moda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
moda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Casette Butik'te Istanbul Dresses 2010 Koleksiyonu




Dün genel internet gezintimi yaparken Casette Butik'in Facebook'taki sayfasında yer alan fotoğraflar dikkatimi çekti. 'Istanbul Dresses' adı verilen başlık altında eski İstanbul'a ait pulların ve fotoğrafların basıldığı birbirinden güzel elbiseler yer alıyordu.




Tasarımcısını merak edip internette bir araştırma daha yaptım. Karşılaştığım websitesinde Istanbul Dresses, İstanbul imajlarını, metinlerini, havasını, suyunu kullanan bir giyim kuşam hareketi olarak tanımlanıyor.



Tasarımlar, Cassette Butik'in yanı sıra, IKSV Tasarım, Buka ve Bodrum'daki Casa Dell'Arte'de satılıyormuş.




Casette Butik, 'fiyatların neden bu denli yüksek olduğu' yönündeki soruya elbiselerde kullanılan baskıların zorlukla bulunan kartpostallardan ve fotoğraflardan alındığını belirtmiş.



Fiyatlar hakkındaki katıldığım yorumu bir kenara bırakırsam, uzun süredir beni bu denli heyecanlandıran ve beğendiğim bir giyim-kuşam yaratımı olmamıştı. Istanbul Dresses tasarımları bu bakımdan bile ilgiyi hakediyor.



Istanbul Dresses'in websitesindeki çantalar ise oldukça hoşuma gitti. Tasarımlarla ait daha fazla fotoğraf olsa hayır diyemem doğrusu. Özellikle daha fazla elbise ve çanta görmek isterim.



Dip Sos: Fotoğraflar Casette Butik'in Facebook sayfasından alındı.




Casette Butik Adres; Bağdat cad. Ay apt. No:372/C Şaşkınbakkal

Casette Butik'te Istanbul Dresses 2010 Koleksiyonu




Dün genel internet gezintimi yaparken Casette Butik'in Facebook'taki sayfasında yer alan fotoğraflar dikkatimi çekti. 'Istanbul Dresses' adı verilen başlık altında eski İstanbul'a ait pulların ve fotoğrafların basıldığı birbirinden güzel elbiseler yer alıyordu.




Tasarımcısını merak edip internette bir araştırma daha yaptım. Karşılaştığım websitesinde Istanbul Dresses, İstanbul imajlarını, metinlerini, havasını, suyunu kullanan bir giyim kuşam hareketi olarak tanımlanıyor.



Tasarımlar, Cassette Butik'in yanı sıra, IKSV Tasarım, Buka ve Bodrum'daki Casa Dell'Arte'de satılıyormuş.




Casette Butik, 'fiyatların neden bu denli yüksek olduğu' yönündeki soruya elbiselerde kullanılan baskıların zorlukla bulunan kartpostallardan ve fotoğraflardan alındığını belirtmiş.



Fiyatlar hakkındaki katıldığım yorumu bir kenara bırakırsam, uzun süredir beni bu denli heyecanlandıran ve beğendiğim bir giyim-kuşam yaratımı olmamıştı. Istanbul Dresses tasarımları bu bakımdan bile ilgiyi hakediyor.



Istanbul Dresses'in websitesindeki çantalar ise oldukça hoşuma gitti. Tasarımlarla ait daha fazla fotoğraf olsa hayır diyemem doğrusu. Özellikle daha fazla elbise ve çanta görmek isterim.



Dip Sos: Fotoğraflar Casette Butik'in Facebook sayfasından alındı.




Casette Butik Adres; Bağdat cad. Ay apt. No:372/C Şaşkınbakkal

25 Mayıs 2010 Salı

Yarım Kilo Yer Fıstığı İle Ne Yapılır?

löprotokole,

Yarın Galatamoda başlıyor dediklerinde "belki uğrarım" diye geçiştirmemin, ama meyhane teklifine hayır diyemememin sebebi var. Ben şehrin müziğiyle tadı tuzu peşindeyim. Geçtiğimiz sene normalde işlerini beğendiğim tasarımcıları dahi vasat ve ortamı haddinden fazla "kalabalık" bulmamın da Galatamoda'ya temkinli yaklaşmamda etkisi büyük. Evet, modadan anlamak, modayı takip etmek benim harcım değil, o taraklarda katiyen bezim yok ama iyi olanı gören gözüm var. Galatamoda, en azından geçen sene, birkaç güzel süprizin dışında pek bir anlam ifade etmemişti. Bu sene edecek mi peki? 26'sından 30'una, bunu deneyimlemek için 4 koca günüm var. Hadi perşembeyi çıkar, 3 gün fena bir zaman değil soluğu Tepebaşı'ndaki TRT binasının yanındaki festival alanında almak için. Hem Culinary Institute'de güzel bir yemeğe hangi çılgın hayır diyebilir ki?


Şehrin müziği peki? Onda da bugünden yana şansımız pek yok. Yani bence. Babylon kapandı. Ghetto'da müziklerini Hürriyet’ten Sedat Ergin, Radikal’den Yıldırım Türker, Sinema ve Müzik eleştirmeni Sevin Okyay, Referans’tan Eyüp Can ve Sabah’tan Yavuz Baydar gibi isimlerin kotaracağı "İnternetimi Serbest Bırak" partisi var. Hayal Kahvesi'nde 4X4, Balans Jolly Joker'de ise Manuel Reina & Bato Tato sahne alıyor. Anlaşılan İstanbul kalbini kanırtacak bir müzikli perşembeye hazırlık yapıyor.



Diyeceksiniz ki, başlıkla şu ana kadar okuduklarımızın ne ilgisi var? Yok aslında. "Yarım Kilo Yer Fıstığı İle Ne Yapılır?" gecenin bir yarısı aklıma gelen kurmaca öykünün başlığı. Kucağında koca bir tepsiyle kanepesine kurulmuş bir kadın, hayatının aslında hiç istemediği bir yöne doğru kaymakta olduğunu dalgınlıkla farkeder ve kayıtsızca döşemede bir leke görür. Gecenin 12'sinde o lekeyi yok etmeye uğraşır. O leke aslında nedir? Neden yok olmamaktadır bir türlü? Ya da kadınının o lekeye bu denli takmasının sebebi nedir? Kadın sonunda "aman çıkmazsa çıkmaz, ne yapayım mı?" diyecektir, yoksa bütün gecesini onu yok etmek için mi uğraşacaktır? O lekeye karşı takınacağı tavır, aslında kadının hayata karşı tutumunu mu gösterecektir izleyiciye? Yoksa o leke, sadece bir leke midir?


Ha, öyküye ilham veren şey mi? Yer fıstığından yapılmış humus. Tarifi şöyle; biraz zeytinyağı, yarım kilo yer fıstığı, deniz tuzu, tahin ve bolca sarımsakla ezilerek karıştırılıyor. Aslı nohutla yapılan humusun bir değişik çeşidi bu. Sonra oturuluyor, ekmek dilimlerine katık edilerek 2 dilim kavun, salata ve peynirle birlikte gecenin 11'inde yeniyor.


Yarın öbür gün öyküm kısa film olarak hayata gelirse endişelenmeme mahal olmayacak, zira altında kocaman harflerle "izlediğiniz bu film gerçek bir öyküden uyarlamadır" yazılabilecek. Koca bir tabak yer fıstıklı humus ve gecenin körüne teşekkür ediyorum tümcesini de ekledik mi, empresyonistliğin dibine vurduk demektir. Hadi hayırlısı!

Yarım Kilo Yer Fıstığı İle Ne Yapılır?

löprotokole,

Yarın Galatamoda başlıyor dediklerinde "belki uğrarım" diye geçiştirmemin, ama meyhane teklifine hayır diyemememin sebebi var. Ben şehrin müziğiyle tadı tuzu peşindeyim. Geçtiğimiz sene normalde işlerini beğendiğim tasarımcıları dahi vasat ve ortamı haddinden fazla "kalabalık" bulmamın da Galatamoda'ya temkinli yaklaşmamda etkisi büyük. Evet, modadan anlamak, modayı takip etmek benim harcım değil, o taraklarda katiyen bezim yok ama iyi olanı gören gözüm var. Galatamoda, en azından geçen sene, birkaç güzel süprizin dışında pek bir anlam ifade etmemişti. Bu sene edecek mi peki? 26'sından 30'una, bunu deneyimlemek için 4 koca günüm var. Hadi perşembeyi çıkar, 3 gün fena bir zaman değil soluğu Tepebaşı'ndaki TRT binasının yanındaki festival alanında almak için. Hem Culinary Institute'de güzel bir yemeğe hangi çılgın hayır diyebilir ki?


Şehrin müziği peki? Onda da bugünden yana şansımız pek yok. Yani bence. Babylon kapandı. Ghetto'da müziklerini Hürriyet’ten Sedat Ergin, Radikal’den Yıldırım Türker, Sinema ve Müzik eleştirmeni Sevin Okyay, Referans’tan Eyüp Can ve Sabah’tan Yavuz Baydar gibi isimlerin kotaracağı "İnternetimi Serbest Bırak" partisi var. Hayal Kahvesi'nde 4X4, Balans Jolly Joker'de ise Manuel Reina & Bato Tato sahne alıyor. Anlaşılan İstanbul kalbini kanırtacak bir müzikli perşembeye hazırlık yapıyor.



Diyeceksiniz ki, başlıkla şu ana kadar okuduklarımızın ne ilgisi var? Yok aslında. "Yarım Kilo Yer Fıstığı İle Ne Yapılır?" gecenin bir yarısı aklıma gelen kurmaca öykünün başlığı. Kucağında koca bir tepsiyle kanepesine kurulmuş bir kadın, hayatının aslında hiç istemediği bir yöne doğru kaymakta olduğunu dalgınlıkla farkeder ve kayıtsızca döşemede bir leke görür. Gecenin 12'sinde o lekeyi yok etmeye uğraşır. O leke aslında nedir? Neden yok olmamaktadır bir türlü? Ya da kadınının o lekeye bu denli takmasının sebebi nedir? Kadın sonunda "aman çıkmazsa çıkmaz, ne yapayım mı?" diyecektir, yoksa bütün gecesini onu yok etmek için mi uğraşacaktır? O lekeye karşı takınacağı tavır, aslında kadının hayata karşı tutumunu mu gösterecektir izleyiciye? Yoksa o leke, sadece bir leke midir?


Ha, öyküye ilham veren şey mi? Yer fıstığından yapılmış humus. Tarifi şöyle; biraz zeytinyağı, yarım kilo yer fıstığı, deniz tuzu, tahin ve bolca sarımsakla ezilerek karıştırılıyor. Aslı nohutla yapılan humusun bir değişik çeşidi bu. Sonra oturuluyor, ekmek dilimlerine katık edilerek 2 dilim kavun, salata ve peynirle birlikte gecenin 11'inde yeniyor.


Yarın öbür gün öyküm kısa film olarak hayata gelirse endişelenmeme mahal olmayacak, zira altında kocaman harflerle "izlediğiniz bu film gerçek bir öyküden uyarlamadır" yazılabilecek. Koca bir tabak yer fıstıklı humus ve gecenin körüne teşekkür ediyorum tümcesini de ekledik mi, empresyonistliğin dibine vurduk demektir. Hadi hayırlısı!

8 Nisan 2010 Perşembe

Perşembe Yeni Cuma




Efes One Love Festival'in bu seneki line-up'ı açıklandı: Groove Armada, The Ting Tings, De La Soul, The Whitest Boy Alive ve Wild Beats 19-20 Haziran'da Santralİstanbul'da sahnede. Elektronik tandansı yüksek, teatral, eğlenceli ve danslı bir haftasonunun biz İstanbulluları beklediğini söylesek yalan olmaz. Biletler bugün satışta.





Adım adım Caz Festivali'ne yaklaşırken, envai çeşit şekilde defalarca deklare ettiğim üzere bu sene İstanbul konserlerinden yana umudum çok. Gönül bir Patrick Wolf görmek ister artık, bir de yeni albüm Grey Oceans münasebetiyle yine yeniden CocoRosie gelsin, ben o zamana kadar Lemonade'i ezberlemiş olayım, onlar çalsın, ben söyleyeyim. Gökşen hanımcığım ise Twitter Haber Ajansı'na verdiği demeçte Noisettes ve Belleruch'u festivallerde görmek istediğini deklare etti. Bizden yazması...


Gelelim bugüne. Perşembe yeni Cuma'ymış ya hani, öyle derler. Babylon'da Coutney Pine yine sahnede, David Helfgott da 12 yıl tedavi görmesine sebep olan Rahmaninov’un 3. Piyano Konçertosunu çalmak için İstanbul'da. En ucuz biletin 200 TL'den başladığı konser, Lütfi Kırdar'da 20:30'da başlayacak.


Perşembe yeni Cuma dedim ama yine de Cuma'nın tadı bugün yok. İstanbul, yarınki birbirinden güzel konserlere hazırlanıyor olsa gerek. Şimdiden ajandanıza yazın: Sakin Ghetto'da, Bora Uzer Babylon'da, Hayko Cepkin Jolly Joker Balans'ta, Pijama Bronx Pi'de Jordi Savall Lütfi Kırdar'da, Chantage Hayal Bistro'da, Mirkelam ve Kargo Hayal Kahvesi'nde, eh seçenekler bunlarken siz nerede, nerelerde?


Günün Notlarıymış Bunlar

Günün Şarkısı: Lemonade / Grey Oceans / CocoRosie

Günün Filmi: Şok Doktrini / Beyoğlu Sineması / 13:30

Günün Kariyer Haberi: Elle Dergisi Stajyer Arıyor

Günün Moda Haberi: Beymen Blender'a bugün Özgür Mansur tasarımları geliyormuş, Cumartesi ise Begüm Salihoğu.

Günün eşelemesi: Ucuz demeyin, ne bunlar hiç demeyin, arada nefis küpeler, broşlar çıkıyor eşeleyince Etsy'deki bu dükkanı

Günün Yemek Hareketi: Babylon Lounge’ın menüsü Sara Tabrizi’nin ince dokunuşu ile baştan sona yenilenmiş



Perşembe Yeni Cuma




Efes One Love Festival'in bu seneki line-up'ı açıklandı: Groove Armada, The Ting Tings, De La Soul, The Whitest Boy Alive ve Wild Beats 19-20 Haziran'da Santralİstanbul'da sahnede. Elektronik tandansı yüksek, teatral, eğlenceli ve danslı bir haftasonunun biz İstanbulluları beklediğini söylesek yalan olmaz. Biletler bugün satışta.





Adım adım Caz Festivali'ne yaklaşırken, envai çeşit şekilde defalarca deklare ettiğim üzere bu sene İstanbul konserlerinden yana umudum çok. Gönül bir Patrick Wolf görmek ister artık, bir de yeni albüm Grey Oceans münasebetiyle yine yeniden CocoRosie gelsin, ben o zamana kadar Lemonade'i ezberlemiş olayım, onlar çalsın, ben söyleyeyim. Gökşen hanımcığım ise Twitter Haber Ajansı'na verdiği demeçte Noisettes ve Belleruch'u festivallerde görmek istediğini deklare etti. Bizden yazması...


Gelelim bugüne. Perşembe yeni Cuma'ymış ya hani, öyle derler. Babylon'da Coutney Pine yine sahnede, David Helfgott da 12 yıl tedavi görmesine sebep olan Rahmaninov’un 3. Piyano Konçertosunu çalmak için İstanbul'da. En ucuz biletin 200 TL'den başladığı konser, Lütfi Kırdar'da 20:30'da başlayacak.


Perşembe yeni Cuma dedim ama yine de Cuma'nın tadı bugün yok. İstanbul, yarınki birbirinden güzel konserlere hazırlanıyor olsa gerek. Şimdiden ajandanıza yazın: Sakin Ghetto'da, Bora Uzer Babylon'da, Hayko Cepkin Jolly Joker Balans'ta, Pijama Bronx Pi'de Jordi Savall Lütfi Kırdar'da, Chantage Hayal Bistro'da, Mirkelam ve Kargo Hayal Kahvesi'nde, eh seçenekler bunlarken siz nerede, nerelerde?


Günün Notlarıymış Bunlar

Günün Şarkısı: Lemonade / Grey Oceans / CocoRosie

Günün Filmi: Şok Doktrini / Beyoğlu Sineması / 13:30

Günün Kariyer Haberi: Elle Dergisi Stajyer Arıyor

Günün Moda Haberi: Beymen Blender'a bugün Özgür Mansur tasarımları geliyormuş, Cumartesi ise Begüm Salihoğu.

Günün eşelemesi: Ucuz demeyin, ne bunlar hiç demeyin, arada nefis küpeler, broşlar çıkıyor eşeleyince Etsy'deki bu dükkanı

Günün Yemek Hareketi: Babylon Lounge’ın menüsü Sara Tabrizi’nin ince dokunuşu ile baştan sona yenilenmiş



30 Eylül 2009 Çarşamba

Gelip Geçiciliği ile Bilinen Moda, Sürdürülebilirliği Tartışıyor




Enerjide, turizmde, eğitimde, çevrede, ticarette, uzun sözün kısası her türlü konunun başına getirilen ve şu sıralarda telafuzu pek bir "moda" olan bir sözcük var: Sürdürülebilirlik. Hal böyleyken, artık "endüstrileşmiş" bir olgu olan modanın bu konuya ilgisiz kalması olası değildi.


Modada sürdürülebilirlik kavramı, özellikle biz şehirlilerin aradığı doğallık/organiklik ile sınırlı değil. Sürdürülebilir moda, ucuz olduğu gerekçesiyle ihtiyaç dışı giysi alışverişi yapmamak, düşük ücretle işçi çalıştıran konfeksiyonlarla işbirliği yapan markaları tercih etmemek, çevreye zarar veren hammaddelerle üretilmiş giysileri kullanmayı reddetmek ve daha da güzeli, yaratıcılığı sınırlayan tek tip giysilerden uzak durmak gibi olguları kapsıyor.

Sürdürülebilir moda deyince akla gelen bir başka konu ise, modüler tasarımların kişiye ve bedene özel kıyafetler yaratmaya imkan sağlaması. Kilo alıp 40 bedenden 42'ye mi yükseldiniz, hop takıyorsunuz bir parça ve kullanıyorsunuz. Böylece bu giysi gardırobunuzun en güzide parçası ise, gözden çıkarmanıza ve ağlayarak bir köşeye atmanıza da lüzum kalmıyor. Yine çift taraflı giyilebilen giysiler, beden snırı olmadığından birden fazla kişi tarafından paylaşılabilen giysiler -ki anne kızlar arasındaki malum gardırop savaşlarına son verebilecek bir çözüm-, gündelik bir giysiyken ufak tefek dokunuşlarla gece giyilebilen parçalar... Sürekli "zayıf olun, zayıf olun, zayıf olun" mesajını alttan alttan beyne işleyen "beden ırkçılarına" karşı da geliştirilen hoş bir akım, dahası sevilesi bir felsefe. Üstelik gereksiz tüketimi de önlüyor.

Foto: People Tree

Modanın sürdürülebilirliği mevzusu aslında görünenden çok daha derin. Konu üzerinde bir araştırma yaptığınızda sentetik yerine pamuklu giysiler tercih etmenin çok da "ekoloji-dostu" bir yanı olmadığını görüyorsunuz. Zira pamuk üretiminde kullanılan zirai ilaçlar, toplandıktan sonra kullanılan ağartıcı ürünler ya da konfeksiyon aşamasında kullanılan boyalar sağlıklı gibi görünen bir giysiyi canavarlaştırıyor. Bu nedenle ekolojik dengenin korunması ile yüzeysel değil, derinlemesine ilgileniyorsanız -ki tüm muhalif tercihlerin beraberinde "anlaşılamama" sorununu getireceğini bilirsiniz- giysinin hammaddesinden satın aldığınız tezgahtarın günde kaç saat çalıştığına kadar her aşamasına kafayı takmalısınız. Geçmiş olsun şimdiden, hiç kolay bir iş değil.


Foto:Tanesi 200 Pound'dan başlayan fiyatlarla satılan bu çantalar, gösteriş icabı çevrecilik deyince akla ilk gelen ürünlerden.


Her ne alanda olursa olsun, bir bireyin ya da kuruluşun gerçekten "ekolojik" ya da "adil" olup olmadığını yaşam tarzı açıkça gösteriyor. PR ve reklam bir yere kadar günü kurtarıyor, günümüzde hata kapatıcı makyajların bir dokunuşla yıkılması an meselesi. Zira, sorgulayan şehirli insan yediği yemekte GDO'lu malzeme olup olmadığından tutun da giysisinin üretildiği hammaddeye kadar herşeye tabir-i caizse "takıyor" ve gerçekle "yaldız" olanı fevkalade güzel bir biçimde ayrıştırmayı biliyor.


Özetle, gelip geçiciliği ve anlık/dönemlik oluşu ile popüler kültürün değişmezlerinden olan moda dünyası, ekolojik denge, adil üretim ve ticaret ve gereksiz tüketimin önlenmesi konuları üzerinden sürdürülebilirliği tartışmaya devam ediyor.

Doğa Dostu Markalar


Edun ve People Tree adını bir çırpıda sayabileceğimiz doğa dostu markalar. Geçtiğimiz yıl İstanbul'da sürdürülebilir moda temalı bir serginin küratörlüğünü yapan tasarımcı Kate Fletcher ise bu konuda örnek alınabilecek bir diğer isim. Organik kumaşlardan ürün tasarlayan Avustralyalı Bird Textiles bir başka örnek. Türkiye'de ise, BOA Studio %100 organik pamuklu ürünler tasarlıyor. Yaptığım ufak bir araştırmada, doğa dostu ürünler tasarlayan diğer Türk firmaların ise Yeşim Tekstil ve Morera İç Giyim olduğunu gördüm. Bir kaç jean markası da verilmişti ancak kot taşlama işçilerinin çalışma koşulları nedeniyle yaşadıkları sağlık sorunları içimde büyük bir kuşku uyandırdığından adlarını telafuz etmeyeceğim.


İstanbul'da Eko Şıklık


1-21 Ekim tarihleri, sürdürülebilir moda konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenlerin ajandalarına yazmalarını önerdiğimiz bir tarih. Çünkü söz konusu tarihlerde İstanbul Moda Akademisi (İMA), İsveç Enstitüsü ve İsveç İstanbul Başkonsolosluğu işbirliği ile yürütülen gezici sergi “Eco Chic”e (Eko Şıklık - Sürdürülebilir İsveç Modasına Doğru), 1-21 Ekim 2009 tarihleri arasında ev sahipliği yapacak. 14 İsveçli modacının 16 tasarımının yer aldığı sergi İMA’da moda ve tasarım sektörünü buluşturacak.


Filippa K, Julian Red, Dem Collective gibi İsveçli moda tasarımcılarının ekolojik yaklaşımlarını bir araya getiren “Eco Chic” sergisikapsamında bir seminer ve iki workshop gerçekleştirilecek. 2 Ekim günü gerçekleştirilecek olan “Ekolojik Yaşam ve Moda” temalı seminere İsveç Enstitüsü’nden “Eco Chic” sergisinin proje müdürü Anna Maria Bernitz, Dem Collective’in ortaklarından ve ekolojik moda üzerine konuşacak Annika Axelsson, Bergman’s şirketlerinin ortaklarından ve aynı zamanda akademide ekolojik tasarım üzerine ders veren Marcus Bergman, Centre for Sustainable Fashion, London College of Fashion’dan Nina Baldwin, Türkiye’de organik kumaş üretimi yapan Ants firmasından Rengin Akyüz ile Institute for Marketology’den organik ve ekolojik tasarımların sertifika alma süreçlerinden bahsedecek olan Hüseyin Taş katılacak.


“Eco Chic” sergisi kapsamında 13 ve 14 Ekim tarihlerinde iki workshop yapılması daplanlanıyor. Biri Türk biri İsveçli iki tasarımcı tarafından düzenlenecek olan workshoplarda ise tasarımcılar organik veya kullanılmış kumaşlardan basit tasarımlar yapmayı gösterecekler.



Gelip Geçiciliği ile Bilinen Moda, Sürdürülebilirliği Tartışıyor




Enerjide, turizmde, eğitimde, çevrede, ticarette, uzun sözün kısası her türlü konunun başına getirilen ve şu sıralarda telafuzu pek bir "moda" olan bir sözcük var: Sürdürülebilirlik. Hal böyleyken, artık "endüstrileşmiş" bir olgu olan modanın bu konuya ilgisiz kalması olası değildi.


Modada sürdürülebilirlik kavramı, özellikle biz şehirlilerin aradığı doğallık/organiklik ile sınırlı değil. Sürdürülebilir moda, ucuz olduğu gerekçesiyle ihtiyaç dışı giysi alışverişi yapmamak, düşük ücretle işçi çalıştıran konfeksiyonlarla işbirliği yapan markaları tercih etmemek, çevreye zarar veren hammaddelerle üretilmiş giysileri kullanmayı reddetmek ve daha da güzeli, yaratıcılığı sınırlayan tek tip giysilerden uzak durmak gibi olguları kapsıyor.

Sürdürülebilir moda deyince akla gelen bir başka konu ise, modüler tasarımların kişiye ve bedene özel kıyafetler yaratmaya imkan sağlaması. Kilo alıp 40 bedenden 42'ye mi yükseldiniz, hop takıyorsunuz bir parça ve kullanıyorsunuz. Böylece bu giysi gardırobunuzun en güzide parçası ise, gözden çıkarmanıza ve ağlayarak bir köşeye atmanıza da lüzum kalmıyor. Yine çift taraflı giyilebilen giysiler, beden snırı olmadığından birden fazla kişi tarafından paylaşılabilen giysiler -ki anne kızlar arasındaki malum gardırop savaşlarına son verebilecek bir çözüm-, gündelik bir giysiyken ufak tefek dokunuşlarla gece giyilebilen parçalar... Sürekli "zayıf olun, zayıf olun, zayıf olun" mesajını alttan alttan beyne işleyen "beden ırkçılarına" karşı da geliştirilen hoş bir akım, dahası sevilesi bir felsefe. Üstelik gereksiz tüketimi de önlüyor.

Foto: People Tree

Modanın sürdürülebilirliği mevzusu aslında görünenden çok daha derin. Konu üzerinde bir araştırma yaptığınızda sentetik yerine pamuklu giysiler tercih etmenin çok da "ekoloji-dostu" bir yanı olmadığını görüyorsunuz. Zira pamuk üretiminde kullanılan zirai ilaçlar, toplandıktan sonra kullanılan ağartıcı ürünler ya da konfeksiyon aşamasında kullanılan boyalar sağlıklı gibi görünen bir giysiyi canavarlaştırıyor. Bu nedenle ekolojik dengenin korunması ile yüzeysel değil, derinlemesine ilgileniyorsanız -ki tüm muhalif tercihlerin beraberinde "anlaşılamama" sorununu getireceğini bilirsiniz- giysinin hammaddesinden satın aldığınız tezgahtarın günde kaç saat çalıştığına kadar her aşamasına kafayı takmalısınız. Geçmiş olsun şimdiden, hiç kolay bir iş değil.


Foto:Tanesi 200 Pound'dan başlayan fiyatlarla satılan bu çantalar, gösteriş icabı çevrecilik deyince akla ilk gelen ürünlerden.


Her ne alanda olursa olsun, bir bireyin ya da kuruluşun gerçekten "ekolojik" ya da "adil" olup olmadığını yaşam tarzı açıkça gösteriyor. PR ve reklam bir yere kadar günü kurtarıyor, günümüzde hata kapatıcı makyajların bir dokunuşla yıkılması an meselesi. Zira, sorgulayan şehirli insan yediği yemekte GDO'lu malzeme olup olmadığından tutun da giysisinin üretildiği hammaddeye kadar herşeye tabir-i caizse "takıyor" ve gerçekle "yaldız" olanı fevkalade güzel bir biçimde ayrıştırmayı biliyor.


Özetle, gelip geçiciliği ve anlık/dönemlik oluşu ile popüler kültürün değişmezlerinden olan moda dünyası, ekolojik denge, adil üretim ve ticaret ve gereksiz tüketimin önlenmesi konuları üzerinden sürdürülebilirliği tartışmaya devam ediyor.

Doğa Dostu Markalar


Edun ve People Tree adını bir çırpıda sayabileceğimiz doğa dostu markalar. Geçtiğimiz yıl İstanbul'da sürdürülebilir moda temalı bir serginin küratörlüğünü yapan tasarımcı Kate Fletcher ise bu konuda örnek alınabilecek bir diğer isim. Organik kumaşlardan ürün tasarlayan Avustralyalı Bird Textiles bir başka örnek. Türkiye'de ise, BOA Studio %100 organik pamuklu ürünler tasarlıyor. Yaptığım ufak bir araştırmada, doğa dostu ürünler tasarlayan diğer Türk firmaların ise Yeşim Tekstil ve Morera İç Giyim olduğunu gördüm. Bir kaç jean markası da verilmişti ancak kot taşlama işçilerinin çalışma koşulları nedeniyle yaşadıkları sağlık sorunları içimde büyük bir kuşku uyandırdığından adlarını telafuz etmeyeceğim.


İstanbul'da Eko Şıklık


1-21 Ekim tarihleri, sürdürülebilir moda konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenlerin ajandalarına yazmalarını önerdiğimiz bir tarih. Çünkü söz konusu tarihlerde İstanbul Moda Akademisi (İMA), İsveç Enstitüsü ve İsveç İstanbul Başkonsolosluğu işbirliği ile yürütülen gezici sergi “Eco Chic”e (Eko Şıklık - Sürdürülebilir İsveç Modasına Doğru), 1-21 Ekim 2009 tarihleri arasında ev sahipliği yapacak. 14 İsveçli modacının 16 tasarımının yer aldığı sergi İMA’da moda ve tasarım sektörünü buluşturacak.


Filippa K, Julian Red, Dem Collective gibi İsveçli moda tasarımcılarının ekolojik yaklaşımlarını bir araya getiren “Eco Chic” sergisikapsamında bir seminer ve iki workshop gerçekleştirilecek. 2 Ekim günü gerçekleştirilecek olan “Ekolojik Yaşam ve Moda” temalı seminere İsveç Enstitüsü’nden “Eco Chic” sergisinin proje müdürü Anna Maria Bernitz, Dem Collective’in ortaklarından ve ekolojik moda üzerine konuşacak Annika Axelsson, Bergman’s şirketlerinin ortaklarından ve aynı zamanda akademide ekolojik tasarım üzerine ders veren Marcus Bergman, Centre for Sustainable Fashion, London College of Fashion’dan Nina Baldwin, Türkiye’de organik kumaş üretimi yapan Ants firmasından Rengin Akyüz ile Institute for Marketology’den organik ve ekolojik tasarımların sertifika alma süreçlerinden bahsedecek olan Hüseyin Taş katılacak.


“Eco Chic” sergisi kapsamında 13 ve 14 Ekim tarihlerinde iki workshop yapılması daplanlanıyor. Biri Türk biri İsveçli iki tasarımcı tarafından düzenlenecek olan workshoplarda ise tasarımcılar organik veya kullanılmış kumaşlardan basit tasarımlar yapmayı gösterecekler.



Gelip Geçiciliği ile Bilinen Moda, Sürdürülebilirliği Tartışıyor




Enerjide, turizmde, eğitimde, çevrede, ticarette, uzun sözün kısası her türlü konunun başına getirilen ve şu sıralarda telafuzu pek bir "moda" olan bir sözcük var: Sürdürülebilirlik. Hal böyleyken, artık "endüstrileşmiş" bir olgu olan modanın bu konuya ilgisiz kalması olası değildi.


Modada sürdürülebilirlik kavramı, özellikle biz şehirlilerin aradığı doğallık/organiklik ile sınırlı değil. Sürdürülebilir moda, ucuz olduğu gerekçesiyle ihtiyaç dışı giysi alışverişi yapmamak, düşük ücretle işçi çalıştıran konfeksiyonlarla işbirliği yapan markaları tercih etmemek, çevreye zarar veren hammaddelerle üretilmiş giysileri kullanmayı reddetmek ve daha da güzeli, yaratıcılığı sınırlayan tek tip giysilerden uzak durmak gibi olguları kapsıyor.

Sürdürülebilir moda deyince akla gelen bir başka konu ise, modüler tasarımların kişiye ve bedene özel kıyafetler yaratmaya imkan sağlaması. Kilo alıp 40 bedenden 42'ye mi yükseldiniz, hop takıyorsunuz bir parça ve kullanıyorsunuz. Böylece bu giysi gardırobunuzun en güzide parçası ise, gözden çıkarmanıza ve ağlayarak bir köşeye atmanıza da lüzum kalmıyor. Yine çift taraflı giyilebilen giysiler, beden snırı olmadığından birden fazla kişi tarafından paylaşılabilen giysiler -ki anne kızlar arasındaki malum gardırop savaşlarına son verebilecek bir çözüm-, gündelik bir giysiyken ufak tefek dokunuşlarla gece giyilebilen parçalar... Sürekli "zayıf olun, zayıf olun, zayıf olun" mesajını alttan alttan beyne işleyen "beden ırkçılarına" karşı da geliştirilen hoş bir akım, dahası sevilesi bir felsefe. Üstelik gereksiz tüketimi de önlüyor.

Foto: People Tree

Modanın sürdürülebilirliği mevzusu aslında görünenden çok daha derin. Konu üzerinde bir araştırma yaptığınızda sentetik yerine pamuklu giysiler tercih etmenin çok da "ekoloji-dostu" bir yanı olmadığını görüyorsunuz. Zira pamuk üretiminde kullanılan zirai ilaçlar, toplandıktan sonra kullanılan ağartıcı ürünler ya da konfeksiyon aşamasında kullanılan boyalar sağlıklı gibi görünen bir giysiyi canavarlaştırıyor. Bu nedenle ekolojik dengenin korunması ile yüzeysel değil, derinlemesine ilgileniyorsanız -ki tüm muhalif tercihlerin beraberinde "anlaşılamama" sorununu getireceğini bilirsiniz- giysinin hammaddesinden satın aldığınız tezgahtarın günde kaç saat çalıştığına kadar her aşamasına kafayı takmalısınız. Geçmiş olsun şimdiden, hiç kolay bir iş değil.


Foto:Tanesi 200 Pound'dan başlayan fiyatlarla satılan bu çantalar, gösteriş icabı çevrecilik deyince akla ilk gelen ürünlerden.


Her ne alanda olursa olsun, bir bireyin ya da kuruluşun gerçekten "ekolojik" ya da "adil" olup olmadığını yaşam tarzı açıkça gösteriyor. PR ve reklam bir yere kadar günü kurtarıyor, günümüzde hata kapatıcı makyajların bir dokunuşla yıkılması an meselesi. Zira, sorgulayan şehirli insan yediği yemekte GDO'lu malzeme olup olmadığından tutun da giysisinin üretildiği hammaddeye kadar herşeye tabir-i caizse "takıyor" ve gerçekle "yaldız" olanı fevkalade güzel bir biçimde ayrıştırmayı biliyor.


Özetle, gelip geçiciliği ve anlık/dönemlik oluşu ile popüler kültürün değişmezlerinden olan moda dünyası, ekolojik denge, adil üretim ve ticaret ve gereksiz tüketimin önlenmesi konuları üzerinden sürdürülebilirliği tartışmaya devam ediyor.

Doğa Dostu Markalar


Edun ve People Tree adını bir çırpıda sayabileceğimiz doğa dostu markalar. Geçtiğimiz yıl İstanbul'da sürdürülebilir moda temalı bir serginin küratörlüğünü yapan tasarımcı Kate Fletcher ise bu konuda örnek alınabilecek bir diğer isim. Organik kumaşlardan ürün tasarlayan Avustralyalı Bird Textiles bir başka örnek. Türkiye'de ise, BOA Studio %100 organik pamuklu ürünler tasarlıyor. Yaptığım ufak bir araştırmada, doğa dostu ürünler tasarlayan diğer Türk firmaların ise Yeşim Tekstil ve Morera İç Giyim olduğunu gördüm. Bir kaç jean markası da verilmişti ancak kot taşlama işçilerinin çalışma koşulları nedeniyle yaşadıkları sağlık sorunları içimde büyük bir kuşku uyandırdığından adlarını telafuz etmeyeceğim.


İstanbul'da Eko Şıklık


1-21 Ekim tarihleri, sürdürülebilir moda konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenlerin ajandalarına yazmalarını önerdiğimiz bir tarih. Çünkü söz konusu tarihlerde İstanbul Moda Akademisi (İMA), İsveç Enstitüsü ve İsveç İstanbul Başkonsolosluğu işbirliği ile yürütülen gezici sergi “Eco Chic”e (Eko Şıklık - Sürdürülebilir İsveç Modasına Doğru), 1-21 Ekim 2009 tarihleri arasında ev sahipliği yapacak. 14 İsveçli modacının 16 tasarımının yer aldığı sergi İMA’da moda ve tasarım sektörünü buluşturacak.


Filippa K, Julian Red, Dem Collective gibi İsveçli moda tasarımcılarının ekolojik yaklaşımlarını bir araya getiren “Eco Chic” sergisikapsamında bir seminer ve iki workshop gerçekleştirilecek. 2 Ekim günü gerçekleştirilecek olan “Ekolojik Yaşam ve Moda” temalı seminere İsveç Enstitüsü’nden “Eco Chic” sergisinin proje müdürü Anna Maria Bernitz, Dem Collective’in ortaklarından ve ekolojik moda üzerine konuşacak Annika Axelsson, Bergman’s şirketlerinin ortaklarından ve aynı zamanda akademide ekolojik tasarım üzerine ders veren Marcus Bergman, Centre for Sustainable Fashion, London College of Fashion’dan Nina Baldwin, Türkiye’de organik kumaş üretimi yapan Ants firmasından Rengin Akyüz ile Institute for Marketology’den organik ve ekolojik tasarımların sertifika alma süreçlerinden bahsedecek olan Hüseyin Taş katılacak.


“Eco Chic” sergisi kapsamında 13 ve 14 Ekim tarihlerinde iki workshop yapılması daplanlanıyor. Biri Türk biri İsveçli iki tasarımcı tarafından düzenlenecek olan workshoplarda ise tasarımcılar organik veya kullanılmış kumaşlardan basit tasarımlar yapmayı gösterecekler.



30 Ağustos 2009 Pazar

Moda'nın yalnızca Kadıköy'de bir semt olarak bilinmesini istediğimiz anlar..

istanbulfashiondays

İstanbul tarihinin ilk moda günleri dün (cumartesi) Hakan Yıldırım'ın defilesi ardından gerçekleşen kapanış partisiyle son buldu.

Perşembe günü başlayan ve toplamda 3 gün süren moda günleri yaklaşık 10bin modaseveri İTÜ Taşkışla kampüsünde bir araya getirdi. Bu mekanın neden seçildiğini bilemiyorum ancak, ilk kez gerçekleştirilen bu sebeple sınırlı sayıda tasarımcının (11) ve markanın (13) katıldığı etkinlikte kreasyonları rahatça incelemek adına iyi bir seçim olduğunu söyleyebilirim. (Her ne kadar iç ışıklandırma yetersiz kalksa da) Zaten binanın tarihi dokusu, ayrıca o enfes avlusuyla ziyaretçilerden tam not aldığını kulaklarımla duydum.

baharkorcan16

Defilelerden yalnızca iki tanesini izleyebildim (Bahar Korçan ve Özlem Süer) ama 2009-2010 sonbahar kış kreasyonuna ilişkin az çok fikrim oldu diyebilirim. Renk kullanımı malesef az, siyah ve beyazın tonları sonbahar ve kışın vazgeçilmezi her zamanki gibi ancak illa renk diyorsanız aralara pembeler serpiştirmek mümkün (aklınızda bulunsun diye söylüyorum)..

Tasarımcılar arasında favorim en eğlenceli ve renkli modellere sahip olan Günseli Türkay oldu.

Yerli yabancı bir çok basın mensubunun da takibe aldığı bu etkinliklerde söylendiğine göre 2 milyon doların üzerinde bir ekonomik değer yaratılmış. Şu kriz günlerinde moda sektörünün biraz yüzü gülmüş olsa gerek.

Moda günlerinin bundan sonra Londra, Newyork, Paris, Milano vb. moda başkentlerinde olduğu gibi yılda iki kez yapılacağı da konuşulan konular arasındaydı. Ancak saydığım bu şehirler arasında İstanbul'un konumu ne olur emin değilim. Arzu Kaprol'ün dediğine göre İstanbul diğer şehirlerden önce bu günlere ev sahipliği yapacağından moda otoritelerinin gözlerini ilk çevireceği kent olacakmış. Hadi bakalım..

Moda günlerinden aklımda kalan kimi ıvır zıvır şeyleri de paylaşayım istiyorum burada hazır başlamışken. Aslında Ezgi'yle Bahar Korçan defilesi ardından bir video çekmiştik ancak, henüz yayın aşamasına getirecek durumda değiliz. Ayrıca kameranın insanı olduğundan şişman göstermesi gerçeği sebebiyle kamera karşısına çıkmama kararı da aldığımı belirtmeliyim.

Etkinliğin son günü, yani cumartesi, cuma gününe oranla çok daha renkli ve hareketliydi.

Etkinlik kapsamında ilk dikkatimi çeken husus, ortamdaki insanların çoğunlukla kadınlardan ve feminen erkekleden -gay olup olmadıklarını kestiremeyebiliyorsunuz- olmasıydı. Homofobik değilim kesinlikle, ancak yine de bu konunun üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Erkekler maskülen doğalarını modaya ilgi duyunca kaybedebiliyorlar mı, yoksa modayla zaten feminen eğilimli erkekler mi ilgileniyor, çözemedim..

boykgladyatör

Giyim kuşam açısından inceleyecek olursak, genç yaşlı herkesin ayağında gladyatör sandaletler ya da kışın giydiğimz çizmelerden olduğunu gördüm. Çok komik çünkü gerçekten ne rahat görünüyorlar ne de şık. Delinin biri kuyuya taş atmış misali tüm dünya bunları giydi bu yaz. Eminim bundan 10 sene sonra bu günlerin moda dergilerine baktıklarında, bizim şimdi 80lere bakıp vatka, permalı saç ve krepe üçlüsüne kahkahalarla güldüğümüz gibi gülecekler.

Bir diğer dikkat çeken husus ise bitmek tükenmek bilmeyen tayt modası. Geçtiğimiz seneden bu yana bir türlü eskimedi, eskitilemedi. Meğersem ne çok özlemişiz tayt giymeyi. Desenli ya da tek renk farketmez, vücudunuz bir model gibi değilse öyle kısa bir üstle (top) giyilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi tam bir görüntü kirliliği..

Modayı nasıl tanımlarsak tanımlayalım farklı ve aykırı görünen herkesi modayla ilgili alakalı sanıyoruz. Moda eğer sürekli yenilik farklılık getirebilseydi, anne ve anneannelerimizin giydiği şeyleri önümüze ısıtıp ısıtıp koymazlardı sanki.

löprotokole

Kendimize özgü birşeyler yapamıyoruz malesef, gençlerimiz ya Camden Town - Bricklane gençliğine özeniyor ya da Kate Moss'a(İngiliz modasını daha yakından takip ettiğimden mütevellit bu örnekleri veriyorum). Farklılığın tektipleşmeye ışık hızıyla dönüştüğü şu günlerde özgün bir şeyler yapan insan sayısı bir elin parmağını geçemiyor.

Moda benim gözümde "yenilikçilik" kavramıyla yakından ilintili. Ama elbette bu da yenilikçi olacağım diye absürd görünmeyi beraberinde getirmemeli.

Kısacası aykırı olmak adına çirkin ve gülünç görünmeyi göze almak moda kesinlikle olmamalı !

Velhasılı kelam İstanbul moda günleri büyük tantana ardından sona erdi.

Etkinliklere bakış açım son dönemde, katılımcılara verilen bez çantaların tasarımı ve kalitesiyle yakından ilintili. Malesef bir moda etkinliğinde çok daha orijinal tasarımlı bir çanta görmek isterdim, çok özensiz duruyor ama yine de koleksiyonumdaki yerini alacak.

Darısı daha renkli, eğlenceli etkinliklerin başına..

Daha fazla fotoğraf için doğru adres burası..

Moda'nın yalnızca Kadıköy'de bir semt olarak bilinmesini istediğimiz anlar..

istanbulfashiondays

İstanbul tarihinin ilk moda günleri dün (cumartesi) Hakan Yıldırım'ın defilesi ardından gerçekleşen kapanış partisiyle son buldu.

Perşembe günü başlayan ve toplamda 3 gün süren moda günleri yaklaşık 10bin modaseveri İTÜ Taşkışla kampüsünde bir araya getirdi. Bu mekanın neden seçildiğini bilemiyorum ancak, ilk kez gerçekleştirilen bu sebeple sınırlı sayıda tasarımcının (11) ve markanın (13) katıldığı etkinlikte kreasyonları rahatça incelemek adına iyi bir seçim olduğunu söyleyebilirim. (Her ne kadar iç ışıklandırma yetersiz kalksa da) Zaten binanın tarihi dokusu, ayrıca o enfes avlusuyla ziyaretçilerden tam not aldığını kulaklarımla duydum.

baharkorcan16

Defilelerden yalnızca iki tanesini izleyebildim (Bahar Korçan ve Özlem Süer) ama 2009-2010 sonbahar kış kreasyonuna ilişkin az çok fikrim oldu diyebilirim. Renk kullanımı malesef az, siyah ve beyazın tonları sonbahar ve kışın vazgeçilmezi her zamanki gibi ancak illa renk diyorsanız aralara pembeler serpiştirmek mümkün (aklınızda bulunsun diye söylüyorum)..

Tasarımcılar arasında favorim en eğlenceli ve renkli modellere sahip olan Günseli Türkay oldu.

Yerli yabancı bir çok basın mensubunun da takibe aldığı bu etkinliklerde söylendiğine göre 2 milyon doların üzerinde bir ekonomik değer yaratılmış. Şu kriz günlerinde moda sektörünün biraz yüzü gülmüş olsa gerek.

Moda günlerinin bundan sonra Londra, Newyork, Paris, Milano vb. moda başkentlerinde olduğu gibi yılda iki kez yapılacağı da konuşulan konular arasındaydı. Ancak saydığım bu şehirler arasında İstanbul'un konumu ne olur emin değilim. Arzu Kaprol'ün dediğine göre İstanbul diğer şehirlerden önce bu günlere ev sahipliği yapacağından moda otoritelerinin gözlerini ilk çevireceği kent olacakmış. Hadi bakalım..

Moda günlerinden aklımda kalan kimi ıvır zıvır şeyleri de paylaşayım istiyorum burada hazır başlamışken. Aslında Ezgi'yle Bahar Korçan defilesi ardından bir video çekmiştik ancak, henüz yayın aşamasına getirecek durumda değiliz. Ayrıca kameranın insanı olduğundan şişman göstermesi gerçeği sebebiyle kamera karşısına çıkmama kararı da aldığımı belirtmeliyim.

Etkinliğin son günü, yani cumartesi, cuma gününe oranla çok daha renkli ve hareketliydi.

Etkinlik kapsamında ilk dikkatimi çeken husus, ortamdaki insanların çoğunlukla kadınlardan ve feminen erkekleden -gay olup olmadıklarını kestiremeyebiliyorsunuz- olmasıydı. Homofobik değilim kesinlikle, ancak yine de bu konunun üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Erkekler maskülen doğalarını modaya ilgi duyunca kaybedebiliyorlar mı, yoksa modayla zaten feminen eğilimli erkekler mi ilgileniyor, çözemedim..

boykgladyatör

Giyim kuşam açısından inceleyecek olursak, genç yaşlı herkesin ayağında gladyatör sandaletler ya da kışın giydiğimz çizmelerden olduğunu gördüm. Çok komik çünkü gerçekten ne rahat görünüyorlar ne de şık. Delinin biri kuyuya taş atmış misali tüm dünya bunları giydi bu yaz. Eminim bundan 10 sene sonra bu günlerin moda dergilerine baktıklarında, bizim şimdi 80lere bakıp vatka, permalı saç ve krepe üçlüsüne kahkahalarla güldüğümüz gibi gülecekler.

Bir diğer dikkat çeken husus ise bitmek tükenmek bilmeyen tayt modası. Geçtiğimiz seneden bu yana bir türlü eskimedi, eskitilemedi. Meğersem ne çok özlemişiz tayt giymeyi. Desenli ya da tek renk farketmez, vücudunuz bir model gibi değilse öyle kısa bir üstle (top) giyilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi tam bir görüntü kirliliği..

Modayı nasıl tanımlarsak tanımlayalım farklı ve aykırı görünen herkesi modayla ilgili alakalı sanıyoruz. Moda eğer sürekli yenilik farklılık getirebilseydi, anne ve anneannelerimizin giydiği şeyleri önümüze ısıtıp ısıtıp koymazlardı sanki.

löprotokole

Kendimize özgü birşeyler yapamıyoruz malesef, gençlerimiz ya Camden Town - Bricklane gençliğine özeniyor ya da Kate Moss'a(İngiliz modasını daha yakından takip ettiğimden mütevellit bu örnekleri veriyorum). Farklılığın tektipleşmeye ışık hızıyla dönüştüğü şu günlerde özgün bir şeyler yapan insan sayısı bir elin parmağını geçemiyor.

Moda benim gözümde "yenilikçilik" kavramıyla yakından ilintili. Ama elbette bu da yenilikçi olacağım diye absürd görünmeyi beraberinde getirmemeli.

Kısacası aykırı olmak adına çirkin ve gülünç görünmeyi göze almak moda kesinlikle olmamalı !

Velhasılı kelam İstanbul moda günleri büyük tantana ardından sona erdi.

Etkinliklere bakış açım son dönemde, katılımcılara verilen bez çantaların tasarımı ve kalitesiyle yakından ilintili. Malesef bir moda etkinliğinde çok daha orijinal tasarımlı bir çanta görmek isterdim, çok özensiz duruyor ama yine de koleksiyonumdaki yerini alacak.

Darısı daha renkli, eğlenceli etkinliklerin başına..

Daha fazla fotoğraf için doğru adres burası..

Moda'nın yalnızca Kadıköy'de bir semt olarak bilinmesini istediğimiz anlar..

istanbulfashiondays

İstanbul tarihinin ilk moda günleri dün (cumartesi) Hakan Yıldırım'ın defilesi ardından gerçekleşen kapanış partisiyle son buldu.

Perşembe günü başlayan ve toplamda 3 gün süren moda günleri yaklaşık 10bin modaseveri İTÜ Taşkışla kampüsünde bir araya getirdi. Bu mekanın neden seçildiğini bilemiyorum ancak, ilk kez gerçekleştirilen bu sebeple sınırlı sayıda tasarımcının (11) ve markanın (13) katıldığı etkinlikte kreasyonları rahatça incelemek adına iyi bir seçim olduğunu söyleyebilirim. (Her ne kadar iç ışıklandırma yetersiz kalksa da) Zaten binanın tarihi dokusu, ayrıca o enfes avlusuyla ziyaretçilerden tam not aldığını kulaklarımla duydum.

baharkorcan16

Defilelerden yalnızca iki tanesini izleyebildim (Bahar Korçan ve Özlem Süer) ama 2009-2010 sonbahar kış kreasyonuna ilişkin az çok fikrim oldu diyebilirim. Renk kullanımı malesef az, siyah ve beyazın tonları sonbahar ve kışın vazgeçilmezi her zamanki gibi ancak illa renk diyorsanız aralara pembeler serpiştirmek mümkün (aklınızda bulunsun diye söylüyorum)..

Tasarımcılar arasında favorim en eğlenceli ve renkli modellere sahip olan Günseli Türkay oldu.

Yerli yabancı bir çok basın mensubunun da takibe aldığı bu etkinliklerde söylendiğine göre 2 milyon doların üzerinde bir ekonomik değer yaratılmış. Şu kriz günlerinde moda sektörünün biraz yüzü gülmüş olsa gerek.

Moda günlerinin bundan sonra Londra, Newyork, Paris, Milano vb. moda başkentlerinde olduğu gibi yılda iki kez yapılacağı da konuşulan konular arasındaydı. Ancak saydığım bu şehirler arasında İstanbul'un konumu ne olur emin değilim. Arzu Kaprol'ün dediğine göre İstanbul diğer şehirlerden önce bu günlere ev sahipliği yapacağından moda otoritelerinin gözlerini ilk çevireceği kent olacakmış. Hadi bakalım..

Moda günlerinden aklımda kalan kimi ıvır zıvır şeyleri de paylaşayım istiyorum burada hazır başlamışken. Aslında Ezgi'yle Bahar Korçan defilesi ardından bir video çekmiştik ancak, henüz yayın aşamasına getirecek durumda değiliz. Ayrıca kameranın insanı olduğundan şişman göstermesi gerçeği sebebiyle kamera karşısına çıkmama kararı da aldığımı belirtmeliyim.

Etkinliğin son günü, yani cumartesi, cuma gününe oranla çok daha renkli ve hareketliydi.

Etkinlik kapsamında ilk dikkatimi çeken husus, ortamdaki insanların çoğunlukla kadınlardan ve feminen erkekleden -gay olup olmadıklarını kestiremeyebiliyorsunuz- olmasıydı. Homofobik değilim kesinlikle, ancak yine de bu konunun üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Erkekler maskülen doğalarını modaya ilgi duyunca kaybedebiliyorlar mı, yoksa modayla zaten feminen eğilimli erkekler mi ilgileniyor, çözemedim..

boykgladyatör

Giyim kuşam açısından inceleyecek olursak, genç yaşlı herkesin ayağında gladyatör sandaletler ya da kışın giydiğimz çizmelerden olduğunu gördüm. Çok komik çünkü gerçekten ne rahat görünüyorlar ne de şık. Delinin biri kuyuya taş atmış misali tüm dünya bunları giydi bu yaz. Eminim bundan 10 sene sonra bu günlerin moda dergilerine baktıklarında, bizim şimdi 80lere bakıp vatka, permalı saç ve krepe üçlüsüne kahkahalarla güldüğümüz gibi gülecekler.

Bir diğer dikkat çeken husus ise bitmek tükenmek bilmeyen tayt modası. Geçtiğimiz seneden bu yana bir türlü eskimedi, eskitilemedi. Meğersem ne çok özlemişiz tayt giymeyi. Desenli ya da tek renk farketmez, vücudunuz bir model gibi değilse öyle kısa bir üstle (top) giyilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi tam bir görüntü kirliliği..

Modayı nasıl tanımlarsak tanımlayalım farklı ve aykırı görünen herkesi modayla ilgili alakalı sanıyoruz. Moda eğer sürekli yenilik farklılık getirebilseydi, anne ve anneannelerimizin giydiği şeyleri önümüze ısıtıp ısıtıp koymazlardı sanki.

löprotokole

Kendimize özgü birşeyler yapamıyoruz malesef, gençlerimiz ya Camden Town - Bricklane gençliğine özeniyor ya da Kate Moss'a(İngiliz modasını daha yakından takip ettiğimden mütevellit bu örnekleri veriyorum). Farklılığın tektipleşmeye ışık hızıyla dönüştüğü şu günlerde özgün bir şeyler yapan insan sayısı bir elin parmağını geçemiyor.

Moda benim gözümde "yenilikçilik" kavramıyla yakından ilintili. Ama elbette bu da yenilikçi olacağım diye absürd görünmeyi beraberinde getirmemeli.

Kısacası aykırı olmak adına çirkin ve gülünç görünmeyi göze almak moda kesinlikle olmamalı !

Velhasılı kelam İstanbul moda günleri büyük tantana ardından sona erdi.

Etkinliklere bakış açım son dönemde, katılımcılara verilen bez çantaların tasarımı ve kalitesiyle yakından ilintili. Malesef bir moda etkinliğinde çok daha orijinal tasarımlı bir çanta görmek isterdim, çok özensiz duruyor ama yine de koleksiyonumdaki yerini alacak.

Darısı daha renkli, eğlenceli etkinliklerin başına..

Daha fazla fotoğraf için doğru adres burası..

26 Ağustos 2009 Çarşamba

İstanbul, Moda yolunda..



Bir varmış bir yokmuş..

Daha MP3'ler kasetlerin, blue rayler vhs'lerin tahtına oturmamışmış..

İşte bu vakitlerden birinde Gökşen isimli mini mini bir kızın sesini kaydetmiş sevgili kuzenleri kasete.

Evet bu ben oluyorum. Bahsettiğim kaset ise bildiğiniz amatör bir röportaj kaydı. Seneler sonra elime geçtiğinde gülmekten gözlerimden yaşlar geldiğini hatırladığım bu kayıtta kendime ait özel sırları bir bir ifşa ediyorum. Gezegen üzerinde bu kadar çok mekan değiştirmeseydim kaseti kaybetmez sizinle de paylaşırdım. Belli mi olur belki ortalığı biraz toparlar ve uslu olursam şirinlerle birlikte kaseti de bulurum.

Mevzu bahis röportaj esnasında bir dizi soru soruluyor bana. Bunlardan zihnime kazınan birkaç tanesini paylaşacağım sizinle ve ardından asıl mevzuya geçeceğim.

Kuzenlerden en afacan olanından geliyor bir soru, vücudunda en çok nereyi beğeniyorsun diye, düşünüyorum mırın kırın ediyorum ve "saçlarım" diyorum. Not: saçlarım o vakitler kısacık..

Bir başka soru geliyor, en sevdiğin kıyafetin hangisi diye. Yine birkaç saniyelik düşünme faslı ve cevap "Nükhet teyzemin diktiği mavi elbise". Neden diye soruyorlar devamında, cevap gayet net, "çünkü kimsede yok".

O zamandan beridir giydiğim bir nesneyi başkasının üstünde gördüğümde nedense utanırım. Sırf üniversitede ders veren asistan benimle aynı üstü (top) giyiyor diye ilk dersin sonuna hiç üşenmeden eve üstümü değiştirmeye gitmişliğim bile var. Ya da bulunduğum mekanda benimle aynı elbiseyi giyen birini görünce acilen alışveriş yapmışlığım. Artık birazcık da olsa akıllandığımdan bu denli saçmalamıyorum elbet, en azından eskisi kadar rahatsızlık duymuyorum bu "pişti" olma durumlarından.

Bu yazdıklarımı okuyanlar butiklerden alışveriş yaptığımı ya da yalnızca özel tasarım giydiğimi düşünebilirler ama tabi ki yok öyle birşey. Malesef Nükhet teyzemin kendi kızını dünyaya getirmesi ile şahsıma özel tasarım kıyafet giyme devrim de altı yaşımda son buldu.

Söylemeyi unuttum sanırım, bahsettiğim ses kaydı benim 4 yaşında olduğum zamanlara denk geliyor.

Moda konusunda bilirkişi olduğumu iddia etmesem de gezip görmek ve de gözlemlemekten kaynaklı az çok bir algı açıklığım olduğunu söyleyebilirim. Uygulamada başarıya ulaştığımı söyleyemem ama yine neler olup bitiyor takip ederken eğlenirim. Hatta Melis Alphancılık oynamaktan da bol keyif alırım..

Bu kadar zırvalamayı aslında yarın başlayacak İstanbul Moda Günleri (İstanbul fashion days) etkinliği hatrına yapıyorum.


İTKİB ve Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) işbirliği ile Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek olan Istanbul Fashion Days (IFD), 26-29 Ağustos 2009 tarihleri arasında güzeller güzeli, kıskanılası İTÜ Taşkışla Kampüsü'nde moda severlerle buluşacak.

Önde gelen moda tasarımcılarının defile ve butik fuar organizasyonu olan ISTANBUL FASHION LAB, IFD çatısı altında Türk tasarımcılarının çizgilerini dünyaya yansıtırken hazır giyim firmalarına odaklanan BRANDIST ise markaların defile ve fuar platformu olacak.

Genç moda tasarımcıları için de önemli bir platform sunarak, sektöre adım atmalarını sağlayan, İTKİB Genç Moda Tasarımcıları Yarışması ise bu yıl ilk kez KOZA adıyla IFD bünyesinde devam edecek.

Bahar Korçan, Arzu Kaprol, İdil Tarzi, Hakan Yıldırım gibi birçok önemli ismin koleksiyon sergileyeceği etkinliği biz Alternatif İstanbul ekibi olarak elimizden geldiğince, işten vakit buldukça takip edeceğiz.

Özellikle Ezgiyle ben cuma akşamı gerçekleşecek Bahar Korçan'ın "Kabullen ya da Değiştir" temalı 2010 Yaz koleksiyonunu merakla bekliyoruz. Kendisinin sosyal medyayla olan son dönemdeki yakın ilişkisini de tebrik ve takdir ediyoruz.

Ayrıntılar birkaç gün sonra burada..

Ama öncesinde sizlere Ajda Pekkan'dan Moda Yolunda şarkısı armağan..

İstanbul, Moda yolunda..



Bir varmış bir yokmuş..

Daha MP3'ler kasetlerin, blue rayler vhs'lerin tahtına oturmamışmış..

İşte bu vakitlerden birinde Gökşen isimli mini mini bir kızın sesini kaydetmiş sevgili kuzenleri kasete.

Evet bu ben oluyorum. Bahsettiğim kaset ise bildiğiniz amatör bir röportaj kaydı. Seneler sonra elime geçtiğinde gülmekten gözlerimden yaşlar geldiğini hatırladığım bu kayıtta kendime ait özel sırları bir bir ifşa ediyorum. Gezegen üzerinde bu kadar çok mekan değiştirmeseydim kaseti kaybetmez sizinle de paylaşırdım. Belli mi olur belki ortalığı biraz toparlar ve uslu olursam şirinlerle birlikte kaseti de bulurum.

Mevzu bahis röportaj esnasında bir dizi soru soruluyor bana. Bunlardan zihnime kazınan birkaç tanesini paylaşacağım sizinle ve ardından asıl mevzuya geçeceğim.

Kuzenlerden en afacan olanından geliyor bir soru, vücudunda en çok nereyi beğeniyorsun diye, düşünüyorum mırın kırın ediyorum ve "saçlarım" diyorum. Not: saçlarım o vakitler kısacık..

Bir başka soru geliyor, en sevdiğin kıyafetin hangisi diye. Yine birkaç saniyelik düşünme faslı ve cevap "Nükhet teyzemin diktiği mavi elbise". Neden diye soruyorlar devamında, cevap gayet net, "çünkü kimsede yok".

O zamandan beridir giydiğim bir nesneyi başkasının üstünde gördüğümde nedense utanırım. Sırf üniversitede ders veren asistan benimle aynı üstü (top) giyiyor diye ilk dersin sonuna hiç üşenmeden eve üstümü değiştirmeye gitmişliğim bile var. Ya da bulunduğum mekanda benimle aynı elbiseyi giyen birini görünce acilen alışveriş yapmışlığım. Artık birazcık da olsa akıllandığımdan bu denli saçmalamıyorum elbet, en azından eskisi kadar rahatsızlık duymuyorum bu "pişti" olma durumlarından.

Bu yazdıklarımı okuyanlar butiklerden alışveriş yaptığımı ya da yalnızca özel tasarım giydiğimi düşünebilirler ama tabi ki yok öyle birşey. Malesef Nükhet teyzemin kendi kızını dünyaya getirmesi ile şahsıma özel tasarım kıyafet giyme devrim de altı yaşımda son buldu.

Söylemeyi unuttum sanırım, bahsettiğim ses kaydı benim 4 yaşında olduğum zamanlara denk geliyor.

Moda konusunda bilirkişi olduğumu iddia etmesem de gezip görmek ve de gözlemlemekten kaynaklı az çok bir algı açıklığım olduğunu söyleyebilirim. Uygulamada başarıya ulaştığımı söyleyemem ama yine neler olup bitiyor takip ederken eğlenirim. Hatta Melis Alphancılık oynamaktan da bol keyif alırım..

Bu kadar zırvalamayı aslında yarın başlayacak İstanbul Moda Günleri (İstanbul fashion days) etkinliği hatrına yapıyorum.


İTKİB ve Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) işbirliği ile Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek olan Istanbul Fashion Days (IFD), 26-29 Ağustos 2009 tarihleri arasında güzeller güzeli, kıskanılası İTÜ Taşkışla Kampüsü'nde moda severlerle buluşacak.

Önde gelen moda tasarımcılarının defile ve butik fuar organizasyonu olan ISTANBUL FASHION LAB, IFD çatısı altında Türk tasarımcılarının çizgilerini dünyaya yansıtırken hazır giyim firmalarına odaklanan BRANDIST ise markaların defile ve fuar platformu olacak.

Genç moda tasarımcıları için de önemli bir platform sunarak, sektöre adım atmalarını sağlayan, İTKİB Genç Moda Tasarımcıları Yarışması ise bu yıl ilk kez KOZA adıyla IFD bünyesinde devam edecek.

Bahar Korçan, Arzu Kaprol, İdil Tarzi, Hakan Yıldırım gibi birçok önemli ismin koleksiyon sergileyeceği etkinliği biz Alternatif İstanbul ekibi olarak elimizden geldiğince, işten vakit buldukça takip edeceğiz.

Özellikle Ezgiyle ben cuma akşamı gerçekleşecek Bahar Korçan'ın "Kabullen ya da Değiştir" temalı 2010 Yaz koleksiyonunu merakla bekliyoruz. Kendisinin sosyal medyayla olan son dönemdeki yakın ilişkisini de tebrik ve takdir ediyoruz.

Ayrıntılar birkaç gün sonra burada..

Ama öncesinde sizlere Ajda Pekkan'dan Moda Yolunda şarkısı armağan..

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons