söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2011 Cuma

İstanbul'un Orta Yeri Bahçe



Yeryüzü Derneği, İstanbul'da kendi kent bahçesini kurmak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla yeni bir proje başlatıyor. Küçük de olsa bir bahçe ya da teras sahibi olan İstanbullular, projeye gönüllü destek sağlayan köylülerin bağışladığı fideleri ekerek kendi sebzelerini yetiştirebilecekler. Proje kapsamında Mayıs'a kadar bilgilendirme toplantıları gerçekleştirilerek bahçe oluşturmak isteyenlere teknik bilgi desteği sağlanacak. Mayıs ayında dikimi yapılan fidelerden ilk hasat ise Temmuz ayında elde edilecek. Geçtiğimiz günlerde başlayan projeyi yaratıcılarından Ceyda Falay ile konuştuk...




Kent Bahçeleri - 'Kendin yetiştir, kendin pişir' adını verdiğiniz bu proje hangi ihtiyaçtan doğdu? Proje neyi amaçlıyor?


Kent Bahçeleri Projesi’ni doğuran temel faktörlerden en önemlisi nüfusumuzun dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi kentsel alanlarda hızla yoğunlaşarak sağlıklı gıda ihtiyacının belirgin şekilde artış göstermesinden doğdu. Projenin temel amacı kentimizin taze gıda ihtiyacının kent içerisinde karşılanmasına destek olmak ve ürettiği ürünü tüketmek isteyen ilgili kişilere ulaşmak.

Dünyada ve Türkiye'de kent bahçeciliği ne durumda?

Konu ile ilgili dünya örneklerine göz atacak olursak; Kanada'nın Montreal kentinde 11 bin kişi geçen yıl onlarca ton meyve-sebze üretti. Küba'nın başkenti 2,2 milyonluk Havana'da, şehirlilerin tükettiği besin maddelerinin % 80'i kent bahçelerinde üretilmiş. Çin'in en büyük şehri Şanghay'da 2,500 kilometrekarelik alan yine kent bahçesi. Moskova'da yaşayanların üçte ikisinin kent bahçesi var.

Neden endüstriyel tarım değil de, organik ve sürdürülebilir tarım?

Ekolojik dengeyi koruyarak toprağı kimyasal maddeler ve suni gübrelerle kirletmediği için organik tarım.


Kent Bahçeleri projesinin süreçleri nasıl ilerleyecek? Projeye başvurmak isteyenler nasıl bir yol izleyebilirler?

Kent Bahçeleri projesine kayıtlarımız devam etmektedir. istanbul'da yaşayan ve bahçesi yada terası olan herkes katılabilir. www.yeryuzudernegi.org sitesinde konu ile ilgili bir başvuru formumuz mevcuttur. Katılımcılarımızın bu formu doldurup devin.bahceci@gmail.com adresine göndermeleri yeterlidir.

Projenin destekçileri kimler?

Bu projede STGM(Sivil Toplum Geliştirme Merkezi) afiş, broşür gibi basılı evraklarımızı destekliyor. Asıl önemli destek, hiç bir karşılık beklemeden bizimle fidelerini paylaşan çiftçi-köylü dostlarımızdan geliyor.


Proje kapsamında kent bahçelerinde kullanılacak tohum ve fideler nerelerden temin edilecek?

Projede mayıs ayı ortasından itibaren dağıtılacak fideler bu projeye destek olan gönüllü köylü dostlarımızdan temin edilecek.

Projenin temiz ve adil gıda tüketimine ne gibi katkıları olacağını öngörüyorsunuz? Dağıtılacak fide ya da tohumların GDO, sağlığa zararlı zirai ilaçlar gibi etmenlerden arınmış, güvenilir malzemeler olmasını göz önünde bulunduracak mısınız?


Özellikle kentlerde yaşayan dar gelirlilerin gelirlerinin % 20 ile % 40'ı beslenmek için harcanırken, kent bahçeleri sayesinde aile bütçelerine önemli bir katkı sağlanmasını hedefliyoruz. Fidelerimiz, yerli tohumlardan elde edilen fideler olacağından GDO'lu tohumlar projemizde yer almayacaktır.


Kent Bahçeleri projesinin şehirlilerin yaşam kalitesine ne gibi katkıları olacağını düşünüyorsunuz?


Evsel atıklardan üretilecek kompostun doğal gübre olarak kullanımı şehirdeki kirlilik oranının azaltılmasında yardımcı oluyor. Yine şehirlerde oluşturulan her yeşil alan yağmur miktarının artmasına ve barajlardaki su miktarının yükselmesine neden oluyor. Yeşil alanların artışıyla oksijen miktarı da artarak şehrin havasının temizlenmesine katkı sağlayacak.



Şehirleşmeden kaynaklı kirlilik sorunlarının hadsafhada yaşandığı büyükşehirlerin durumunun kent bahçelerinde ekilecek ürünlerin seçiminde etkisi var mı? Özellikle hangi ürünlerin ekilmesini teşvik edecek ya da önereceksiniz?


Kirlilik önemli bir sorun. Burada açıklanması gereken bir nokta var, biz bu bahçelerde hiç bir kimyasal kullanmayacağız ve toprağı-havayı-suyu kirletmeyeceğiz. Ekilmesini planladığımız ürünler tek yıllık sebzeler ve yeşillikler.



Projenin tüm süreçleri tamamlandığında ne gibi faydalar elde etmiş olmayı umuyorsunuz?

Öncelikle şehir merkezlerinde üretilen sebze meyve miktarının artışının ekonomik bir fayda yaratmasını, bu sebep şehir dışından gelen gıda miktarında azalışa yol açacağından (nakliye, depolama vs.) ülke kaynaklarının ekonomik ve verimli kullanılmasında doğaya saygılı bir adım olacağını düşünüyoruz. Konuya sosyal faydalar açısından baktığımızda ise çocuklarımızın ve gençlerimizin sofralarımıza giren sebzelerin büyüme ve gelişme süreçlerini görmeleri ve çevreye saygılı birer birey olmalarını diliyoruz. Aynı semtte yaşayan ve şehirleşme süreciyle birbirinden uzaklaşmış hemşehrilerin kent bahçeleri projesiyle ortak bir amaç için birbirleriyle tanışmalarını ve bu projenin komşuluk ilişkilerini geliştirme ve sosyalleşme açısından bir fırsat olarak görülmesini istiyoruz.

İstanbul'un Orta Yeri Bahçe



Yeryüzü Derneği, İstanbul'da kendi kent bahçesini kurmak isteyenlere yardımcı olmak amacıyla yeni bir proje başlatıyor. Küçük de olsa bir bahçe ya da teras sahibi olan İstanbullular, projeye gönüllü destek sağlayan köylülerin bağışladığı fideleri ekerek kendi sebzelerini yetiştirebilecekler. Proje kapsamında Mayıs'a kadar bilgilendirme toplantıları gerçekleştirilerek bahçe oluşturmak isteyenlere teknik bilgi desteği sağlanacak. Mayıs ayında dikimi yapılan fidelerden ilk hasat ise Temmuz ayında elde edilecek. Geçtiğimiz günlerde başlayan projeyi yaratıcılarından Ceyda Falay ile konuştuk...




Kent Bahçeleri - 'Kendin yetiştir, kendin pişir' adını verdiğiniz bu proje hangi ihtiyaçtan doğdu? Proje neyi amaçlıyor?


Kent Bahçeleri Projesi’ni doğuran temel faktörlerden en önemlisi nüfusumuzun dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi kentsel alanlarda hızla yoğunlaşarak sağlıklı gıda ihtiyacının belirgin şekilde artış göstermesinden doğdu. Projenin temel amacı kentimizin taze gıda ihtiyacının kent içerisinde karşılanmasına destek olmak ve ürettiği ürünü tüketmek isteyen ilgili kişilere ulaşmak.

Dünyada ve Türkiye'de kent bahçeciliği ne durumda?

Konu ile ilgili dünya örneklerine göz atacak olursak; Kanada'nın Montreal kentinde 11 bin kişi geçen yıl onlarca ton meyve-sebze üretti. Küba'nın başkenti 2,2 milyonluk Havana'da, şehirlilerin tükettiği besin maddelerinin % 80'i kent bahçelerinde üretilmiş. Çin'in en büyük şehri Şanghay'da 2,500 kilometrekarelik alan yine kent bahçesi. Moskova'da yaşayanların üçte ikisinin kent bahçesi var.

Neden endüstriyel tarım değil de, organik ve sürdürülebilir tarım?

Ekolojik dengeyi koruyarak toprağı kimyasal maddeler ve suni gübrelerle kirletmediği için organik tarım.


Kent Bahçeleri projesinin süreçleri nasıl ilerleyecek? Projeye başvurmak isteyenler nasıl bir yol izleyebilirler?

Kent Bahçeleri projesine kayıtlarımız devam etmektedir. istanbul'da yaşayan ve bahçesi yada terası olan herkes katılabilir. www.yeryuzudernegi.org sitesinde konu ile ilgili bir başvuru formumuz mevcuttur. Katılımcılarımızın bu formu doldurup devin.bahceci@gmail.com adresine göndermeleri yeterlidir.

Projenin destekçileri kimler?

Bu projede STGM(Sivil Toplum Geliştirme Merkezi) afiş, broşür gibi basılı evraklarımızı destekliyor. Asıl önemli destek, hiç bir karşılık beklemeden bizimle fidelerini paylaşan çiftçi-köylü dostlarımızdan geliyor.


Proje kapsamında kent bahçelerinde kullanılacak tohum ve fideler nerelerden temin edilecek?

Projede mayıs ayı ortasından itibaren dağıtılacak fideler bu projeye destek olan gönüllü köylü dostlarımızdan temin edilecek.

Projenin temiz ve adil gıda tüketimine ne gibi katkıları olacağını öngörüyorsunuz? Dağıtılacak fide ya da tohumların GDO, sağlığa zararlı zirai ilaçlar gibi etmenlerden arınmış, güvenilir malzemeler olmasını göz önünde bulunduracak mısınız?


Özellikle kentlerde yaşayan dar gelirlilerin gelirlerinin % 20 ile % 40'ı beslenmek için harcanırken, kent bahçeleri sayesinde aile bütçelerine önemli bir katkı sağlanmasını hedefliyoruz. Fidelerimiz, yerli tohumlardan elde edilen fideler olacağından GDO'lu tohumlar projemizde yer almayacaktır.


Kent Bahçeleri projesinin şehirlilerin yaşam kalitesine ne gibi katkıları olacağını düşünüyorsunuz?


Evsel atıklardan üretilecek kompostun doğal gübre olarak kullanımı şehirdeki kirlilik oranının azaltılmasında yardımcı oluyor. Yine şehirlerde oluşturulan her yeşil alan yağmur miktarının artmasına ve barajlardaki su miktarının yükselmesine neden oluyor. Yeşil alanların artışıyla oksijen miktarı da artarak şehrin havasının temizlenmesine katkı sağlayacak.



Şehirleşmeden kaynaklı kirlilik sorunlarının hadsafhada yaşandığı büyükşehirlerin durumunun kent bahçelerinde ekilecek ürünlerin seçiminde etkisi var mı? Özellikle hangi ürünlerin ekilmesini teşvik edecek ya da önereceksiniz?


Kirlilik önemli bir sorun. Burada açıklanması gereken bir nokta var, biz bu bahçelerde hiç bir kimyasal kullanmayacağız ve toprağı-havayı-suyu kirletmeyeceğiz. Ekilmesini planladığımız ürünler tek yıllık sebzeler ve yeşillikler.



Projenin tüm süreçleri tamamlandığında ne gibi faydalar elde etmiş olmayı umuyorsunuz?

Öncelikle şehir merkezlerinde üretilen sebze meyve miktarının artışının ekonomik bir fayda yaratmasını, bu sebep şehir dışından gelen gıda miktarında azalışa yol açacağından (nakliye, depolama vs.) ülke kaynaklarının ekonomik ve verimli kullanılmasında doğaya saygılı bir adım olacağını düşünüyoruz. Konuya sosyal faydalar açısından baktığımızda ise çocuklarımızın ve gençlerimizin sofralarımıza giren sebzelerin büyüme ve gelişme süreçlerini görmeleri ve çevreye saygılı birer birey olmalarını diliyoruz. Aynı semtte yaşayan ve şehirleşme süreciyle birbirinden uzaklaşmış hemşehrilerin kent bahçeleri projesiyle ortak bir amaç için birbirleriyle tanışmalarını ve bu projenin komşuluk ilişkilerini geliştirme ve sosyalleşme açısından bir fırsat olarak görülmesini istiyoruz.

22 Mart 2011 Salı

Elektronik Müzik, Ama En Alternatifinden




Müzikseverler bugüne kadar elektronik müzik icra eden müzisyenleri çoğu zaman amacı yalnızca müzik dinlemek olmayan insanların arasında, kalabalık gece kulüplerinde ve geç saatlerde dinleyebildi. Hâl böyle olunca, ne müzisyenler müziğini istediği kitleye çalabildi, ne de dinleyici müziği tam manasıyla hissedebildi. Gece kulüplerinin hafta sonu programlarına uygun olmayan müzik yapan gruplar için sessiz sakin çalacakları mekân arayışındaki müzisyenler biraraya geldi ve Dielectric Sessions projesini yarattı. Dielectric Sessions'ın ilk icraatı bu cumartesi günü yalnızca 80 kişilik kapasitesi olan Kumbara 36'da gerçekleşecek. Şehrin en yeni müzik projesi hakkında biz sorduk, projeye katılan müzisyenler yanıtladı...



Dielectric Sessions'u kağıt üzerinde -lafın gelişi, aslında ekranda- biraz okuduk. Projenin çıkış amacı 'gece kulüplerinin hafta sonu programlarına uygun olmayan müzik yapan gruplar için, sessiz sakin çalacakları bir mekân ihtiyacı' olarak özetlenmiş. Projenin özet olmayan hikâyesini anlatın desek?


Klasik müzik veya caz dinlemeye giden insanlar bunun sessiz sakin bir ortamda dinlenebileceğini baştan kabul etmiş durumda. Bu tür müzikler de kendi içinde farklı alt tarzlar ihtiva etmelerine rağmen hemen hemen benzer ortamlarda icra edilip dinleniyorlar. Göz ardı edilen şu ki elektronik müzik de kendi içinde bir çok farklı alt tür içeriyor fakat ismi söylendiğinde akla ilk gelen şey kulüplerde dans edip deşarj olunacak müzik (Tabii ki dans müziğini de seviyoruz). Hepimiz benzer ortamlarda müzik yaptık ama 'insanları nasıl eğlendirsek' fikrinin müziğin önüne geçmesi sıkıcı bir durum. Bu yüzden insanların sadece müziğe odaklanabileceği bir oluşum olan Dielectric Sessions fikri ortaya çıktı.

Dielectric Sessions'ın kapısı hangi müzisyenlere açık? Dielectric Sessions'dan hangi müzikseverler hazeder?


Fikir elektronik müzik temelinden çıkmış olsa da, oturarak müzik dinleyecek bir kitleye müzik icra etmekten hoşlanacak, ve müziğini paylaşmak için daha uygun bir ortam bulamayacağını düşünen her tür müzisyene kapımız açık. Projeye dahil olmak isteyen müzisyenler bizimle internet sitemiz üzerinden irtibata geçebilirler. Dinleyicilere gelince; kulağı elektronik tınılara aşina olan, olmasa da müzikal anlamda açık fikirli olan dinleyicilerin performanslarımızdan hoşlanacağını düşünüyoruz.


'Nezih bir ortam' ihtiyacındaki sebep, İstanbul'da elektronik müziğin değerini bilmeyen, 'ortama dans müziği olsun' diyen işletme sahiplerine bir tür karşı çıkış mı?


Aslında bir tepkiden değil bir ihtiyaçtan doğdu bu proje. Müziği üretip icra edenlerin ihtiyacından. Hazır konu açılmışken şöyle de bakmak lazım, yığın müziğine daha yakın, daha geniş kitleler tarafından takip edilen bir çok elektronik müzik türü varken yine de bunların İstanbul gece hayatında kapladıkları yer çok az. Dans müziği kısmında bile hemen her mekan aynı tarz (disco, deep house) çalıyorken gerçekten bir elektronik müzik ortamı var mı acaba diye düşünmek lazım. Bildiğimiz takip ettiğimiz bir çok insan var İstanbul'da elektronik müziğin daha alternatif kısmında müzik üreten. Bu proje umarız onlara da istedikleri müziği icra etmeleri için bir fırsat olacak.


Dielectric Sessions ilk icraatını hangi gün, hangi mekânda, kimlerle gerçekleştirecek? İlk tanışmanın ambiyansı nasıl olacak?


Dielectric Sessions'ın ilk konseri Kumbara isimli mekanda, 26 Mart Cumartesi gecesi saat 20:00'da olacak (etkinlikle ilgili detaylar Facebook'taki event sayfasından ya da websitemizden öğrenilebilir) Gruplar sırasıyla Onor Bumbum, Fuji Kureta ve Fecr-i Ati. İlk tanışma, bizim açımızdan adrenalini yüksek bir ambiyansta gerçekleşecek. Bu gerçekten hem İstanbul alternatif sahnesi, hem de biz performans sergileyecek müzisyenler için yepyeni ve heyencan verici bir yaklaşım. Dolayısıyla alacağımız tepkiler bizim için önemli ölçüde yol gösterici olacak. Dinleyicilerimizin de bu heyecanımıza ortak olmalarını, destekleriyle bizi yüreklendirmelerini diliyoruz.




Dielectric Sessions şehrin en yeni müzik projesi olarak, kendi müziğini yapan tanınmamış müzisyenlerle arasını nasıl tutacak? Projelere yeni müzisyenler dahil edilecek mi?


Dediğimiz gibi, bizimle hemfikir olan ve bu projeye gecesini gündüzünü katarak dahil olmak isteyen müzisyenlere kapımız açık. İlerki konserlerin hepsinde illa ki bu ilk konserdeki üç grup yer almayacak; o yüzden elektronik altyapıları da kullanan, eski-yeni tüm gruplarla işbirliği yapmaya hazırız.


Dielectric Sessions'ın ajandası nelerle dolacak? Proje kapsamında önümüzdeki günlerde neler göreceğiz?


Bu ilk konserin sonucunda alacağımız tepkiler, nereye doğru evrileceğimizi bize gösterecek aslında. Şimdilik, Internet üzerinden çok pozitif yorumlar aldık, bir çok kişi projemizi çok meşru ve yerinde bulduğunu bize bildirdi. Volume I'den sonrasi için de gözümüz yükseklerde :) Dielectric Sessions Volume II, III vs için İstanbul'un ve hatta başka şehirlerin itibarlı sergi mekanlarını, sanat atölyelerini, konser-tiyatro salonlarını hedefliyoruz, tabii ki başka müzisyen arkadaşlarımızı da bünyemize katıp büyüyerek.

Elektronik Müzik, Ama En Alternatifinden




Müzikseverler bugüne kadar elektronik müzik icra eden müzisyenleri çoğu zaman amacı yalnızca müzik dinlemek olmayan insanların arasında, kalabalık gece kulüplerinde ve geç saatlerde dinleyebildi. Hâl böyle olunca, ne müzisyenler müziğini istediği kitleye çalabildi, ne de dinleyici müziği tam manasıyla hissedebildi. Gece kulüplerinin hafta sonu programlarına uygun olmayan müzik yapan gruplar için sessiz sakin çalacakları mekân arayışındaki müzisyenler biraraya geldi ve Dielectric Sessions projesini yarattı. Dielectric Sessions'ın ilk icraatı bu cumartesi günü yalnızca 80 kişilik kapasitesi olan Kumbara 36'da gerçekleşecek. Şehrin en yeni müzik projesi hakkında biz sorduk, projeye katılan müzisyenler yanıtladı...



Dielectric Sessions'u kağıt üzerinde -lafın gelişi, aslında ekranda- biraz okuduk. Projenin çıkış amacı 'gece kulüplerinin hafta sonu programlarına uygun olmayan müzik yapan gruplar için, sessiz sakin çalacakları bir mekân ihtiyacı' olarak özetlenmiş. Projenin özet olmayan hikâyesini anlatın desek?


Klasik müzik veya caz dinlemeye giden insanlar bunun sessiz sakin bir ortamda dinlenebileceğini baştan kabul etmiş durumda. Bu tür müzikler de kendi içinde farklı alt tarzlar ihtiva etmelerine rağmen hemen hemen benzer ortamlarda icra edilip dinleniyorlar. Göz ardı edilen şu ki elektronik müzik de kendi içinde bir çok farklı alt tür içeriyor fakat ismi söylendiğinde akla ilk gelen şey kulüplerde dans edip deşarj olunacak müzik (Tabii ki dans müziğini de seviyoruz). Hepimiz benzer ortamlarda müzik yaptık ama 'insanları nasıl eğlendirsek' fikrinin müziğin önüne geçmesi sıkıcı bir durum. Bu yüzden insanların sadece müziğe odaklanabileceği bir oluşum olan Dielectric Sessions fikri ortaya çıktı.

Dielectric Sessions'ın kapısı hangi müzisyenlere açık? Dielectric Sessions'dan hangi müzikseverler hazeder?


Fikir elektronik müzik temelinden çıkmış olsa da, oturarak müzik dinleyecek bir kitleye müzik icra etmekten hoşlanacak, ve müziğini paylaşmak için daha uygun bir ortam bulamayacağını düşünen her tür müzisyene kapımız açık. Projeye dahil olmak isteyen müzisyenler bizimle internet sitemiz üzerinden irtibata geçebilirler. Dinleyicilere gelince; kulağı elektronik tınılara aşina olan, olmasa da müzikal anlamda açık fikirli olan dinleyicilerin performanslarımızdan hoşlanacağını düşünüyoruz.


'Nezih bir ortam' ihtiyacındaki sebep, İstanbul'da elektronik müziğin değerini bilmeyen, 'ortama dans müziği olsun' diyen işletme sahiplerine bir tür karşı çıkış mı?


Aslında bir tepkiden değil bir ihtiyaçtan doğdu bu proje. Müziği üretip icra edenlerin ihtiyacından. Hazır konu açılmışken şöyle de bakmak lazım, yığın müziğine daha yakın, daha geniş kitleler tarafından takip edilen bir çok elektronik müzik türü varken yine de bunların İstanbul gece hayatında kapladıkları yer çok az. Dans müziği kısmında bile hemen her mekan aynı tarz (disco, deep house) çalıyorken gerçekten bir elektronik müzik ortamı var mı acaba diye düşünmek lazım. Bildiğimiz takip ettiğimiz bir çok insan var İstanbul'da elektronik müziğin daha alternatif kısmında müzik üreten. Bu proje umarız onlara da istedikleri müziği icra etmeleri için bir fırsat olacak.


Dielectric Sessions ilk icraatını hangi gün, hangi mekânda, kimlerle gerçekleştirecek? İlk tanışmanın ambiyansı nasıl olacak?


Dielectric Sessions'ın ilk konseri Kumbara isimli mekanda, 26 Mart Cumartesi gecesi saat 20:00'da olacak (etkinlikle ilgili detaylar Facebook'taki event sayfasından ya da websitemizden öğrenilebilir) Gruplar sırasıyla Onor Bumbum, Fuji Kureta ve Fecr-i Ati. İlk tanışma, bizim açımızdan adrenalini yüksek bir ambiyansta gerçekleşecek. Bu gerçekten hem İstanbul alternatif sahnesi, hem de biz performans sergileyecek müzisyenler için yepyeni ve heyencan verici bir yaklaşım. Dolayısıyla alacağımız tepkiler bizim için önemli ölçüde yol gösterici olacak. Dinleyicilerimizin de bu heyecanımıza ortak olmalarını, destekleriyle bizi yüreklendirmelerini diliyoruz.




Dielectric Sessions şehrin en yeni müzik projesi olarak, kendi müziğini yapan tanınmamış müzisyenlerle arasını nasıl tutacak? Projelere yeni müzisyenler dahil edilecek mi?


Dediğimiz gibi, bizimle hemfikir olan ve bu projeye gecesini gündüzünü katarak dahil olmak isteyen müzisyenlere kapımız açık. İlerki konserlerin hepsinde illa ki bu ilk konserdeki üç grup yer almayacak; o yüzden elektronik altyapıları da kullanan, eski-yeni tüm gruplarla işbirliği yapmaya hazırız.


Dielectric Sessions'ın ajandası nelerle dolacak? Proje kapsamında önümüzdeki günlerde neler göreceğiz?


Bu ilk konserin sonucunda alacağımız tepkiler, nereye doğru evrileceğimizi bize gösterecek aslında. Şimdilik, Internet üzerinden çok pozitif yorumlar aldık, bir çok kişi projemizi çok meşru ve yerinde bulduğunu bize bildirdi. Volume I'den sonrasi için de gözümüz yükseklerde :) Dielectric Sessions Volume II, III vs için İstanbul'un ve hatta başka şehirlerin itibarlı sergi mekanlarını, sanat atölyelerini, konser-tiyatro salonlarını hedefliyoruz, tabii ki başka müzisyen arkadaşlarımızı da bünyemize katıp büyüyerek.

21 Ağustos 2009 Cuma

Fikir Sahibi Damaklar'dan Çağrı: "Unutmayın, Ne Yersek, O'yuz"

,Fikir Sahibi Damaklar, gerçek gıdadan ayrı düşme halini sorgulayan ve buna karşı çözümler üreten şehirli kişilerin oluşturduğu bir paylaşım platformu. Tercihimizi gerçek gıdadan yana yapmamız halinde üretimin de iyi, temiz ve adil olacağına inanıyor ve bu inançlarını "Ne Yersek O'yuz" diyerek özetliyorlar. Bugüne kadar gerçekleştirdikleri pek çok yaratıcı aktiviteden sonra, geçtiğimiz günlerde içeriğinde Genetiği Değiştirilmiş Organizma bulunmayan ürünleri desteklemeye yönelik bir çağrı yayınladılar. İnsanları 30 gün boyunca içeriğinde GDO bulunduğundan şüphelendikleri ürünleri tüketmemeye, üretici firmaları da bu anlamda sorgulamaya davet eden çağrı epeyce destek gördü ve Fikir Sahibi Damaklar'ın www.fikirsahibidamaklar.org adresinden yayın yapan blogunda ve e-posta grubunda katılımcılar deneyimlerini paylaşmaya başladılar. Biz de Fikir Sahibi Damaklar grubundan sevgili Defne Koryürek ile "temiz, adil ve güvenli gıda"nın hayatımızı nasıl değiştireceği üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

"Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar" konusunda geçmeden önce Fikir Sahibi Damaklar'dan biraz söz edelim istiyorum.

Kanaatimizce, şehirli insan, gece saat 10'a kadar açık kalan hipermarketlerin insanı tembelliğe iten konforu karşısında, satılan yoğurdun "gerçekten" yoğurt, ekmeğin "gerçekten" ekmek olup olmadığını düşünmeyi bıraktı ve nihayetinde, gıda yerine gıdaymış gibi yapan, büyük üreticilerin karını arttırma odaklı ar-ge çalışmalarının karşılığı, pek çok "endüstriyel" ürünü tüketir oldu.

Biz Fikir Sahibi bünyesinde hızlı hayatın sebebiyet verdiği bu "gerçek gıdadan ayrı düşme hali"ne çözümler üreten aktiviteleri benimsedik. Çünkü hem şehirli kalıp hem de gerçek gıdalarla hayat kalitemizi yükseltebileceğimize inanıyoruz. Bu amaçla "şehirli insanın avcılığı" diye özetlenebilecek aktiviteler düzenliyoruz. Geçmiş aktivitelerimiz arasında Belgrad ve Polenezköy ormanlarında mantar eğitimi; evde ekşi maya ekmek üretimi ve Slow Food'un felsefesi paralelinde "iyi", "temiz" ve "adil" kavramlarını pratik ettigimiz toplu yemek şölenimiz sayılabilir.
Hiç bir maddi ilişki içinde gerçekleşmeyen tüm bu aktiviteler makul eğitim almış, zeki ve meraklı bireylerin damağının fikrini konuştuğu fırsatlar ve belki de aslen bir "hayatta kalma" pratiği. Dernek degiliz, legal ve ya hiyerarsik bir orgutlenmemiz yok ama tutkuluyuz. slow food'un temsilcisi sayiyoruz kendimizi, fikren. Bugday Ekolojik Yaşam Dernegi, Pembe Domates Ağı, GDO'ya Hayır Platformu ile işbirliği içinde sayıyoruz kendimizi, onların dostu olmaktan gurur duyuyoruz. Istanbul Culinary Institute'un destegini cok aldik. 300'ü aşkın üyemizle Slow Food'un Türkiye'de (simdilik, elbette) en geniş temsil bulan grubuyuz.


Fikir Sahibi Damaklar topluluğun öncelikli konularından biri GDO'lı yiyecek ve içecekler. Çok güzel bir tanımlamayla "Frankeştayn" da denilen bu ürünlere neden karşısınız?


İyi, temiz ve adil olanı dünyanın tum insanları olumlu karşılar. tüm dinler, tüm ideoloji ve aklınıza gelebilecek her türlü sistem bu üçünün insanlık icin doğru olan olduğunu söyler. Biz de, vicdan sahibi, zeki bireyler olarak iyi, temiz ve adil olana inanıyoruz. Ayrıca "ne yersek O'yuz".



Fikir Sahibi Damaklar'ın blogunda ve e-posta grubunda bir çağrı yayınladınız. Katılımcıları 30 gün boyunca GDO'lu yiyecekleri tüketmemeye yönlendiren bu çağrının ardından, gruptaki kişiler kendi deneyimlerini paylaşmaya başladı. Sonuçlar çok çarpıcı: İçtiğimiz birada glikoz şurubu, yediğimiz çikolatada soya lesitini, kullandığımız yağda ve tükettiğimiz cipslerde GDO'lu mısır kullanılmakta. Peki, yiyecek ve içeceklerdeki bu yozlaşmaya karşı nasıl mücadele edeceğiz? Organik ürün tüketmek yeterli mi?



Öncelikle, ne kadar güçlü olduğumuzu hatırlamak zorundayız. Cebimizden harcadığımız her kuruş, Google'da yaptigimiz her arama... Üreticiler tarafindan istatistiki veri olarak değerlendiriliyor. Bizi huzursuz edeni, bize satamayacaklarını göstermemiz sadece bir niyet meselesi. Paramızı alabilmek icin arzu ettiğimiz malı satacaklardır eninde sonunda! Siyasiler de oyumuzun peşinde, neticede. Bizi zehirleyene oy vermeyeceğimizi göstermemiz çok şeyi değiştirecektir. Tek yapmamız gereken, idrak etmek. Tercihimizi bugün icin değil, yarın ve çocuklarımız için yapmak ve taraftar toplamak. Tek başına değişmek, kolay değil. Ama annenizi, kızınızı ve iş arkadaşınızı da katarsanız yanınıza... Dünyayı değiştirirsiniz. Gücümüze güvenmek zorundayız. Organik üretime gelince. Gönül aslında toprağına saygılı tarım yapan, hayvanının doğasına hürmet eden üreticiden yana. Ama bugünkü düzende organik ciddi bir teminat. Evet, organik tüketin.



Aslında sunu da merak ediyorum: Yıllarca önüne getirileni kabullenmiş tüketicilerin kemikleşmiş yeme-içme alışkanlıklarına karşı da aktivist bir duruş sergiliyorsunuz aslında. Yemeğin yanında her gün gazlı içecek tüketenler, organik sebze ve meyvenin "pahalı" olması nedeniyle alamadığını söyleyenler, menülerindekini sorgulamaya yanaşmayan yiyecek içecek işletmeleri. Sizce bu algılar nasıl değişir?



Değişir. Biz bir haftada ince belli bardakta çaydan, sokakta yürürken içmelik karton bardak kahvesine sıçramış bir tüketici grubuyuz. Değişime karşı önyargımız yok. Hoşumuza gitsin, yeter. Umuyorum bizim anlattıklarımız bir durdursun tüketiciyi ve neyin hoşuna gittiğini düşündürsün.



İstanbul'da yemeklerinde kullandığı malzemelerde GDO'suz olanı tercih eden yeme-içme mekanları konusunda bir arşiv çalışması da yapmak istediğinizi biliyoruz. Şu ana kadar listenize girebilmiş bir mekan var mı?




Eminim tüm sektor emekçileri "gerçek gıda" nedir, biliyorlar ve satabilmek de isterler. Yeter ki biz tüketici olarak talep edelim.

Fikir Sahibi Damaklar'dan Çağrı: "Unutmayın, Ne Yersek, O'yuz"

,Fikir Sahibi Damaklar, gerçek gıdadan ayrı düşme halini sorgulayan ve buna karşı çözümler üreten şehirli kişilerin oluşturduğu bir paylaşım platformu. Tercihimizi gerçek gıdadan yana yapmamız halinde üretimin de iyi, temiz ve adil olacağına inanıyor ve bu inançlarını "Ne Yersek O'yuz" diyerek özetliyorlar. Bugüne kadar gerçekleştirdikleri pek çok yaratıcı aktiviteden sonra, geçtiğimiz günlerde içeriğinde Genetiği Değiştirilmiş Organizma bulunmayan ürünleri desteklemeye yönelik bir çağrı yayınladılar. İnsanları 30 gün boyunca içeriğinde GDO bulunduğundan şüphelendikleri ürünleri tüketmemeye, üretici firmaları da bu anlamda sorgulamaya davet eden çağrı epeyce destek gördü ve Fikir Sahibi Damaklar'ın www.fikirsahibidamaklar.org adresinden yayın yapan blogunda ve e-posta grubunda katılımcılar deneyimlerini paylaşmaya başladılar. Biz de Fikir Sahibi Damaklar grubundan sevgili Defne Koryürek ile "temiz, adil ve güvenli gıda"nın hayatımızı nasıl değiştireceği üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

"Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar" konusunda geçmeden önce Fikir Sahibi Damaklar'dan biraz söz edelim istiyorum.

Kanaatimizce, şehirli insan, gece saat 10'a kadar açık kalan hipermarketlerin insanı tembelliğe iten konforu karşısında, satılan yoğurdun "gerçekten" yoğurt, ekmeğin "gerçekten" ekmek olup olmadığını düşünmeyi bıraktı ve nihayetinde, gıda yerine gıdaymış gibi yapan, büyük üreticilerin karını arttırma odaklı ar-ge çalışmalarının karşılığı, pek çok "endüstriyel" ürünü tüketir oldu.

Biz Fikir Sahibi bünyesinde hızlı hayatın sebebiyet verdiği bu "gerçek gıdadan ayrı düşme hali"ne çözümler üreten aktiviteleri benimsedik. Çünkü hem şehirli kalıp hem de gerçek gıdalarla hayat kalitemizi yükseltebileceğimize inanıyoruz. Bu amaçla "şehirli insanın avcılığı" diye özetlenebilecek aktiviteler düzenliyoruz. Geçmiş aktivitelerimiz arasında Belgrad ve Polenezköy ormanlarında mantar eğitimi; evde ekşi maya ekmek üretimi ve Slow Food'un felsefesi paralelinde "iyi", "temiz" ve "adil" kavramlarını pratik ettigimiz toplu yemek şölenimiz sayılabilir.
Hiç bir maddi ilişki içinde gerçekleşmeyen tüm bu aktiviteler makul eğitim almış, zeki ve meraklı bireylerin damağının fikrini konuştuğu fırsatlar ve belki de aslen bir "hayatta kalma" pratiği. Dernek degiliz, legal ve ya hiyerarsik bir orgutlenmemiz yok ama tutkuluyuz. slow food'un temsilcisi sayiyoruz kendimizi, fikren. Bugday Ekolojik Yaşam Dernegi, Pembe Domates Ağı, GDO'ya Hayır Platformu ile işbirliği içinde sayıyoruz kendimizi, onların dostu olmaktan gurur duyuyoruz. Istanbul Culinary Institute'un destegini cok aldik. 300'ü aşkın üyemizle Slow Food'un Türkiye'de (simdilik, elbette) en geniş temsil bulan grubuyuz.


Fikir Sahibi Damaklar topluluğun öncelikli konularından biri GDO'lı yiyecek ve içecekler. Çok güzel bir tanımlamayla "Frankeştayn" da denilen bu ürünlere neden karşısınız?


İyi, temiz ve adil olanı dünyanın tum insanları olumlu karşılar. tüm dinler, tüm ideoloji ve aklınıza gelebilecek her türlü sistem bu üçünün insanlık icin doğru olan olduğunu söyler. Biz de, vicdan sahibi, zeki bireyler olarak iyi, temiz ve adil olana inanıyoruz. Ayrıca "ne yersek O'yuz".



Fikir Sahibi Damaklar'ın blogunda ve e-posta grubunda bir çağrı yayınladınız. Katılımcıları 30 gün boyunca GDO'lu yiyecekleri tüketmemeye yönlendiren bu çağrının ardından, gruptaki kişiler kendi deneyimlerini paylaşmaya başladı. Sonuçlar çok çarpıcı: İçtiğimiz birada glikoz şurubu, yediğimiz çikolatada soya lesitini, kullandığımız yağda ve tükettiğimiz cipslerde GDO'lu mısır kullanılmakta. Peki, yiyecek ve içeceklerdeki bu yozlaşmaya karşı nasıl mücadele edeceğiz? Organik ürün tüketmek yeterli mi?



Öncelikle, ne kadar güçlü olduğumuzu hatırlamak zorundayız. Cebimizden harcadığımız her kuruş, Google'da yaptigimiz her arama... Üreticiler tarafindan istatistiki veri olarak değerlendiriliyor. Bizi huzursuz edeni, bize satamayacaklarını göstermemiz sadece bir niyet meselesi. Paramızı alabilmek icin arzu ettiğimiz malı satacaklardır eninde sonunda! Siyasiler de oyumuzun peşinde, neticede. Bizi zehirleyene oy vermeyeceğimizi göstermemiz çok şeyi değiştirecektir. Tek yapmamız gereken, idrak etmek. Tercihimizi bugün icin değil, yarın ve çocuklarımız için yapmak ve taraftar toplamak. Tek başına değişmek, kolay değil. Ama annenizi, kızınızı ve iş arkadaşınızı da katarsanız yanınıza... Dünyayı değiştirirsiniz. Gücümüze güvenmek zorundayız. Organik üretime gelince. Gönül aslında toprağına saygılı tarım yapan, hayvanının doğasına hürmet eden üreticiden yana. Ama bugünkü düzende organik ciddi bir teminat. Evet, organik tüketin.



Aslında sunu da merak ediyorum: Yıllarca önüne getirileni kabullenmiş tüketicilerin kemikleşmiş yeme-içme alışkanlıklarına karşı da aktivist bir duruş sergiliyorsunuz aslında. Yemeğin yanında her gün gazlı içecek tüketenler, organik sebze ve meyvenin "pahalı" olması nedeniyle alamadığını söyleyenler, menülerindekini sorgulamaya yanaşmayan yiyecek içecek işletmeleri. Sizce bu algılar nasıl değişir?



Değişir. Biz bir haftada ince belli bardakta çaydan, sokakta yürürken içmelik karton bardak kahvesine sıçramış bir tüketici grubuyuz. Değişime karşı önyargımız yok. Hoşumuza gitsin, yeter. Umuyorum bizim anlattıklarımız bir durdursun tüketiciyi ve neyin hoşuna gittiğini düşündürsün.



İstanbul'da yemeklerinde kullandığı malzemelerde GDO'suz olanı tercih eden yeme-içme mekanları konusunda bir arşiv çalışması da yapmak istediğinizi biliyoruz. Şu ana kadar listenize girebilmiş bir mekan var mı?




Eminim tüm sektor emekçileri "gerçek gıda" nedir, biliyorlar ve satabilmek de isterler. Yeter ki biz tüketici olarak talep edelim.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons