crr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
crr etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2010 Çarşamba

17. İstanbul Caz Festivali'ne Geri Sayım Başladı


En sevdiğim müzik etkinliği olan İstanbul Caz Festivali başlıyor. Bu sene şehre gelip caz yapacak isimler arasında Chick Corea Freedom Band, Tonny Bennett ve Kerem Görsev Trio, Stanley Clarke ve Hiromi, Enrico Rava ve Stefano Bollani gibi efsanevi isimlerin yanı sıra, Grace Jones, Buika, Martha Wainwright, Lisa Ekdahl, Seal, Michael Franks, The Brand New Heavies gibi müzisyen ve gruplar bulunmakta. Açıklanacak ismi her defasında merakla beklediğim Yeni Ozanlar bölümünde ise Imogen Heap arz-ı endam etmekte.





Kişisel konser programımı ise çoktan yaptım. Bir kere odamda kocaman bir posteri olan ve defalarca dinlediğim Chick Corea'yı benden mahrum bırakmam. Geçen konserini kaçırdığım için çok pişman olduğum Buika'yı dinlemek için 20 Temmuz'da soluğu Sepetçiler Kasrı'nda alırım. Rihanna, Lady Gaga gibi yeniyetme hanım kızların ilham perilerinin başında gelen disko kraliçesi Grace Jones'u dünya gözüyle görmek için 16 Temmuz'da Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde yerimi bulurum. İki sene önce Aya İrini'deki konserde sahneyi basan kediyle tartışmasıyla aklımda kalan Rufus Wainwright'tan sonra biricik kız kardeşi Martha Wainwright'ı Edith Piaff şarkılarına nefes verirken dinlemek için 6 Temmuz tarihini ajandama yazarım. 2007 yılındaki konserini kaçırdığım Lisa Ekdahl'ı bu sefer 13 Temmuz'da Esma Sultan Yalısı'nda yakalarım. Yeni Ozanlar bölümünde Imogen Heap'i çok övdüler, beklediğim bir isim olmamasına rağmen küsmem, giderim. Arkadaş tarafından ayartılırsam Seal konserine gidip "Kiss By A Rose" u canlı canlı dinlerim.





1-20 Temmuz tarihleri arasında şehre gelecek olan İstanbul Caz Festivali'nde ayrıca birbirinden renkli gruplarin sahne aldigi parti geceleri bu yildan itibaren tekrar hayata geciyor. 2 Temmuz Cuma aksami saat 23.00'te Salon'da gerceklesecek Hafta Sonu Partileri'nin ilk gecesinde basgitarda "slap" tekniginin yaraticisi Larry Graham ve uzun yillar Prince ile dunyayi turladigi grubu Graham Central Station sahne alıyor. Festivalin diğer güzellikleri ise, Tunel Senligi, Haftasonu Partisi ve Caz Vapuru. Tünel Şenliği kapsamında, Larry Graham & Graham Central Station, The Panorama Jazz Band, Emir Ersoy Projecto Cubano, Maffy Falay Sextet, Jungle Boldie, Timuçin Şahin Quintet ve 2010 Türkiye’de Japonya yılı etkinlikleri kapsamında konser verecek Michiko Ogawa gibi isimler yer alıyor. Şenlik programında The Panorama Jazz Band’in sokak konserleri, ünlü vurmalı çalgılar ustası Mısırlı Ahmet’in kurduğu Galata Ritimhanesi’nde özel bir ritim atölyesi ve çeşitli DJ performansları da yer alacak. Tünel Şenliği’nde ayrıca Genç Caz grupları, Gri Trio, BÜMK Caz Korosu, Plongeur Quartet ve Jazzso Quartet de sahne alacak. (Ayrıntılı program için aşağıdaki görseli tıklayabilirsiniz.)



Festival bu sene sosyal medyada da ağırlığını hissettiriyor. Öncelikle Facebook ve Twitter gibi sosyal medyanın en önemli iki web sitesinde çalışmalarına başlayan festival, facebook sayfasındaki genel bilgileri yeniledi, konserler için ayrı ayrı etkinlik sayfaları hazırladı, bu sayfalara sanatçıların videolarını ekledi. Twitter sayfasında ise daha güncel ve aktif bir yol izlemeye çalışıyor ve festival ve etkinlikler ile ilgili en son haberleri, duyuruları, güncellemeleri ve değişiklikleri yayınlamaya devam ediyorlar. Ayrıca okuyucular bu sayfaları takip ederek çeşitli etkinliklere davetiye kazanabiliyorlar.


Şimdi bir soru: Sizinle karşılaşma ihtimalimiz olan konserler hangileri?


17. İstanbul Caz Festivali'ne Geri Sayım Başladı


En sevdiğim müzik etkinliği olan İstanbul Caz Festivali başlıyor. Bu sene şehre gelip caz yapacak isimler arasında Chick Corea Freedom Band, Tonny Bennett ve Kerem Görsev Trio, Stanley Clarke ve Hiromi, Enrico Rava ve Stefano Bollani gibi efsanevi isimlerin yanı sıra, Grace Jones, Buika, Martha Wainwright, Lisa Ekdahl, Seal, Michael Franks, The Brand New Heavies gibi müzisyen ve gruplar bulunmakta. Açıklanacak ismi her defasında merakla beklediğim Yeni Ozanlar bölümünde ise Imogen Heap arz-ı endam etmekte.





Kişisel konser programımı ise çoktan yaptım. Bir kere odamda kocaman bir posteri olan ve defalarca dinlediğim Chick Corea'yı benden mahrum bırakmam. Geçen konserini kaçırdığım için çok pişman olduğum Buika'yı dinlemek için 20 Temmuz'da soluğu Sepetçiler Kasrı'nda alırım. Rihanna, Lady Gaga gibi yeniyetme hanım kızların ilham perilerinin başında gelen disko kraliçesi Grace Jones'u dünya gözüyle görmek için 16 Temmuz'da Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde yerimi bulurum. İki sene önce Aya İrini'deki konserde sahneyi basan kediyle tartışmasıyla aklımda kalan Rufus Wainwright'tan sonra biricik kız kardeşi Martha Wainwright'ı Edith Piaff şarkılarına nefes verirken dinlemek için 6 Temmuz tarihini ajandama yazarım. 2007 yılındaki konserini kaçırdığım Lisa Ekdahl'ı bu sefer 13 Temmuz'da Esma Sultan Yalısı'nda yakalarım. Yeni Ozanlar bölümünde Imogen Heap'i çok övdüler, beklediğim bir isim olmamasına rağmen küsmem, giderim. Arkadaş tarafından ayartılırsam Seal konserine gidip "Kiss By A Rose" u canlı canlı dinlerim.





1-20 Temmuz tarihleri arasında şehre gelecek olan İstanbul Caz Festivali'nde ayrıca birbirinden renkli gruplarin sahne aldigi parti geceleri bu yildan itibaren tekrar hayata geciyor. 2 Temmuz Cuma aksami saat 23.00'te Salon'da gerceklesecek Hafta Sonu Partileri'nin ilk gecesinde basgitarda "slap" tekniginin yaraticisi Larry Graham ve uzun yillar Prince ile dunyayi turladigi grubu Graham Central Station sahne alıyor. Festivalin diğer güzellikleri ise, Tunel Senligi, Haftasonu Partisi ve Caz Vapuru. Tünel Şenliği kapsamında, Larry Graham & Graham Central Station, The Panorama Jazz Band, Emir Ersoy Projecto Cubano, Maffy Falay Sextet, Jungle Boldie, Timuçin Şahin Quintet ve 2010 Türkiye’de Japonya yılı etkinlikleri kapsamında konser verecek Michiko Ogawa gibi isimler yer alıyor. Şenlik programında The Panorama Jazz Band’in sokak konserleri, ünlü vurmalı çalgılar ustası Mısırlı Ahmet’in kurduğu Galata Ritimhanesi’nde özel bir ritim atölyesi ve çeşitli DJ performansları da yer alacak. Tünel Şenliği’nde ayrıca Genç Caz grupları, Gri Trio, BÜMK Caz Korosu, Plongeur Quartet ve Jazzso Quartet de sahne alacak. (Ayrıntılı program için aşağıdaki görseli tıklayabilirsiniz.)



Festival bu sene sosyal medyada da ağırlığını hissettiriyor. Öncelikle Facebook ve Twitter gibi sosyal medyanın en önemli iki web sitesinde çalışmalarına başlayan festival, facebook sayfasındaki genel bilgileri yeniledi, konserler için ayrı ayrı etkinlik sayfaları hazırladı, bu sayfalara sanatçıların videolarını ekledi. Twitter sayfasında ise daha güncel ve aktif bir yol izlemeye çalışıyor ve festival ve etkinlikler ile ilgili en son haberleri, duyuruları, güncellemeleri ve değişiklikleri yayınlamaya devam ediyorlar. Ayrıca okuyucular bu sayfaları takip ederek çeşitli etkinliklere davetiye kazanabiliyorlar.


Şimdi bir soru: Sizinle karşılaşma ihtimalimiz olan konserler hangileri?


18 Mayıs 2010 Salı

Salı Müziklenir



Salı Pazarı'nda Alice Harikalar Diyarı desenli kumaş bulmak umuduyla sabahın erken saatlerinde yollara düştük. Dışarıda, çok kavurucu olacağını hissettiğimiz yaz mevsiminde sürekli olmasını isteyeceğimiz türden yarı kapalı-bol rüzgarlı bir hava var.









Biz kumaş uğruna pazar keşfine çıkmışken, İstanbul da seçmekte zorlanacağımız müzikal bir geceye hazırlanıyor. Seçmekte zorlanılır cinsten sözü gerçekten abartı değil. Babylon'u yeniden zamansız ve mekansız kılacak olan Nouvelle Vague,
İstanbul Kongre Merkezi'nde son zamanların en iyi erkek caz vokallerinden biri olan Harry Connick Jr., İş Sanat'ta son zamanların en iyi gitaristlerinden biri kabul edilen John McLaughlin, Ghetto'da Blues'u hakkını vererek çalan Bluesaint Blues Band arasında seçim yapmak zorunda kalacağız.


Henüz hiç birine bilet almadıysanız, karar vermenize yardımcı olmak adına John McLaughlin biletlerinin tükendiğini, Nouvelle Vague'ın yarın da İstanbul'da olacağını, bugün gerçekleşeceği açıklanan Cesaria Evora konserinin sanatçının acil operasyon geçirmesi nedeniyle iptal edildiğini belirtelim.


E, neye gidelim diyorsanız, önerim Harry Connick Jr.'ı dinledikten sonra Nouvelle Vague için son bir kez Babylon gişeyi aramanız ve iade edilmiş bilet olup olmadığını sormanız.






Salı Müziklenir



Salı Pazarı'nda Alice Harikalar Diyarı desenli kumaş bulmak umuduyla sabahın erken saatlerinde yollara düştük. Dışarıda, çok kavurucu olacağını hissettiğimiz yaz mevsiminde sürekli olmasını isteyeceğimiz türden yarı kapalı-bol rüzgarlı bir hava var.









Biz kumaş uğruna pazar keşfine çıkmışken, İstanbul da seçmekte zorlanacağımız müzikal bir geceye hazırlanıyor. Seçmekte zorlanılır cinsten sözü gerçekten abartı değil. Babylon'u yeniden zamansız ve mekansız kılacak olan Nouvelle Vague,
İstanbul Kongre Merkezi'nde son zamanların en iyi erkek caz vokallerinden biri olan Harry Connick Jr., İş Sanat'ta son zamanların en iyi gitaristlerinden biri kabul edilen John McLaughlin, Ghetto'da Blues'u hakkını vererek çalan Bluesaint Blues Band arasında seçim yapmak zorunda kalacağız.


Henüz hiç birine bilet almadıysanız, karar vermenize yardımcı olmak adına John McLaughlin biletlerinin tükendiğini, Nouvelle Vague'ın yarın da İstanbul'da olacağını, bugün gerçekleşeceği açıklanan Cesaria Evora konserinin sanatçının acil operasyon geçirmesi nedeniyle iptal edildiğini belirtelim.


E, neye gidelim diyorsanız, önerim Harry Connick Jr.'ı dinledikten sonra Nouvelle Vague için son bir kez Babylon gişeyi aramanız ve iade edilmiş bilet olup olmadığını sormanız.






15 Mayıs 2010 Cumartesi

Köşesine Aşık Bir Kedi mi Olmalı, Evini Sırtında Taşıyan Kaplumbağa mı?

Dün gece Kedi Cancan, kapısını kapatıp kitap okuduğum odanın önünde acı acı miyavladı. Meğer odada kendine ışıktan ve sesten uzak bir köşe edinmiş. Ben kapıyı açana kadar takıntılı bir şekilde miyavlamasını sürdürdü. Yanımda daha rahat yatabileceği halde doğrudan köşesine gidip derin bir uykuya daldı.


Kimsenin günün kimi anları dışında girmeye tenezzül etmediği odada kendine ait bir alan yaratan Cancan beni epey düşündürdü. Kedilerin evlerine ve köşelerine bağlılıkları herkesçe bilinen bir gerçek, ancak bu denli bağımsız ve şahsına münhasır yaratıkların bir yere takıntılı bir biçimde bağlanmaları... Düşününce tuhaf bir durum.


Biz insanları düşündüm sonra. Kendimize şehirde rahat ettiğimiz, bir köşeye çekilip kalabalıklar içinde kaybolabildiğimiz mekanlar buluyoruz. Sonra buralar bir nedenle kapanıyor yahut el değiştiriyor. O mekan, artık bizim yerimiz olmaktan çıkıp bize göre kimliğini kaybediyor, belki bir başkası için kimliğine yeniden kavuşuyor. Ne kadar kapısında kedi gibi miyavlasak da, bizim köşemiz artık apayrı bir yer oluveriyor. Sonra biz unutuyor, başka köşeler ediniyoruz kendimize.


İnsan-mekan ilişkisini düşünüyorum. Bir yere, bir eve, bir şehre bağlanmak iyi mi? Yoksa gerektiğinde kabuğunu sırtında taşıyan kaplumbağa gibi arkaya bir an dönüp bakmadan kolayca çekip gitmeyi bilmeli mi?


Günden Notlar;


- İstanbul biz gibi müzik aşıklarını deli edecek kadar verimli bir haftaya hazırlanıyor. Haftadan önce bugün var. "La Cantina" albümüyle beni benden alan Lila Downs bu akşam CRR'de bir konser verecek. Benlik kütüphanemde müziği Lhasa De Sela ile yanyana duran Lila Downs'u yine yeniden İstanbul'da dinleyecek olmanın heyecanı sard beni şimdiden.

- Şu ara sadece bir sırt çantasıyla alıp başımı gitsem, kulağımda Muammer Ketencioğlu'nun Sevdalı Kıyılar ve Balkan Yolculuğu albümleri olurdu.


- Nasıl severim bu şarkıyı. Bu şarkıyı da. Bugün Füsun Önal şarkılarıyla geçecek gibi.

Köşesine Aşık Bir Kedi mi Olmalı, Evini Sırtında Taşıyan Kaplumbağa mı?

Dün gece Kedi Cancan, kapısını kapatıp kitap okuduğum odanın önünde acı acı miyavladı. Meğer odada kendine ışıktan ve sesten uzak bir köşe edinmiş. Ben kapıyı açana kadar takıntılı bir şekilde miyavlamasını sürdürdü. Yanımda daha rahat yatabileceği halde doğrudan köşesine gidip derin bir uykuya daldı.


Kimsenin günün kimi anları dışında girmeye tenezzül etmediği odada kendine ait bir alan yaratan Cancan beni epey düşündürdü. Kedilerin evlerine ve köşelerine bağlılıkları herkesçe bilinen bir gerçek, ancak bu denli bağımsız ve şahsına münhasır yaratıkların bir yere takıntılı bir biçimde bağlanmaları... Düşününce tuhaf bir durum.


Biz insanları düşündüm sonra. Kendimize şehirde rahat ettiğimiz, bir köşeye çekilip kalabalıklar içinde kaybolabildiğimiz mekanlar buluyoruz. Sonra buralar bir nedenle kapanıyor yahut el değiştiriyor. O mekan, artık bizim yerimiz olmaktan çıkıp bize göre kimliğini kaybediyor, belki bir başkası için kimliğine yeniden kavuşuyor. Ne kadar kapısında kedi gibi miyavlasak da, bizim köşemiz artık apayrı bir yer oluveriyor. Sonra biz unutuyor, başka köşeler ediniyoruz kendimize.


İnsan-mekan ilişkisini düşünüyorum. Bir yere, bir eve, bir şehre bağlanmak iyi mi? Yoksa gerektiğinde kabuğunu sırtında taşıyan kaplumbağa gibi arkaya bir an dönüp bakmadan kolayca çekip gitmeyi bilmeli mi?


Günden Notlar;


- İstanbul biz gibi müzik aşıklarını deli edecek kadar verimli bir haftaya hazırlanıyor. Haftadan önce bugün var. "La Cantina" albümüyle beni benden alan Lila Downs bu akşam CRR'de bir konser verecek. Benlik kütüphanemde müziği Lhasa De Sela ile yanyana duran Lila Downs'u yine yeniden İstanbul'da dinleyecek olmanın heyecanı sard beni şimdiden.

- Şu ara sadece bir sırt çantasıyla alıp başımı gitsem, kulağımda Muammer Ketencioğlu'nun Sevdalı Kıyılar ve Balkan Yolculuğu albümleri olurdu.


- Nasıl severim bu şarkıyı. Bu şarkıyı da. Bugün Füsun Önal şarkılarıyla geçecek gibi.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Ve Sonunda Küçük Bir Toz Tanesine Dönüşeceğiz Hepimiz


Son zamanlarda Jack London kitaplarına sarmış durumdayım. Kah "Ademden Önce" ile rüyalar aracılığı ile ilkel dünyadaki atalarımın korkularına iniyorum, kah "Demiryolu Serserileri" ile trenle Amerika'yı bir baştan, öbür başa geçiyorum. Uzun zaman olmuştu Jack London okumayalı, eski bir dosta yeniden kavuşmuş gibi hissediyorum.


Hazır eskileri karıştırmışken,arşivden The Cinematic Orchestra'nın 2007 tarihli albümü "Past, Present and Future" albümünü çıkardım dün gece. Huyumdur, yine bir şarkıya takıldım ve tekrar çal düğmesine bastım: "To Build A Home". Şarkının sözlerine defalarca dalıp gittim. Kimbilir kaç defa dinledikten sonra müzik yavaşladı, sonuna yaklaşırken "and now, it's time to leave and turn to dust..." dediği anda uyuyakaldım.


Özlemişim. Anladım ki benim hikaye anlatıcılarına ve müziğe gereksinimim var. Çok ayrı kaldım bunlardan demek ki. Bir aç kurt misali saldırmamdan belli. Bilirsiniz, ben hayata müzik, hikaye ve sinemayla tutunanlardanım. Hayatın sillesi denen o malum durumlarla böyle başedebilenlerdenim.


Bundan sebep, geçmişte kaçırdığım ne varsa bir kalemde siliyor ve önüme bakıyorum. Akşam vaktinin gelmesini, gökyüzünün önce güneşin koyu turuncu rengine, sonra kızıla, en sonunda da kopkoyu bir laciverte boyanmasını, 2 kadeh kırmızı şarabımı yuvarlayıp soluğu Babylon'da, Mayer Hawthorne & The County konserinde almayı iple çekiyorum.


Günden notlar;


- CRR 'nin Mayıs programı nefis. Brad Mehldau (11 Mayıs), Misia (13 Mayıs) ve Cesaria Evora (18 Mayıs) benim ajandada yerini aldı bile.

- 13 Mayıs'ta İstanbul Caz Festivali'nin programı açıklanacak. Yazın bence en güzel festivalinin programını öğrenmeye 9 gün daha sabredelim bakalım.

- Black Heart Procession 27 Mayıs'ta Ghetto'da. Merakla beklediğimi söylememe gerek var mı?

- Zamanı gelince de yazıp çizeriz, ama The Cinematic Orchestra 21-22 Mayıs'ta Tamirane'de olacak.

- Linda'nın yüzde 100 el yapımı defterleri Taksim'deki Mephisto'da satılmaya başlandı. Uğrarsanız, bakmadan geçmeyin. Her biri özenle yapılıyor ve Linda kendi kullanmayacağı hiç bir şeyi satmayacak kadar müşkülpesent. (Linda'nın defterlerinden daha fazla örnek görmek için tık tık.)

- Sanal müzik arşivimin çoğu albümü No Data'dan indirme.

- Keyifle dinlediğimiz Synth Pop grubu Soaked 7 Mayıs'ta Roxy'de. Konsere 5 davetiyemiz var, ezgi@alternatif-istanbul.net'e e-postanız gelirse, davetiyelerden biri sizin olur.

- Başlığa aldırmayın, o günlere daha çok var. Yani sanırım. Çok olmayabilir de.


Ve Sonunda Küçük Bir Toz Tanesine Dönüşeceğiz Hepimiz


Son zamanlarda Jack London kitaplarına sarmış durumdayım. Kah "Ademden Önce" ile rüyalar aracılığı ile ilkel dünyadaki atalarımın korkularına iniyorum, kah "Demiryolu Serserileri" ile trenle Amerika'yı bir baştan, öbür başa geçiyorum. Uzun zaman olmuştu Jack London okumayalı, eski bir dosta yeniden kavuşmuş gibi hissediyorum.


Hazır eskileri karıştırmışken,arşivden The Cinematic Orchestra'nın 2007 tarihli albümü "Past, Present and Future" albümünü çıkardım dün gece. Huyumdur, yine bir şarkıya takıldım ve tekrar çal düğmesine bastım: "To Build A Home". Şarkının sözlerine defalarca dalıp gittim. Kimbilir kaç defa dinledikten sonra müzik yavaşladı, sonuna yaklaşırken "and now, it's time to leave and turn to dust..." dediği anda uyuyakaldım.


Özlemişim. Anladım ki benim hikaye anlatıcılarına ve müziğe gereksinimim var. Çok ayrı kaldım bunlardan demek ki. Bir aç kurt misali saldırmamdan belli. Bilirsiniz, ben hayata müzik, hikaye ve sinemayla tutunanlardanım. Hayatın sillesi denen o malum durumlarla böyle başedebilenlerdenim.


Bundan sebep, geçmişte kaçırdığım ne varsa bir kalemde siliyor ve önüme bakıyorum. Akşam vaktinin gelmesini, gökyüzünün önce güneşin koyu turuncu rengine, sonra kızıla, en sonunda da kopkoyu bir laciverte boyanmasını, 2 kadeh kırmızı şarabımı yuvarlayıp soluğu Babylon'da, Mayer Hawthorne & The County konserinde almayı iple çekiyorum.


Günden notlar;


- CRR 'nin Mayıs programı nefis. Brad Mehldau (11 Mayıs), Misia (13 Mayıs) ve Cesaria Evora (18 Mayıs) benim ajandada yerini aldı bile.

- 13 Mayıs'ta İstanbul Caz Festivali'nin programı açıklanacak. Yazın bence en güzel festivalinin programını öğrenmeye 9 gün daha sabredelim bakalım.

- Black Heart Procession 27 Mayıs'ta Ghetto'da. Merakla beklediğimi söylememe gerek var mı?

- Zamanı gelince de yazıp çizeriz, ama The Cinematic Orchestra 21-22 Mayıs'ta Tamirane'de olacak.

- Linda'nın yüzde 100 el yapımı defterleri Taksim'deki Mephisto'da satılmaya başlandı. Uğrarsanız, bakmadan geçmeyin. Her biri özenle yapılıyor ve Linda kendi kullanmayacağı hiç bir şeyi satmayacak kadar müşkülpesent. (Linda'nın defterlerinden daha fazla örnek görmek için tık tık.)

- Sanal müzik arşivimin çoğu albümü No Data'dan indirme.

- Keyifle dinlediğimiz Synth Pop grubu Soaked 7 Mayıs'ta Roxy'de. Konsere 5 davetiyemiz var, ezgi@alternatif-istanbul.net'e e-postanız gelirse, davetiyelerden biri sizin olur.

- Başlığa aldırmayın, o günlere daha çok var. Yani sanırım. Çok olmayabilir de.


23 Mart 2010 Salı

Carmen Souza Portegid Albümü ile İstanbul'da


Uzun, upuzun ve de bu sene her nedense çok kasvetli geçen bir kış mevsiminin ardından bahar sonunda kapıyı çaldı sanırım. Evin karşısındaki erik ağacı çiçeklendi, "kış gelse de sıcak şarap içsek battaniye altında" muhabbetleri "erik çıksa da bahçede/balkonda tuzlayıp yesek" şeklinde evrildi. Kediler pencere önlerine ya da kaldırımlara devrildi, her açılan telefona "Alo" dan sonra "oh bahar geldi artık, güneş ne güzel ısıtıyor" cevabı verildi.



Baharın her canlı üzerindeki olumlu etkisi herkesin malumu. Beni ise, baharla birlikte yeni projeler, yeni arkadaşlar, yeni kitaplar ve güzel müzikler heyecanlandırır oldu. Dünya müziğinin güzel sesleri sokağıma uğradıkça içim pırpır etti, kışta az biraz solan yüzüme renk geldi.



Yüreğime neşe salan müzisyenlerden biri de, Portekiz'in Lizbon kentinden dünyalıların kulaklarına ulaşan Carmen Souza. Theo Pas'cal, Ella Fitzgerald, Horace Silver, Luis Morais, Cesária Évora, Joe Zawinul, Bill Evans, Nina Simon, Billie Holiday, Joni Mitchell, Keith Jarret, Diana Krall gibi isimleri esinlendiği isimler hanesine yazan Carmen, 'Ess e nha Cabo Verde' ve 'Verdade' albümleri ile takip edilesi müzisyenlerin arasına adını yazdırdı. Afro-beat ve caz türlerini harmanladığı müziğinin en son meyvesi ise, 2010 yılında çıkardığı Protegid albümü.


Carmen, aile köklerinin bağlı olduğu Cabo Verde ritimleriyle Afro-latin notalarını bir araya getirdiği son albümünün konseriyle bugün (23 Mart Salı) Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda İstanbullu dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Konserin başlama saati 20:00, biletleri ise 40 lira ve 36 lira'dan satılıyor.


Carmen Souza Portegid Albümü ile İstanbul'da


Uzun, upuzun ve de bu sene her nedense çok kasvetli geçen bir kış mevsiminin ardından bahar sonunda kapıyı çaldı sanırım. Evin karşısındaki erik ağacı çiçeklendi, "kış gelse de sıcak şarap içsek battaniye altında" muhabbetleri "erik çıksa da bahçede/balkonda tuzlayıp yesek" şeklinde evrildi. Kediler pencere önlerine ya da kaldırımlara devrildi, her açılan telefona "Alo" dan sonra "oh bahar geldi artık, güneş ne güzel ısıtıyor" cevabı verildi.



Baharın her canlı üzerindeki olumlu etkisi herkesin malumu. Beni ise, baharla birlikte yeni projeler, yeni arkadaşlar, yeni kitaplar ve güzel müzikler heyecanlandırır oldu. Dünya müziğinin güzel sesleri sokağıma uğradıkça içim pırpır etti, kışta az biraz solan yüzüme renk geldi.



Yüreğime neşe salan müzisyenlerden biri de, Portekiz'in Lizbon kentinden dünyalıların kulaklarına ulaşan Carmen Souza. Theo Pas'cal, Ella Fitzgerald, Horace Silver, Luis Morais, Cesária Évora, Joe Zawinul, Bill Evans, Nina Simon, Billie Holiday, Joni Mitchell, Keith Jarret, Diana Krall gibi isimleri esinlendiği isimler hanesine yazan Carmen, 'Ess e nha Cabo Verde' ve 'Verdade' albümleri ile takip edilesi müzisyenlerin arasına adını yazdırdı. Afro-beat ve caz türlerini harmanladığı müziğinin en son meyvesi ise, 2010 yılında çıkardığı Protegid albümü.


Carmen, aile köklerinin bağlı olduğu Cabo Verde ritimleriyle Afro-latin notalarını bir araya getirdiği son albümünün konseriyle bugün (23 Mart Salı) Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda İstanbullu dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Konserin başlama saati 20:00, biletleri ise 40 lira ve 36 lira'dan satılıyor.


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons