve yayınlarız.



17 Nisan Cumartesi: Eyyafyallayöküll Buzulu Altındaki Yanardağ

İzlanda'nın güneyindeki "Eyyafyallayöküll" (isme gel) buzulu altındaki yanardağ, 190 yıl sonra yeniden harekete geçince, tüm Avrupa kıtası durumdan etkilendi. Uçaklar kalkmaz oldu, doğa ananın zamanı gelince bizden alacağı intikama dair senaryolar ortaya saçıldı, toz bulutunun yerküreye inmesi halinde başımıza neler gelebileceği tekrar tekrar anlatıldı, Mehmet Ali Birand dünkü haber bülteninde kendine has tarzı ile (!) "Meteolojiyi dikkatle takip etmemiz" önerisinde bulundu vesaire.




Bu zamana dek o tozlu kriz yönetimi kitaplarında gördüğümüz bir doğa olayının tüm hayatı nasıl etkileyebileceği hususunun canlı tanığıyız artık. Gökyüzünde uçaklar uçamayadursun, yer üstünde de durum iç açıcı değil. Yani müzik deyince yerli gruplara pas vermeyen, ille de ecnebi müzisyen dinlerim diyenler için değil. Çünkü tüm Avrupa kıtasının hava sahalarının kapatılmış olması, yaban ellerden sınırlarımıza giren insan sayısında ciddi azalma yarattı. Bu da İstanbul sahnesi'nin ev sahiplerine yaradı.


Babylon'daki Shantel'in DJ seti hem uçakların kalkmayışı, hem de vize konusunda sorunlar yaşanması nedeniyle iptal oldu. Shantel'in yerine bir başka Babylon klasiği olan Naim Dilmener ve Sarp Dakni ile eski 45'likler gecesiyle eskiler yadedilecek. Ghetto'nun programında zaten Reagge müziğini bizim illerde başarıyla icra eden Sattas var. Indigo ise, bu nefis Cumartesi gecesini SOAKED'ın Ventilation Label ile Nisan ayın sonunda I-tunes üzerinden tüm dünyada release edilecek INTO THE LIGHT” adlı EP lansmanı ile geçirecek. Yetmez, daha daha diyenler için

Sofa Otel'de Mariachi'nin Art Niyetli Partiler'inin ilkiyle müşerref olacağımızı ve Frida'nın son tablosundan ilham alınarak 'Yaşasın hayat' sözüyle başlayacak partide 80'ler ve 90'lardan disko ve latin parçalarına kulak verebileceğimizi ekleyelim. Parti 21:30'da başlıyor.


Henüz "Eyyafyallayöküll" (bu nasıl telafuz edilir gerçekten bilmiyorum, ama şöyle bir video hazırlamışlar bizim gibi cahiller için) buzulu altındaki yanardağ toz bulutlarını yerküreye saçmadığına göre, gündüz güzelleri için de bir öneri daha: Cızırtılı plak nağmelerinden hoşlananlara Babylon'da 12:00-18:00 arası Plak Pazarı düzenleniyor.


Not evet:


Sattas konserine Alternatif-İstanbul'un davetlisi olarak giden okuyuculara bir rica: Nasıl geçtiği ile ilgili 3-5 satır karamanız halinde seve seve yayınlarız.



Yeni Sinema Hareketi İftiharla Sunar



Yeni Sinema Hareketi'nin Sinema Günleri için tasarladığı afiş ve karpostalları pek beğendim.


İstanbul Film Festivali bitiyor diye üzülmeyelim. İstanbul'un orta yeri hala sinema, bir festival biter, Sinema Günleri başlar, Sinema Günleri biter, açıkhava sineması mevsimi gelir. Dahası, üç-beş naçizane İstanbullu (bu biz oluyoruz) bir masanın etrafında toplanır, çok yakın zamanda kotaracakları çılgın bir şehir-sinema projesini konuşur, detaylandırmaya çalışır.



Yeni Sinema Hareketi diye bir oluşum var. Serkan Acar, Özcan Alper, Belma Baş, Mahmut Fazıl Coşkun, Serkan Çakarer, Sevilay Demirci, Murat Düzgünoğlu, Özgür Doğan, Mehmet Eryılmaz, Orhan Eskiköy, Reha Erdem, Pelin Esmer, Tolga Esmer, Selim Evci, Aslı Filiz, Nida Karabol, Seyhan Kaya, Sırrı Süreyya Önder, Nadir Öperli, Belmin Söylemez, Seyfi Teoman, Tarık Tufan, Yeşim Ustaoğlu, Emre Yeksan ve Derviş Zaim gibi sinema emekçileri bir araya gelip kurmuşlar. Amaç, evrensel değerlerle uyumlu bir sinema kültürünün Türkiye’de yerleşmesine ve gelişmesine katkıda bulunmak. Hareketin bir diğer amacı biz seyircileri ilgilendiriyor: Daha fazla film izleyerek daha fazla filmin özgür ve eşitlikçi bir ortamda üretilmesine katkıda bulunmak. Bunu kendileri yazmamışlar ama ben ekliyorum: Bu harekete vereceğimiz destekle belki salon bulamayan ve seyircisine ulaşamayan filmleri izleme fırsatı bulabiliriz, hatta salon sorununun çözümünde inisiyatif alabiliriz.


Yeni Sinema Hareketi'nin ilk icraatı, Ortaköy'deki Feriye Sineması'nda iki hafta sürecek Sinema Günleri etkinliği. Türk Sineması'nın son dönemde üretilen en güzel örneklerini izleyebileceğimiz Sinema Günleri, 23 Nisan'da başlayacak, 9 Mayıs'a kadar devam edecek. Gösterilecek filmler arasında, festivallerde çeşitli ödüller kazanan 11′e 10 Kala, Hayat Var, İki Dil Bir Bavul, Nokta, Pandora’nın Kutusu, Sonbahar, Süt, Uzak İhtimal, Bornova Bornova ve Üç Maymun gibi filmler yer alıyor. Etkinlik programına şu adresten ulaşabilirsiniz.


Eğer siz de bizim gibi filmlerin "iftiharla sunulduğu", sunulana kadar canla başla didinildiği o eski günleri özlemle anıyor ama Türkiye Sineması'nın yeni bir harekete gereksinimi de olduğunu düşünüyorsanız, Yeni Sinema Hareketi'ni izlemenizde fayda var.

Yeni Sinema Hareketi İftiharla Sunar



Yeni Sinema Hareketi'nin Sinema Günleri için tasarladığı afiş ve karpostalları pek beğendim.


İstanbul Film Festivali bitiyor diye üzülmeyelim. İstanbul'un orta yeri hala sinema, bir festival biter, Sinema Günleri başlar, Sinema Günleri biter, açıkhava sineması mevsimi gelir. Dahası, üç-beş naçizane İstanbullu (bu biz oluyoruz) bir masanın etrafında toplanır, çok yakın zamanda kotaracakları çılgın bir şehir-sinema projesini konuşur, detaylandırmaya çalışır.



Yeni Sinema Hareketi diye bir oluşum var. Serkan Acar, Özcan Alper, Belma Baş, Mahmut Fazıl Coşkun, Serkan Çakarer, Sevilay Demirci, Murat Düzgünoğlu, Özgür Doğan, Mehmet Eryılmaz, Orhan Eskiköy, Reha Erdem, Pelin Esmer, Tolga Esmer, Selim Evci, Aslı Filiz, Nida Karabol, Seyhan Kaya, Sırrı Süreyya Önder, Nadir Öperli, Belmin Söylemez, Seyfi Teoman, Tarık Tufan, Yeşim Ustaoğlu, Emre Yeksan ve Derviş Zaim gibi sinema emekçileri bir araya gelip kurmuşlar. Amaç, evrensel değerlerle uyumlu bir sinema kültürünün Türkiye’de yerleşmesine ve gelişmesine katkıda bulunmak. Hareketin bir diğer amacı biz seyircileri ilgilendiriyor: Daha fazla film izleyerek daha fazla filmin özgür ve eşitlikçi bir ortamda üretilmesine katkıda bulunmak. Bunu kendileri yazmamışlar ama ben ekliyorum: Bu harekete vereceğimiz destekle belki salon bulamayan ve seyircisine ulaşamayan filmleri izleme fırsatı bulabiliriz, hatta salon sorununun çözümünde inisiyatif alabiliriz.


Yeni Sinema Hareketi'nin ilk icraatı, Ortaköy'deki Feriye Sineması'nda iki hafta sürecek Sinema Günleri etkinliği. Türk Sineması'nın son dönemde üretilen en güzel örneklerini izleyebileceğimiz Sinema Günleri, 23 Nisan'da başlayacak, 9 Mayıs'a kadar devam edecek. Gösterilecek filmler arasında, festivallerde çeşitli ödüller kazanan 11′e 10 Kala, Hayat Var, İki Dil Bir Bavul, Nokta, Pandora’nın Kutusu, Sonbahar, Süt, Uzak İhtimal, Bornova Bornova ve Üç Maymun gibi filmler yer alıyor. Etkinlik programına şu adresten ulaşabilirsiniz.


Eğer siz de bizim gibi filmlerin "iftiharla sunulduğu", sunulana kadar canla başla didinildiği o eski günleri özlemle anıyor ama Türkiye Sineması'nın yeni bir harekete gereksinimi de olduğunu düşünüyorsanız, Yeni Sinema Hareketi'ni izlemenizde fayda var.

18 Nisan Pazar Gününe Alternatif: PazArt




Bu Pazar günü ne yapacaksınız bilmem. Ama her zamankinden farklı bir şekilde gününüzü geçirmek isterseniz, size Türk filmlerinde esas oğlanla esas kızın boğaza karşı ağaçlar arasında koşuşturduğu ve hülyalı gözlerle denizi seyrettiği yerlere benzeyen Cihangir Roma Bahçesi'ni seçenekler arasına alın derim.


Deniz, güneş, hülyalı bakışlar, nefis bir hava, tüm bunlar cepte. Roma Bahçesi'nde geçirilecek bir pazar gününün daha da çekici tarafı, özgün sanat ve tasarım ürünlerinin burada kurulacak standlarda satılacak olması. 18 Nisan Pazar günü saat 11:00-17:00 saatleri arasında düzenlenecek olan PazArt'da el emeği ürünler herbiri birbirinin aynı fabrikasyon ürünlerden bıkmış ruhlara hitap ederken, bitki çaylarından, naturel meyve sularına, ev yapımı yemeklerden nefis tart ve keklere çeşitli yiyecek ve içecek seçeneği sunan standlar da temiz havanın acıktırdığı midelere ziyafet çekecek.


Cihangir Güzelleştirme Derneği üyelerinin gönüllü çabalarıyla ve Beyoğlu Belediyesi'nin desteğiyle düzenlenen PazArt için 18 Nisan dışında ajandaya yazılacak tarihler; 2 Mayıs, 16 Mayıs ve 30 Mayıs.


Dememiz o ki, ister Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit misali İstanbul'a karşı süzüm süzüm süzülün, ister ruhunuzu sanat ve tasarımla besleyin, 18 Nisan Pazar günü planlarınızı yaparken PazArt'ı aklınızın bir köşesinde bulundurun.


Fotoğraflar PazArt'ın websitesinden.


18 Nisan Pazar Gününe Alternatif: PazArt




Bu Pazar günü ne yapacaksınız bilmem. Ama her zamankinden farklı bir şekilde gününüzü geçirmek isterseniz, size Türk filmlerinde esas oğlanla esas kızın boğaza karşı ağaçlar arasında koşuşturduğu ve hülyalı gözlerle denizi seyrettiği yerlere benzeyen Cihangir Roma Bahçesi'ni seçenekler arasına alın derim.


Deniz, güneş, hülyalı bakışlar, nefis bir hava, tüm bunlar cepte. Roma Bahçesi'nde geçirilecek bir pazar gününün daha da çekici tarafı, özgün sanat ve tasarım ürünlerinin burada kurulacak standlarda satılacak olması. 18 Nisan Pazar günü saat 11:00-17:00 saatleri arasında düzenlenecek olan PazArt'da el emeği ürünler herbiri birbirinin aynı fabrikasyon ürünlerden bıkmış ruhlara hitap ederken, bitki çaylarından, naturel meyve sularına, ev yapımı yemeklerden nefis tart ve keklere çeşitli yiyecek ve içecek seçeneği sunan standlar da temiz havanın acıktırdığı midelere ziyafet çekecek.


Cihangir Güzelleştirme Derneği üyelerinin gönüllü çabalarıyla ve Beyoğlu Belediyesi'nin desteğiyle düzenlenen PazArt için 18 Nisan dışında ajandaya yazılacak tarihler; 2 Mayıs, 16 Mayıs ve 30 Mayıs.


Dememiz o ki, ister Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit misali İstanbul'a karşı süzüm süzüm süzülün, ister ruhunuzu sanat ve tasarımla besleyin, 18 Nisan Pazar günü planlarınızı yaparken PazArt'ı aklınızın bir köşesinde bulundurun.


Fotoğraflar PazArt'ın websitesinden.


15 Nisan 2010 Perşembe

Yeşilçam Sokak'ta İsyan Zamanı


Bildiriyi okumak için resme tıklayınız.


Yeşilçam Sokak'ta İsyan Zamanı


Bildiriyi okumak için resme tıklayınız.


Ben Üsküdar'a Gider İken, İstanbul'u Aldı Bir Bahar Havası

Topik@Hamov FeriköyOrtala

Dün pek acayip, pek hızlı gelişmeler yaşandı. Anne Sultan'ın 50. yaşı Feriköy'deki Hamov'da yenilen nefis yemek eşliğinde kutlanır gibi yapıldı. Masada pasta yerine, İstanbul'da bulabileceğiniz en iyi topik vardı. Bakla içiyle pişirilmiş nefis enginarın tadına bakıldı, ezogelin çorbası nefis, zeytinyağlı sarmanın yaprağı sert bulundu. Üç kişi yenildi, içildi, makul mu makul bir hesap ödenip kalkıldı.


Sonrası daha da hızlı gelişti: Bir motora atlanıp Üsküdar'a gidildi. Epi topu iki saat içinde gönüle göre aydınlık ve yeşilliğe bakan bir ev bulundu. On yıllık Bostancılılık az biraz buruklukla nihayete ererken, Üsküdar ne sorarsanız sorun herşeyin cevabını bilen insanlarıyla yeni komşularını beklemekteydi.


Bir+Bir Nisan


Bütün bu olan bitenin şerefine akşam 2 kadeh yeşil üzüm rakısı kalktı. Barcelona-Deportivo maçına bakıldı. Kitaplar derlenip toparlanmaya başladı.


Tüm bunlar olurken İstanbul'da hayat duracak değildi ya, aktı gitti tabi. Bir + Bir Nisan sayısı alındı. Ajandaya 16 Nisan: Reset Magazin'in 2. yılı, 55. sayısı İndigo'da Bon Mod ile kutlanıyor yazıldı. Altına, 17 Nisan: Sattas Ghetto'da notu düşüldü. Cinebonus'ta Opera sayfasındaki sorular takip edildi, cevaplar ilgilisine gönderildi. Blog Ödülleri'ndeki bloglar incelendi, dişe göre olanlar sık kullanılanlara eklendi. Alternatif-İstanbul'a oy verenler merak edildi, kim bu sessiz ziyaretçiler acaba denildi. Güzel e-postalar alındı, yürekledirici sözler duyuldu. Hani sahil kasabalarında geçen Türk filmlerinde çalan flütlü müzik merak edildi, haftaya bir rakı sofrası sözü alındı, Kadıköy'de Penguen Kitapevi bir kez daha candan sevildi. Haftasonu İstanbul Film Festivali için Burcu'ya söz verildi, film programına yeniden bakıldı. Efes One Love Festival'in kombine biletlerinin kısa bir süreliğine tam 45, öğrenci 30 liradan satılacağı öğrenildi. Chillout Festival'in programına bakıldı; Caravan Place, Bonobo, Tungg, Club Des Belugas, Lucky Elephant ve Palov & Mishkin gibi grupların sahne alacağı zengin bir programla karşılaşıldı.



Bahardan mıdır nedir, şu karşı inşaatın bitmek tükenmek bilmez gürültüsü dahi sinirimi bozamıyor ama yine de bu çekilmez oldukları gerçeğini değiştirmiyor!


Notmuş bu da:


Yukarıda saydıklarıma "ben de gitsem keşke" diyorsanız şu yazı ilginizi çekebilir.


Hamov'un Perşembe Menüsü şöyleymiş; Domates Çorbası, Hamsili Pilav, Tavuklu Lazanya, Zeytinyağlı Bakla, İç Pilav, Yalancı Baklava.



Ben Üsküdar'a Gider İken, İstanbul'u Aldı Bir Bahar Havası

Topik@Hamov FeriköyOrtala

Dün pek acayip, pek hızlı gelişmeler yaşandı. Anne Sultan'ın 50. yaşı Feriköy'deki Hamov'da yenilen nefis yemek eşliğinde kutlanır gibi yapıldı. Masada pasta yerine, İstanbul'da bulabileceğiniz en iyi topik vardı. Bakla içiyle pişirilmiş nefis enginarın tadına bakıldı, ezogelin çorbası nefis, zeytinyağlı sarmanın yaprağı sert bulundu. Üç kişi yenildi, içildi, makul mu makul bir hesap ödenip kalkıldı.


Sonrası daha da hızlı gelişti: Bir motora atlanıp Üsküdar'a gidildi. Epi topu iki saat içinde gönüle göre aydınlık ve yeşilliğe bakan bir ev bulundu. On yıllık Bostancılılık az biraz buruklukla nihayete ererken, Üsküdar ne sorarsanız sorun herşeyin cevabını bilen insanlarıyla yeni komşularını beklemekteydi.


Bir+Bir Nisan


Bütün bu olan bitenin şerefine akşam 2 kadeh yeşil üzüm rakısı kalktı. Barcelona-Deportivo maçına bakıldı. Kitaplar derlenip toparlanmaya başladı.


Tüm bunlar olurken İstanbul'da hayat duracak değildi ya, aktı gitti tabi. Bir + Bir Nisan sayısı alındı. Ajandaya 16 Nisan: Reset Magazin'in 2. yılı, 55. sayısı İndigo'da Bon Mod ile kutlanıyor yazıldı. Altına, 17 Nisan: Sattas Ghetto'da notu düşüldü. Cinebonus'ta Opera sayfasındaki sorular takip edildi, cevaplar ilgilisine gönderildi. Blog Ödülleri'ndeki bloglar incelendi, dişe göre olanlar sık kullanılanlara eklendi. Alternatif-İstanbul'a oy verenler merak edildi, kim bu sessiz ziyaretçiler acaba denildi. Güzel e-postalar alındı, yürekledirici sözler duyuldu. Hani sahil kasabalarında geçen Türk filmlerinde çalan flütlü müzik merak edildi, haftaya bir rakı sofrası sözü alındı, Kadıköy'de Penguen Kitapevi bir kez daha candan sevildi. Haftasonu İstanbul Film Festivali için Burcu'ya söz verildi, film programına yeniden bakıldı. Efes One Love Festival'in kombine biletlerinin kısa bir süreliğine tam 45, öğrenci 30 liradan satılacağı öğrenildi. Chillout Festival'in programına bakıldı; Caravan Place, Bonobo, Tungg, Club Des Belugas, Lucky Elephant ve Palov & Mishkin gibi grupların sahne alacağı zengin bir programla karşılaşıldı.



Bahardan mıdır nedir, şu karşı inşaatın bitmek tükenmek bilmez gürültüsü dahi sinirimi bozamıyor ama yine de bu çekilmez oldukları gerçeğini değiştirmiyor!


Notmuş bu da:


Yukarıda saydıklarıma "ben de gitsem keşke" diyorsanız şu yazı ilginizi çekebilir.


Hamov'un Perşembe Menüsü şöyleymiş; Domates Çorbası, Hamsili Pilav, Tavuklu Lazanya, Zeytinyağlı Bakla, İç Pilav, Yalancı Baklava.



13 Nisan 2010 Salı

Alternatif İstanbul'dan Davetiye Sağanağı




Alternatif-İstanbul, bu haftanın davetiyelerini gururla sunar!




Ghetto'da gerçekleşecek;



14 Nisan Carsamba Evin Beyaz konserine 3 ÇİFT,




17 Nisan Cumartesi Sattas konserine 5 ÇİFT davetiyemiz var.



Ayrıca, 16 Nisan'da Reset Magazine'in doğum gününü hep birlikte Indigo'da kutluyoruz. Saat 23.45'te Reset! Dj'lerinin warm-up'ıyla başlayacak olan gecede; ilerleyen saatlerde 2009'un en iyi çıkış yapan gruplarından Bon Mod sahne alacak. Reset!'e özel sahne şovuyla Indigo sahnesini sallayacak olan Bon Mod'un ardından, after party; Tape'in dans pistini iyice hareketlenirecek setiyle devam edecek. Bu güzel geceye bir arkadaşınızla katılabilirsiniz!


Yapmanız gereken şey, www.alternatif-istanbul.net adresine girerek İzleyiciler bölümünde izle tuşuna basarak Alternatif-İstanbul'u takibe almak ve ezgi@alternatif-istanbul.net adresine hangi konsere davetiye istediğinizi ve adınızı yazmak. Sonrasını biz hallediyoruz.


Alternatif İstanbul'dan Davetiye Sağanağı




Alternatif-İstanbul, bu haftanın davetiyelerini gururla sunar!




Ghetto'da gerçekleşecek;



14 Nisan Carsamba Evin Beyaz konserine 3 ÇİFT,




17 Nisan Cumartesi Sattas konserine 5 ÇİFT davetiyemiz var.



Ayrıca, 16 Nisan'da Reset Magazine'in doğum gününü hep birlikte Indigo'da kutluyoruz. Saat 23.45'te Reset! Dj'lerinin warm-up'ıyla başlayacak olan gecede; ilerleyen saatlerde 2009'un en iyi çıkış yapan gruplarından Bon Mod sahne alacak. Reset!'e özel sahne şovuyla Indigo sahnesini sallayacak olan Bon Mod'un ardından, after party; Tape'in dans pistini iyice hareketlenirecek setiyle devam edecek. Bu güzel geceye bir arkadaşınızla katılabilirsiniz!


Yapmanız gereken şey, www.alternatif-istanbul.net adresine girerek İzleyiciler bölümünde izle tuşuna basarak Alternatif-İstanbul'u takibe almak ve ezgi@alternatif-istanbul.net adresine hangi konsere davetiye istediğinizi ve adınızı yazmak. Sonrasını biz hallediyoruz.


12 Nisan 2010 Pazartesi

"Emek Sineması'nı Yaşatalım" Toplantısı

Emek Sineması'nın penceresine "Yıktırmıyoruz" afişi asılıyor. Bir A4 kağıdına "Sinema Aşk'tır, Emeğine Sahip Çık" yazılıp demir parmaklıkların arasına bırakılıyor. Yeşilçam Sokağı'na asılan beyaz perde üzerinde gecekondularını yıkmak isteyenlere karşı direnen yoksul mahallenin güzel insanlarını anlatan "Sultan" filmi gösteriliyor. Sanır mısınız ki, bütün bu emekler, bütün bu çabalar boşuna? Hepsi bir umudun ürünü aslında, Emek Sineması'nı hayallerden koparmamak, kişiliksiz bir alışveriş merkezine dönüştürülmesine engel olmak, o güzelim salonda benzer duyguları paylaşan bine yakın kişiyle film izlemeye devam etmek umudu bu. İstanbul'u gerçekten ve yürekten sevenler toplanıyor, şehrin ortak hafızasını silmek isteyenlere direniyor. İstanbul'u dikkatle izleyin, burada güzel şeyler oluyor.




İKSV, "Emek'lerini Yıktırmak İstemeyenler" ile aynı duyguyu paylaşarak, İstanbul Film Festivali'nin artık simgesi haline gelmiş Emek Sineması için 14 Nisan Çarşamba günü bir toplantı düzenliyor. Emek Sineması'nın kaderini elinde tutan kurum ve kuruluşlar, sinema yazarları, İstanbul Film Festivali'nin Türkiye'den ve diğer ülkelerden konukları toplantıya davet edilmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, İstanbul Büyüksehir Belediye Başkanlığı , Beyoglu Belediyesi Başkanlığı, Turkmall ve Kamer İnşaat ve Mimarlar Odası da konunun birincil muhatapları olarak toplantıya katılmaları için çağrıda bulunulan merciler arasında. Eğer davete icabet edip kamu vicdanı ile bir araya gelirlerse ve akıllardaki sorulara dolambaçsız cevaplar verebilirlerse Emek Sineması'nın akıbeti hakkındaki endişelerimiz biraz olsun giderilecek ya da tam tersine korkularımız artacak.


Söz konusu toplantı İKSV Salon'da gerçekleşecek ve saat 10:00'da başlayacak. Emek Sineması'na değer veren ve zamanı olan herkesin orada olması dileğimiz.


Ekleme: Emek Sineması için bir de online imza kampanyası yürütülüyor. Burayı tıklayarak destek verebilirsiniz.





"Emek Sineması'nı Yaşatalım" Toplantısı

Emek Sineması'nın penceresine "Yıktırmıyoruz" afişi asılıyor. Bir A4 kağıdına "Sinema Aşk'tır, Emeğine Sahip Çık" yazılıp demir parmaklıkların arasına bırakılıyor. Yeşilçam Sokağı'na asılan beyaz perde üzerinde gecekondularını yıkmak isteyenlere karşı direnen yoksul mahallenin güzel insanlarını anlatan "Sultan" filmi gösteriliyor. Sanır mısınız ki, bütün bu emekler, bütün bu çabalar boşuna? Hepsi bir umudun ürünü aslında, Emek Sineması'nı hayallerden koparmamak, kişiliksiz bir alışveriş merkezine dönüştürülmesine engel olmak, o güzelim salonda benzer duyguları paylaşan bine yakın kişiyle film izlemeye devam etmek umudu bu. İstanbul'u gerçekten ve yürekten sevenler toplanıyor, şehrin ortak hafızasını silmek isteyenlere direniyor. İstanbul'u dikkatle izleyin, burada güzel şeyler oluyor.




İKSV, "Emek'lerini Yıktırmak İstemeyenler" ile aynı duyguyu paylaşarak, İstanbul Film Festivali'nin artık simgesi haline gelmiş Emek Sineması için 14 Nisan Çarşamba günü bir toplantı düzenliyor. Emek Sineması'nın kaderini elinde tutan kurum ve kuruluşlar, sinema yazarları, İstanbul Film Festivali'nin Türkiye'den ve diğer ülkelerden konukları toplantıya davet edilmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, İstanbul Büyüksehir Belediye Başkanlığı , Beyoglu Belediyesi Başkanlığı, Turkmall ve Kamer İnşaat ve Mimarlar Odası da konunun birincil muhatapları olarak toplantıya katılmaları için çağrıda bulunulan merciler arasında. Eğer davete icabet edip kamu vicdanı ile bir araya gelirlerse ve akıllardaki sorulara dolambaçsız cevaplar verebilirlerse Emek Sineması'nın akıbeti hakkındaki endişelerimiz biraz olsun giderilecek ya da tam tersine korkularımız artacak.


Söz konusu toplantı İKSV Salon'da gerçekleşecek ve saat 10:00'da başlayacak. Emek Sineması'na değer veren ve zamanı olan herkesin orada olması dileğimiz.


Ekleme: Emek Sineması için bir de online imza kampanyası yürütülüyor. Burayı tıklayarak destek verebilirsiniz.





11 Nisan 2010 Pazar

Yar bana bir İstanbul bey"Efendisi"

Babaların tek derdi, gözleri arkada kalmayacak hayırlı bir kısmet bulup, kızlarını –günümüzde bir hayli sulandırılmış- evlilik müessesine kapağı atmalarına vesile olmak. Bu durum şimdi de böyle , geçtiğimiz yüzyılda da, hatta ondan öncesinde de..

Bir zaman makinasına atlayıp Lale Devri sonrası İstanbul’una uçalım. Aklını yıldızlarla, cinlerle perilerle bozmuş “İstanbul Efendisi”nin, biricik oğlunun aklına mukayyet olmak , biricik kızının da gönlüne yön vermek için de yine yıldızlara bel bağladığı İstanbul’dayız..İstanbul Efendisi, İstanbul’un kadısı, günümüzün belediye başkanı..İstanbul Efendisi ve oğlu İrfan akıllarını fallara, burçlara öyle bir takarlar ki, bu merak onların Afet Hanım ve ekibinin oyunlarının kurbanı olmalarına neden olur.


İstanbul’un çok kültürlülüğünü bir kez daha gözler önüne seren bu oyun gerek dekor tasarımı, kostümleri , gerek müzikleriyle ve elbette enfes oyunculukları ile göz dolduruyor.

Müzikle dansın iç içe olduğu, Kalenin Bedenleri’nden, Çile Bülbülü’e kadar birbirinden güzel türkünün seslendirildiği “İstanbul Efendisi”nde Engin Alkan Musahipzade Celâl’in çalgılı, sazlı sözlü bu hicvinin yalnızca başrolünde değil, yönetmenliği koltuğunda da oturuyor. Diğer dikkat çeken oyunculuklar ise Mahperi Mertoğlu , Sevinç Erbulak Midyat, Çağlar Çorumlu ve Zafer Kırşan’ın yüreğinden çıkıyor.

İstanbul Efendisi’nin oğlu İrfan’ı canlandıran Çağlar Çorumlu’nun , müzikalde zihnime mıhlanan en güçlü isim olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.


9 Nisan Cuma gecesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izlediğim müzikal, bugün (11 Nisan) sezonun son oyununu sergileyecek.

Hafta başlamadan üstünüze çöken stresi 3 saatliğine de olsa üzerinizden atmak isterseniz, pazar akşamı yapılabilecek en keyifli etkinliğin bu olacağını söyleyebilirim.

Eğer bu sefer de kaçırırsanız, gelecek sezon da yakalamak için bir fırsatını bulunuz.


Fotoğraf makinamı yanımda taşımadığımdan bu kez fotoğraflar,
Tiyatro Dünyası.com'dan..

Yar bana bir İstanbul bey"Efendisi"

Babaların tek derdi, gözleri arkada kalmayacak hayırlı bir kısmet bulup, kızlarını –günümüzde bir hayli sulandırılmış- evlilik müessesine kapağı atmalarına vesile olmak. Bu durum şimdi de böyle , geçtiğimiz yüzyılda da, hatta ondan öncesinde de..

Bir zaman makinasına atlayıp Lale Devri sonrası İstanbul’una uçalım. Aklını yıldızlarla, cinlerle perilerle bozmuş “İstanbul Efendisi”nin, biricik oğlunun aklına mukayyet olmak , biricik kızının da gönlüne yön vermek için de yine yıldızlara bel bağladığı İstanbul’dayız..İstanbul Efendisi, İstanbul’un kadısı, günümüzün belediye başkanı..İstanbul Efendisi ve oğlu İrfan akıllarını fallara, burçlara öyle bir takarlar ki, bu merak onların Afet Hanım ve ekibinin oyunlarının kurbanı olmalarına neden olur.


İstanbul’un çok kültürlülüğünü bir kez daha gözler önüne seren bu oyun gerek dekor tasarımı, kostümleri , gerek müzikleriyle ve elbette enfes oyunculukları ile göz dolduruyor.

Müzikle dansın iç içe olduğu, Kalenin Bedenleri’nden, Çile Bülbülü’e kadar birbirinden güzel türkünün seslendirildiği “İstanbul Efendisi”nde Engin Alkan Musahipzade Celâl’in çalgılı, sazlı sözlü bu hicvinin yalnızca başrolünde değil, yönetmenliği koltuğunda da oturuyor. Diğer dikkat çeken oyunculuklar ise Mahperi Mertoğlu , Sevinç Erbulak Midyat, Çağlar Çorumlu ve Zafer Kırşan’ın yüreğinden çıkıyor.

İstanbul Efendisi’nin oğlu İrfan’ı canlandıran Çağlar Çorumlu’nun , müzikalde zihnime mıhlanan en güçlü isim olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.


9 Nisan Cuma gecesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izlediğim müzikal, bugün (11 Nisan) sezonun son oyununu sergileyecek.

Hafta başlamadan üstünüze çöken stresi 3 saatliğine de olsa üzerinizden atmak isterseniz, pazar akşamı yapılabilecek en keyifli etkinliğin bu olacağını söyleyebilirim.

Eğer bu sefer de kaçırırsanız, gelecek sezon da yakalamak için bir fırsatını bulunuz.


Fotoğraf makinamı yanımda taşımadığımdan bu kez fotoğraflar,
Tiyatro Dünyası.com'dan..

10 Nisan 2010 Cumartesi

Araştırmacı Ruhumu Seveyim




Cumartesi akşamı Pazar sabahına bağlandı bile. Gözüm ekranda, Barcelona-Real Madrid maçında. Bir yandan da "yeni bir şeyler bulsam da dinlesem" diye darı arayan tavuk gibi internet sularında eşelenmekteyim. Araştırmacı ruhumun gözünü seveyim, buldum da: Olafur Arnalds. Güzel insanlar ve güzel müzisyenler diyarı İzlanda'dan gelen, kafa kağıdında yazan doğum tarihi ile (1987) fena kıskandıran, insanın içine uzun bir kuraklıktan sonra yağmur yağmış da ortalık serinlemiş gibi bir his bırakan bir müzik insanı imiş kendisi. Ayağa kalkıyor ve selamlıyorum, hoşgeldin müzikal dünyama Olafur, kendine oturacak bir yer bul ve keyfine bak.



Ben de şu araştırmacı ruhuma biraz methiye düzeyim. Sayesinde dün akşam orada burada kitap karıştırırken Yorgos Theotokas'ın "Leonis: İstanbul Hatırası 1914-1922" kitabını buldum. Mephisto'da ucuzluk sepetinden "Lost in Translation" ile "La Mome" DVD'lerini arşive kattım.Yeşilçam Sineması'nda "Başka Dilde Aşk"ın gösterime girdiğini, Galatasaray Lisesi'nin arasındaki sokaktan aşağı ilerlerken bir kırtasiye dükkanının vitrininde nefis bir Carousel / Atlı Karınca'nın döndüğünü gördüm. Bir gecede elli kare fotoğraf çektim, hem azar işittim, hem kendimi sokaklarda kaybettim.


En nihayetinde hayatı algılama şeklime bir kere daha şapka çıkardım, anayoldan sürekli saptığım için kendime kokulu öpücükler yolladım, sonra kendimle bu kadar münasebet sıktı, maç bitti, Barcelona yendi, ben de gece lambamın ışığına doğru koşarak uzaklaştım.


Araştırmacı Ruhumu Seveyim




Cumartesi akşamı Pazar sabahına bağlandı bile. Gözüm ekranda, Barcelona-Real Madrid maçında. Bir yandan da "yeni bir şeyler bulsam da dinlesem" diye darı arayan tavuk gibi internet sularında eşelenmekteyim. Araştırmacı ruhumun gözünü seveyim, buldum da: Olafur Arnalds. Güzel insanlar ve güzel müzisyenler diyarı İzlanda'dan gelen, kafa kağıdında yazan doğum tarihi ile (1987) fena kıskandıran, insanın içine uzun bir kuraklıktan sonra yağmur yağmış da ortalık serinlemiş gibi bir his bırakan bir müzik insanı imiş kendisi. Ayağa kalkıyor ve selamlıyorum, hoşgeldin müzikal dünyama Olafur, kendine oturacak bir yer bul ve keyfine bak.



Ben de şu araştırmacı ruhuma biraz methiye düzeyim. Sayesinde dün akşam orada burada kitap karıştırırken Yorgos Theotokas'ın "Leonis: İstanbul Hatırası 1914-1922" kitabını buldum. Mephisto'da ucuzluk sepetinden "Lost in Translation" ile "La Mome" DVD'lerini arşive kattım.Yeşilçam Sineması'nda "Başka Dilde Aşk"ın gösterime girdiğini, Galatasaray Lisesi'nin arasındaki sokaktan aşağı ilerlerken bir kırtasiye dükkanının vitrininde nefis bir Carousel / Atlı Karınca'nın döndüğünü gördüm. Bir gecede elli kare fotoğraf çektim, hem azar işittim, hem kendimi sokaklarda kaybettim.


En nihayetinde hayatı algılama şeklime bir kere daha şapka çıkardım, anayoldan sürekli saptığım için kendime kokulu öpücükler yolladım, sonra kendimle bu kadar münasebet sıktı, maç bitti, Barcelona yendi, ben de gece lambamın ışığına doğru koşarak uzaklaştım.


9 Nisan 2010 Cuma

Televizyonu Düğmesinden Kapadım, Cuma Kendimi Sokağa Attım



Sakin Ghetto'da



Geçen gece, gecenin bir yarısında bünyede baş gösteren "acilen sıcak bir çorba içmeliyim" arzusu sonrasında bendenizin "et suyu varsa içmem abi" halleri yüzünden birkaç kapı çaldıktan sonra kendimizi Lale Çorbacısı'nda bulduk. İşkembe, paça ve tuzlama türevi içerikli çorbalarıyla ünlü bu güzide çorbacımızda mis gibi süzme mercimek çorbamızı yudumlarken aklımız bugündeydi, yani kutsal gün Cuma'da.



Bora Uzer Babylon'da



Zira, dün de satır arasında çıtlattığımız üzere, bugün Cuma ve İstanbul müzik dolu bir gecenin hazırlığında. Bizim gündemde Ghetto'da Sakin'in Sentetik Akustik performansına tanıklık etmek, sonra da Babylon'da Bora Uzer ile enerjimizi son damlasına kadar damarlarımızdan boşaltmak var. Seçenekler bunlarla da sınırlı değil, Hayko Cepkin Jolly Joker Balans'ta, Pijama Bronx Pi'de Jordi Savall Lütfi Kırdar'da, Chantage Hayal Bistro'da, Mirkelam ve Kargo Hayal Kahvesi'nde dinleyicilerini bekliyor olacaklar.



Bal Vizyonda



Bütün bu konserler saat 22:00'den önce başlamaz. Desek ki, kendimizi sinemaya atalım, ne de olsan Altın Ayı Ödüllü Bal bugün vizyonda. Avrupa Yakası'nda epi topu 8 salonda gösterilecek Bal'ı Beyoğlu'nda izlemek için gidilecek yer, Cinemajestik. Sonrasında Zencefil'de Sebzeli Lazanya ve belki Tabulleh Salatası. Altyazı'nın taze çıkmış Nisan sayısını kıraat etmek, aklı müzikle dolu bir geceye hazırlamak...


Sizin Cuma'nız nerede, nerelerde geçecek?




Televizyonu Düğmesinden Kapadım, Cuma Kendimi Sokağa Attım



Sakin Ghetto'da



Geçen gece, gecenin bir yarısında bünyede baş gösteren "acilen sıcak bir çorba içmeliyim" arzusu sonrasında bendenizin "et suyu varsa içmem abi" halleri yüzünden birkaç kapı çaldıktan sonra kendimizi Lale Çorbacısı'nda bulduk. İşkembe, paça ve tuzlama türevi içerikli çorbalarıyla ünlü bu güzide çorbacımızda mis gibi süzme mercimek çorbamızı yudumlarken aklımız bugündeydi, yani kutsal gün Cuma'da.



Bora Uzer Babylon'da



Zira, dün de satır arasında çıtlattığımız üzere, bugün Cuma ve İstanbul müzik dolu bir gecenin hazırlığında. Bizim gündemde Ghetto'da Sakin'in Sentetik Akustik performansına tanıklık etmek, sonra da Babylon'da Bora Uzer ile enerjimizi son damlasına kadar damarlarımızdan boşaltmak var. Seçenekler bunlarla da sınırlı değil, Hayko Cepkin Jolly Joker Balans'ta, Pijama Bronx Pi'de Jordi Savall Lütfi Kırdar'da, Chantage Hayal Bistro'da, Mirkelam ve Kargo Hayal Kahvesi'nde dinleyicilerini bekliyor olacaklar.



Bal Vizyonda



Bütün bu konserler saat 22:00'den önce başlamaz. Desek ki, kendimizi sinemaya atalım, ne de olsan Altın Ayı Ödüllü Bal bugün vizyonda. Avrupa Yakası'nda epi topu 8 salonda gösterilecek Bal'ı Beyoğlu'nda izlemek için gidilecek yer, Cinemajestik. Sonrasında Zencefil'de Sebzeli Lazanya ve belki Tabulleh Salatası. Altyazı'nın taze çıkmış Nisan sayısını kıraat etmek, aklı müzikle dolu bir geceye hazırlamak...


Sizin Cuma'nız nerede, nerelerde geçecek?




Sinemalarına Sahip Çık



Fotoğraf: Gökşen Çalışkan



Bizim mahallenin kıdemli kağıt toplayıcısı, çöp kutularını karıştırırken bir CD çantası bulmuş. Günlük selamlaşmamız esnasında "Abla bak şuna neler atmışlar" deyiverdi. Elindekine baktım, içinde internetten indirilmiş filmlerin CD'leri sıra sıra dizilmiş, belli ki büyük temizlik sırasında da gözden çıkarılmış. "Abla, Godfather bile var. Daha neler neler!" diye sevinçle şakıdı bizimki. Film izlemeyi pek severmiş, izleyecek yeri de varmış. "Hazine buldum sanki abla" diye diye neşeyle uzaklaştı.


Aklıma Muzaffer İzgü'nün Adana'da geçen çocukluğunu anlattığı kitabı ve aynı adla sinemaya uyarlanan "Zıkkımın Kökü" geldi. Akan damdan sızan suya bakıp "Aaa, Tarzan işiyor!" diyen Muzo'nun Adana'nın yazlık sinemalarında şekillenen hayal dünyası nasıl sıcacık bir öyküydü... Sonra bizim hiç yaşayamadığımız, ama anlatılanlardan 1960'lı yılların umut dolu İstanbul'unda idealist sinemacılar yetişmesine ortam sağlayan, özgürlükçü fikirlere kaynaklık eden Sinematek zamanları...


Sonra bugüne bakıyorum. Alkazar Sineması'nı alelacele elden çıkardılar. Emek Sineması'nın kapısı demir parmaklıklar ardında, kilitli. Penceresinde "Yıktırmıyoruz" yazısı. Yeşilçam Sineması, ufak ölçekte Sinematek gibi çalıştığı halde boş koltuklara oynamakta. Moda Sineması Cuma akşamında bile 25 kişilik salona film gösteriyor. Film izlemek, film festivalleri de olmasa, çoktandır alışveriş arası boş zaman aktivitesi muamelesi görüyor. İstanbul Film Festivali, alışveriş merkezi odaklı bir festival olmamak için büyük çaba harcıyor.



Herşeye rağmen, bizim sinema aşığı kağıt toplayıcısının, Emek Sineması'nın camına "Aşkına katkısı olan Emeğine Sahip çık" yazanların yüzü suyu hürmetine İstanbul için hala umut var mı dersiniz? Ne de olsa;

"Puisque même un artichaut a du cœur / Bir enginarın bile kalbi vardır."

Sinemalarına Sahip Çık



Fotoğraf: Gökşen Çalışkan



Bizim mahallenin kıdemli kağıt toplayıcısı, çöp kutularını karıştırırken bir CD çantası bulmuş. Günlük selamlaşmamız esnasında "Abla bak şuna neler atmışlar" deyiverdi. Elindekine baktım, içinde internetten indirilmiş filmlerin CD'leri sıra sıra dizilmiş, belli ki büyük temizlik sırasında da gözden çıkarılmış. "Abla, Godfather bile var. Daha neler neler!" diye sevinçle şakıdı bizimki. Film izlemeyi pek severmiş, izleyecek yeri de varmış. "Hazine buldum sanki abla" diye diye neşeyle uzaklaştı.


Aklıma Muzaffer İzgü'nün Adana'da geçen çocukluğunu anlattığı kitabı ve aynı adla sinemaya uyarlanan "Zıkkımın Kökü" geldi. Akan damdan sızan suya bakıp "Aaa, Tarzan işiyor!" diyen Muzo'nun Adana'nın yazlık sinemalarında şekillenen hayal dünyası nasıl sıcacık bir öyküydü... Sonra bizim hiç yaşayamadığımız, ama anlatılanlardan 1960'lı yılların umut dolu İstanbul'unda idealist sinemacılar yetişmesine ortam sağlayan, özgürlükçü fikirlere kaynaklık eden Sinematek zamanları...


Sonra bugüne bakıyorum. Alkazar Sineması'nı alelacele elden çıkardılar. Emek Sineması'nın kapısı demir parmaklıklar ardında, kilitli. Penceresinde "Yıktırmıyoruz" yazısı. Yeşilçam Sineması, ufak ölçekte Sinematek gibi çalıştığı halde boş koltuklara oynamakta. Moda Sineması Cuma akşamında bile 25 kişilik salona film gösteriyor. Film izlemek, film festivalleri de olmasa, çoktandır alışveriş arası boş zaman aktivitesi muamelesi görüyor. İstanbul Film Festivali, alışveriş merkezi odaklı bir festival olmamak için büyük çaba harcıyor.



Herşeye rağmen, bizim sinema aşığı kağıt toplayıcısının, Emek Sineması'nın camına "Aşkına katkısı olan Emeğine Sahip çık" yazanların yüzü suyu hürmetine İstanbul için hala umut var mı dersiniz? Ne de olsa;

"Puisque même un artichaut a du cœur / Bir enginarın bile kalbi vardır."

8 Nisan 2010 Perşembe

Perşembe Yeni Cuma




Efes One Love Festival'in bu seneki line-up'ı açıklandı: Groove Armada, The Ting Tings, De La Soul, The Whitest Boy Alive ve Wild Beats 19-20 Haziran'da Santralİstanbul'da sahnede. Elektronik tandansı yüksek, teatral, eğlenceli ve danslı bir haftasonunun biz İstanbulluları beklediğini söylesek yalan olmaz. Biletler bugün satışta.





Adım adım Caz Festivali'ne yaklaşırken, envai çeşit şekilde defalarca deklare ettiğim üzere bu sene İstanbul konserlerinden yana umudum çok. Gönül bir Patrick Wolf görmek ister artık, bir de yeni albüm Grey Oceans münasebetiyle yine yeniden CocoRosie gelsin, ben o zamana kadar Lemonade'i ezberlemiş olayım, onlar çalsın, ben söyleyeyim. Gökşen hanımcığım ise Twitter Haber Ajansı'na verdiği demeçte Noisettes ve Belleruch'u festivallerde görmek istediğini deklare etti. Bizden yazması...


Gelelim bugüne. Perşembe yeni Cuma'ymış ya hani, öyle derler. Babylon'da Coutney Pine yine sahnede, David Helfgott da 12 yıl tedavi görmesine sebep olan Rahmaninov’un 3. Piyano Konçertosunu çalmak için İstanbul'da. En ucuz biletin 200 TL'den başladığı konser, Lütfi Kırdar'da 20:30'da başlayacak.


Perşembe yeni Cuma dedim ama yine de Cuma'nın tadı bugün yok. İstanbul, yarınki birbirinden güzel konserlere hazırlanıyor olsa gerek. Şimdiden ajandanıza yazın: Sakin Ghetto'da, Bora Uzer Babylon'da, Hayko Cepkin Jolly Joker Balans'ta, Pijama Bronx Pi'de Jordi Savall Lütfi Kırdar'da, Chantage Hayal Bistro'da, Mirkelam ve Kargo Hayal Kahvesi'nde, eh seçenekler bunlarken siz nerede, nerelerde?


Günün Notlarıymış Bunlar

Günün Şarkısı: Lemonade / Grey Oceans / CocoRosie

Günün Filmi: Şok Doktrini / Beyoğlu Sineması / 13:30

Günün Kariyer Haberi: Elle Dergisi Stajyer Arıyor

Günün Moda Haberi: Beymen Blender'a bugün Özgür Mansur tasarımları geliyormuş, Cumartesi ise Begüm Salihoğu.

Günün eşelemesi: Ucuz demeyin, ne bunlar hiç demeyin, arada nefis küpeler, broşlar çıkıyor eşeleyince Etsy'deki bu dükkanı

Günün Yemek Hareketi: Babylon Lounge’ın menüsü Sara Tabrizi’nin ince dokunuşu ile baştan sona yenilenmiş



Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons