kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2010 Cumartesi

ALÇAKskatepark Kadıköy'de AÇILDI !



Alternatif mekanların habercisi Alternatif-İstanbul, Kadıköy'de açılan alternatif, eğlenceli ve çılgın ALÇAKskatepark'ın açıldığı haberini herkese iletmek ister. Ben her ne kadar kaykay veya paten kayan bir kişi olmasam da bu tür alternatif mekanların açılmasını, kaykay ve paten sporunun dikkat çekebilmesi adına destekliyorum.


ALÇAKskatepark'ın sahibi ve tasarımcısı Ömer Ünal ile bir fiil çalışmış, yapılan inşaatın içinde bulunmuş, emek vermiş, zaman harcamış ve hala da harcamakta olan bir kişi olarak bu mekanın hakettiği ilgiye ulaşmasını yürekten istiyorum.



ALÇAKskatepark, çocukları ile haftasonları spor yapacak bir mekan bulamayan bir babanın ürünü. Bu mekanda kapalı kaykaypisti, kafeterya, soyunma odaları ve ayrıca Ömer Ünal'a ait tasarım ofisi bulunuyor. ALÇAKskatepark 10 Ocak pazar günü çok güzel bir parti ile açıldı. Bu spora gönül veren hemen herkes mekanı doldurdu. Athena'nın Gökhan'ından tutunda annesini peşine takmış 10 yaşındaki küçük çocuklara kadar çok fazla kişi açılışta bizleri yalnız bırakmadı.




ALÇAKskatepark kaymak isteyen ya da sadece kayanları izlemek isteyenler ile yeni bir ortama girmek isteyen kişilere açık. Mekana ulaşmak çok basit: Kadıköy' de boğa heykeline geldiğinizde Fenerbahçe Stadı'na doğru giden yolu takip edin. bostancıya giden sarı dolmuş duraklarının bulunduğu yerde Sevimli İş Hanı'na girin, ALÇAKskatepark en alt katta.



Ulaşım, üyelik veya giriş ücretleri ile ilgili bilgiler için ALÇAKskatepark'ın websitesine girebilir ya da Facebook'dan iletişim kurabilirsiniz.


iletişim bilgileri






Adres: Kuşdili Caddesi 18/147 Sevimli İşhanı, Osmanağa Mah. Kadıköy-İSTANBUL


Tel: 0216 4187180

Fax: 0216 3475914

e-mail: info@alcakskatepark.com


ALÇAKskatepark Kadıköy'de AÇILDI !



Alternatif mekanların habercisi Alternatif-İstanbul, Kadıköy'de açılan alternatif, eğlenceli ve çılgın ALÇAKskatepark'ın açıldığı haberini herkese iletmek ister. Ben her ne kadar kaykay veya paten kayan bir kişi olmasam da bu tür alternatif mekanların açılmasını, kaykay ve paten sporunun dikkat çekebilmesi adına destekliyorum.


ALÇAKskatepark'ın sahibi ve tasarımcısı Ömer Ünal ile bir fiil çalışmış, yapılan inşaatın içinde bulunmuş, emek vermiş, zaman harcamış ve hala da harcamakta olan bir kişi olarak bu mekanın hakettiği ilgiye ulaşmasını yürekten istiyorum.



ALÇAKskatepark, çocukları ile haftasonları spor yapacak bir mekan bulamayan bir babanın ürünü. Bu mekanda kapalı kaykaypisti, kafeterya, soyunma odaları ve ayrıca Ömer Ünal'a ait tasarım ofisi bulunuyor. ALÇAKskatepark 10 Ocak pazar günü çok güzel bir parti ile açıldı. Bu spora gönül veren hemen herkes mekanı doldurdu. Athena'nın Gökhan'ından tutunda annesini peşine takmış 10 yaşındaki küçük çocuklara kadar çok fazla kişi açılışta bizleri yalnız bırakmadı.




ALÇAKskatepark kaymak isteyen ya da sadece kayanları izlemek isteyenler ile yeni bir ortama girmek isteyen kişilere açık. Mekana ulaşmak çok basit: Kadıköy' de boğa heykeline geldiğinizde Fenerbahçe Stadı'na doğru giden yolu takip edin. bostancıya giden sarı dolmuş duraklarının bulunduğu yerde Sevimli İş Hanı'na girin, ALÇAKskatepark en alt katta.



Ulaşım, üyelik veya giriş ücretleri ile ilgili bilgiler için ALÇAKskatepark'ın websitesine girebilir ya da Facebook'dan iletişim kurabilirsiniz.


iletişim bilgileri






Adres: Kuşdili Caddesi 18/147 Sevimli İşhanı, Osmanağa Mah. Kadıköy-İSTANBUL


Tel: 0216 4187180

Fax: 0216 3475914

e-mail: info@alcakskatepark.com


28 Haziran 2009 Pazar

20. Yüzyıl yıldızları 20. yüzyılda mı kalmalı?



Bugün ne bir kitap, film, albüm ne de bir etkinlikten bahsedeceğim..


Cuma sabahından bu yana içimde tuttuklarımı kusayım istiyorum. Tamamen öznel fikirlerden oluşan bu yazıyı okumak da okumamak da serbest.
Michael Jackson’ın ölümü üzerine yazılanların önümüzdeki birkaç ay ardı arkası kesilmeyecek gibi görünüyor.


Çevrem bu konuda gerçekten bıçak sırtı gibi ikiye ayrılmış durumda. Birinci grup, MJ’nin müzikal yaşamına gönderme yapmaksızın, yalnızca “çocuk sevgisi” üzerine odaklanarak evini sırf bu sebeple Disneyland’e çevirdiğini ve ölümünün kendi üzerlerinde herhangi bir üzüntü duygusu,etkisi yaratmadığını öne sürenler. Hatta Charlie’nin güzeller güzeli meleklerinden Farah Fawcett'in ölümünün güme gittiğini düşünüp, bundan yakınanlar .

İkinci grup ise benim de aralarında bulunduğum ve MJ’yi 80’lerin ve 90’ların çığır aşan, milyonlarca insanın yaşayış biçimini, müzik algısını şekillendiren ve evrimleştiren, kanlı canlı bir insandan ziyade nefes alan ama aslında yaşamayan bir “heykel” olarak görenler.


Burada dikkat çekmek istediğim iki konu var:


Birincisi MJ’nin asla 21. Yüzyıla ait bir karakter olmadığı hususu. Onun böyle olduğunu söyleyenler ve hatta iddia edenler olduğunu görüyorum ve kesinlikle katılmadığımı her fırsatta dile getiriyorum. MJ asla Madonna gibi olmadı, “olamadı” demeyeceğim , zira 21. Yüzyıl müzik piyasasının gereklerine ayak uydurmanın MJ açısından yalnızca sağlık sorunları nedeniyle geri planda bırakılacak bir kariyer planı olduğunu düşünmedim hiç. Bu tamamen MJ’nin tercihiydi ve Madonna’yı ne denli seversem seveyim, yaptığı her işi ne denli yakından takip edersem edeyim, durmayı bilmeyen yapısı ve hırsı ile içten içe rahatsızlık duyduğumu da belirtmeliyim.


MJ’nin 50 konserlik son turnesini de aslında bir jübile olarak görmüş, sonrasında ortalardan tamamen kaybolacağını tahmin etmiştim ama böyle bir kayboluş aklımdan bile geçmemişti.


Değinmek istediğim ikinci konu ise MJ’yi asla bir insan olarak görememiş olmam mevzusu. Belki içinde bulunduğu soyso-kültürel ve politik çevreye karşı ayakta kalabilmek için canı pahasına da olsa kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir yol seçmesinden, belki de vücudunu kullanış biçiminin kendine özgülüğünden ve ne kadar taklidi yapılırsa yapılsın aslının üslubuna asla sahip olunamadığından…


Dış görünüşüne ilişkin değişim her seferinde daha da rahatsız etse de, zihnimdeki MJ imajını Thriller albümündeki haliyle sabitleyebilmiş olmaktan memnunum. Belki de bu sebeple daha sonra yaşadıkları, röportajlarında estetik ameliyat olduğunu inkar edişleri vs. hiç de komik, absürd gelmedi. Kendisinin nefes alan bir “heykel” olduğunu bir kez daha düşündüm sadece..


Bu ölüm aslında zihnimde çocukluğumdan ve ilk gençlik yıllarımdan kimi anıların lekelenmesine neden oldu yalnızca. Fiilen öldüğü duyurulmuş olabilir ama heykel olarak yıkılabileceğini hiç sanmıyorum. 20. Yüzyılın kapandığının bir hatırlatması belki de…


Kanlı canlı dinleyebilmeyi isterdim gerçekten, içimde kalan tek ukte bu olsa gerek.

20. Yüzyıl yıldızları 20. yüzyılda mı kalmalı?



Bugün ne bir kitap, film, albüm ne de bir etkinlikten bahsedeceğim..


Cuma sabahından bu yana içimde tuttuklarımı kusayım istiyorum. Tamamen öznel fikirlerden oluşan bu yazıyı okumak da okumamak da serbest.
Michael Jackson’ın ölümü üzerine yazılanların önümüzdeki birkaç ay ardı arkası kesilmeyecek gibi görünüyor.


Çevrem bu konuda gerçekten bıçak sırtı gibi ikiye ayrılmış durumda. Birinci grup, MJ’nin müzikal yaşamına gönderme yapmaksızın, yalnızca “çocuk sevgisi” üzerine odaklanarak evini sırf bu sebeple Disneyland’e çevirdiğini ve ölümünün kendi üzerlerinde herhangi bir üzüntü duygusu,etkisi yaratmadığını öne sürenler. Hatta Charlie’nin güzeller güzeli meleklerinden Farah Fawcett'in ölümünün güme gittiğini düşünüp, bundan yakınanlar .

İkinci grup ise benim de aralarında bulunduğum ve MJ’yi 80’lerin ve 90’ların çığır aşan, milyonlarca insanın yaşayış biçimini, müzik algısını şekillendiren ve evrimleştiren, kanlı canlı bir insandan ziyade nefes alan ama aslında yaşamayan bir “heykel” olarak görenler.


Burada dikkat çekmek istediğim iki konu var:


Birincisi MJ’nin asla 21. Yüzyıla ait bir karakter olmadığı hususu. Onun böyle olduğunu söyleyenler ve hatta iddia edenler olduğunu görüyorum ve kesinlikle katılmadığımı her fırsatta dile getiriyorum. MJ asla Madonna gibi olmadı, “olamadı” demeyeceğim , zira 21. Yüzyıl müzik piyasasının gereklerine ayak uydurmanın MJ açısından yalnızca sağlık sorunları nedeniyle geri planda bırakılacak bir kariyer planı olduğunu düşünmedim hiç. Bu tamamen MJ’nin tercihiydi ve Madonna’yı ne denli seversem seveyim, yaptığı her işi ne denli yakından takip edersem edeyim, durmayı bilmeyen yapısı ve hırsı ile içten içe rahatsızlık duyduğumu da belirtmeliyim.


MJ’nin 50 konserlik son turnesini de aslında bir jübile olarak görmüş, sonrasında ortalardan tamamen kaybolacağını tahmin etmiştim ama böyle bir kayboluş aklımdan bile geçmemişti.


Değinmek istediğim ikinci konu ise MJ’yi asla bir insan olarak görememiş olmam mevzusu. Belki içinde bulunduğu soyso-kültürel ve politik çevreye karşı ayakta kalabilmek için canı pahasına da olsa kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir yol seçmesinden, belki de vücudunu kullanış biçiminin kendine özgülüğünden ve ne kadar taklidi yapılırsa yapılsın aslının üslubuna asla sahip olunamadığından…


Dış görünüşüne ilişkin değişim her seferinde daha da rahatsız etse de, zihnimdeki MJ imajını Thriller albümündeki haliyle sabitleyebilmiş olmaktan memnunum. Belki de bu sebeple daha sonra yaşadıkları, röportajlarında estetik ameliyat olduğunu inkar edişleri vs. hiç de komik, absürd gelmedi. Kendisinin nefes alan bir “heykel” olduğunu bir kez daha düşündüm sadece..


Bu ölüm aslında zihnimde çocukluğumdan ve ilk gençlik yıllarımdan kimi anıların lekelenmesine neden oldu yalnızca. Fiilen öldüğü duyurulmuş olabilir ama heykel olarak yıkılabileceğini hiç sanmıyorum. 20. Yüzyılın kapandığının bir hatırlatması belki de…


Kanlı canlı dinleyebilmeyi isterdim gerçekten, içimde kalan tek ukte bu olsa gerek.

20. Yüzyıl yıldızları 20. yüzyılda mı kalmalı?



Bugün ne bir kitap, film, albüm ne de bir etkinlikten bahsedeceğim..


Cuma sabahından bu yana içimde tuttuklarımı kusayım istiyorum. Tamamen öznel fikirlerden oluşan bu yazıyı okumak da okumamak da serbest.
Michael Jackson’ın ölümü üzerine yazılanların önümüzdeki birkaç ay ardı arkası kesilmeyecek gibi görünüyor.


Çevrem bu konuda gerçekten bıçak sırtı gibi ikiye ayrılmış durumda. Birinci grup, MJ’nin müzikal yaşamına gönderme yapmaksızın, yalnızca “çocuk sevgisi” üzerine odaklanarak evini sırf bu sebeple Disneyland’e çevirdiğini ve ölümünün kendi üzerlerinde herhangi bir üzüntü duygusu,etkisi yaratmadığını öne sürenler. Hatta Charlie’nin güzeller güzeli meleklerinden Farah Fawcett'in ölümünün güme gittiğini düşünüp, bundan yakınanlar .

İkinci grup ise benim de aralarında bulunduğum ve MJ’yi 80’lerin ve 90’ların çığır aşan, milyonlarca insanın yaşayış biçimini, müzik algısını şekillendiren ve evrimleştiren, kanlı canlı bir insandan ziyade nefes alan ama aslında yaşamayan bir “heykel” olarak görenler.


Burada dikkat çekmek istediğim iki konu var:


Birincisi MJ’nin asla 21. Yüzyıla ait bir karakter olmadığı hususu. Onun böyle olduğunu söyleyenler ve hatta iddia edenler olduğunu görüyorum ve kesinlikle katılmadığımı her fırsatta dile getiriyorum. MJ asla Madonna gibi olmadı, “olamadı” demeyeceğim , zira 21. Yüzyıl müzik piyasasının gereklerine ayak uydurmanın MJ açısından yalnızca sağlık sorunları nedeniyle geri planda bırakılacak bir kariyer planı olduğunu düşünmedim hiç. Bu tamamen MJ’nin tercihiydi ve Madonna’yı ne denli seversem seveyim, yaptığı her işi ne denli yakından takip edersem edeyim, durmayı bilmeyen yapısı ve hırsı ile içten içe rahatsızlık duyduğumu da belirtmeliyim.


MJ’nin 50 konserlik son turnesini de aslında bir jübile olarak görmüş, sonrasında ortalardan tamamen kaybolacağını tahmin etmiştim ama böyle bir kayboluş aklımdan bile geçmemişti.


Değinmek istediğim ikinci konu ise MJ’yi asla bir insan olarak görememiş olmam mevzusu. Belki içinde bulunduğu soyso-kültürel ve politik çevreye karşı ayakta kalabilmek için canı pahasına da olsa kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir yol seçmesinden, belki de vücudunu kullanış biçiminin kendine özgülüğünden ve ne kadar taklidi yapılırsa yapılsın aslının üslubuna asla sahip olunamadığından…


Dış görünüşüne ilişkin değişim her seferinde daha da rahatsız etse de, zihnimdeki MJ imajını Thriller albümündeki haliyle sabitleyebilmiş olmaktan memnunum. Belki de bu sebeple daha sonra yaşadıkları, röportajlarında estetik ameliyat olduğunu inkar edişleri vs. hiç de komik, absürd gelmedi. Kendisinin nefes alan bir “heykel” olduğunu bir kez daha düşündüm sadece..


Bu ölüm aslında zihnimde çocukluğumdan ve ilk gençlik yıllarımdan kimi anıların lekelenmesine neden oldu yalnızca. Fiilen öldüğü duyurulmuş olabilir ama heykel olarak yıkılabileceğini hiç sanmıyorum. 20. Yüzyılın kapandığının bir hatırlatması belki de…


Kanlı canlı dinleyebilmeyi isterdim gerçekten, içimde kalan tek ukte bu olsa gerek.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons