İstanbul son iki senedir şubat gelip çattığında tuhaf enerjilere maruz kalıyor. Geçtiğimiz sene 5 gün arayla insanı derin hüzünlere garketmekte pek başarılı olan ozan-şarkıyazarı Bonnie Prince Billy ile insanı hangi duyguya garkedeceği pek belli olmayan tekinsiz Marc Almond Yeditepe'nin gökkubbesine hoş sedalarını bırakmışlardı.
Bu senenin Şubat'ı geçen senenin Şubat'ını kıskanmasın mı? Bu senenin 14 Şubat'ı geçen seneninkine: "Sen Marc'ı getirdin İstanbul'a madem, al benden de Oh, You Are So Silent Jens!" demesin mi? Bunu duyan müziksizkalıncabirtuhafolanlar güruhu "Çok şükür bugünleri de gördük!" demesinler mi? Bu sevinç ve iyilik dalgası kaypak Mart'ı da etkileyip "Madem öyle, alın benden de Marianne Faithfull!" demesin mi?
Onlar kendi aralarında çekişedursun, 14 Şubat'ta Jens Lekman Babylon Sahnesi'nde. Ön grup ise Kim ki O. Bir de Faithfull mevzusu var ki tarih yaklaştıkça güncellemesi farz.
Tanıştıralım, bu Jens:
Çok savaş karşıtı gösteri gördüm, bir Jens göremedim...
Deezer, Deezer... İyi ki varsın Deezer... (baktınız adsl kotası aldı başını gidiyor, Deezer ablanız yanınızda...)
2 yorum:
İyiydi romans, sadelik, naiflik DE kirli istanbulun kirli seyircisi dalamadı o ruuyaya
Ben olsaydım Jens'i korurdum kirli İstanbul'un kirli seyircisinden...
Canım ya, kıyılır mı Jens'e! :(
Yorum Gönder