seminer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seminer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2011 Çarşamba

Yaratıcılığın sınıra ihtiyacı var mı ?


“Yaratıcılık sınırlara ihtiyaç duyar”

İngilizce söyleyince daha havalı oluyor nedense : “Creativity needs boundaries”

Dün İKSV Salon’da “Dijital Dünyada Yaratıcılık” ana temasıyla gerçekleşen seminer boyunca kulaklarımda çınlayan bu sözler, semineri organize eden SAE Türkiye Ofisi Kurucusu Hakan Kurşun’a ait.

Hakan Kurşun adını duymayalı yıllar, cismini görmeyeli adeta yüzyıllar olmuştu; dün gerçekleşen etkinlik şu anda SAE aracılığıyla ne işler yaptığını ve gelecekte ne gibi başarılı işlere imza atılacağını öğrenmemiz adına da beni çok sevindirdi.

Başlığa geri dönecek olursak. Hakan Kurşun bu sözleri ilk sarfettiğinde, “nasıl yani?” diye sordum. Biz, yaratıcılığın sınır tanımadığı, özgür düşüncenin önünün açılması gerektiğini düşünen insanlarız ne de olsa. Ne demekti “sınır koymak” , nasıl olurdu da yaratıcılık “sınıra” ihtiyaç duyabilirdiİ?

Muhtemelen Hakan Kurşun da söylediğinin yanlış anlaşılabileceğini fark etti ki açıklama gereği duydu. Ve şu şekilde devam etti:

Teknolojik değişim ve dönüşüm, hayatımızı her anında kolaylaştıracak, bizi daha fazla “çaba sarfetmekten” daha da kötüsü “düşünmekten” uzaklaştıracak bir dizi unsuru önümüze seriyor. Biz tüm bu gelişmeleri an be an takip ederek hayatımızı adeta bir “güncelleme” –Kurşun’un deyişiyle “güncelleştirme”- maratonu içine sokuyoruz. Hal böyle olunca daha kısıtlı imkanlar dahilinde daha çok düşünerek, daha çok zaman harcayarak ortaya çıkaracağımız ürünlerin yerini daha hazıra konduğumuz, bize daha çok imkan sunduğu sanılırken aslında bizi daha çok birbirine benzeyen işler alıyor.

Kurşun konuyu kendinden bir örnekle de açıkladı. Örneğin, bilgisayarında kullandığı programları yıllarca güncellemediğini söyledi, ta ki bilgisayarı uyarı verene, hatta bozulana kadar.

Ayrıca okullarda öğrencilere tam teçhizatlı programlar yerine kısıtlı imkanların kullanılabileceği programları ve bunların temel özelliklerinin öğretilmesiyle çok daha yaratıcı sonuçlar alınabileceğini söyledi. Ne de olsa önemli olan altyapı, geriye kalan öğrencinin zihninin ve ruhunun tezahürüne kalmış. İlk etapta hissettiğim şaşkınlık, bir süre sonra yerini hak vermeye bıraktı.

Hakan Kurşun 1988’de SAE Viyana’ya giderek Audio Engineering eğitimi almış bu, eğitiminin ardından Varşova’ya taşınıp, Polonya’da bir dizi ünlü müzisyenle çalışmış.. Middlesex Üniversitesi Kayıt Sanatları lisans derecesini aldıktan sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders vermeye başlamış.

Hakan Kurşun aynı zamanda SAE İstanbul kurucu temsilciliğini üstleniyor. Hakan Kurşun ve ekibi SAE aracılığıyla gençlere ses mühendisliği, dijital film&animasyon, web tasarımı ve geliştirme alanlarında eğitim veriyor. Bu enstitü bana bir zamanların Akademi İstanbul’unu hatırlattı açıkçası. Ancak arkasında 30 yıllık deneyimi olan ve uluslar arası alanda birçok başarıya imza atan bu köklü kurumsal yapının olması nedeniyle sonunun o şekilde olmayacağını umuyorum.

Tüm dünyada çapında eğitim veren Enstitü’nün İstanbul’da da faaliyet gösteriyor olması İstanbullular adına büyük bir şans.

Ayrıntılı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.

Yaratıcılığın sınıra ihtiyacı var mı ?


“Yaratıcılık sınırlara ihtiyaç duyar”

İngilizce söyleyince daha havalı oluyor nedense : “Creativity needs boundaries”

Dün İKSV Salon’da “Dijital Dünyada Yaratıcılık” ana temasıyla gerçekleşen seminer boyunca kulaklarımda çınlayan bu sözler, semineri organize eden SAE Türkiye Ofisi Kurucusu Hakan Kurşun’a ait.

Hakan Kurşun adını duymayalı yıllar, cismini görmeyeli adeta yüzyıllar olmuştu; dün gerçekleşen etkinlik şu anda SAE aracılığıyla ne işler yaptığını ve gelecekte ne gibi başarılı işlere imza atılacağını öğrenmemiz adına da beni çok sevindirdi.

Başlığa geri dönecek olursak. Hakan Kurşun bu sözleri ilk sarfettiğinde, “nasıl yani?” diye sordum. Biz, yaratıcılığın sınır tanımadığı, özgür düşüncenin önünün açılması gerektiğini düşünen insanlarız ne de olsa. Ne demekti “sınır koymak” , nasıl olurdu da yaratıcılık “sınıra” ihtiyaç duyabilirdiİ?

Muhtemelen Hakan Kurşun da söylediğinin yanlış anlaşılabileceğini fark etti ki açıklama gereği duydu. Ve şu şekilde devam etti:

Teknolojik değişim ve dönüşüm, hayatımızı her anında kolaylaştıracak, bizi daha fazla “çaba sarfetmekten” daha da kötüsü “düşünmekten” uzaklaştıracak bir dizi unsuru önümüze seriyor. Biz tüm bu gelişmeleri an be an takip ederek hayatımızı adeta bir “güncelleme” –Kurşun’un deyişiyle “güncelleştirme”- maratonu içine sokuyoruz. Hal böyle olunca daha kısıtlı imkanlar dahilinde daha çok düşünerek, daha çok zaman harcayarak ortaya çıkaracağımız ürünlerin yerini daha hazıra konduğumuz, bize daha çok imkan sunduğu sanılırken aslında bizi daha çok birbirine benzeyen işler alıyor.

Kurşun konuyu kendinden bir örnekle de açıkladı. Örneğin, bilgisayarında kullandığı programları yıllarca güncellemediğini söyledi, ta ki bilgisayarı uyarı verene, hatta bozulana kadar.

Ayrıca okullarda öğrencilere tam teçhizatlı programlar yerine kısıtlı imkanların kullanılabileceği programları ve bunların temel özelliklerinin öğretilmesiyle çok daha yaratıcı sonuçlar alınabileceğini söyledi. Ne de olsa önemli olan altyapı, geriye kalan öğrencinin zihninin ve ruhunun tezahürüne kalmış. İlk etapta hissettiğim şaşkınlık, bir süre sonra yerini hak vermeye bıraktı.

Hakan Kurşun 1988’de SAE Viyana’ya giderek Audio Engineering eğitimi almış bu, eğitiminin ardından Varşova’ya taşınıp, Polonya’da bir dizi ünlü müzisyenle çalışmış.. Middlesex Üniversitesi Kayıt Sanatları lisans derecesini aldıktan sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ders vermeye başlamış.

Hakan Kurşun aynı zamanda SAE İstanbul kurucu temsilciliğini üstleniyor. Hakan Kurşun ve ekibi SAE aracılığıyla gençlere ses mühendisliği, dijital film&animasyon, web tasarımı ve geliştirme alanlarında eğitim veriyor. Bu enstitü bana bir zamanların Akademi İstanbul’unu hatırlattı açıkçası. Ancak arkasında 30 yıllık deneyimi olan ve uluslar arası alanda birçok başarıya imza atan bu köklü kurumsal yapının olması nedeniyle sonunun o şekilde olmayacağını umuyorum.

Tüm dünyada çapında eğitim veren Enstitü’nün İstanbul’da da faaliyet gösteriyor olması İstanbullular adına büyük bir şans.

Ayrıntılı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.

14 Aralık 2010 Salı

İstanbul'da Kentsel Dönüşüm Bu Seminerlerde Konuşulacak




Duyduğum zaman tüylerimi diken diken eden kavramlardan biridir 'cazibe merkezi' dedikleri şey. Kentsel dönüşüm kavramı hayatımıza girdiğinden bu yana otorite tarafından en fazla dillendirilen sözcüklerden biri olmuştur. Mimarisiyle, tarihi değeriyle, yaşanmışlıklara kattığı öykülerle şehrin birer parçası olmuş her yapı en azından bir kere nasibini alır bu 'cazibe merkezi' mantalitesinden. Haydarpaşa Garı, Emek Sineması'nı da kapsayan güzelim
Cercle d'Orient kompleksi ve olağanüstü bir tarihin üzerine kurulmuş Sulukule de bu çapraşık ve ne idüğü belirsiz 'cazibe merkezi' tartışmalarından mahrum kalmadı elbette. Ne yazık ki hepsi sırayla bu ülkede garın gar, sinemanın sinema, mahallenin mahalle kalamayacağını acı bir şekilde deneyimlediler.


İstanbul'da bütün bu olup bitenler çok kitlesel olmasa da bir sivil tepkiyi beraberinde getirdi. Sorular peşpeşe soruldu: Sulukule'de Koruma Kurulu kararına rağmen inşaatlar neden devam ediyor? Topkapı Sarayı'nın surları neden çatladı? Haliç Metro Geçişi Süleymaniye'yi nasıl etkiler? Cercle d'Orient'in olduğu gibi korunması mümkün değil mi? Haydarpaşa Garı'nın küllerinden ne doğacak? Bütün bu sorulara yerel ve genel yönetiminden doyurucu yanıtlar gelmeyince, iş sivil inisiyatiflerin konuyu ele almasına düştü.

Bu haftanın takvimine eklemenizi önerdiğimiz iki seminer var. İlki; bugün (15 Aralık) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen Çarşamba Seminerleri' kapsamındaki "Kentsel Dönüşüm, Küreselleşme ve Türkiye" başlıklı seminer. Fuat Keyman'ın konuşmacı olarak katılacağı seminerde küreselleşme ve Türkiye bağlamında kentsel dönüşüm konusu ele alınacak. Seminer, üniversitenin Fındıklı Kampüsü'ndeki Mimarlık Fakültesi Video Konferans Salonu'nda gerçekleşecek ve saat 11:00'da başlayacak.


Yarın (16 Aralık) ise; İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde 'Haydarpaşa Yandı! Küllerinden Ne Doğacak?' başlıklı bir konferans düzenlenecek. Konferansta hepimizin merak ettiği sorulara yanıt aranacak. Yangının nedeni açıklandıktan sonra bölgenin ‘cazibe merkezi' olarak yeniden düzenlenmesi yeniden gündeme geldi, cazibe merkezinden kastedilen ne? Marmaray projesi Haydarpaşa Tren Garını ekarte etmek için mi yapıldı? Gar ve çevresinin yaşayan haliyle iyileştirilmesi mi yoksa müze olması mı gerekir? İstanbul'da insanları evsiz bırakacak, yerine plazalar, villa kentler inşa edecek olan Kentsel Dönüşüm projelerine nasıl bakmalıyız? 3. Boğaz Köprüsü Projesi kapsamında su havzaları ve yaban hayatıyla birlikte İstanbul'un Kuzey ormanlarının ve Marmara bölgesindeki tarım alanlarının yok edilmesi ne uğruna ‘göze alınıyor'? gibi sorular konferansta tartışılacak konular arasında yer alıyor. İTÜ Taşkışla Kampüsü'nde gerçekleşecek konferansın başlama saati 12:30.


Biz İstanbullular sorularımızın yanıtlarını ısrarla aramadıkça, kimsenin gerçekleri açıklayacağı yok. O nedenle, İstanbul'da kentsel dönüşüm namına olup bitenler ne kadar konuşulur ve dillendirilirse, o kadar iyi.

İstanbul'da Kentsel Dönüşüm Bu Seminerlerde Konuşulacak




Duyduğum zaman tüylerimi diken diken eden kavramlardan biridir 'cazibe merkezi' dedikleri şey. Kentsel dönüşüm kavramı hayatımıza girdiğinden bu yana otorite tarafından en fazla dillendirilen sözcüklerden biri olmuştur. Mimarisiyle, tarihi değeriyle, yaşanmışlıklara kattığı öykülerle şehrin birer parçası olmuş her yapı en azından bir kere nasibini alır bu 'cazibe merkezi' mantalitesinden. Haydarpaşa Garı, Emek Sineması'nı da kapsayan güzelim
Cercle d'Orient kompleksi ve olağanüstü bir tarihin üzerine kurulmuş Sulukule de bu çapraşık ve ne idüğü belirsiz 'cazibe merkezi' tartışmalarından mahrum kalmadı elbette. Ne yazık ki hepsi sırayla bu ülkede garın gar, sinemanın sinema, mahallenin mahalle kalamayacağını acı bir şekilde deneyimlediler.


İstanbul'da bütün bu olup bitenler çok kitlesel olmasa da bir sivil tepkiyi beraberinde getirdi. Sorular peşpeşe soruldu: Sulukule'de Koruma Kurulu kararına rağmen inşaatlar neden devam ediyor? Topkapı Sarayı'nın surları neden çatladı? Haliç Metro Geçişi Süleymaniye'yi nasıl etkiler? Cercle d'Orient'in olduğu gibi korunması mümkün değil mi? Haydarpaşa Garı'nın küllerinden ne doğacak? Bütün bu sorulara yerel ve genel yönetiminden doyurucu yanıtlar gelmeyince, iş sivil inisiyatiflerin konuyu ele almasına düştü.

Bu haftanın takvimine eklemenizi önerdiğimiz iki seminer var. İlki; bugün (15 Aralık) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen Çarşamba Seminerleri' kapsamındaki "Kentsel Dönüşüm, Küreselleşme ve Türkiye" başlıklı seminer. Fuat Keyman'ın konuşmacı olarak katılacağı seminerde küreselleşme ve Türkiye bağlamında kentsel dönüşüm konusu ele alınacak. Seminer, üniversitenin Fındıklı Kampüsü'ndeki Mimarlık Fakültesi Video Konferans Salonu'nda gerçekleşecek ve saat 11:00'da başlayacak.


Yarın (16 Aralık) ise; İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde 'Haydarpaşa Yandı! Küllerinden Ne Doğacak?' başlıklı bir konferans düzenlenecek. Konferansta hepimizin merak ettiği sorulara yanıt aranacak. Yangının nedeni açıklandıktan sonra bölgenin ‘cazibe merkezi' olarak yeniden düzenlenmesi yeniden gündeme geldi, cazibe merkezinden kastedilen ne? Marmaray projesi Haydarpaşa Tren Garını ekarte etmek için mi yapıldı? Gar ve çevresinin yaşayan haliyle iyileştirilmesi mi yoksa müze olması mı gerekir? İstanbul'da insanları evsiz bırakacak, yerine plazalar, villa kentler inşa edecek olan Kentsel Dönüşüm projelerine nasıl bakmalıyız? 3. Boğaz Köprüsü Projesi kapsamında su havzaları ve yaban hayatıyla birlikte İstanbul'un Kuzey ormanlarının ve Marmara bölgesindeki tarım alanlarının yok edilmesi ne uğruna ‘göze alınıyor'? gibi sorular konferansta tartışılacak konular arasında yer alıyor. İTÜ Taşkışla Kampüsü'nde gerçekleşecek konferansın başlama saati 12:30.


Biz İstanbullular sorularımızın yanıtlarını ısrarla aramadıkça, kimsenin gerçekleri açıklayacağı yok. O nedenle, İstanbul'da kentsel dönüşüm namına olup bitenler ne kadar konuşulur ve dillendirilirse, o kadar iyi.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons