rock n coke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rock n coke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Rock'n Coke Pazarı


İkinci gününde de festival alanı yine bir pazar görünümündeydi. İlk güne oranla, festival nispeten daha kalabalık ve genç bir kitleye ev sahipliği yaptı. Sanırım sırasıyla sahne alan Hayko Cepkin, Kaiser Chiefs ve Linkin Park izleyicilerin ilk güne göre daha genç olmasına neden oldu.

İngiliz new wave post rock grubu Kaiser Chiefs’in sahne performansı gerçekten görülmeye değerdi. Türkiye’de izlediğim en güzel ilk 10 sahne performansından biriydi diyebilirim. Leeds’li dostlarımız Türk izleyicisiyle anlaşmakta başta biraz sıkıntıya düşse de bu durumu kolay atlattılar. Konserin en başında, karşı taraftan yansıtılan spot ışığından rahatsız olan Ricky Wilson’ın ışık operatörüne: “turn the light off, I can’t sing” diye bağırması. Ardından ışığın bir süre daha yüzünde kalması üzerine “ turn it off bit*h!” demesi… Çılgın bir performans izleyeceğimizin habercisi gibiydi ve öyle de oldu. Yaklaşık 70 dakika sahnede kalan grup hem izleyenlere isimlerini ezberletti hem de hayranlarına albüm kayıtlarının ötesinde bir performans sundu.

Peşi sıra sahne alan Linkin Park daha geniş bir kitleye hitap etti. Amerikalı Nu metal, alternatif rap-rock grubu sahnede kendini hissettirse de ilerleyen dakikalarda Türk bayrağı açmaları oldukça gülünç bir durumdu. Bu popülist duruş alışveriş yaparken, ‘abi sana 10 lira olur’ durumunu aklıma getirtti. Hani bu durumda, neden bana 10 lira?diye düşünürsünüz ya işte öyle bir an yaşadık… Hayranları zaten coşkuluydu. 80’lerden kalma böyle bir harekete ne gerek vardı bilemedim.

İkinci günde de İngiliz ve Amerikalı gruplar arasındaki fark bir kez daha açıkça göründü. İngilizler festival ruhuna uygun hareket ediyorlar. The Prodigy, Nine Inch Nails’dan çok daha samimiydi. Aynı durumu Kaiser Chiefs - Linkin Park ikilisinde de gördük. Bu, festival kültürlerinden geliyor olsa gerek. Linkin Park’ta yapmacık bir şov havası hissettim.

Yeniden favori grubum Kaiser Chiefs’e dönersek, ‘ruby’ çalmadan önce hazır mısınız? diye izleyicileri yoklamaları, Ricky’nin sahneye tırmanması ve seyircilerin üzerine atlaması, unutulmaz anlardan birkaçıydı.

Sanırım şarkının şu kısmını herkes çok iyi öğrendi.

"Ruby Ruby Ruby Ruby
Do ya do ya do ya do ya Know what your doing,
doing to me Ruby Ruby Ruby Ruby"

Son olarak şehirden bu kadar uzak bir alanda, beton zemin üzerinde düzenlenen festivalin aracı olmayanlar için tek dönüş imkânı olan servislerinin eskiliğinden mi dert yanayım, yoksa belediye otobüsü ile 4,5 tl’ye gelinen yolun 10 tl ile dönülmesinden mi bilemedim. Umarım seneye festivali insanların rahatça dinlenebileceği, oyunlar oynayabileceği daha geniş ve yeşil bir alana taşırlar...

Rock'n Coke Pazarı


İkinci gününde de festival alanı yine bir pazar görünümündeydi. İlk güne oranla, festival nispeten daha kalabalık ve genç bir kitleye ev sahipliği yaptı. Sanırım sırasıyla sahne alan Hayko Cepkin, Kaiser Chiefs ve Linkin Park izleyicilerin ilk güne göre daha genç olmasına neden oldu.

İngiliz new wave post rock grubu Kaiser Chiefs’in sahne performansı gerçekten görülmeye değerdi. Türkiye’de izlediğim en güzel ilk 10 sahne performansından biriydi diyebilirim. Leeds’li dostlarımız Türk izleyicisiyle anlaşmakta başta biraz sıkıntıya düşse de bu durumu kolay atlattılar. Konserin en başında, karşı taraftan yansıtılan spot ışığından rahatsız olan Ricky Wilson’ın ışık operatörüne: “turn the light off, I can’t sing” diye bağırması. Ardından ışığın bir süre daha yüzünde kalması üzerine “ turn it off bit*h!” demesi… Çılgın bir performans izleyeceğimizin habercisi gibiydi ve öyle de oldu. Yaklaşık 70 dakika sahnede kalan grup hem izleyenlere isimlerini ezberletti hem de hayranlarına albüm kayıtlarının ötesinde bir performans sundu.

Peşi sıra sahne alan Linkin Park daha geniş bir kitleye hitap etti. Amerikalı Nu metal, alternatif rap-rock grubu sahnede kendini hissettirse de ilerleyen dakikalarda Türk bayrağı açmaları oldukça gülünç bir durumdu. Bu popülist duruş alışveriş yaparken, ‘abi sana 10 lira olur’ durumunu aklıma getirtti. Hani bu durumda, neden bana 10 lira?diye düşünürsünüz ya işte öyle bir an yaşadık… Hayranları zaten coşkuluydu. 80’lerden kalma böyle bir harekete ne gerek vardı bilemedim.

İkinci günde de İngiliz ve Amerikalı gruplar arasındaki fark bir kez daha açıkça göründü. İngilizler festival ruhuna uygun hareket ediyorlar. The Prodigy, Nine Inch Nails’dan çok daha samimiydi. Aynı durumu Kaiser Chiefs - Linkin Park ikilisinde de gördük. Bu, festival kültürlerinden geliyor olsa gerek. Linkin Park’ta yapmacık bir şov havası hissettim.

Yeniden favori grubum Kaiser Chiefs’e dönersek, ‘ruby’ çalmadan önce hazır mısınız? diye izleyicileri yoklamaları, Ricky’nin sahneye tırmanması ve seyircilerin üzerine atlaması, unutulmaz anlardan birkaçıydı.

Sanırım şarkının şu kısmını herkes çok iyi öğrendi.

"Ruby Ruby Ruby Ruby
Do ya do ya do ya do ya Know what your doing,
doing to me Ruby Ruby Ruby Ruby"

Son olarak şehirden bu kadar uzak bir alanda, beton zemin üzerinde düzenlenen festivalin aracı olmayanlar için tek dönüş imkânı olan servislerinin eskiliğinden mi dert yanayım, yoksa belediye otobüsü ile 4,5 tl’ye gelinen yolun 10 tl ile dönülmesinden mi bilemedim. Umarım seneye festivali insanların rahatça dinlenebileceği, oyunlar oynayabileceği daha geniş ve yeşil bir alana taşırlar...

Rock'n Coke Pazarı


İkinci gününde de festival alanı yine bir pazar görünümündeydi. İlk güne oranla, festival nispeten daha kalabalık ve genç bir kitleye ev sahipliği yaptı. Sanırım sırasıyla sahne alan Hayko Cepkin, Kaiser Chiefs ve Linkin Park izleyicilerin ilk güne göre daha genç olmasına neden oldu.

İngiliz new wave post rock grubu Kaiser Chiefs’in sahne performansı gerçekten görülmeye değerdi. Türkiye’de izlediğim en güzel ilk 10 sahne performansından biriydi diyebilirim. Leeds’li dostlarımız Türk izleyicisiyle anlaşmakta başta biraz sıkıntıya düşse de bu durumu kolay atlattılar. Konserin en başında, karşı taraftan yansıtılan spot ışığından rahatsız olan Ricky Wilson’ın ışık operatörüne: “turn the light off, I can’t sing” diye bağırması. Ardından ışığın bir süre daha yüzünde kalması üzerine “ turn it off bit*h!” demesi… Çılgın bir performans izleyeceğimizin habercisi gibiydi ve öyle de oldu. Yaklaşık 70 dakika sahnede kalan grup hem izleyenlere isimlerini ezberletti hem de hayranlarına albüm kayıtlarının ötesinde bir performans sundu.

Peşi sıra sahne alan Linkin Park daha geniş bir kitleye hitap etti. Amerikalı Nu metal, alternatif rap-rock grubu sahnede kendini hissettirse de ilerleyen dakikalarda Türk bayrağı açmaları oldukça gülünç bir durumdu. Bu popülist duruş alışveriş yaparken, ‘abi sana 10 lira olur’ durumunu aklıma getirtti. Hani bu durumda, neden bana 10 lira?diye düşünürsünüz ya işte öyle bir an yaşadık… Hayranları zaten coşkuluydu. 80’lerden kalma böyle bir harekete ne gerek vardı bilemedim.

İkinci günde de İngiliz ve Amerikalı gruplar arasındaki fark bir kez daha açıkça göründü. İngilizler festival ruhuna uygun hareket ediyorlar. The Prodigy, Nine Inch Nails’dan çok daha samimiydi. Aynı durumu Kaiser Chiefs - Linkin Park ikilisinde de gördük. Bu, festival kültürlerinden geliyor olsa gerek. Linkin Park’ta yapmacık bir şov havası hissettim.

Yeniden favori grubum Kaiser Chiefs’e dönersek, ‘ruby’ çalmadan önce hazır mısınız? diye izleyicileri yoklamaları, Ricky’nin sahneye tırmanması ve seyircilerin üzerine atlaması, unutulmaz anlardan birkaçıydı.

Sanırım şarkının şu kısmını herkes çok iyi öğrendi.

"Ruby Ruby Ruby Ruby
Do ya do ya do ya do ya Know what your doing,
doing to me Ruby Ruby Ruby Ruby"

Son olarak şehirden bu kadar uzak bir alanda, beton zemin üzerinde düzenlenen festivalin aracı olmayanlar için tek dönüş imkânı olan servislerinin eskiliğinden mi dert yanayım, yoksa belediye otobüsü ile 4,5 tl’ye gelinen yolun 10 tl ile dönülmesinden mi bilemedim. Umarım seneye festivali insanların rahatça dinlenebileceği, oyunlar oynayabileceği daha geniş ve yeşil bir alana taşırlar...

Bir Rock'n Coke günü..



Bu yazıyı Bodrum’a doğru yol alırken kaleme alıp, ardından yolda yayınlamayı planlıyordum. Amma velakin sorun çıkarma potansiyeli en düşük firmalardan Varan’ın bile internet bağlantısında nedeni bilinmeyen bir problem oluşması ve benim gibi böyle ıvır zıvır nedenlerle sinir katsayısı tavana vurabilen bir insana daha İstanbul’da olmamıza rağmen sorunu Bodrum’da çözeceklerini söylemeleri takdir edersiniz ki tatilin başlangıcında beni strese karşı bir sıfır yenik duruma düşürdü. Böylece sabah Bodrum'a indiğimde yapacağım ilk işin Varan ofisinde terör estirmek olduğu da netleşmiş oldu...

Mevzumuz Ezgi'nin uzun uzun gördüklerinin yanı sıra aklından geçirdiklerini de bir bir yazdığı Rock'n Coke.


Her sene eylül ayının en yağmurlu haftasonuna denk gelmesi sebebiyle "Çamurla dans" olarak da nitelendirdiğimiz Rock'n Coke, bir yılık "repo"nun ardından bu yıl ilk kez "İstanbul Park" ta müzikseverleri ağırladı.

Lojistik açıdan festival organizasyonu için hiç uygun olmasa da, içerisine serpiştirilen üçer beşer çim halı, etrafa yayılan binbir oyun, yiyecek, içecek standıyla ve elbette hem ana hem de zamanında "Alternatif" bu yıl ise "Coca Cola Zero" olarak adlandırılan sahnelerdeki performanslarla İstanbul Park festivale gelenleri utandırmadı.

Festival alanında gerek tuvalet kullanımı, gerek yiyecek –içecek seçenekleri ve erişimi bir hayli rahattı.

Amma velakin organizasyon, festival alanına arabasıyla mekana teşrif etmeyi tercih edenleri biraz hüsrana uğrattı. Her ne kadar mekana otobüsle gidip gece servisle dönsem de çevremde en çok şikayet edilen konunun otoparktan festival alanına ulaşım olduğunu söylersem yalan olmayacak. Mevzuya gece saat 2 gibi alanı terk ederken insanların otoparka ulaşmak için oluşturduğu servis kuyruğunun uzunluğunu görerek birebir şahit oldum ve anladım ki insan mal varlığıyla ancak böyle rezil rüsva olabilirmiş.


Ezgi'nin fotoğrafla da tescillediği üzere bizleri rahatsız eden bir diğer yanı güvenliğin ve kontrolün sıfır olmasına rağmen, nazi kampı misali demir parmaklıklar ve labirentler içerisinde uzun uzun yürütmeleri oldu. Daha dar bir alana daha çok insan sığdırmak amacıyla yapılan bu uygulama mantıklı olmasına rağmen can sıkıcıydı.

Yalnızca birinci gününe teşrif edebildiğim festivalde ilk izlediğimiz canlı performans alternatif sahnedeydi. Sahneye Yiğit’in, “lisede gençler grup kurmaya heves eder, kimisi bu hayali gerçekleştirir ve devamını getirir, kimisi ise gerçekleştirse de devamını getiremez. İşte bu grup bu hayali hala devam ettirenlerden biri “ anonsuyla çıkan Ayyuka, mekandaki gençlerin tamamını olmasa da beni ve yanımdaki iki zıpırcığı coşturdu. (Fotoğraflara bakınız)

Zira biz “Ankaralıların” geleneksel Saykodelik gecelerinin de vazgeçilmez gruplarından olan Ayyuka’nın şahsım açısından bu anlamda da özel bir yeri var. Ezgi'nin muziplik ettiği gibi davulcusu grubun favorisiydi, bu konuda daha fazla yorum yapmaktansa aşağıdaki fotoğraflarla sizi baş başa bırakmayı yeğliyorum.



Ayyuka’nın ardından ana sahnede çıldıran Juliet Lewis'le tabiri caizse biz de coştuk. Sevgili Melik kadının çirkinliğinden dem vursa da onun sahnedeki “kara melek” halleri bizim bizatihi kendisini sevme nedenimiz olduğundan gözümüze her haliyle güzel göründü.

Eğlendirmeyi bilmesi de cabası!


Festivalde mesken tuttuğumuz yer Emre’nin öncülüğünde (aka Pet05) Japon turistler misali akın akın insan çeken stencil workshopunun bulunduğu Hayata artı çadırının yanı oldu. Sonradan olma çimlerin üzerinde yayıldık yuvarlandık, aşağıda kanıtları mevcuttur, ve aynı zamanda buluşma noktası tayin ettik. Kaybolanlara atılan ilk mesaj “Emre'nin mekanı”nda buluşalım oldu, iyi de oldu…



Neyse efendim cumartesi günü, festivalde bir Ankaralı olarak gurur ve mutlulukla izlediğim bir diğer grup “Sakin”di. İstanbullu Ezgi ve Melik’in de hoşlarına gitmesiyle kendilerine tam not vererek yolumuza devam ettik ve Nine Inch Nails performansını izlemek için ana sahnede yerimizi aldık. Bu arada başka arkadaşlar bulduk, birbirimizi kaybettik, yine bulduk vs… derken vakit bir hayli ilerledi.



Nine Inch Nails'i bir süre sonra bünyem kaldırmadı ve soluğu alternatif sahnede aldık. Badem’le bir iki sallandıktan sonra Prodigy için geri sayım başlamıştı bile.

Alkol dozunu dengelemek için bol bol su içmeme rağmen, gündüz içtiğim redbullar yerimde durmamı bir hayli engelledi ve Prodigy'de abuk subuk dans performansım tavana vurdu. Gerçi tek çıldıran ben olmadığımdan kimsenin garipsediğini sanmıyorum.


Öyle yada böyle bir festival dönemini kapadık, ikinci günün ayrıntılarını almak için Melikcan’a bağlanıyoruz...

Bir Rock'n Coke günü..



Bu yazıyı Bodrum’a doğru yol alırken kaleme alıp, ardından yolda yayınlamayı planlıyordum. Amma velakin sorun çıkarma potansiyeli en düşük firmalardan Varan’ın bile internet bağlantısında nedeni bilinmeyen bir problem oluşması ve benim gibi böyle ıvır zıvır nedenlerle sinir katsayısı tavana vurabilen bir insana daha İstanbul’da olmamıza rağmen sorunu Bodrum’da çözeceklerini söylemeleri takdir edersiniz ki tatilin başlangıcında beni strese karşı bir sıfır yenik duruma düşürdü. Böylece sabah Bodrum'a indiğimde yapacağım ilk işin Varan ofisinde terör estirmek olduğu da netleşmiş oldu...

Mevzumuz Ezgi'nin uzun uzun gördüklerinin yanı sıra aklından geçirdiklerini de bir bir yazdığı Rock'n Coke.


Her sene eylül ayının en yağmurlu haftasonuna denk gelmesi sebebiyle "Çamurla dans" olarak da nitelendirdiğimiz Rock'n Coke, bir yılık "repo"nun ardından bu yıl ilk kez "İstanbul Park" ta müzikseverleri ağırladı.

Lojistik açıdan festival organizasyonu için hiç uygun olmasa da, içerisine serpiştirilen üçer beşer çim halı, etrafa yayılan binbir oyun, yiyecek, içecek standıyla ve elbette hem ana hem de zamanında "Alternatif" bu yıl ise "Coca Cola Zero" olarak adlandırılan sahnelerdeki performanslarla İstanbul Park festivale gelenleri utandırmadı.

Festival alanında gerek tuvalet kullanımı, gerek yiyecek –içecek seçenekleri ve erişimi bir hayli rahattı.

Amma velakin organizasyon, festival alanına arabasıyla mekana teşrif etmeyi tercih edenleri biraz hüsrana uğrattı. Her ne kadar mekana otobüsle gidip gece servisle dönsem de çevremde en çok şikayet edilen konunun otoparktan festival alanına ulaşım olduğunu söylersem yalan olmayacak. Mevzuya gece saat 2 gibi alanı terk ederken insanların otoparka ulaşmak için oluşturduğu servis kuyruğunun uzunluğunu görerek birebir şahit oldum ve anladım ki insan mal varlığıyla ancak böyle rezil rüsva olabilirmiş.


Ezgi'nin fotoğrafla da tescillediği üzere bizleri rahatsız eden bir diğer yanı güvenliğin ve kontrolün sıfır olmasına rağmen, nazi kampı misali demir parmaklıklar ve labirentler içerisinde uzun uzun yürütmeleri oldu. Daha dar bir alana daha çok insan sığdırmak amacıyla yapılan bu uygulama mantıklı olmasına rağmen can sıkıcıydı.

Yalnızca birinci gününe teşrif edebildiğim festivalde ilk izlediğimiz canlı performans alternatif sahnedeydi. Sahneye Yiğit’in, “lisede gençler grup kurmaya heves eder, kimisi bu hayali gerçekleştirir ve devamını getirir, kimisi ise gerçekleştirse de devamını getiremez. İşte bu grup bu hayali hala devam ettirenlerden biri “ anonsuyla çıkan Ayyuka, mekandaki gençlerin tamamını olmasa da beni ve yanımdaki iki zıpırcığı coşturdu. (Fotoğraflara bakınız)

Zira biz “Ankaralıların” geleneksel Saykodelik gecelerinin de vazgeçilmez gruplarından olan Ayyuka’nın şahsım açısından bu anlamda da özel bir yeri var. Ezgi'nin muziplik ettiği gibi davulcusu grubun favorisiydi, bu konuda daha fazla yorum yapmaktansa aşağıdaki fotoğraflarla sizi baş başa bırakmayı yeğliyorum.



Ayyuka’nın ardından ana sahnede çıldıran Juliet Lewis'le tabiri caizse biz de coştuk. Sevgili Melik kadının çirkinliğinden dem vursa da onun sahnedeki “kara melek” halleri bizim bizatihi kendisini sevme nedenimiz olduğundan gözümüze her haliyle güzel göründü.

Eğlendirmeyi bilmesi de cabası!


Festivalde mesken tuttuğumuz yer Emre’nin öncülüğünde (aka Pet05) Japon turistler misali akın akın insan çeken stencil workshopunun bulunduğu Hayata artı çadırının yanı oldu. Sonradan olma çimlerin üzerinde yayıldık yuvarlandık, aşağıda kanıtları mevcuttur, ve aynı zamanda buluşma noktası tayin ettik. Kaybolanlara atılan ilk mesaj “Emre'nin mekanı”nda buluşalım oldu, iyi de oldu…



Neyse efendim cumartesi günü, festivalde bir Ankaralı olarak gurur ve mutlulukla izlediğim bir diğer grup “Sakin”di. İstanbullu Ezgi ve Melik’in de hoşlarına gitmesiyle kendilerine tam not vererek yolumuza devam ettik ve Nine Inch Nails performansını izlemek için ana sahnede yerimizi aldık. Bu arada başka arkadaşlar bulduk, birbirimizi kaybettik, yine bulduk vs… derken vakit bir hayli ilerledi.



Nine Inch Nails'i bir süre sonra bünyem kaldırmadı ve soluğu alternatif sahnede aldık. Badem’le bir iki sallandıktan sonra Prodigy için geri sayım başlamıştı bile.

Alkol dozunu dengelemek için bol bol su içmeme rağmen, gündüz içtiğim redbullar yerimde durmamı bir hayli engelledi ve Prodigy'de abuk subuk dans performansım tavana vurdu. Gerçi tek çıldıran ben olmadığımdan kimsenin garipsediğini sanmıyorum.


Öyle yada böyle bir festival dönemini kapadık, ikinci günün ayrıntılarını almak için Melikcan’a bağlanıyoruz...

Bir Rock'n Coke günü..



Bu yazıyı Bodrum’a doğru yol alırken kaleme alıp, ardından yolda yayınlamayı planlıyordum. Amma velakin sorun çıkarma potansiyeli en düşük firmalardan Varan’ın bile internet bağlantısında nedeni bilinmeyen bir problem oluşması ve benim gibi böyle ıvır zıvır nedenlerle sinir katsayısı tavana vurabilen bir insana daha İstanbul’da olmamıza rağmen sorunu Bodrum’da çözeceklerini söylemeleri takdir edersiniz ki tatilin başlangıcında beni strese karşı bir sıfır yenik duruma düşürdü. Böylece sabah Bodrum'a indiğimde yapacağım ilk işin Varan ofisinde terör estirmek olduğu da netleşmiş oldu...

Mevzumuz Ezgi'nin uzun uzun gördüklerinin yanı sıra aklından geçirdiklerini de bir bir yazdığı Rock'n Coke.


Her sene eylül ayının en yağmurlu haftasonuna denk gelmesi sebebiyle "Çamurla dans" olarak da nitelendirdiğimiz Rock'n Coke, bir yılık "repo"nun ardından bu yıl ilk kez "İstanbul Park" ta müzikseverleri ağırladı.

Lojistik açıdan festival organizasyonu için hiç uygun olmasa da, içerisine serpiştirilen üçer beşer çim halı, etrafa yayılan binbir oyun, yiyecek, içecek standıyla ve elbette hem ana hem de zamanında "Alternatif" bu yıl ise "Coca Cola Zero" olarak adlandırılan sahnelerdeki performanslarla İstanbul Park festivale gelenleri utandırmadı.

Festival alanında gerek tuvalet kullanımı, gerek yiyecek –içecek seçenekleri ve erişimi bir hayli rahattı.

Amma velakin organizasyon, festival alanına arabasıyla mekana teşrif etmeyi tercih edenleri biraz hüsrana uğrattı. Her ne kadar mekana otobüsle gidip gece servisle dönsem de çevremde en çok şikayet edilen konunun otoparktan festival alanına ulaşım olduğunu söylersem yalan olmayacak. Mevzuya gece saat 2 gibi alanı terk ederken insanların otoparka ulaşmak için oluşturduğu servis kuyruğunun uzunluğunu görerek birebir şahit oldum ve anladım ki insan mal varlığıyla ancak böyle rezil rüsva olabilirmiş.


Ezgi'nin fotoğrafla da tescillediği üzere bizleri rahatsız eden bir diğer yanı güvenliğin ve kontrolün sıfır olmasına rağmen, nazi kampı misali demir parmaklıklar ve labirentler içerisinde uzun uzun yürütmeleri oldu. Daha dar bir alana daha çok insan sığdırmak amacıyla yapılan bu uygulama mantıklı olmasına rağmen can sıkıcıydı.

Yalnızca birinci gününe teşrif edebildiğim festivalde ilk izlediğimiz canlı performans alternatif sahnedeydi. Sahneye Yiğit’in, “lisede gençler grup kurmaya heves eder, kimisi bu hayali gerçekleştirir ve devamını getirir, kimisi ise gerçekleştirse de devamını getiremez. İşte bu grup bu hayali hala devam ettirenlerden biri “ anonsuyla çıkan Ayyuka, mekandaki gençlerin tamamını olmasa da beni ve yanımdaki iki zıpırcığı coşturdu. (Fotoğraflara bakınız)

Zira biz “Ankaralıların” geleneksel Saykodelik gecelerinin de vazgeçilmez gruplarından olan Ayyuka’nın şahsım açısından bu anlamda da özel bir yeri var. Ezgi'nin muziplik ettiği gibi davulcusu grubun favorisiydi, bu konuda daha fazla yorum yapmaktansa aşağıdaki fotoğraflarla sizi baş başa bırakmayı yeğliyorum.



Ayyuka’nın ardından ana sahnede çıldıran Juliet Lewis'le tabiri caizse biz de coştuk. Sevgili Melik kadının çirkinliğinden dem vursa da onun sahnedeki “kara melek” halleri bizim bizatihi kendisini sevme nedenimiz olduğundan gözümüze her haliyle güzel göründü.

Eğlendirmeyi bilmesi de cabası!


Festivalde mesken tuttuğumuz yer Emre’nin öncülüğünde (aka Pet05) Japon turistler misali akın akın insan çeken stencil workshopunun bulunduğu Hayata artı çadırının yanı oldu. Sonradan olma çimlerin üzerinde yayıldık yuvarlandık, aşağıda kanıtları mevcuttur, ve aynı zamanda buluşma noktası tayin ettik. Kaybolanlara atılan ilk mesaj “Emre'nin mekanı”nda buluşalım oldu, iyi de oldu…



Neyse efendim cumartesi günü, festivalde bir Ankaralı olarak gurur ve mutlulukla izlediğim bir diğer grup “Sakin”di. İstanbullu Ezgi ve Melik’in de hoşlarına gitmesiyle kendilerine tam not vererek yolumuza devam ettik ve Nine Inch Nails performansını izlemek için ana sahnede yerimizi aldık. Bu arada başka arkadaşlar bulduk, birbirimizi kaybettik, yine bulduk vs… derken vakit bir hayli ilerledi.



Nine Inch Nails'i bir süre sonra bünyem kaldırmadı ve soluğu alternatif sahnede aldık. Badem’le bir iki sallandıktan sonra Prodigy için geri sayım başlamıştı bile.

Alkol dozunu dengelemek için bol bol su içmeme rağmen, gündüz içtiğim redbullar yerimde durmamı bir hayli engelledi ve Prodigy'de abuk subuk dans performansım tavana vurdu. Gerçi tek çıldıran ben olmadığımdan kimsenin garipsediğini sanmıyorum.


Öyle yada böyle bir festival dönemini kapadık, ikinci günün ayrıntılarını almak için Melikcan’a bağlanıyoruz...

19 Temmuz 2009 Pazar

Ezgi'nin Rock'n Coke ile İmtihanı



Genel

İstanbul'un adı yağmur, çamur ve 17 yaş altı özenti çıtırların "pogo" dansıyla özdeşleşen festivali Rock'n Coke 2009 dün başladı. Alternatif-İstanbul ekibi olarak maaile oradaydık ve eğlenmekten ve dansetmekten arta kalan zamanlarımızı festival alanında titiz gözlemler yaparak geçirdik. Hoşumuza giden şeyler de oldu, gitmeyen de. Aramızda iş bölümü yaptık, Alternatif Sahne'deki Ankaralı grupları hemşehrilik bağı nedeni ile Gökşen'e, Pazar gününün havasını koklayıp taze havadisler verme ve çiçeği burnunda etkinlik organizatörü gözüyle festivali olumlu/olumsuz eleştirme işini Melikcan'a ve festivaldeki "skateboard"cuları Linda'ya pasladık. Ne kadar ıvırı zıvır ve de gereksiz detay varsa da bana kaldı. Festival bugün de birbirinden güzel konserlerle devam edecek ama işte Cumartesi gününden ilk izlenimler.


Susuzluktan erirken imdadımıza yetişen "kahraman" İETT şoförü



Öncelikle belirtmeliyim ki, İstanbul Park'a ulaşım çok kolay. Kadıköy ve Taksim'den her saat başı İETT otobüsleri kalkıyor. Kadıköy'den yaklaşık 40-50 dakikalık bir yolculuktan sonra alana varıyorsunuz. Bu ulaşım hizmeti saat 22:00'e kadar. Sonrası özel servislerle kişi başı 10 liraya sağlanıyor.


Gelelim günümüzün asıl kahramanına. Bu festival çalışanların korkunç koşturması ile düzgün bir şekilde işliyor. Bunda ulaşımı sağlayan şoförden tutun da tuvaleti temizleyen kişiye kadar herkesin emeği var. En az festival ekibi kadar lojistiği sağlayanlar ve temizliği üstlenen kişiler de teşekkürü hakediyorlar. Festival alanına ulaşımımızı sağlayan İETT otobüsünün şoförü de işte o emekçilerden biri. Kendisi, gülen yüzünün ve matraklığının yanı sıra, Tuzla gişeleri civarında ansızın vuku bulan susuzluk derdimizi otoyol kenarında su satan delikanlıya seslenerek gidermiş, daha festivalin ilk dakikalarında "süper Mario"muz olmuştur. Hakkını teslim etmeliyiz.

Demir Perde



"Arbeit Macht Frei / Çalışmak bizi özgürleştirir"



Fiuuuv. Dakika bir gol bir. Bilmeyenler için söylüyorum, bu söz Auswitchz'in kapısında yazardı. Nazi toplama kampı yani. Rock'n Coke ile ne alaka peki? Giriş çıkış kapılarında güvenlik nedeni ile alınan tuhaf önlemler ile alakalı. Dön baba dönelim şeklinde ilerleyerek kapıdan içeri girebiliyorsunuz. Bendeniz açıkçası bir ara labirentin bir yerine saklanmış peyniri bulmaya çalışan fare gibi hissettim. Bu tuhaf düzenek sorsanız "güvenlik" nedeniyledir. Ama insanlara Nazi kamplarını hatırlatmayacak modelleri de vardır mutlaka, İsrail'in "Utanç Duvarı" benzeri bu şey gelecek senelerde olmamalı.


İstanbul Park Festival Alanı mıdır?

Cevap: Hayır. Festival yatay olarak kurulmuş ve bu da çadırların birbirine çok yakın olmasına, çim alanlardan fazla asfalta maruz kalmaya ve insanların gereksizce "kıç kıça" oturmasına neden olmuş. Alternatifleri geliştirmek, alanı farklı biçimlerde kullanmak gerek.


Yeme-içme, tuvalet durumları...

Bir vejetaryen olarak aç kalmadım ama ayran gene satılmıyordu, bu durumu kınıyorum. Tuvalete 1 kere gittim, sorunsuzdu.


Forever MJ


Rock'n Coke'da MJ etkisi

Forever MJ stencıl'ı. "Smooth Criminal" ezgileri. Duman'ın sahneden MJ'in ruhunu çağırması. İnsanların MJ'in ölümüne dair atıp tutmaları. MJ etkisi bu seneni festivaline damgasını vurmuştu dersek yalan olmaz.

Juliette "The Sexy" Lewis

Festivalde en çok kimi sevdin deseniz, işte bu deli kadını. Zaten Juliette olmasa kaidemi kaldırıp da 50 km yol tepip gitmez, evde çizgi romanımı okurdum. Mazbutluğu bir kenara bırakıp, festivali şereflendirmem de aslen "freak" kadınlara olan merakımdan ileri gelir. Juliette de "The Licks" ve "New Romantiques" bölümlerini yer ile yeksan eyledikten sonra heybesine bir tek soyadını, yanına da karizmatik Çinli basçısını alıp İstanbul'a geldi. Geldi de, sahnede vahşi Türk seyirciyi görememiş olacak ki -ne demekse o- lafını sokuşturmaktan, "canlanın, yoksa İstanbul'a gelmem haa" diye parmak sallamaktan da geri kalmadı. Sonuç: Yerleri titreten bas, dans etmekten daha hava kararmadan şişmiş ayaklar ve bir deli kadını daha görmenin huzuru.


"Pogocu" gençlik gitmiş, "yaran" hatunlar gelmiş

Ben oldum olası kadınlardan çok çekmişimdir. Dolmuşta yanıma otururlar, parfümlenirken yarısını gözüme sıkarlar, bara pavyona giderim, nerde dertli sarhoş kız var beni bulur, onlarca kişinin ortasında rmanikürcüyü bana sorarlar, uzun lafın kısası en antikası, en cinsi ve en arızası gelir beni bulur. Bu sefer de adına arkadaş dediğim canavarların (onlar kendini biliyor) içki almak bahanesiyle ortadan yok oldukları sırada başbaşa kaldığım kız beni mahvetti. 26 yaşımı sürüyor olduğumu söylediğimdeki şaşkınlık ifadesini ve oradakilerin en yaşlısı olduğumu söylemesini hiç unutamam. Ben de cevaben "sorma çocuğum, dizimdeki kireçlenme geçsin diye geriatri doktorum dans önerdi" diye dalgaya vurdum ama iş işten geçmişti, kendimi "moruk" hissettim gecenin sonuna dek.

Ayrıca, yıllar yılı çektiğimiz "pogocu" veletlerden uzak bir festivalin tadını çıkarırken, The Prodigy performansı sırasında kalabalığı "yararak" öne geçen ve bu sırada eline koluna bir türlü hakim olamayanların çoğunluğu hatundu. Zaten bu "önden izleme" muhabbeti de kadınların başının altından çıkıyordur kesin.

Ayyuka. Bateristi kendimize sakladık.


Alternatif Sahne'nin Ankaralılar'ı

Ben Ankaralıları pek severim. "Ne sıkıcı bir şehir, o kadar sıkıcı ki, millet müziğe sarmış, habire Norveç'in Bergen'i gibi müzisyen pompalıyor." deyip de kırılgan gönüllerini inciltmem. Asla İstanbul gibi bir şehirde yaşamalarının onlar için ne büyük şans olduğunu söylemem. Sırf bu kadirşinas tarafım nedeni ile tüm arkadaşlarım, dostlarım ve de sevdiğim müzisyenler Ankaralı'dır. İşbu nedenle sahneye sırasıyla Ayyuka ve Sakin çıkınca pek mesud oldum. İki grup da fevkaladenin fevkindeyi doğrusu. Ama ne yalan söylemeli, Ayyuka'nın bateristi için Gökşen ve ben hem fikiriz ki, kendisi bildiğiniz "taşşşş". Maşallah. Bu konuda ayrıntılı yazı Gökşen'den gelecek. Bu konuda dediğim, performanslar yani.


Yeni yazılar yakında, daha çekeceğiniz var...


İlgili Bağlantılar

Rock'n Coke ve Festival Ruhu

Yaz ortasında Festival Ruhu

Ezgi'nin Rock'n Coke ile İmtihanı



Genel

İstanbul'un adı yağmur, çamur ve 17 yaş altı özenti çıtırların "pogo" dansıyla özdeşleşen festivali Rock'n Coke 2009 dün başladı. Alternatif-İstanbul ekibi olarak maaile oradaydık ve eğlenmekten ve dansetmekten arta kalan zamanlarımızı festival alanında titiz gözlemler yaparak geçirdik. Hoşumuza giden şeyler de oldu, gitmeyen de. Aramızda iş bölümü yaptık, Alternatif Sahne'deki Ankaralı grupları hemşehrilik bağı nedeni ile Gökşen'e, Pazar gününün havasını koklayıp taze havadisler verme ve çiçeği burnunda etkinlik organizatörü gözüyle festivali olumlu/olumsuz eleştirme işini Melikcan'a ve festivaldeki "skateboard"cuları Linda'ya pasladık. Ne kadar ıvırı zıvır ve de gereksiz detay varsa da bana kaldı. Festival bugün de birbirinden güzel konserlerle devam edecek ama işte Cumartesi gününden ilk izlenimler.


Susuzluktan erirken imdadımıza yetişen "kahraman" İETT şoförü



Öncelikle belirtmeliyim ki, İstanbul Park'a ulaşım çok kolay. Kadıköy ve Taksim'den her saat başı İETT otobüsleri kalkıyor. Kadıköy'den yaklaşık 40-50 dakikalık bir yolculuktan sonra alana varıyorsunuz. Bu ulaşım hizmeti saat 22:00'e kadar. Sonrası özel servislerle kişi başı 10 liraya sağlanıyor.


Gelelim günümüzün asıl kahramanına. Bu festival çalışanların korkunç koşturması ile düzgün bir şekilde işliyor. Bunda ulaşımı sağlayan şoförden tutun da tuvaleti temizleyen kişiye kadar herkesin emeği var. En az festival ekibi kadar lojistiği sağlayanlar ve temizliği üstlenen kişiler de teşekkürü hakediyorlar. Festival alanına ulaşımımızı sağlayan İETT otobüsünün şoförü de işte o emekçilerden biri. Kendisi, gülen yüzünün ve matraklığının yanı sıra, Tuzla gişeleri civarında ansızın vuku bulan susuzluk derdimizi otoyol kenarında su satan delikanlıya seslenerek gidermiş, daha festivalin ilk dakikalarında "süper Mario"muz olmuştur. Hakkını teslim etmeliyiz.

Demir Perde



"Arbeit Macht Frei / Çalışmak bizi özgürleştirir"



Fiuuuv. Dakika bir gol bir. Bilmeyenler için söylüyorum, bu söz Auswitchz'in kapısında yazardı. Nazi toplama kampı yani. Rock'n Coke ile ne alaka peki? Giriş çıkış kapılarında güvenlik nedeni ile alınan tuhaf önlemler ile alakalı. Dön baba dönelim şeklinde ilerleyerek kapıdan içeri girebiliyorsunuz. Bendeniz açıkçası bir ara labirentin bir yerine saklanmış peyniri bulmaya çalışan fare gibi hissettim. Bu tuhaf düzenek sorsanız "güvenlik" nedeniyledir. Ama insanlara Nazi kamplarını hatırlatmayacak modelleri de vardır mutlaka, İsrail'in "Utanç Duvarı" benzeri bu şey gelecek senelerde olmamalı.


İstanbul Park Festival Alanı mıdır?

Cevap: Hayır. Festival yatay olarak kurulmuş ve bu da çadırların birbirine çok yakın olmasına, çim alanlardan fazla asfalta maruz kalmaya ve insanların gereksizce "kıç kıça" oturmasına neden olmuş. Alternatifleri geliştirmek, alanı farklı biçimlerde kullanmak gerek.


Yeme-içme, tuvalet durumları...

Bir vejetaryen olarak aç kalmadım ama ayran gene satılmıyordu, bu durumu kınıyorum. Tuvalete 1 kere gittim, sorunsuzdu.


Forever MJ


Rock'n Coke'da MJ etkisi

Forever MJ stencıl'ı. "Smooth Criminal" ezgileri. Duman'ın sahneden MJ'in ruhunu çağırması. İnsanların MJ'in ölümüne dair atıp tutmaları. MJ etkisi bu seneni festivaline damgasını vurmuştu dersek yalan olmaz.

Juliette "The Sexy" Lewis

Festivalde en çok kimi sevdin deseniz, işte bu deli kadını. Zaten Juliette olmasa kaidemi kaldırıp da 50 km yol tepip gitmez, evde çizgi romanımı okurdum. Mazbutluğu bir kenara bırakıp, festivali şereflendirmem de aslen "freak" kadınlara olan merakımdan ileri gelir. Juliette de "The Licks" ve "New Romantiques" bölümlerini yer ile yeksan eyledikten sonra heybesine bir tek soyadını, yanına da karizmatik Çinli basçısını alıp İstanbul'a geldi. Geldi de, sahnede vahşi Türk seyirciyi görememiş olacak ki -ne demekse o- lafını sokuşturmaktan, "canlanın, yoksa İstanbul'a gelmem haa" diye parmak sallamaktan da geri kalmadı. Sonuç: Yerleri titreten bas, dans etmekten daha hava kararmadan şişmiş ayaklar ve bir deli kadını daha görmenin huzuru.


"Pogocu" gençlik gitmiş, "yaran" hatunlar gelmiş

Ben oldum olası kadınlardan çok çekmişimdir. Dolmuşta yanıma otururlar, parfümlenirken yarısını gözüme sıkarlar, bara pavyona giderim, nerde dertli sarhoş kız var beni bulur, onlarca kişinin ortasında rmanikürcüyü bana sorarlar, uzun lafın kısası en antikası, en cinsi ve en arızası gelir beni bulur. Bu sefer de adına arkadaş dediğim canavarların (onlar kendini biliyor) içki almak bahanesiyle ortadan yok oldukları sırada başbaşa kaldığım kız beni mahvetti. 26 yaşımı sürüyor olduğumu söylediğimdeki şaşkınlık ifadesini ve oradakilerin en yaşlısı olduğumu söylemesini hiç unutamam. Ben de cevaben "sorma çocuğum, dizimdeki kireçlenme geçsin diye geriatri doktorum dans önerdi" diye dalgaya vurdum ama iş işten geçmişti, kendimi "moruk" hissettim gecenin sonuna dek.

Ayrıca, yıllar yılı çektiğimiz "pogocu" veletlerden uzak bir festivalin tadını çıkarırken, The Prodigy performansı sırasında kalabalığı "yararak" öne geçen ve bu sırada eline koluna bir türlü hakim olamayanların çoğunluğu hatundu. Zaten bu "önden izleme" muhabbeti de kadınların başının altından çıkıyordur kesin.

Ayyuka. Bateristi kendimize sakladık.


Alternatif Sahne'nin Ankaralılar'ı

Ben Ankaralıları pek severim. "Ne sıkıcı bir şehir, o kadar sıkıcı ki, millet müziğe sarmış, habire Norveç'in Bergen'i gibi müzisyen pompalıyor." deyip de kırılgan gönüllerini inciltmem. Asla İstanbul gibi bir şehirde yaşamalarının onlar için ne büyük şans olduğunu söylemem. Sırf bu kadirşinas tarafım nedeni ile tüm arkadaşlarım, dostlarım ve de sevdiğim müzisyenler Ankaralı'dır. İşbu nedenle sahneye sırasıyla Ayyuka ve Sakin çıkınca pek mesud oldum. İki grup da fevkaladenin fevkindeyi doğrusu. Ama ne yalan söylemeli, Ayyuka'nın bateristi için Gökşen ve ben hem fikiriz ki, kendisi bildiğiniz "taşşşş". Maşallah. Bu konuda ayrıntılı yazı Gökşen'den gelecek. Bu konuda dediğim, performanslar yani.


Yeni yazılar yakında, daha çekeceğiniz var...


İlgili Bağlantılar

Rock'n Coke ve Festival Ruhu

Yaz ortasında Festival Ruhu

Ezgi'nin Rock'n Coke ile İmtihanı



Genel

İstanbul'un adı yağmur, çamur ve 17 yaş altı özenti çıtırların "pogo" dansıyla özdeşleşen festivali Rock'n Coke 2009 dün başladı. Alternatif-İstanbul ekibi olarak maaile oradaydık ve eğlenmekten ve dansetmekten arta kalan zamanlarımızı festival alanında titiz gözlemler yaparak geçirdik. Hoşumuza giden şeyler de oldu, gitmeyen de. Aramızda iş bölümü yaptık, Alternatif Sahne'deki Ankaralı grupları hemşehrilik bağı nedeni ile Gökşen'e, Pazar gününün havasını koklayıp taze havadisler verme ve çiçeği burnunda etkinlik organizatörü gözüyle festivali olumlu/olumsuz eleştirme işini Melikcan'a ve festivaldeki "skateboard"cuları Linda'ya pasladık. Ne kadar ıvırı zıvır ve de gereksiz detay varsa da bana kaldı. Festival bugün de birbirinden güzel konserlerle devam edecek ama işte Cumartesi gününden ilk izlenimler.


Susuzluktan erirken imdadımıza yetişen "kahraman" İETT şoförü



Öncelikle belirtmeliyim ki, İstanbul Park'a ulaşım çok kolay. Kadıköy ve Taksim'den her saat başı İETT otobüsleri kalkıyor. Kadıköy'den yaklaşık 40-50 dakikalık bir yolculuktan sonra alana varıyorsunuz. Bu ulaşım hizmeti saat 22:00'e kadar. Sonrası özel servislerle kişi başı 10 liraya sağlanıyor.


Gelelim günümüzün asıl kahramanına. Bu festival çalışanların korkunç koşturması ile düzgün bir şekilde işliyor. Bunda ulaşımı sağlayan şoförden tutun da tuvaleti temizleyen kişiye kadar herkesin emeği var. En az festival ekibi kadar lojistiği sağlayanlar ve temizliği üstlenen kişiler de teşekkürü hakediyorlar. Festival alanına ulaşımımızı sağlayan İETT otobüsünün şoförü de işte o emekçilerden biri. Kendisi, gülen yüzünün ve matraklığının yanı sıra, Tuzla gişeleri civarında ansızın vuku bulan susuzluk derdimizi otoyol kenarında su satan delikanlıya seslenerek gidermiş, daha festivalin ilk dakikalarında "süper Mario"muz olmuştur. Hakkını teslim etmeliyiz.

Demir Perde



"Arbeit Macht Frei / Çalışmak bizi özgürleştirir"



Fiuuuv. Dakika bir gol bir. Bilmeyenler için söylüyorum, bu söz Auswitchz'in kapısında yazardı. Nazi toplama kampı yani. Rock'n Coke ile ne alaka peki? Giriş çıkış kapılarında güvenlik nedeni ile alınan tuhaf önlemler ile alakalı. Dön baba dönelim şeklinde ilerleyerek kapıdan içeri girebiliyorsunuz. Bendeniz açıkçası bir ara labirentin bir yerine saklanmış peyniri bulmaya çalışan fare gibi hissettim. Bu tuhaf düzenek sorsanız "güvenlik" nedeniyledir. Ama insanlara Nazi kamplarını hatırlatmayacak modelleri de vardır mutlaka, İsrail'in "Utanç Duvarı" benzeri bu şey gelecek senelerde olmamalı.


İstanbul Park Festival Alanı mıdır?

Cevap: Hayır. Festival yatay olarak kurulmuş ve bu da çadırların birbirine çok yakın olmasına, çim alanlardan fazla asfalta maruz kalmaya ve insanların gereksizce "kıç kıça" oturmasına neden olmuş. Alternatifleri geliştirmek, alanı farklı biçimlerde kullanmak gerek.


Yeme-içme, tuvalet durumları...

Bir vejetaryen olarak aç kalmadım ama ayran gene satılmıyordu, bu durumu kınıyorum. Tuvalete 1 kere gittim, sorunsuzdu.


Forever MJ


Rock'n Coke'da MJ etkisi

Forever MJ stencıl'ı. "Smooth Criminal" ezgileri. Duman'ın sahneden MJ'in ruhunu çağırması. İnsanların MJ'in ölümüne dair atıp tutmaları. MJ etkisi bu seneni festivaline damgasını vurmuştu dersek yalan olmaz.

Juliette "The Sexy" Lewis

Festivalde en çok kimi sevdin deseniz, işte bu deli kadını. Zaten Juliette olmasa kaidemi kaldırıp da 50 km yol tepip gitmez, evde çizgi romanımı okurdum. Mazbutluğu bir kenara bırakıp, festivali şereflendirmem de aslen "freak" kadınlara olan merakımdan ileri gelir. Juliette de "The Licks" ve "New Romantiques" bölümlerini yer ile yeksan eyledikten sonra heybesine bir tek soyadını, yanına da karizmatik Çinli basçısını alıp İstanbul'a geldi. Geldi de, sahnede vahşi Türk seyirciyi görememiş olacak ki -ne demekse o- lafını sokuşturmaktan, "canlanın, yoksa İstanbul'a gelmem haa" diye parmak sallamaktan da geri kalmadı. Sonuç: Yerleri titreten bas, dans etmekten daha hava kararmadan şişmiş ayaklar ve bir deli kadını daha görmenin huzuru.


"Pogocu" gençlik gitmiş, "yaran" hatunlar gelmiş

Ben oldum olası kadınlardan çok çekmişimdir. Dolmuşta yanıma otururlar, parfümlenirken yarısını gözüme sıkarlar, bara pavyona giderim, nerde dertli sarhoş kız var beni bulur, onlarca kişinin ortasında rmanikürcüyü bana sorarlar, uzun lafın kısası en antikası, en cinsi ve en arızası gelir beni bulur. Bu sefer de adına arkadaş dediğim canavarların (onlar kendini biliyor) içki almak bahanesiyle ortadan yok oldukları sırada başbaşa kaldığım kız beni mahvetti. 26 yaşımı sürüyor olduğumu söylediğimdeki şaşkınlık ifadesini ve oradakilerin en yaşlısı olduğumu söylemesini hiç unutamam. Ben de cevaben "sorma çocuğum, dizimdeki kireçlenme geçsin diye geriatri doktorum dans önerdi" diye dalgaya vurdum ama iş işten geçmişti, kendimi "moruk" hissettim gecenin sonuna dek.

Ayrıca, yıllar yılı çektiğimiz "pogocu" veletlerden uzak bir festivalin tadını çıkarırken, The Prodigy performansı sırasında kalabalığı "yararak" öne geçen ve bu sırada eline koluna bir türlü hakim olamayanların çoğunluğu hatundu. Zaten bu "önden izleme" muhabbeti de kadınların başının altından çıkıyordur kesin.

Ayyuka. Bateristi kendimize sakladık.


Alternatif Sahne'nin Ankaralılar'ı

Ben Ankaralıları pek severim. "Ne sıkıcı bir şehir, o kadar sıkıcı ki, millet müziğe sarmış, habire Norveç'in Bergen'i gibi müzisyen pompalıyor." deyip de kırılgan gönüllerini inciltmem. Asla İstanbul gibi bir şehirde yaşamalarının onlar için ne büyük şans olduğunu söylemem. Sırf bu kadirşinas tarafım nedeni ile tüm arkadaşlarım, dostlarım ve de sevdiğim müzisyenler Ankaralı'dır. İşbu nedenle sahneye sırasıyla Ayyuka ve Sakin çıkınca pek mesud oldum. İki grup da fevkaladenin fevkindeyi doğrusu. Ama ne yalan söylemeli, Ayyuka'nın bateristi için Gökşen ve ben hem fikiriz ki, kendisi bildiğiniz "taşşşş". Maşallah. Bu konuda ayrıntılı yazı Gökşen'den gelecek. Bu konuda dediğim, performanslar yani.


Yeni yazılar yakında, daha çekeceğiniz var...


İlgili Bağlantılar

Rock'n Coke ve Festival Ruhu

Yaz ortasında Festival Ruhu

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons