gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2010 Cumartesi

ALÇAKskatepark Kadıköy'de AÇILDI !



Alternatif mekanların habercisi Alternatif-İstanbul, Kadıköy'de açılan alternatif, eğlenceli ve çılgın ALÇAKskatepark'ın açıldığı haberini herkese iletmek ister. Ben her ne kadar kaykay veya paten kayan bir kişi olmasam da bu tür alternatif mekanların açılmasını, kaykay ve paten sporunun dikkat çekebilmesi adına destekliyorum.


ALÇAKskatepark'ın sahibi ve tasarımcısı Ömer Ünal ile bir fiil çalışmış, yapılan inşaatın içinde bulunmuş, emek vermiş, zaman harcamış ve hala da harcamakta olan bir kişi olarak bu mekanın hakettiği ilgiye ulaşmasını yürekten istiyorum.



ALÇAKskatepark, çocukları ile haftasonları spor yapacak bir mekan bulamayan bir babanın ürünü. Bu mekanda kapalı kaykaypisti, kafeterya, soyunma odaları ve ayrıca Ömer Ünal'a ait tasarım ofisi bulunuyor. ALÇAKskatepark 10 Ocak pazar günü çok güzel bir parti ile açıldı. Bu spora gönül veren hemen herkes mekanı doldurdu. Athena'nın Gökhan'ından tutunda annesini peşine takmış 10 yaşındaki küçük çocuklara kadar çok fazla kişi açılışta bizleri yalnız bırakmadı.




ALÇAKskatepark kaymak isteyen ya da sadece kayanları izlemek isteyenler ile yeni bir ortama girmek isteyen kişilere açık. Mekana ulaşmak çok basit: Kadıköy' de boğa heykeline geldiğinizde Fenerbahçe Stadı'na doğru giden yolu takip edin. bostancıya giden sarı dolmuş duraklarının bulunduğu yerde Sevimli İş Hanı'na girin, ALÇAKskatepark en alt katta.



Ulaşım, üyelik veya giriş ücretleri ile ilgili bilgiler için ALÇAKskatepark'ın websitesine girebilir ya da Facebook'dan iletişim kurabilirsiniz.


iletişim bilgileri






Adres: Kuşdili Caddesi 18/147 Sevimli İşhanı, Osmanağa Mah. Kadıköy-İSTANBUL


Tel: 0216 4187180

Fax: 0216 3475914

e-mail: info@alcakskatepark.com


ALÇAKskatepark Kadıköy'de AÇILDI !



Alternatif mekanların habercisi Alternatif-İstanbul, Kadıköy'de açılan alternatif, eğlenceli ve çılgın ALÇAKskatepark'ın açıldığı haberini herkese iletmek ister. Ben her ne kadar kaykay veya paten kayan bir kişi olmasam da bu tür alternatif mekanların açılmasını, kaykay ve paten sporunun dikkat çekebilmesi adına destekliyorum.


ALÇAKskatepark'ın sahibi ve tasarımcısı Ömer Ünal ile bir fiil çalışmış, yapılan inşaatın içinde bulunmuş, emek vermiş, zaman harcamış ve hala da harcamakta olan bir kişi olarak bu mekanın hakettiği ilgiye ulaşmasını yürekten istiyorum.



ALÇAKskatepark, çocukları ile haftasonları spor yapacak bir mekan bulamayan bir babanın ürünü. Bu mekanda kapalı kaykaypisti, kafeterya, soyunma odaları ve ayrıca Ömer Ünal'a ait tasarım ofisi bulunuyor. ALÇAKskatepark 10 Ocak pazar günü çok güzel bir parti ile açıldı. Bu spora gönül veren hemen herkes mekanı doldurdu. Athena'nın Gökhan'ından tutunda annesini peşine takmış 10 yaşındaki küçük çocuklara kadar çok fazla kişi açılışta bizleri yalnız bırakmadı.




ALÇAKskatepark kaymak isteyen ya da sadece kayanları izlemek isteyenler ile yeni bir ortama girmek isteyen kişilere açık. Mekana ulaşmak çok basit: Kadıköy' de boğa heykeline geldiğinizde Fenerbahçe Stadı'na doğru giden yolu takip edin. bostancıya giden sarı dolmuş duraklarının bulunduğu yerde Sevimli İş Hanı'na girin, ALÇAKskatepark en alt katta.



Ulaşım, üyelik veya giriş ücretleri ile ilgili bilgiler için ALÇAKskatepark'ın websitesine girebilir ya da Facebook'dan iletişim kurabilirsiniz.


iletişim bilgileri






Adres: Kuşdili Caddesi 18/147 Sevimli İşhanı, Osmanağa Mah. Kadıköy-İSTANBUL


Tel: 0216 4187180

Fax: 0216 3475914

e-mail: info@alcakskatepark.com


29 Temmuz 2009 Çarşamba

İstanbul'un müzmin bekarlarına selam eden Yat


İstanbul, yaz-kış yurdumun genç-yaşlı, liberal-muhafazakar veyahut bekar-evli(sevgilili) her kesimine binbir çeşit etkinlik sunuyor. Amma velakin yaz etkinlikleri hele hele denize nazır gerçekleşen etkinliklerin tadı bir başka oluyor.

Uzunca bir süredir cep telefonumda beklettiğim bu fotoğrafta gördüğünüz "Yat Gezisi"ni süresi geçtikten sonra ele alıyor olsam da, üzerinde bir iki kelam etmeye değeceğini düşünüyorum.

İstiklal Caddesi geçtiğimiz haftalarda bu beyaz arka fon üzerine tasarlanmış minimal afişle bezendi. Dikkat çekmemesi elde değil, her geçen bakıyor, önünde duruyor, okuyor.. Kimisi okur okumaz telefona sarılıyor, kimisi gülüyor geçiyor, kimisi de okuyan ve ciddiye alanları yakın markaja alıyor..

Afişin minimal olması etkinliğin de mini-maliyetli olduğunun bir göstergesi olarak düşünülmemeli zannımca.

Zira sehrimin müzmin bekarlarına bir açık çek olarak sunulan ve Samiramis yatında gerçekleşen bu 250 kişilik etkinlikte afişte yazılanlara göre bir kuş sütü eksik olmuş olmalı.

Müzik sistemli, barlı, oyun pistli (dans pisti olsa gerek) yemekli ve hatta masa düzenli(!) yatta yazılanlara göre kaynaşan gençlerin evlenme garantisi de cepte(ymiş). Bunu gerçekten nasıl garantilediklerini merak ediyorum.

Aslında bu yazıyı yazmamın nedeni bir yandan da bu geziye katılan kişilere ulaşabilmek. Eğer geziye gidip, sesimi hasbelkader duyan biri olursa lütfen deneyimlerini bizimle paylaşsın.. Buna göre ileride belki tanıtıma bizim de katkımız olur.

Maksat insanlar kaynaşsın, mutlu mesut yaşasın.. Tek derdimiz bu..

İstanbul'un müzmin bekarlarına selam eden Yat


İstanbul, yaz-kış yurdumun genç-yaşlı, liberal-muhafazakar veyahut bekar-evli(sevgilili) her kesimine binbir çeşit etkinlik sunuyor. Amma velakin yaz etkinlikleri hele hele denize nazır gerçekleşen etkinliklerin tadı bir başka oluyor.

Uzunca bir süredir cep telefonumda beklettiğim bu fotoğrafta gördüğünüz "Yat Gezisi"ni süresi geçtikten sonra ele alıyor olsam da, üzerinde bir iki kelam etmeye değeceğini düşünüyorum.

İstiklal Caddesi geçtiğimiz haftalarda bu beyaz arka fon üzerine tasarlanmış minimal afişle bezendi. Dikkat çekmemesi elde değil, her geçen bakıyor, önünde duruyor, okuyor.. Kimisi okur okumaz telefona sarılıyor, kimisi gülüyor geçiyor, kimisi de okuyan ve ciddiye alanları yakın markaja alıyor..

Afişin minimal olması etkinliğin de mini-maliyetli olduğunun bir göstergesi olarak düşünülmemeli zannımca.

Zira sehrimin müzmin bekarlarına bir açık çek olarak sunulan ve Samiramis yatında gerçekleşen bu 250 kişilik etkinlikte afişte yazılanlara göre bir kuş sütü eksik olmuş olmalı.

Müzik sistemli, barlı, oyun pistli (dans pisti olsa gerek) yemekli ve hatta masa düzenli(!) yatta yazılanlara göre kaynaşan gençlerin evlenme garantisi de cepte(ymiş). Bunu gerçekten nasıl garantilediklerini merak ediyorum.

Aslında bu yazıyı yazmamın nedeni bir yandan da bu geziye katılan kişilere ulaşabilmek. Eğer geziye gidip, sesimi hasbelkader duyan biri olursa lütfen deneyimlerini bizimle paylaşsın.. Buna göre ileride belki tanıtıma bizim de katkımız olur.

Maksat insanlar kaynaşsın, mutlu mesut yaşasın.. Tek derdimiz bu..

İstanbul'un müzmin bekarlarına selam eden Yat


İstanbul, yaz-kış yurdumun genç-yaşlı, liberal-muhafazakar veyahut bekar-evli(sevgilili) her kesimine binbir çeşit etkinlik sunuyor. Amma velakin yaz etkinlikleri hele hele denize nazır gerçekleşen etkinliklerin tadı bir başka oluyor.

Uzunca bir süredir cep telefonumda beklettiğim bu fotoğrafta gördüğünüz "Yat Gezisi"ni süresi geçtikten sonra ele alıyor olsam da, üzerinde bir iki kelam etmeye değeceğini düşünüyorum.

İstiklal Caddesi geçtiğimiz haftalarda bu beyaz arka fon üzerine tasarlanmış minimal afişle bezendi. Dikkat çekmemesi elde değil, her geçen bakıyor, önünde duruyor, okuyor.. Kimisi okur okumaz telefona sarılıyor, kimisi gülüyor geçiyor, kimisi de okuyan ve ciddiye alanları yakın markaja alıyor..

Afişin minimal olması etkinliğin de mini-maliyetli olduğunun bir göstergesi olarak düşünülmemeli zannımca.

Zira sehrimin müzmin bekarlarına bir açık çek olarak sunulan ve Samiramis yatında gerçekleşen bu 250 kişilik etkinlikte afişte yazılanlara göre bir kuş sütü eksik olmuş olmalı.

Müzik sistemli, barlı, oyun pistli (dans pisti olsa gerek) yemekli ve hatta masa düzenli(!) yatta yazılanlara göre kaynaşan gençlerin evlenme garantisi de cepte(ymiş). Bunu gerçekten nasıl garantilediklerini merak ediyorum.

Aslında bu yazıyı yazmamın nedeni bir yandan da bu geziye katılan kişilere ulaşabilmek. Eğer geziye gidip, sesimi hasbelkader duyan biri olursa lütfen deneyimlerini bizimle paylaşsın.. Buna göre ileride belki tanıtıma bizim de katkımız olur.

Maksat insanlar kaynaşsın, mutlu mesut yaşasın.. Tek derdimiz bu..

4 Eylül 2008 Perşembe

Yol

Şenyurt

04.08.2008, Ev


21:00: Yolculuk öncesi hazırlıklar nedense gerer beni. Yıllarca elimde bir valizle şehirlerarası gidip geldiğimden midir bilinmez, her defasında garip bir duyguya kapılırım. Utanmasam küçük çocuklar gibi yatağın altına saklanıp "gitmiyorum ben diye ağlayacağım.


22:00, Terminal

Curcuna bir film sahnesi sanki. Devasa otobüsler kıvrak manevralarla daracık yerlere giriyor. Gidenler. Dönenler. Arkada kalanlar. Bekleyenler.


01:25, Otobüs

Otobüs Bolu Dağı'na yaklaşıyor. Bu saatte içecek ikramı. Işıklar yanıyor, bir uğultu. Birşey içer miymişim? Hayır. Muavinin sakar olanı bana rastgeliyor gece gece. Su şişesinin kapağı fırlayıp burnuma çarpıyor. Muavin utanıyor. Sarışın, 18-19 yaşlarında çelimsiz bir delikanlı.


03:00: Müzikçalarım pek karışık. Şu anda Yann Tiersen'den "La Lounge Route" dinliyorum. Sıradaki şarkı Emily Haines'den "Doctor Blind".


03:15: Yolu izliyorum. Gece yolcuları TIR'lar.


05:00: Otobüsün neredeyse tamamı uyanık. Limon kolonyası-su servisi. İstemiyorum. "Siz de birşey için ama!" diyor muavin. Erken, diyorum, bu kadar erken saatte birşey içmem. Limon kolonyası ise hiç sürmem.


05:30: Otobüsün camına rağmen fotoğraf çekiyorum. Her deklanşöre basışımda "şıkırtt" diye bir ses. Fazla değil, 4-5 kare çekip insanlar rahatsız olmasın diye makineyi kaldırıyorum.


07:00 - Otobüsten iniyorum. 5 günlük Cide tatilim başladı.


04.09.2008, Ev


Son gidişimin anılarını toparladım. Bir ay öncesinin günlüğünü tuttum. Kitabımın kapağını kapadım. Biraz müzik dinleyip uyuyacağım.

Yol

Şenyurt

04.08.2008, Ev


21:00: Yolculuk öncesi hazırlıklar nedense gerer beni. Yıllarca elimde bir valizle şehirlerarası gidip geldiğimden midir bilinmez, her defasında garip bir duyguya kapılırım. Utanmasam küçük çocuklar gibi yatağın altına saklanıp "gitmiyorum ben diye ağlayacağım.


22:00, Terminal

Curcuna bir film sahnesi sanki. Devasa otobüsler kıvrak manevralarla daracık yerlere giriyor. Gidenler. Dönenler. Arkada kalanlar. Bekleyenler.


01:25, Otobüs

Otobüs Bolu Dağı'na yaklaşıyor. Bu saatte içecek ikramı. Işıklar yanıyor, bir uğultu. Birşey içer miymişim? Hayır. Muavinin sakar olanı bana rastgeliyor gece gece. Su şişesinin kapağı fırlayıp burnuma çarpıyor. Muavin utanıyor. Sarışın, 18-19 yaşlarında çelimsiz bir delikanlı.


03:00: Müzikçalarım pek karışık. Şu anda Yann Tiersen'den "La Lounge Route" dinliyorum. Sıradaki şarkı Emily Haines'den "Doctor Blind".


03:15: Yolu izliyorum. Gece yolcuları TIR'lar.


05:00: Otobüsün neredeyse tamamı uyanık. Limon kolonyası-su servisi. İstemiyorum. "Siz de birşey için ama!" diyor muavin. Erken, diyorum, bu kadar erken saatte birşey içmem. Limon kolonyası ise hiç sürmem.


05:30: Otobüsün camına rağmen fotoğraf çekiyorum. Her deklanşöre basışımda "şıkırtt" diye bir ses. Fazla değil, 4-5 kare çekip insanlar rahatsız olmasın diye makineyi kaldırıyorum.


07:00 - Otobüsten iniyorum. 5 günlük Cide tatilim başladı.


04.09.2008, Ev


Son gidişimin anılarını toparladım. Bir ay öncesinin günlüğünü tuttum. Kitabımın kapağını kapadım. Biraz müzik dinleyip uyuyacağım.

Yol

Şenyurt

04.08.2008, Ev


21:00: Yolculuk öncesi hazırlıklar nedense gerer beni. Yıllarca elimde bir valizle şehirlerarası gidip geldiğimden midir bilinmez, her defasında garip bir duyguya kapılırım. Utanmasam küçük çocuklar gibi yatağın altına saklanıp "gitmiyorum ben diye ağlayacağım.


22:00, Terminal

Curcuna bir film sahnesi sanki. Devasa otobüsler kıvrak manevralarla daracık yerlere giriyor. Gidenler. Dönenler. Arkada kalanlar. Bekleyenler.


01:25, Otobüs

Otobüs Bolu Dağı'na yaklaşıyor. Bu saatte içecek ikramı. Işıklar yanıyor, bir uğultu. Birşey içer miymişim? Hayır. Muavinin sakar olanı bana rastgeliyor gece gece. Su şişesinin kapağı fırlayıp burnuma çarpıyor. Muavin utanıyor. Sarışın, 18-19 yaşlarında çelimsiz bir delikanlı.


03:00: Müzikçalarım pek karışık. Şu anda Yann Tiersen'den "La Lounge Route" dinliyorum. Sıradaki şarkı Emily Haines'den "Doctor Blind".


03:15: Yolu izliyorum. Gece yolcuları TIR'lar.


05:00: Otobüsün neredeyse tamamı uyanık. Limon kolonyası-su servisi. İstemiyorum. "Siz de birşey için ama!" diyor muavin. Erken, diyorum, bu kadar erken saatte birşey içmem. Limon kolonyası ise hiç sürmem.


05:30: Otobüsün camına rağmen fotoğraf çekiyorum. Her deklanşöre basışımda "şıkırtt" diye bir ses. Fazla değil, 4-5 kare çekip insanlar rahatsız olmasın diye makineyi kaldırıyorum.


07:00 - Otobüsten iniyorum. 5 günlük Cide tatilim başladı.


04.09.2008, Ev


Son gidişimin anılarını toparladım. Bir ay öncesinin günlüğünü tuttum. Kitabımın kapağını kapadım. Biraz müzik dinleyip uyuyacağım.

14 Ocak 2008 Pazartesi

Pazar Ola, Hayrola...

cengelkoy

Korkmuştum aslında pazar tembelliğinden, sabahın köründe sıcak yataktan kalktıktan sonra otobüsle nereden baksan 1-1,5 saatlik yol. Okul biter bitmez 2 ay boyunca bir projede
günde 14-15 saat çalışıp, araya bir de tatil gibi bienal macerasını sıkıştırıp sonra 1,5 aydır ev kızlığı pozisyonunda işe başlayınca paslanıyor insan haliyle. Kaldı ki iş hayatı bizim buraların saatli trafik ışıklarının kırmızısının yeşile dönmesine 5 saniye kala depara kalkıp karşı kaldırıma geçmek gibi bir çeviklik kazandırmış idi bünyeye. Akabinde bir depar da deniz otobüsünü kaçırıp da karayollarına mahkum olmayalım diye... İstanbul'da Hayatta Kalma Kılavuzu, madde bilmemkaç: depara kalkmayı bileceksin.

marti

Bakın aslında çok romantika bir giriş yapacaktım yazıya. "Lovestruck melodileri yükselirken radyoda, İstanbul kuş cıvıltılarıyla karşılıyordu sabahı, günaydın İstanbulkardeş" minvalinden birşeyler. Sonra dedim ki kendi kendime: "eh be kızım, ne işin var elin çengelinde, köyünde, Çengelköy'ünde?" Tam yarım saat 2 numero gelsin diye bekle, radyoda Blondies'ten tut da Madness'a kadar ağız suyu akıtıcı şeyler çalsınlar, hepsi Çengelköy'de bir sabah çayı, böreği, boklu denizin kıyısında bir nefes almalık zaman için. Sadece o da değil, Kandilli'de rakılı-mezeli-bol sohbetli, az hüzün-pek kahkahalı, kitaplı-kırmızı şapkalı-atkılı, denize sıfır yemek için. Kırmızı şapkam ve fırfır atkım Oya Hanım'dan, sohbet Özge, ben ve Oya Hanım'dan, eh yemek sonrası karadutlu dondurma da benden.

salep

Eee, ne diyordum, Lovestruck melodileri yükselirken radyodan, önce Çengelköy'de İnci Sultan ile kahvealtı ve kahveüstü beyaz porselen fincanının sapına kadar bol tarçınlı salep keyfi, sonra Kandilli'de Suna Abla'nın Yeri'nde ziyafet. Her açıdan ziyafet. Favası pek enfes idi Suna Abla'nın laf aramızda. Denizin tam kıyısına attık masayı, kucaklarda kedi ve battaniye, bardakta rakı, karşıda Rumeli Hisarı, ortada Boğaz...Lovestruck'ın icracısı Madness, eskilerden bir hava, eh dinleyelim madem.


Pazar Ola, Hayrola...

cengelkoy

Korkmuştum aslında pazar tembelliğinden, sabahın köründe sıcak yataktan kalktıktan sonra otobüsle nereden baksan 1-1,5 saatlik yol. Okul biter bitmez 2 ay boyunca bir projede
günde 14-15 saat çalışıp, araya bir de tatil gibi bienal macerasını sıkıştırıp sonra 1,5 aydır ev kızlığı pozisyonunda işe başlayınca paslanıyor insan haliyle. Kaldı ki iş hayatı bizim buraların saatli trafik ışıklarının kırmızısının yeşile dönmesine 5 saniye kala depara kalkıp karşı kaldırıma geçmek gibi bir çeviklik kazandırmış idi bünyeye. Akabinde bir depar da deniz otobüsünü kaçırıp da karayollarına mahkum olmayalım diye... İstanbul'da Hayatta Kalma Kılavuzu, madde bilmemkaç: depara kalkmayı bileceksin.

marti

Bakın aslında çok romantika bir giriş yapacaktım yazıya. "Lovestruck melodileri yükselirken radyoda, İstanbul kuş cıvıltılarıyla karşılıyordu sabahı, günaydın İstanbulkardeş" minvalinden birşeyler. Sonra dedim ki kendi kendime: "eh be kızım, ne işin var elin çengelinde, köyünde, Çengelköy'ünde?" Tam yarım saat 2 numero gelsin diye bekle, radyoda Blondies'ten tut da Madness'a kadar ağız suyu akıtıcı şeyler çalsınlar, hepsi Çengelköy'de bir sabah çayı, böreği, boklu denizin kıyısında bir nefes almalık zaman için. Sadece o da değil, Kandilli'de rakılı-mezeli-bol sohbetli, az hüzün-pek kahkahalı, kitaplı-kırmızı şapkalı-atkılı, denize sıfır yemek için. Kırmızı şapkam ve fırfır atkım Oya Hanım'dan, sohbet Özge, ben ve Oya Hanım'dan, eh yemek sonrası karadutlu dondurma da benden.

salep

Eee, ne diyordum, Lovestruck melodileri yükselirken radyodan, önce Çengelköy'de İnci Sultan ile kahvealtı ve kahveüstü beyaz porselen fincanının sapına kadar bol tarçınlı salep keyfi, sonra Kandilli'de Suna Abla'nın Yeri'nde ziyafet. Her açıdan ziyafet. Favası pek enfes idi Suna Abla'nın laf aramızda. Denizin tam kıyısına attık masayı, kucaklarda kedi ve battaniye, bardakta rakı, karşıda Rumeli Hisarı, ortada Boğaz...Lovestruck'ın icracısı Madness, eskilerden bir hava, eh dinleyelim madem.


Pazar Ola, Hayrola...

cengelkoy

Korkmuştum aslında pazar tembelliğinden, sabahın köründe sıcak yataktan kalktıktan sonra otobüsle nereden baksan 1-1,5 saatlik yol. Okul biter bitmez 2 ay boyunca bir projede
günde 14-15 saat çalışıp, araya bir de tatil gibi bienal macerasını sıkıştırıp sonra 1,5 aydır ev kızlığı pozisyonunda işe başlayınca paslanıyor insan haliyle. Kaldı ki iş hayatı bizim buraların saatli trafik ışıklarının kırmızısının yeşile dönmesine 5 saniye kala depara kalkıp karşı kaldırıma geçmek gibi bir çeviklik kazandırmış idi bünyeye. Akabinde bir depar da deniz otobüsünü kaçırıp da karayollarına mahkum olmayalım diye... İstanbul'da Hayatta Kalma Kılavuzu, madde bilmemkaç: depara kalkmayı bileceksin.

marti

Bakın aslında çok romantika bir giriş yapacaktım yazıya. "Lovestruck melodileri yükselirken radyoda, İstanbul kuş cıvıltılarıyla karşılıyordu sabahı, günaydın İstanbulkardeş" minvalinden birşeyler. Sonra dedim ki kendi kendime: "eh be kızım, ne işin var elin çengelinde, köyünde, Çengelköy'ünde?" Tam yarım saat 2 numero gelsin diye bekle, radyoda Blondies'ten tut da Madness'a kadar ağız suyu akıtıcı şeyler çalsınlar, hepsi Çengelköy'de bir sabah çayı, böreği, boklu denizin kıyısında bir nefes almalık zaman için. Sadece o da değil, Kandilli'de rakılı-mezeli-bol sohbetli, az hüzün-pek kahkahalı, kitaplı-kırmızı şapkalı-atkılı, denize sıfır yemek için. Kırmızı şapkam ve fırfır atkım Oya Hanım'dan, sohbet Özge, ben ve Oya Hanım'dan, eh yemek sonrası karadutlu dondurma da benden.

salep

Eee, ne diyordum, Lovestruck melodileri yükselirken radyodan, önce Çengelköy'de İnci Sultan ile kahvealtı ve kahveüstü beyaz porselen fincanının sapına kadar bol tarçınlı salep keyfi, sonra Kandilli'de Suna Abla'nın Yeri'nde ziyafet. Her açıdan ziyafet. Favası pek enfes idi Suna Abla'nın laf aramızda. Denizin tam kıyısına attık masayı, kucaklarda kedi ve battaniye, bardakta rakı, karşıda Rumeli Hisarı, ortada Boğaz...Lovestruck'ın icracısı Madness, eskilerden bir hava, eh dinleyelim madem.


12 Eylül 2007 Çarşamba

İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin Çıplakları

İstanbul Archeological Museum

Kemer'in "Aşk Yağmuru" heykelinin pornografi düzeyi tartışıladursun, İstanbul'un biricik günah yuvası (!) Arkeoloji Müzesi'nin Çıplakları'ndan bir seçkiyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Fotoğraflar kendi arşivimden olup kalitesiz bir dijital makinayla çekildiklerinden bulanık ve piksel piksel görünmektedirler. Ama önemli olan milattan yıllarca önce yaşamış medeniyetlerden günümüze kalanlar ve bu mirasa bizim verdiğimiz değerdir. Bundandır ki fotoğraflar istediğim özellikte olmasa da sık sık arşivden çıkarıp anılarımı ve bilgilerimi tazelememi sağladıkları için değerli ve önemlidirler. Ne de olsa, fotoğraf "anı hapsetme" sanatıdır. Bütün sanat dalları da aslında kendi yöntem ve araçlarını kullanarak aynı görevi görmüyorlar mı?


İstanbul Archeological Museum

İstanbul Archeological Museum


İstanbul Archeological Museum

İstanbul Archeological Museum

İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin Çıplakları

İstanbul Archeological Museum

Kemer'in "Aşk Yağmuru" heykelinin pornografi düzeyi tartışıladursun, İstanbul'un biricik günah yuvası (!) Arkeoloji Müzesi'nin Çıplakları'ndan bir seçkiyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Fotoğraflar kendi arşivimden olup kalitesiz bir dijital makinayla çekildiklerinden bulanık ve piksel piksel görünmektedirler. Ama önemli olan milattan yıllarca önce yaşamış medeniyetlerden günümüze kalanlar ve bu mirasa bizim verdiğimiz değerdir. Bundandır ki fotoğraflar istediğim özellikte olmasa da sık sık arşivden çıkarıp anılarımı ve bilgilerimi tazelememi sağladıkları için değerli ve önemlidirler. Ne de olsa, fotoğraf "anı hapsetme" sanatıdır. Bütün sanat dalları da aslında kendi yöntem ve araçlarını kullanarak aynı görevi görmüyorlar mı?


İstanbul Archeological Museum

İstanbul Archeological Museum


İstanbul Archeological Museum

İstanbul Archeological Museum

İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin Çıplakları

İstanbul Archeological Museum

Kemer'in "Aşk Yağmuru" heykelinin pornografi düzeyi tartışıladursun, İstanbul'un biricik günah yuvası (!) Arkeoloji Müzesi'nin Çıplakları'ndan bir seçkiyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Fotoğraflar kendi arşivimden olup kalitesiz bir dijital makinayla çekildiklerinden bulanık ve piksel piksel görünmektedirler. Ama önemli olan milattan yıllarca önce yaşamış medeniyetlerden günümüze kalanlar ve bu mirasa bizim verdiğimiz değerdir. Bundandır ki fotoğraflar istediğim özellikte olmasa da sık sık arşivden çıkarıp anılarımı ve bilgilerimi tazelememi sağladıkları için değerli ve önemlidirler. Ne de olsa, fotoğraf "anı hapsetme" sanatıdır. Bütün sanat dalları da aslında kendi yöntem ve araçlarını kullanarak aynı görevi görmüyorlar mı?


İstanbul Archeological Museum

İstanbul Archeological Museum


İstanbul Archeological Museum

İstanbul Archeological Museum

9 Nisan 2007 Pazartesi

Arka Sokaklar








"Clandestino" kimin en sevdiği albümlerden biri? Manu Chao kimin yavuklularından biri? İpucu vereyim mi? Baş harfi beeeen! Galata'da bir butik.




Elhamra Pasajında gelinlik ve şapka satan "Mod Kristin" butiği.





Dümdüz önünüze bakarak yürüyenlerden misiniz? Yoksa benim gibi sakar yaftası yemeye mahkum olma pahasına eli işte gözü oynaşta yürüyenlerden mi? Eğer ikincisiyseniz İstanbul'un duvar yazısı/boyaması zenginliğinin farkına varmışsınızdır.






Bunların yanında 3. kişi olarak ben varım. Yanlarında poz verdim yani.:)

Arka Sokaklar








"Clandestino" kimin en sevdiği albümlerden biri? Manu Chao kimin yavuklularından biri? İpucu vereyim mi? Baş harfi beeeen! Galata'da bir butik.




Elhamra Pasajında gelinlik ve şapka satan "Mod Kristin" butiği.





Dümdüz önünüze bakarak yürüyenlerden misiniz? Yoksa benim gibi sakar yaftası yemeye mahkum olma pahasına eli işte gözü oynaşta yürüyenlerden mi? Eğer ikincisiyseniz İstanbul'un duvar yazısı/boyaması zenginliğinin farkına varmışsınızdır.






Bunların yanında 3. kişi olarak ben varım. Yanlarında poz verdim yani.:)

Arka Sokaklar








"Clandestino" kimin en sevdiği albümlerden biri? Manu Chao kimin yavuklularından biri? İpucu vereyim mi? Baş harfi beeeen! Galata'da bir butik.




Elhamra Pasajında gelinlik ve şapka satan "Mod Kristin" butiği.





Dümdüz önünüze bakarak yürüyenlerden misiniz? Yoksa benim gibi sakar yaftası yemeye mahkum olma pahasına eli işte gözü oynaşta yürüyenlerden mi? Eğer ikincisiyseniz İstanbul'un duvar yazısı/boyaması zenginliğinin farkına varmışsınızdır.






Bunların yanında 3. kişi olarak ben varım. Yanlarında poz verdim yani.:)

Beni Rahatta Dinleyin-Devam

"İstanbul deyince aklıma kuleler gelir / Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır / Ama şu Kızkulesinin aklı olsa / Galata kulesine varır / Bir sürü çocukları olur." Bedri Rahmi Eyüpoğlu


Sayın Ergun Hiçyılmaz'ın Aynalı (Avrupa) Pasaj'daki dükkanı


Tanesi 15 liraya eski plaklar...


Dükkanın en sevdiğim köşesi: Casablanca ve Elvis Presley'in anısına...



"İstanbul Geceleri ve Kantolar" kitabımı Ergun Hoca'ya imzalatırken. Tam arkamızda Che. :) Kanto demişken bu linke bir gözatın derim. Gözatmakla kalmayın, kantoları bilgisayarınıza indirip dinleyin.

Beni Rahatta Dinleyin-Devam

"İstanbul deyince aklıma kuleler gelir / Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır / Ama şu Kızkulesinin aklı olsa / Galata kulesine varır / Bir sürü çocukları olur." Bedri Rahmi Eyüpoğlu


Sayın Ergun Hiçyılmaz'ın Aynalı (Avrupa) Pasaj'daki dükkanı


Tanesi 15 liraya eski plaklar...


Dükkanın en sevdiğim köşesi: Casablanca ve Elvis Presley'in anısına...



"İstanbul Geceleri ve Kantolar" kitabımı Ergun Hoca'ya imzalatırken. Tam arkamızda Che. :) Kanto demişken bu linke bir gözatın derim. Gözatmakla kalmayın, kantoları bilgisayarınıza indirip dinleyin.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons