30 Haziran 2010 Çarşamba

17. İstanbul Caz Festivali'ne Geri Sayım Başladı


En sevdiğim müzik etkinliği olan İstanbul Caz Festivali başlıyor. Bu sene şehre gelip caz yapacak isimler arasında Chick Corea Freedom Band, Tonny Bennett ve Kerem Görsev Trio, Stanley Clarke ve Hiromi, Enrico Rava ve Stefano Bollani gibi efsanevi isimlerin yanı sıra, Grace Jones, Buika, Martha Wainwright, Lisa Ekdahl, Seal, Michael Franks, The Brand New Heavies gibi müzisyen ve gruplar bulunmakta. Açıklanacak ismi her defasında merakla beklediğim Yeni Ozanlar bölümünde ise Imogen Heap arz-ı endam etmekte.





Kişisel konser programımı ise çoktan yaptım. Bir kere odamda kocaman bir posteri olan ve defalarca dinlediğim Chick Corea'yı benden mahrum bırakmam. Geçen konserini kaçırdığım için çok pişman olduğum Buika'yı dinlemek için 20 Temmuz'da soluğu Sepetçiler Kasrı'nda alırım. Rihanna, Lady Gaga gibi yeniyetme hanım kızların ilham perilerinin başında gelen disko kraliçesi Grace Jones'u dünya gözüyle görmek için 16 Temmuz'da Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde yerimi bulurum. İki sene önce Aya İrini'deki konserde sahneyi basan kediyle tartışmasıyla aklımda kalan Rufus Wainwright'tan sonra biricik kız kardeşi Martha Wainwright'ı Edith Piaff şarkılarına nefes verirken dinlemek için 6 Temmuz tarihini ajandama yazarım. 2007 yılındaki konserini kaçırdığım Lisa Ekdahl'ı bu sefer 13 Temmuz'da Esma Sultan Yalısı'nda yakalarım. Yeni Ozanlar bölümünde Imogen Heap'i çok övdüler, beklediğim bir isim olmamasına rağmen küsmem, giderim. Arkadaş tarafından ayartılırsam Seal konserine gidip "Kiss By A Rose" u canlı canlı dinlerim.





1-20 Temmuz tarihleri arasında şehre gelecek olan İstanbul Caz Festivali'nde ayrıca birbirinden renkli gruplarin sahne aldigi parti geceleri bu yildan itibaren tekrar hayata geciyor. 2 Temmuz Cuma aksami saat 23.00'te Salon'da gerceklesecek Hafta Sonu Partileri'nin ilk gecesinde basgitarda "slap" tekniginin yaraticisi Larry Graham ve uzun yillar Prince ile dunyayi turladigi grubu Graham Central Station sahne alıyor. Festivalin diğer güzellikleri ise, Tunel Senligi, Haftasonu Partisi ve Caz Vapuru. Tünel Şenliği kapsamında, Larry Graham & Graham Central Station, The Panorama Jazz Band, Emir Ersoy Projecto Cubano, Maffy Falay Sextet, Jungle Boldie, Timuçin Şahin Quintet ve 2010 Türkiye’de Japonya yılı etkinlikleri kapsamında konser verecek Michiko Ogawa gibi isimler yer alıyor. Şenlik programında The Panorama Jazz Band’in sokak konserleri, ünlü vurmalı çalgılar ustası Mısırlı Ahmet’in kurduğu Galata Ritimhanesi’nde özel bir ritim atölyesi ve çeşitli DJ performansları da yer alacak. Tünel Şenliği’nde ayrıca Genç Caz grupları, Gri Trio, BÜMK Caz Korosu, Plongeur Quartet ve Jazzso Quartet de sahne alacak. (Ayrıntılı program için aşağıdaki görseli tıklayabilirsiniz.)



Festival bu sene sosyal medyada da ağırlığını hissettiriyor. Öncelikle Facebook ve Twitter gibi sosyal medyanın en önemli iki web sitesinde çalışmalarına başlayan festival, facebook sayfasındaki genel bilgileri yeniledi, konserler için ayrı ayrı etkinlik sayfaları hazırladı, bu sayfalara sanatçıların videolarını ekledi. Twitter sayfasında ise daha güncel ve aktif bir yol izlemeye çalışıyor ve festival ve etkinlikler ile ilgili en son haberleri, duyuruları, güncellemeleri ve değişiklikleri yayınlamaya devam ediyorlar. Ayrıca okuyucular bu sayfaları takip ederek çeşitli etkinliklere davetiye kazanabiliyorlar.


Şimdi bir soru: Sizinle karşılaşma ihtimalimiz olan konserler hangileri?


17. İstanbul Caz Festivali'ne Geri Sayım Başladı


En sevdiğim müzik etkinliği olan İstanbul Caz Festivali başlıyor. Bu sene şehre gelip caz yapacak isimler arasında Chick Corea Freedom Band, Tonny Bennett ve Kerem Görsev Trio, Stanley Clarke ve Hiromi, Enrico Rava ve Stefano Bollani gibi efsanevi isimlerin yanı sıra, Grace Jones, Buika, Martha Wainwright, Lisa Ekdahl, Seal, Michael Franks, The Brand New Heavies gibi müzisyen ve gruplar bulunmakta. Açıklanacak ismi her defasında merakla beklediğim Yeni Ozanlar bölümünde ise Imogen Heap arz-ı endam etmekte.





Kişisel konser programımı ise çoktan yaptım. Bir kere odamda kocaman bir posteri olan ve defalarca dinlediğim Chick Corea'yı benden mahrum bırakmam. Geçen konserini kaçırdığım için çok pişman olduğum Buika'yı dinlemek için 20 Temmuz'da soluğu Sepetçiler Kasrı'nda alırım. Rihanna, Lady Gaga gibi yeniyetme hanım kızların ilham perilerinin başında gelen disko kraliçesi Grace Jones'u dünya gözüyle görmek için 16 Temmuz'da Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde yerimi bulurum. İki sene önce Aya İrini'deki konserde sahneyi basan kediyle tartışmasıyla aklımda kalan Rufus Wainwright'tan sonra biricik kız kardeşi Martha Wainwright'ı Edith Piaff şarkılarına nefes verirken dinlemek için 6 Temmuz tarihini ajandama yazarım. 2007 yılındaki konserini kaçırdığım Lisa Ekdahl'ı bu sefer 13 Temmuz'da Esma Sultan Yalısı'nda yakalarım. Yeni Ozanlar bölümünde Imogen Heap'i çok övdüler, beklediğim bir isim olmamasına rağmen küsmem, giderim. Arkadaş tarafından ayartılırsam Seal konserine gidip "Kiss By A Rose" u canlı canlı dinlerim.





1-20 Temmuz tarihleri arasında şehre gelecek olan İstanbul Caz Festivali'nde ayrıca birbirinden renkli gruplarin sahne aldigi parti geceleri bu yildan itibaren tekrar hayata geciyor. 2 Temmuz Cuma aksami saat 23.00'te Salon'da gerceklesecek Hafta Sonu Partileri'nin ilk gecesinde basgitarda "slap" tekniginin yaraticisi Larry Graham ve uzun yillar Prince ile dunyayi turladigi grubu Graham Central Station sahne alıyor. Festivalin diğer güzellikleri ise, Tunel Senligi, Haftasonu Partisi ve Caz Vapuru. Tünel Şenliği kapsamında, Larry Graham & Graham Central Station, The Panorama Jazz Band, Emir Ersoy Projecto Cubano, Maffy Falay Sextet, Jungle Boldie, Timuçin Şahin Quintet ve 2010 Türkiye’de Japonya yılı etkinlikleri kapsamında konser verecek Michiko Ogawa gibi isimler yer alıyor. Şenlik programında The Panorama Jazz Band’in sokak konserleri, ünlü vurmalı çalgılar ustası Mısırlı Ahmet’in kurduğu Galata Ritimhanesi’nde özel bir ritim atölyesi ve çeşitli DJ performansları da yer alacak. Tünel Şenliği’nde ayrıca Genç Caz grupları, Gri Trio, BÜMK Caz Korosu, Plongeur Quartet ve Jazzso Quartet de sahne alacak. (Ayrıntılı program için aşağıdaki görseli tıklayabilirsiniz.)



Festival bu sene sosyal medyada da ağırlığını hissettiriyor. Öncelikle Facebook ve Twitter gibi sosyal medyanın en önemli iki web sitesinde çalışmalarına başlayan festival, facebook sayfasındaki genel bilgileri yeniledi, konserler için ayrı ayrı etkinlik sayfaları hazırladı, bu sayfalara sanatçıların videolarını ekledi. Twitter sayfasında ise daha güncel ve aktif bir yol izlemeye çalışıyor ve festival ve etkinlikler ile ilgili en son haberleri, duyuruları, güncellemeleri ve değişiklikleri yayınlamaya devam ediyorlar. Ayrıca okuyucular bu sayfaları takip ederek çeşitli etkinliklere davetiye kazanabiliyorlar.


Şimdi bir soru: Sizinle karşılaşma ihtimalimiz olan konserler hangileri?


29 Haziran 2010 Salı

Toplu Bunalmalar Eşliğinde Bir Sabah

Kaotik

Dolmuştayım. Sağ tarafta, pencere kenarında oturmuş, yola değil, gökyüzüne bakıyorum. O sırada bir kadın biniyor. Nişan elbisesine benzeyen, benzeyen lafı fazla, tam tamına bir nişan elbisesi giymiş. Saçları kabarık. Dudakları kıpkırmızı boyanmış. Göz kapaklarını ise maviye bulamış. Buram buram bir parfüm kokusu salıyor. Bu denli ağır bir hava karşısında gülmemek adına dudaklarımı kemiriyorum. İçimden bir ses "insanların giyimleriyle eğlenilmez, Ezgi" diyor. Ama olacak gibi değil. Saat henüz sabah 10 ve yanımdaki kadın az sonra sahne alacak Bülent Ersoy gibi. Nihayet tüm yolcular iniyor ve kadınla başbaşa kalıyoruz. Kocaman, maviye bulanmış gözlerini bana dikip gülerek "diz dize, yan yana kaldık işte" diyor. Kafamı hafif çevirip, "ya, evet öyle oldu" diye mırmırlanıp pencereden dışarıya bakıyorum. İneceği durağa dek kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor. Şoföre ineceğini söyleyip, kolumu sıkıyor ve "hadi güzelim, iyi günler sana" diyor. Arabayı durduran şoföre de herşeyin ama herşeyin gönlünce olmasını dileyerek topuk şıkırtıları eşliğinde uzaklaşıyor. Adam da bir "la havle" çekip vites değiştiriyor.




3 kadın. Yan yana kaldırımda yürüyorlar. Arkalarından gelene aldırış etmeden tin tin, yavaş yavaş. Arkalarından gelen benim. Yol istediğimi söylüyorum, kadınlardan biri dönüp "yol senin bebeğim, geç tabi" diyor. Gülüşmeler. Arkamı dönüp "ne oluyor yahu? diyesim gelmiyor. Arıza çipimi devreye girmeden durduruyorum. Gülüşmeler sürüyor. Tın tın topuk sesi. Kol kola kaldırım işgalleri. Ayağımdaki mavi kurdaleli vintage espadrillerimi kafalarına geçirmemek için kendimi zor tutarak yoluma gidiyorum.



Fotoğraf çekiyorum. Şu yukarıdakini. Ard arda sıralanmış festival afişleri, önünde de çimento torbaları. Karmaşa. 4 genç adam. Aralarından birinin ağzında sakız. Saçlar jöleli. Sürünün başındaki reisleri laf atıyor. Dediğini duymuyorum. Yan yan bakarak yanımdan geçiyorlar. Cak cak sakız sesi. Makinamın deklanşörü ard arda işliyor. Mendilci kadın "allah rızası için mendil almamı" söyleyip yüzüme yalvarır gibi bakıyor. Yoluma gidiyorum.


Toplumca tuhaf bir bunalma halindeyiz sanırım. Konuşmuyor, yalnızca bağırıyoruz. Dinlemiyor, yalnızca konuşuyoruz. Geçenlerde bir dostumla bu görüşümü paylaştığımda "konu tamamen ekonomik sıkıntılar. Çoğumuz akli dengemizi kaybettik de haberimiz yok." deyip eklemişti: "Artık her şey suyun üzerinde. İnan bu hiç bir şey değil. Daha kötü zamanlar bekliyor bizi. Daha sıkıntılı, bunalımlı, delirgen. Hazırla kendini."


Kendimi hazırlamalıymışım. Daha bunalımlı günlere. İlk işim, gidip saçımı kestirmek oluyor. Siyah gözlüklerimin ardına sığınıyorum. Kalabalığa karışmak, yok olmak istiyorum. Olmuyor, bırakmıyorlar. Bir an mavi kurdaleli espadrillere kayıyor gözüm. Onların bu delik deşik kaldırımlar için fazla naif olduklarını düşünüyorum. Bir kitapçıdan Füruzan'ın "Benim Sinemalarım" kitabını alıyorum.


Benim Sinemalarım. Benim panzehirlerim.



Toplu Bunalmalar Eşliğinde Bir Sabah

Kaotik

Dolmuştayım. Sağ tarafta, pencere kenarında oturmuş, yola değil, gökyüzüne bakıyorum. O sırada bir kadın biniyor. Nişan elbisesine benzeyen, benzeyen lafı fazla, tam tamına bir nişan elbisesi giymiş. Saçları kabarık. Dudakları kıpkırmızı boyanmış. Göz kapaklarını ise maviye bulamış. Buram buram bir parfüm kokusu salıyor. Bu denli ağır bir hava karşısında gülmemek adına dudaklarımı kemiriyorum. İçimden bir ses "insanların giyimleriyle eğlenilmez, Ezgi" diyor. Ama olacak gibi değil. Saat henüz sabah 10 ve yanımdaki kadın az sonra sahne alacak Bülent Ersoy gibi. Nihayet tüm yolcular iniyor ve kadınla başbaşa kalıyoruz. Kocaman, maviye bulanmış gözlerini bana dikip gülerek "diz dize, yan yana kaldık işte" diyor. Kafamı hafif çevirip, "ya, evet öyle oldu" diye mırmırlanıp pencereden dışarıya bakıyorum. İneceği durağa dek kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor. Şoföre ineceğini söyleyip, kolumu sıkıyor ve "hadi güzelim, iyi günler sana" diyor. Arabayı durduran şoföre de herşeyin ama herşeyin gönlünce olmasını dileyerek topuk şıkırtıları eşliğinde uzaklaşıyor. Adam da bir "la havle" çekip vites değiştiriyor.




3 kadın. Yan yana kaldırımda yürüyorlar. Arkalarından gelene aldırış etmeden tin tin, yavaş yavaş. Arkalarından gelen benim. Yol istediğimi söylüyorum, kadınlardan biri dönüp "yol senin bebeğim, geç tabi" diyor. Gülüşmeler. Arkamı dönüp "ne oluyor yahu? diyesim gelmiyor. Arıza çipimi devreye girmeden durduruyorum. Gülüşmeler sürüyor. Tın tın topuk sesi. Kol kola kaldırım işgalleri. Ayağımdaki mavi kurdaleli vintage espadrillerimi kafalarına geçirmemek için kendimi zor tutarak yoluma gidiyorum.



Fotoğraf çekiyorum. Şu yukarıdakini. Ard arda sıralanmış festival afişleri, önünde de çimento torbaları. Karmaşa. 4 genç adam. Aralarından birinin ağzında sakız. Saçlar jöleli. Sürünün başındaki reisleri laf atıyor. Dediğini duymuyorum. Yan yan bakarak yanımdan geçiyorlar. Cak cak sakız sesi. Makinamın deklanşörü ard arda işliyor. Mendilci kadın "allah rızası için mendil almamı" söyleyip yüzüme yalvarır gibi bakıyor. Yoluma gidiyorum.


Toplumca tuhaf bir bunalma halindeyiz sanırım. Konuşmuyor, yalnızca bağırıyoruz. Dinlemiyor, yalnızca konuşuyoruz. Geçenlerde bir dostumla bu görüşümü paylaştığımda "konu tamamen ekonomik sıkıntılar. Çoğumuz akli dengemizi kaybettik de haberimiz yok." deyip eklemişti: "Artık her şey suyun üzerinde. İnan bu hiç bir şey değil. Daha kötü zamanlar bekliyor bizi. Daha sıkıntılı, bunalımlı, delirgen. Hazırla kendini."


Kendimi hazırlamalıymışım. Daha bunalımlı günlere. İlk işim, gidip saçımı kestirmek oluyor. Siyah gözlüklerimin ardına sığınıyorum. Kalabalığa karışmak, yok olmak istiyorum. Olmuyor, bırakmıyorlar. Bir an mavi kurdaleli espadrillere kayıyor gözüm. Onların bu delik deşik kaldırımlar için fazla naif olduklarını düşünüyorum. Bir kitapçıdan Füruzan'ın "Benim Sinemalarım" kitabını alıyorum.


Benim Sinemalarım. Benim panzehirlerim.



27 Haziran 2010 Pazar

Yollara Sizinle Düşmek Güzel

Şenyurt

Son zamanlarda mesafeler kısa ve bilindik olsa da alıp çantamı yollara düşüyorum.Otobüsün camından gökyüzüne dikiyorum gözümü. Akıp giden bulutlara bakıyorum. Yol arkadaşlarımın konuşmalarına kulak kabartıyorum. Ağzına kadar tıka basa dolu çantamdan ruh halime uygun bir albüm çıkarıp müzikçalara koyuyorum. Yollara bu kadar aşinayken, müziğe bu kadar aşıkken, kara kaplı defterimi çıkarıp "bence" en güzel yol albümlerini yazıyorum;


- Bob Dylan / Highway 61 / 1965


- Nina Simone / Nina Simone Sings The Blues / 1967

- The Beatles / Abbey Road / 1969


- Van Morrisson / Moondance / 1970


- Fikret Kızılok / Zaman Zaman / 1983


- Sezen Aksu / Sezen Aksu Söylüyor / 1989


- Sezen Aksu / Işık Doğudan Yükselir / 1993


- Manu Chao / Clandestino / 1998


- Amparanoia / Somos Viento / 2002



- Lhasa De Sela / Living Road / 2003


- Yann Tiersen /
Les Retrouvailles / 2005



- Tom Waits / Real Gone / 2006


- Beirut / Gulag Orkestar / 2006


- Eljuri / En Paz / 2008




- Ane Brun / Changing Of The Seasons / 2008



- Yann Tiersen / Tabarly / 2008





- Olafur Arnalds / And They Have Escaped the Weight of Darkness / 2010




Sizin yol çantanızda hangi albümler var?

Ortala

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons