konferans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konferans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2010 Salı

İstanbul'da Kentsel Dönüşüm Bu Seminerlerde Konuşulacak




Duyduğum zaman tüylerimi diken diken eden kavramlardan biridir 'cazibe merkezi' dedikleri şey. Kentsel dönüşüm kavramı hayatımıza girdiğinden bu yana otorite tarafından en fazla dillendirilen sözcüklerden biri olmuştur. Mimarisiyle, tarihi değeriyle, yaşanmışlıklara kattığı öykülerle şehrin birer parçası olmuş her yapı en azından bir kere nasibini alır bu 'cazibe merkezi' mantalitesinden. Haydarpaşa Garı, Emek Sineması'nı da kapsayan güzelim
Cercle d'Orient kompleksi ve olağanüstü bir tarihin üzerine kurulmuş Sulukule de bu çapraşık ve ne idüğü belirsiz 'cazibe merkezi' tartışmalarından mahrum kalmadı elbette. Ne yazık ki hepsi sırayla bu ülkede garın gar, sinemanın sinema, mahallenin mahalle kalamayacağını acı bir şekilde deneyimlediler.


İstanbul'da bütün bu olup bitenler çok kitlesel olmasa da bir sivil tepkiyi beraberinde getirdi. Sorular peşpeşe soruldu: Sulukule'de Koruma Kurulu kararına rağmen inşaatlar neden devam ediyor? Topkapı Sarayı'nın surları neden çatladı? Haliç Metro Geçişi Süleymaniye'yi nasıl etkiler? Cercle d'Orient'in olduğu gibi korunması mümkün değil mi? Haydarpaşa Garı'nın küllerinden ne doğacak? Bütün bu sorulara yerel ve genel yönetiminden doyurucu yanıtlar gelmeyince, iş sivil inisiyatiflerin konuyu ele almasına düştü.

Bu haftanın takvimine eklemenizi önerdiğimiz iki seminer var. İlki; bugün (15 Aralık) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen Çarşamba Seminerleri' kapsamındaki "Kentsel Dönüşüm, Küreselleşme ve Türkiye" başlıklı seminer. Fuat Keyman'ın konuşmacı olarak katılacağı seminerde küreselleşme ve Türkiye bağlamında kentsel dönüşüm konusu ele alınacak. Seminer, üniversitenin Fındıklı Kampüsü'ndeki Mimarlık Fakültesi Video Konferans Salonu'nda gerçekleşecek ve saat 11:00'da başlayacak.


Yarın (16 Aralık) ise; İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde 'Haydarpaşa Yandı! Küllerinden Ne Doğacak?' başlıklı bir konferans düzenlenecek. Konferansta hepimizin merak ettiği sorulara yanıt aranacak. Yangının nedeni açıklandıktan sonra bölgenin ‘cazibe merkezi' olarak yeniden düzenlenmesi yeniden gündeme geldi, cazibe merkezinden kastedilen ne? Marmaray projesi Haydarpaşa Tren Garını ekarte etmek için mi yapıldı? Gar ve çevresinin yaşayan haliyle iyileştirilmesi mi yoksa müze olması mı gerekir? İstanbul'da insanları evsiz bırakacak, yerine plazalar, villa kentler inşa edecek olan Kentsel Dönüşüm projelerine nasıl bakmalıyız? 3. Boğaz Köprüsü Projesi kapsamında su havzaları ve yaban hayatıyla birlikte İstanbul'un Kuzey ormanlarının ve Marmara bölgesindeki tarım alanlarının yok edilmesi ne uğruna ‘göze alınıyor'? gibi sorular konferansta tartışılacak konular arasında yer alıyor. İTÜ Taşkışla Kampüsü'nde gerçekleşecek konferansın başlama saati 12:30.


Biz İstanbullular sorularımızın yanıtlarını ısrarla aramadıkça, kimsenin gerçekleri açıklayacağı yok. O nedenle, İstanbul'da kentsel dönüşüm namına olup bitenler ne kadar konuşulur ve dillendirilirse, o kadar iyi.

İstanbul'da Kentsel Dönüşüm Bu Seminerlerde Konuşulacak




Duyduğum zaman tüylerimi diken diken eden kavramlardan biridir 'cazibe merkezi' dedikleri şey. Kentsel dönüşüm kavramı hayatımıza girdiğinden bu yana otorite tarafından en fazla dillendirilen sözcüklerden biri olmuştur. Mimarisiyle, tarihi değeriyle, yaşanmışlıklara kattığı öykülerle şehrin birer parçası olmuş her yapı en azından bir kere nasibini alır bu 'cazibe merkezi' mantalitesinden. Haydarpaşa Garı, Emek Sineması'nı da kapsayan güzelim
Cercle d'Orient kompleksi ve olağanüstü bir tarihin üzerine kurulmuş Sulukule de bu çapraşık ve ne idüğü belirsiz 'cazibe merkezi' tartışmalarından mahrum kalmadı elbette. Ne yazık ki hepsi sırayla bu ülkede garın gar, sinemanın sinema, mahallenin mahalle kalamayacağını acı bir şekilde deneyimlediler.


İstanbul'da bütün bu olup bitenler çok kitlesel olmasa da bir sivil tepkiyi beraberinde getirdi. Sorular peşpeşe soruldu: Sulukule'de Koruma Kurulu kararına rağmen inşaatlar neden devam ediyor? Topkapı Sarayı'nın surları neden çatladı? Haliç Metro Geçişi Süleymaniye'yi nasıl etkiler? Cercle d'Orient'in olduğu gibi korunması mümkün değil mi? Haydarpaşa Garı'nın küllerinden ne doğacak? Bütün bu sorulara yerel ve genel yönetiminden doyurucu yanıtlar gelmeyince, iş sivil inisiyatiflerin konuyu ele almasına düştü.

Bu haftanın takvimine eklemenizi önerdiğimiz iki seminer var. İlki; bugün (15 Aralık) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen Çarşamba Seminerleri' kapsamındaki "Kentsel Dönüşüm, Küreselleşme ve Türkiye" başlıklı seminer. Fuat Keyman'ın konuşmacı olarak katılacağı seminerde küreselleşme ve Türkiye bağlamında kentsel dönüşüm konusu ele alınacak. Seminer, üniversitenin Fındıklı Kampüsü'ndeki Mimarlık Fakültesi Video Konferans Salonu'nda gerçekleşecek ve saat 11:00'da başlayacak.


Yarın (16 Aralık) ise; İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde 'Haydarpaşa Yandı! Küllerinden Ne Doğacak?' başlıklı bir konferans düzenlenecek. Konferansta hepimizin merak ettiği sorulara yanıt aranacak. Yangının nedeni açıklandıktan sonra bölgenin ‘cazibe merkezi' olarak yeniden düzenlenmesi yeniden gündeme geldi, cazibe merkezinden kastedilen ne? Marmaray projesi Haydarpaşa Tren Garını ekarte etmek için mi yapıldı? Gar ve çevresinin yaşayan haliyle iyileştirilmesi mi yoksa müze olması mı gerekir? İstanbul'da insanları evsiz bırakacak, yerine plazalar, villa kentler inşa edecek olan Kentsel Dönüşüm projelerine nasıl bakmalıyız? 3. Boğaz Köprüsü Projesi kapsamında su havzaları ve yaban hayatıyla birlikte İstanbul'un Kuzey ormanlarının ve Marmara bölgesindeki tarım alanlarının yok edilmesi ne uğruna ‘göze alınıyor'? gibi sorular konferansta tartışılacak konular arasında yer alıyor. İTÜ Taşkışla Kampüsü'nde gerçekleşecek konferansın başlama saati 12:30.


Biz İstanbullular sorularımızın yanıtlarını ısrarla aramadıkça, kimsenin gerçekleri açıklayacağı yok. O nedenle, İstanbul'da kentsel dönüşüm namına olup bitenler ne kadar konuşulur ve dillendirilirse, o kadar iyi.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Orta yaş bunalımı 20'lerde de yaşanır mı?


Kıvır kıvır siyah saçlara üç tutam turuncu perçem, mavi ye çalan kaşlar, turuncu fosforlu ayakkabılar, iki yerden kaçmış siyah alacalı çorap, popo ve göbeği ortaya çıkaran simli t-shirt…
Ve karşınızda Sao Paolo üzerinden Londra’ya, oradan da İstanbul’a ışınlanan bir güzel: Cibelle

Bu başlık da neyin nesi demeyin lütfen. Uğruna aile ziyaretini bir hafta ertelediğim Ghetto’daki Cibelle performansın maalesef görünürde ne Cibelle’yi ne de mekandaki izleyicileri memnun edebilmiş olması bu yazıya başlık bulmamı da bir hayli zorlaştırdı.

“Büyük hevesle gidilen etkinlikler hüsrana uğratır” önermesinin doğruluğunu ne yazık ki bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Cibelle , performansına tek kişilik grubunun enstrümanlarını tanıtarak çıktı. Ancak müzikal performansa görsel peformanstan daha iyi hazırlanmadığını ara ara tekleyerek,çaldığını beğenmeyip sil baştan çalarak kanıtladı ne yazık ki. İzleyicilerin gözü bir süre sonra, kendisi ve müziğinden öte arka planda dönen görsellere odaklandı. Yanda gördüğünüz görselse gün içerisinde ülkemizde YouTube’un engelli olduğunu öğrenen Cibelle’den naif bir eleştiri nitelği taşıyordu.


Sahneye saat 11 buçuğa doğru çıkan ve –yanda gördüğünüz- ayakkabılarının sıkmasını bahane ederek 12de 20 dk.lık bir ara verip ortadan kaybolan Cibelle, performansın ikinci yarısında araya GreenGrass’i de serpiştirerek 4 şarkı daha çaldı ve sahneden koşa koşa indi. Performansın kısa sürmesinde izleyicilerden birinin Cibelle’yi GreenGrass’i söylerken tahrik ve taciz etmesinin de payı yok değil..


Her ne olursa olsun daha önce solo performasını dinlemiş biri olarak dün gece açıkça sınıfta kaldığını belirtmeliyim .

Milenyumda da Serpil Çakmalı olunabileceğini bize kanıtladığı için kendisine yine de teşekkürü borç bilir ve sizi buradan etkinliğin diğer fotoğraflarına davet ederiz...

Konserden istediğimiz randımanı alamasak da performans öncesi kızlar tuvaletinde 20'li yaşlardaki minimini bir akıllı iki kızlarımızın aşk maceralarına ilişkin şahit olduğumuz enteresan diyalog gecemizi şenlendirmeye yetti. Ve ayaküstü öğrendik ki ortayaş bunalımını erkekler 20'lerinde de yaşabilirmiş..

Orta yaş bunalımı 20'lerde de yaşanır mı?


Kıvır kıvır siyah saçlara üç tutam turuncu perçem, mavi ye çalan kaşlar, turuncu fosforlu ayakkabılar, iki yerden kaçmış siyah alacalı çorap, popo ve göbeği ortaya çıkaran simli t-shirt…
Ve karşınızda Sao Paolo üzerinden Londra’ya, oradan da İstanbul’a ışınlanan bir güzel: Cibelle

Bu başlık da neyin nesi demeyin lütfen. Uğruna aile ziyaretini bir hafta ertelediğim Ghetto’daki Cibelle performansın maalesef görünürde ne Cibelle’yi ne de mekandaki izleyicileri memnun edebilmiş olması bu yazıya başlık bulmamı da bir hayli zorlaştırdı.

“Büyük hevesle gidilen etkinlikler hüsrana uğratır” önermesinin doğruluğunu ne yazık ki bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Cibelle , performansına tek kişilik grubunun enstrümanlarını tanıtarak çıktı. Ancak müzikal performansa görsel peformanstan daha iyi hazırlanmadığını ara ara tekleyerek,çaldığını beğenmeyip sil baştan çalarak kanıtladı ne yazık ki. İzleyicilerin gözü bir süre sonra, kendisi ve müziğinden öte arka planda dönen görsellere odaklandı. Yanda gördüğünüz görselse gün içerisinde ülkemizde YouTube’un engelli olduğunu öğrenen Cibelle’den naif bir eleştiri nitelği taşıyordu.


Sahneye saat 11 buçuğa doğru çıkan ve –yanda gördüğünüz- ayakkabılarının sıkmasını bahane ederek 12de 20 dk.lık bir ara verip ortadan kaybolan Cibelle, performansın ikinci yarısında araya GreenGrass’i de serpiştirerek 4 şarkı daha çaldı ve sahneden koşa koşa indi. Performansın kısa sürmesinde izleyicilerden birinin Cibelle’yi GreenGrass’i söylerken tahrik ve taciz etmesinin de payı yok değil..


Her ne olursa olsun daha önce solo performasını dinlemiş biri olarak dün gece açıkça sınıfta kaldığını belirtmeliyim .

Milenyumda da Serpil Çakmalı olunabileceğini bize kanıtladığı için kendisine yine de teşekkürü borç bilir ve sizi buradan etkinliğin diğer fotoğraflarına davet ederiz...

Konserden istediğimiz randımanı alamasak da performans öncesi kızlar tuvaletinde 20'li yaşlardaki minimini bir akıllı iki kızlarımızın aşk maceralarına ilişkin şahit olduğumuz enteresan diyalog gecemizi şenlendirmeye yetti. Ve ayaküstü öğrendik ki ortayaş bunalımını erkekler 20'lerinde de yaşabilirmiş..

21 Ocak 2010 Perşembe

2010 Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı'nın Konuğu Gazeteci Naomi Klein




Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Sosyoloji Bölümü ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

2010 Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı


Tutarlı Olmanın Gücü: Batı Medyasında Filistin’in İnsanlığını Savunmak


İsrail son aylarda, işgale karşı direnişlerini ilkeli ve şiddet içermeyen eylemler üzerinden yürütmeyi tercih eden Filistinli aktivistleri hedef alan bir dizi acımasız saldırı yürütüyor. Özellikle malum “güvenlik duvarı”nın inşasına karşı çıkan ve Güney Afrika’daki Apartheid’in tamamıyla sona ermesini sağlamış boykot ve yaptırımların İsrail’e de uygulanması çağrısında bulunan başlıca liderler tek tek tutuklanıyor. İsrail’in bu saldırılarına karşı şu anda yürütülmekte olan uluslararası kampanya ise, belirli bir siyasi öneriye odaklanmak yerine, İsrail’in uluslararası hukuka tamamıyla riayet eder hale gelmesinde ısrar ediyor. Bu talep İsrail’in yayılmacı sömürge politikaları açısından o kadar rahatsız edici ki, kampanyaya kara çalmak için “lawfare” (hukuk savaşı) gibi yeni sözcükler icat edildi. Bu konuşma, Filistin haklar mücadelesinin bu en son aşamasını, bunun hem Batı’daki ifade özgürlüğünün sınırlarını göstermek açısından taşıdığı anlamı hem de Yahudilerle Filistinliler arasında en sonunda hakiki bir eşitlik sağlama konusunda yarattığı umudu sorgulayarak tartışacak.


Naomi Klein


Naomi Klein Kanadalı ödüllü bir gazeteci, uluslararası alanda çok satan kitapların yazarı ve siyasal bir aktivisttir. The Nation ve The Guardian’ın sürekli köşe yazarı olan Klein’in gazete yazıları The New York Times Syndicate tarafından uluslararası alanda da dağıtılmakta. Harper’s Magazine için Irak’tan yaptığı habercilik 2004’te James Aranson Toplumsal Adalet Gazeteciliği Ödülü’nü kazandı. 2000 yılında yayımladığı ilk kitabı No Logo: Küresel Markalar Hedef Tahtasında (Türkçesi Bilgi, 2002) uluslararası alanda çoksatar oldu ve 28 dile çevrildi. 2002’de yayımladığı ikinci kitabı Tel Örgüler ve Pencereler: Küreselleşme Tartışmalarının Ön Saflarından Haberler Klein’ın çeşitli çalışmalarından oluşan bir derlemeydi (Türkçesi Bilgi, 2004). 2007’de yayımlanan üçüncü kitabı The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism [Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi] de uluslararası bir çoksatar haline geldi ve 27 dile çevrildi. Alfonso Cuaron’un kitap için hazırladığı altı dakikalık film internette bir milyondan fazla kere indirildi. Naomi Klein’ın, eşi Avi Lewis ile birlikte 2004’te yaptığı uzun metrajlı belgesel film The Take [İşgal], Arjantin’de işçiler tarafından işgal edilen fabrikaları anlatıyordu. Klein, London School of Economics’de Miliband Fellow olarak ders verdi ve Kanada-Nova Scotia’daki King’s College Üniversitesi tarafından Hukuk Onursal Doktorası’yla ödüllendirildi.


25 Ocak 2010, 15:00, Büyük Toplantı Salonu (BTS), Güney Kampus


İngilizce yapılacak konuşma, Türkçe’ye simültane olarak çevrilecektir.


Kaynak

Ortala

2010 Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı'nın Konuğu Gazeteci Naomi Klein




Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Sosyoloji Bölümü ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

2010 Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı


Tutarlı Olmanın Gücü: Batı Medyasında Filistin’in İnsanlığını Savunmak


İsrail son aylarda, işgale karşı direnişlerini ilkeli ve şiddet içermeyen eylemler üzerinden yürütmeyi tercih eden Filistinli aktivistleri hedef alan bir dizi acımasız saldırı yürütüyor. Özellikle malum “güvenlik duvarı”nın inşasına karşı çıkan ve Güney Afrika’daki Apartheid’in tamamıyla sona ermesini sağlamış boykot ve yaptırımların İsrail’e de uygulanması çağrısında bulunan başlıca liderler tek tek tutuklanıyor. İsrail’in bu saldırılarına karşı şu anda yürütülmekte olan uluslararası kampanya ise, belirli bir siyasi öneriye odaklanmak yerine, İsrail’in uluslararası hukuka tamamıyla riayet eder hale gelmesinde ısrar ediyor. Bu talep İsrail’in yayılmacı sömürge politikaları açısından o kadar rahatsız edici ki, kampanyaya kara çalmak için “lawfare” (hukuk savaşı) gibi yeni sözcükler icat edildi. Bu konuşma, Filistin haklar mücadelesinin bu en son aşamasını, bunun hem Batı’daki ifade özgürlüğünün sınırlarını göstermek açısından taşıdığı anlamı hem de Yahudilerle Filistinliler arasında en sonunda hakiki bir eşitlik sağlama konusunda yarattığı umudu sorgulayarak tartışacak.


Naomi Klein


Naomi Klein Kanadalı ödüllü bir gazeteci, uluslararası alanda çok satan kitapların yazarı ve siyasal bir aktivisttir. The Nation ve The Guardian’ın sürekli köşe yazarı olan Klein’in gazete yazıları The New York Times Syndicate tarafından uluslararası alanda da dağıtılmakta. Harper’s Magazine için Irak’tan yaptığı habercilik 2004’te James Aranson Toplumsal Adalet Gazeteciliği Ödülü’nü kazandı. 2000 yılında yayımladığı ilk kitabı No Logo: Küresel Markalar Hedef Tahtasında (Türkçesi Bilgi, 2002) uluslararası alanda çoksatar oldu ve 28 dile çevrildi. 2002’de yayımladığı ikinci kitabı Tel Örgüler ve Pencereler: Küreselleşme Tartışmalarının Ön Saflarından Haberler Klein’ın çeşitli çalışmalarından oluşan bir derlemeydi (Türkçesi Bilgi, 2004). 2007’de yayımlanan üçüncü kitabı The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism [Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi] de uluslararası bir çoksatar haline geldi ve 27 dile çevrildi. Alfonso Cuaron’un kitap için hazırladığı altı dakikalık film internette bir milyondan fazla kere indirildi. Naomi Klein’ın, eşi Avi Lewis ile birlikte 2004’te yaptığı uzun metrajlı belgesel film The Take [İşgal], Arjantin’de işçiler tarafından işgal edilen fabrikaları anlatıyordu. Klein, London School of Economics’de Miliband Fellow olarak ders verdi ve Kanada-Nova Scotia’daki King’s College Üniversitesi tarafından Hukuk Onursal Doktorası’yla ödüllendirildi.


25 Ocak 2010, 15:00, Büyük Toplantı Salonu (BTS), Güney Kampus


İngilizce yapılacak konuşma, Türkçe’ye simültane olarak çevrilecektir.


Kaynak

Ortala

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons