bienal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bienal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2010 Salı

İstanbul'u İstanbul Bienali'yle Hatırlamak


Alternatif-İstanbul'u 'bienal' etiketiyle takip edenler bilirler, enstelasyonları elde rehberle şöyle bir gezmektense, bienalin şehir ve mekanlarla kurduğu bağla ilgiliyim. Geçen sene 30 küsür insanın bok yolunda niyazi olmasıyla sonuçlanan sel sonrası yazdığım bir yazıda bienalleri algılama biçimimi şöyle anlatmışım: 'Dün akşam ellerinde haritaları ve rehberleri ile İstanbul'un en "dokunulmaz", en "keyfe keder" caddesinde bir aşağı, bir yukarı dolanan turistlere baktım ve arka sokaklarda ne olup bittiğine dair bir "umurları" olup olmadığını düşündüm. Eğer varsa, çoğu 11. İstanbul Bienali için gelmiş bu güruhun kent -mekan ilişkisini irdelerken İstanbul'un sular altında tüm boyaları akıveren tarafını da tartışmasını dilerim. Bu tartışmanın iki yıl önceki o tepeden inme "Kemalist" tartışmalarından çok daha aydınlatacı olacağı kanaatindeyim.'


Bienallerin şehirlerle kurduğu, kurmaya çabaladığı bağı önemsiyorum. Bu kimi zaman temalar üzerinden yürüyen, kimi zamansa spontane gelişen bir durum. Örneğin; 11. İstanbul Bienali zamanında çektiğim şu fotoğraflar bienalle eş zamanlı gerçekleşen ama hiçbir sanatçının işiyle organik bağlantısı bulunmayan bir tesadüf. Böyle tesadüfler sadece bienal metinleri üzerinde dönen tartışmalardan çok daha önem arzediyor benim için.


IKSV de şehir-bienal bağını önemsiyor olsa gerek ki, İstanbul ve İstanbul Bienali arasında 20 yıl önce başlayan birlikteliği konuşmak adına 26-27 Kasım'da 'İstanbul'u Hatırlamak' başlığı altında bir konferans düzenliyor. Konferansa katılacak katılımcılar, geçmişten bugüne gerçekleştirilen enstelasyonlar üzerinden İstanbul Bienali'nin şehirle kurduğu ilişkiyi aşama aşama algılama ve hatırlama imkanı bulacak.


İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü BS1-BS2 Salonları'nda gerçekleştirilecek konferansa katılım ücretsiz. pazarlama@iksv.org adresine bir e-posta atarak katılım isteğinizi bildirmeniz gerekiyor. Konferans hakkında daha detaylı bilgi bu adreste yer alıyor. Konferans programına ise bu linkten ulaşabilirsiniz.


İstanbul'u İstanbul Bienali'yle Hatırlamak


Alternatif-İstanbul'u 'bienal' etiketiyle takip edenler bilirler, enstelasyonları elde rehberle şöyle bir gezmektense, bienalin şehir ve mekanlarla kurduğu bağla ilgiliyim. Geçen sene 30 küsür insanın bok yolunda niyazi olmasıyla sonuçlanan sel sonrası yazdığım bir yazıda bienalleri algılama biçimimi şöyle anlatmışım: 'Dün akşam ellerinde haritaları ve rehberleri ile İstanbul'un en "dokunulmaz", en "keyfe keder" caddesinde bir aşağı, bir yukarı dolanan turistlere baktım ve arka sokaklarda ne olup bittiğine dair bir "umurları" olup olmadığını düşündüm. Eğer varsa, çoğu 11. İstanbul Bienali için gelmiş bu güruhun kent -mekan ilişkisini irdelerken İstanbul'un sular altında tüm boyaları akıveren tarafını da tartışmasını dilerim. Bu tartışmanın iki yıl önceki o tepeden inme "Kemalist" tartışmalarından çok daha aydınlatacı olacağı kanaatindeyim.'


Bienallerin şehirlerle kurduğu, kurmaya çabaladığı bağı önemsiyorum. Bu kimi zaman temalar üzerinden yürüyen, kimi zamansa spontane gelişen bir durum. Örneğin; 11. İstanbul Bienali zamanında çektiğim şu fotoğraflar bienalle eş zamanlı gerçekleşen ama hiçbir sanatçının işiyle organik bağlantısı bulunmayan bir tesadüf. Böyle tesadüfler sadece bienal metinleri üzerinde dönen tartışmalardan çok daha önem arzediyor benim için.


IKSV de şehir-bienal bağını önemsiyor olsa gerek ki, İstanbul ve İstanbul Bienali arasında 20 yıl önce başlayan birlikteliği konuşmak adına 26-27 Kasım'da 'İstanbul'u Hatırlamak' başlığı altında bir konferans düzenliyor. Konferansa katılacak katılımcılar, geçmişten bugüne gerçekleştirilen enstelasyonlar üzerinden İstanbul Bienali'nin şehirle kurduğu ilişkiyi aşama aşama algılama ve hatırlama imkanı bulacak.


İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü BS1-BS2 Salonları'nda gerçekleştirilecek konferansa katılım ücretsiz. pazarlama@iksv.org adresine bir e-posta atarak katılım isteğinizi bildirmeniz gerekiyor. Konferans hakkında daha detaylı bilgi bu adreste yer alıyor. Konferans programına ise bu linkten ulaşabilirsiniz.


12 Eylül 2009 Cumartesi

Where is My Privacy??


Ne kadar kolay vazgeçtiğimizin farkında mıyız acaba mahremiyetimizden? Ne kadar da meraklıymışız herşeyimizi paylaşmaya, herşeyi ulu orta yapmaya? Her derdimizi, her yaptığımızı, her yediğimizi, her gittiğimiz yeri ortaya dökmekten hiç de rahatsızlık duymayabilirmişiz ... Saklı tutmaya çalıştıkça daha da batar olmuşuz aleniliğin içine..

Eskiden "big brother"metaforuna sığınırdık, "Dikkat izleniyoruz, gözetleniyoruz, gizliliğimiz elden gidiyor" . Dilimizden düşürmez, tartışmalarımıza baş tacı ederdik, tartıştıkça öfkelenirdik.Oysa şimdi bakıyorum da modern dünyanın teknolojiyle birlikte getirdikleri yalnızca devletin birey üzerindeki kontrolünü artırmaya yaramadı, bireyin kendi üzerindeki kontrolünün bizatihi bireyin rızası ile elden uçup gitmesine neden oldu. Gizliliğimizi kendi ellerimizle paylaşıyor olmak artık ne rahatsız eder ne de tartışılır oldu.

"Where is my Privacy" (Gizliliğim Nerede?) başlıklı proje Denizhan Özer küratörlüğünde, Almanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti. Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, İngiltere, Yunanistan, Özbekistan, Kanada ve Türkiye’den sanatçıları bir araya getirerek, modern dünyada gizliliğin ihlalini görsel bir şölene ve tepkiye dönüştürüyor.

Sergide sanatçılar resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf, video enstalasyon ve performansları ile yer alıp özel hayatımıza yapılan müdahaleleri irdeliyorlar.

12 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek bu etkinlik aynı zamanda 11. Uluslararası İstanbul bienaline paralel etkinlik olarak gerçekleşecek ve sergi sırasında ayrıca söyleşiler, eğitim programları da olacak.

Sergi mekanı Beyoğlu Mısır Apartmanı'ndaki Casa Dell'Arte. Serginin açılış partisi ise bu akşam saat 18:30'da.

Yağmurun çamura dönüştüğü bir İstanbul gününde evinden dışarı çıkmayı göze alabilenler için güzel bir Alternatif İstanbul önerisi.

Where is My Privacy??


Ne kadar kolay vazgeçtiğimizin farkında mıyız acaba mahremiyetimizden? Ne kadar da meraklıymışız herşeyimizi paylaşmaya, herşeyi ulu orta yapmaya? Her derdimizi, her yaptığımızı, her yediğimizi, her gittiğimiz yeri ortaya dökmekten hiç de rahatsızlık duymayabilirmişiz ... Saklı tutmaya çalıştıkça daha da batar olmuşuz aleniliğin içine..

Eskiden "big brother"metaforuna sığınırdık, "Dikkat izleniyoruz, gözetleniyoruz, gizliliğimiz elden gidiyor" . Dilimizden düşürmez, tartışmalarımıza baş tacı ederdik, tartıştıkça öfkelenirdik.Oysa şimdi bakıyorum da modern dünyanın teknolojiyle birlikte getirdikleri yalnızca devletin birey üzerindeki kontrolünü artırmaya yaramadı, bireyin kendi üzerindeki kontrolünün bizatihi bireyin rızası ile elden uçup gitmesine neden oldu. Gizliliğimizi kendi ellerimizle paylaşıyor olmak artık ne rahatsız eder ne de tartışılır oldu.

"Where is my Privacy" (Gizliliğim Nerede?) başlıklı proje Denizhan Özer küratörlüğünde, Almanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti. Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, İngiltere, Yunanistan, Özbekistan, Kanada ve Türkiye’den sanatçıları bir araya getirerek, modern dünyada gizliliğin ihlalini görsel bir şölene ve tepkiye dönüştürüyor.

Sergide sanatçılar resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf, video enstalasyon ve performansları ile yer alıp özel hayatımıza yapılan müdahaleleri irdeliyorlar.

12 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek bu etkinlik aynı zamanda 11. Uluslararası İstanbul bienaline paralel etkinlik olarak gerçekleşecek ve sergi sırasında ayrıca söyleşiler, eğitim programları da olacak.

Sergi mekanı Beyoğlu Mısır Apartmanı'ndaki Casa Dell'Arte. Serginin açılış partisi ise bu akşam saat 18:30'da.

Yağmurun çamura dönüştüğü bir İstanbul gününde evinden dışarı çıkmayı göze alabilenler için güzel bir Alternatif İstanbul önerisi.

Where is My Privacy??


Ne kadar kolay vazgeçtiğimizin farkında mıyız acaba mahremiyetimizden? Ne kadar da meraklıymışız herşeyimizi paylaşmaya, herşeyi ulu orta yapmaya? Her derdimizi, her yaptığımızı, her yediğimizi, her gittiğimiz yeri ortaya dökmekten hiç de rahatsızlık duymayabilirmişiz ... Saklı tutmaya çalıştıkça daha da batar olmuşuz aleniliğin içine..

Eskiden "big brother"metaforuna sığınırdık, "Dikkat izleniyoruz, gözetleniyoruz, gizliliğimiz elden gidiyor" . Dilimizden düşürmez, tartışmalarımıza baş tacı ederdik, tartıştıkça öfkelenirdik.Oysa şimdi bakıyorum da modern dünyanın teknolojiyle birlikte getirdikleri yalnızca devletin birey üzerindeki kontrolünü artırmaya yaramadı, bireyin kendi üzerindeki kontrolünün bizatihi bireyin rızası ile elden uçup gitmesine neden oldu. Gizliliğimizi kendi ellerimizle paylaşıyor olmak artık ne rahatsız eder ne de tartışılır oldu.

"Where is my Privacy" (Gizliliğim Nerede?) başlıklı proje Denizhan Özer küratörlüğünde, Almanya, Fransa, Çek Cumhuriyeti. Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, İngiltere, Yunanistan, Özbekistan, Kanada ve Türkiye’den sanatçıları bir araya getirerek, modern dünyada gizliliğin ihlalini görsel bir şölene ve tepkiye dönüştürüyor.

Sergide sanatçılar resim, heykel, enstalasyon, fotoğraf, video enstalasyon ve performansları ile yer alıp özel hayatımıza yapılan müdahaleleri irdeliyorlar.

12 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek bu etkinlik aynı zamanda 11. Uluslararası İstanbul bienaline paralel etkinlik olarak gerçekleşecek ve sergi sırasında ayrıca söyleşiler, eğitim programları da olacak.

Sergi mekanı Beyoğlu Mısır Apartmanı'ndaki Casa Dell'Arte. Serginin açılış partisi ise bu akşam saat 18:30'da.

Yağmurun çamura dönüştüğü bir İstanbul gününde evinden dışarı çıkmayı göze alabilenler için güzel bir Alternatif İstanbul önerisi.

7 Eylül 2009 Pazartesi

Yalnızım, ama..

Bu sözlerle başlayan cümlelere o kadar aşina olduk ki.. Yalnızız ama...Her daim bir bahanemiz var.

Yalnızlığımızı haklı çıkaracak bir nedenimiz var. Bazen birden fazla.Acımız var. Ağrı ve sızımız. Sızıntımız, mızmızlığımız..Yalnızlığı yeğleyecek o kadar çok "şey"imiz var ki. Yalnız olmamak daha şaşırtıcı sanki.

Artık hepimiz ayaklarımız üzerinde durabiliyoruz ya hani.Madden ve manen bir başkasına ihtiyaç duymak garip.Bireysellikten kaçış yok, çıkış yok.. Aksi mümkün değil.

11. Uluslararası İstanbul Bienali kapsamında geçtiğimiz hafta cuma akşamı arkadaşımız Recep Akar'ın da "Orada" isimli kısa filmiyle katıldığı "Yalnızım, Ama (I am alone, but) " isimli sergi Cihangir Daire-i Sanat galerisinde gösterime açıldı.

Küresel dünyanın toplumsal olarak hareket etmeyi gerektiren riskleri ve çelişkileri karşısında bile birey olarak hareket etmeye, sorunları ve sorumlulukları tek başımıza sırtlanmaya mahkum edilişimizden hareketle hazırlanan sergide yerli ve yabancı toplam 9 sanatçının eseri bulunuyor.

Film, fotoğraf ve yağlıboya resimlerin bulunduğu sergiye gidiniz ve geziniz efendim.
Fotoğraflar Deniz Ünal'ın Sandalye adlı eserinden..

Yalnızım, ama..

Bu sözlerle başlayan cümlelere o kadar aşina olduk ki.. Yalnızız ama...Her daim bir bahanemiz var.

Yalnızlığımızı haklı çıkaracak bir nedenimiz var. Bazen birden fazla.Acımız var. Ağrı ve sızımız. Sızıntımız, mızmızlığımız..Yalnızlığı yeğleyecek o kadar çok "şey"imiz var ki. Yalnız olmamak daha şaşırtıcı sanki.

Artık hepimiz ayaklarımız üzerinde durabiliyoruz ya hani.Madden ve manen bir başkasına ihtiyaç duymak garip.Bireysellikten kaçış yok, çıkış yok.. Aksi mümkün değil.

11. Uluslararası İstanbul Bienali kapsamında geçtiğimiz hafta cuma akşamı arkadaşımız Recep Akar'ın da "Orada" isimli kısa filmiyle katıldığı "Yalnızım, Ama (I am alone, but) " isimli sergi Cihangir Daire-i Sanat galerisinde gösterime açıldı.

Küresel dünyanın toplumsal olarak hareket etmeyi gerektiren riskleri ve çelişkileri karşısında bile birey olarak hareket etmeye, sorunları ve sorumlulukları tek başımıza sırtlanmaya mahkum edilişimizden hareketle hazırlanan sergide yerli ve yabancı toplam 9 sanatçının eseri bulunuyor.

Film, fotoğraf ve yağlıboya resimlerin bulunduğu sergiye gidiniz ve geziniz efendim.
Fotoğraflar Deniz Ünal'ın Sandalye adlı eserinden..

Yalnızım, ama..

Bu sözlerle başlayan cümlelere o kadar aşina olduk ki.. Yalnızız ama...Her daim bir bahanemiz var.

Yalnızlığımızı haklı çıkaracak bir nedenimiz var. Bazen birden fazla.Acımız var. Ağrı ve sızımız. Sızıntımız, mızmızlığımız..Yalnızlığı yeğleyecek o kadar çok "şey"imiz var ki. Yalnız olmamak daha şaşırtıcı sanki.

Artık hepimiz ayaklarımız üzerinde durabiliyoruz ya hani.Madden ve manen bir başkasına ihtiyaç duymak garip.Bireysellikten kaçış yok, çıkış yok.. Aksi mümkün değil.

11. Uluslararası İstanbul Bienali kapsamında geçtiğimiz hafta cuma akşamı arkadaşımız Recep Akar'ın da "Orada" isimli kısa filmiyle katıldığı "Yalnızım, Ama (I am alone, but) " isimli sergi Cihangir Daire-i Sanat galerisinde gösterime açıldı.

Küresel dünyanın toplumsal olarak hareket etmeyi gerektiren riskleri ve çelişkileri karşısında bile birey olarak hareket etmeye, sorunları ve sorumlulukları tek başımıza sırtlanmaya mahkum edilişimizden hareketle hazırlanan sergide yerli ve yabancı toplam 9 sanatçının eseri bulunuyor.

Film, fotoğraf ve yağlıboya resimlerin bulunduğu sergiye gidiniz ve geziniz efendim.
Fotoğraflar Deniz Ünal'ın Sandalye adlı eserinden..

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons