çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çizgi roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2010 Perşembe

Tık... Tık... Merhaba, Ben Kış. Geldim.

Jazz Guys

Takvimler 8 Ekim'i gösteriyor. Cuma. Günün menüsü: ... Tamam şaka. Saatli maarif takvimi deği, şehir rehberiyiz.


Bugün eğlenceli bir müzik dinlemek istiyorsanız, müzikçalarınızı Psapp şarkılarıyla donatın. Rengarenk broşlar almak istiyorsanız, Etsy'deki şu dükkana göz atın. Siyah beyaz filmlerin naifliğinde günümüzdeki karaktersizliğe söylenmek niyetindeyseniz The Appartment filmini bulup izleyin. Sinema peşinde oradan oraya savrulmak için Filmekimi'nden filmlerinizi seçin. Beautiful Tango, At The Same Time, Kiss et Thrills gibi güzelliklerin yorumcusunu canlı dinlemek için bu akşam Ghetto'da yerinizi alın. Sizinle müziğinizi, yemeğinizi, neşenizi, hüznünüzü ve çoraplarınızı paylaşacak bir kedi ya da köpek arıyorsanız sokağa ve barınaklara bakın. Karmaşadan uzak, su gibi akan ve sözleriyle ruha dokunan bir müziği keşfetmek için Salon IKSV'de Lali Puna'ya kulak verin. Hava gitgide kararıp sizi bunalıma sürüklüyorsa bir çizgi romandan ötesi olan Corto Maltese serisini edinmeye başlayın. Fazla popülerliği asabınızı bozmuyorsa, yaptığı müziğe hayransanız ve İstanbul'da dinlemeye doyamadıysanız, soluğu Haliç Kongre Merkezi'ndeki Chris Botti konserinde alın. Yağmura, yağmurda canavarlaşan trafiğe, çamur olup üzerinize yağan insanlara aldırmadan sergi gezmek niyetindeyseniz, sizi sanatı ev halinde görmeye davet eden Non Visits Addresistanbul sergisine göz atın.


Artık böyle. Sonbahar, bahar yok. Ara renkler yavaştan siliniyor düyadan. Herşey ani, sert geçişli, beklenmedik. Kışın kapıya gelmesine şaşmak yerine Hey Jude şarkısında dediği gibi: 'Take a sad song and make it better.'

Tık... Tık... Merhaba, Ben Kış. Geldim.

Jazz Guys

Takvimler 8 Ekim'i gösteriyor. Cuma. Günün menüsü: ... Tamam şaka. Saatli maarif takvimi deği, şehir rehberiyiz.


Bugün eğlenceli bir müzik dinlemek istiyorsanız, müzikçalarınızı Psapp şarkılarıyla donatın. Rengarenk broşlar almak istiyorsanız, Etsy'deki şu dükkana göz atın. Siyah beyaz filmlerin naifliğinde günümüzdeki karaktersizliğe söylenmek niyetindeyseniz The Appartment filmini bulup izleyin. Sinema peşinde oradan oraya savrulmak için Filmekimi'nden filmlerinizi seçin. Beautiful Tango, At The Same Time, Kiss et Thrills gibi güzelliklerin yorumcusunu canlı dinlemek için bu akşam Ghetto'da yerinizi alın. Sizinle müziğinizi, yemeğinizi, neşenizi, hüznünüzü ve çoraplarınızı paylaşacak bir kedi ya da köpek arıyorsanız sokağa ve barınaklara bakın. Karmaşadan uzak, su gibi akan ve sözleriyle ruha dokunan bir müziği keşfetmek için Salon IKSV'de Lali Puna'ya kulak verin. Hava gitgide kararıp sizi bunalıma sürüklüyorsa bir çizgi romandan ötesi olan Corto Maltese serisini edinmeye başlayın. Fazla popülerliği asabınızı bozmuyorsa, yaptığı müziğe hayransanız ve İstanbul'da dinlemeye doyamadıysanız, soluğu Haliç Kongre Merkezi'ndeki Chris Botti konserinde alın. Yağmura, yağmurda canavarlaşan trafiğe, çamur olup üzerinize yağan insanlara aldırmadan sergi gezmek niyetindeyseniz, sizi sanatı ev halinde görmeye davet eden Non Visits Addresistanbul sergisine göz atın.


Artık böyle. Sonbahar, bahar yok. Ara renkler yavaştan siliniyor düyadan. Herşey ani, sert geçişli, beklenmedik. Kışın kapıya gelmesine şaşmak yerine Hey Jude şarkısında dediği gibi: 'Take a sad song and make it better.'

9 Eylül 2010 Perşembe

Kimse İstanbul'a 'Senin Yoğurdun Ekşi' Demesin

spidermankanlıca

İstanbul trajikomik bir şehir. Otobüste, vapurda, metrobüste, takside, bakkalda, pastanede, işyerinde, çiçekçide, manavda, meyhanede, berberde, lokantada, hastanede, vergi dairesinde, nüfus memurluğunda, postanede, elektrik idaresinde ve daha pek çok yerde yaşadıklarımız bir yana. Ama eğer bir şehirde kaşıktan yapılmış ağıyla ballı, reçelli ve pudra şekerli Kanlıca yoğurdu tutan Spiderman görüyorsanız, o şehir düpedüz 'dünyanın en yaşanılası' şehirdir.


Yani en azından şehirlerinden biridir, diyelim.



Kimse İstanbul'a 'Senin Yoğurdun Ekşi' Demesin

spidermankanlıca

İstanbul trajikomik bir şehir. Otobüste, vapurda, metrobüste, takside, bakkalda, pastanede, işyerinde, çiçekçide, manavda, meyhanede, berberde, lokantada, hastanede, vergi dairesinde, nüfus memurluğunda, postanede, elektrik idaresinde ve daha pek çok yerde yaşadıklarımız bir yana. Ama eğer bir şehirde kaşıktan yapılmış ağıyla ballı, reçelli ve pudra şekerli Kanlıca yoğurdu tutan Spiderman görüyorsanız, o şehir düpedüz 'dünyanın en yaşanılası' şehirdir.


Yani en azından şehirlerinden biridir, diyelim.



22 Aralık 2007 Cumartesi

Persepolis Türkçe Olarak Yayınlandı!





Persepolis Marjane Satrapi




Aylardır Türkçe'ye çevrilmesini beklediğim Persepolis, Minima Yayıncılık tarafından basılmış. Yeni bir haber değil belki ama ben bugün gördüm. Ve "Her güzel haber paylaşıldıkça anlam kazanır." inancıyla sizinle paylaşmak istedim.


Baskı ve çeviri kalitesi konusunda bilgim yok, siparişimi yeni verdim. İlerleyen günlerde orjinalini de edinip karşılaştırmayı umuyorum.


Persepolis'in Türkçesini bekleyenler artık derin bir nefes alıp koltuklarına gömülebilir.


İyi okumalar.


Persepolis Türkçe Olarak Yayınlandı!





Persepolis Marjane Satrapi




Aylardır Türkçe'ye çevrilmesini beklediğim Persepolis, Minima Yayıncılık tarafından basılmış. Yeni bir haber değil belki ama ben bugün gördüm. Ve "Her güzel haber paylaşıldıkça anlam kazanır." inancıyla sizinle paylaşmak istedim.


Baskı ve çeviri kalitesi konusunda bilgim yok, siparişimi yeni verdim. İlerleyen günlerde orjinalini de edinip karşılaştırmayı umuyorum.


Persepolis'in Türkçesini bekleyenler artık derin bir nefes alıp koltuklarına gömülebilir.


İyi okumalar.


Persepolis Türkçe Olarak Yayınlandı!





Persepolis Marjane Satrapi




Aylardır Türkçe'ye çevrilmesini beklediğim Persepolis, Minima Yayıncılık tarafından basılmış. Yeni bir haber değil belki ama ben bugün gördüm. Ve "Her güzel haber paylaşıldıkça anlam kazanır." inancıyla sizinle paylaşmak istedim.


Baskı ve çeviri kalitesi konusunda bilgim yok, siparişimi yeni verdim. İlerleyen günlerde orjinalini de edinip karşılaştırmayı umuyorum.


Persepolis'in Türkçesini bekleyenler artık derin bir nefes alıp koltuklarına gömülebilir.


İyi okumalar.


30 Ağustos 2007 Perşembe

Kadının Fendi, Daltonları Yendi!

Image Hosted by ImageShack.us


Fani dünyamızdan ayrılalı 6 sene olsa da 1940’larda doğan kovboy oğlu Red Kit’in maceraları, Morris’in ölümünden sonra bayrağı devralan Achdé’nin çizimleri ve Laurent Gerra’nın senaryoları sayesinde sürüyor.Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Daltonlar Evleniyor” albümü Red Kit’in babası Morris’e “sen rahat uyu, mirasın emin ellerde” mesajını veriyor ve daha da önemlisi Yalnız Kovboy’un efsanesi devam ediyor. “Daltonlar Evleniyor”, Yapı Kredi Yayınları’nın 2007 yılında yayınlamayı planladığı 6 Red Kit albümü’nün ilki. Fransa’dan sonra ilk kez Türkiye’de yayınlanan “Daltonlar Evleniyor” albümünde Red Kit’e nefretle karışık bir tutkuyla bağlı olan 4 Dalton’un başı büyük derde giriyor! Öykü, tutuldukları hapishaneden firar etmek için tünel kazan Daltonlar’ın hapishane müdürünün odasına çağrılmaları ile başlıyor. Hapishane müdürünün af kararını açıklamasını beklerken Daltonlar kötü bir haberle sarsılıyorlar: "Güzel ve soylu ülkemizin hapishanelerinde yer kalmadığından ve Dalton kardeşlerin durumları göz önüne alınarak Adalet Bakanlığı, kendilerine verilen 387 yıllık hapis cezasını değiştirmeye karar vermiştir. Beyler, iki hafta sonra asılacaksınız!" (syf:3). Daltonlar, kararın şokunu atlatmaya çalışırken hücre komşuları düzenbaz yargıç Biglard, 6 Haziran 1858'de yürürlüğe giren bir ceza maddesini hatırlatıyor: "Eğer bir kadın ıssız bir bölgede aile kurmak üzere suçlu biriyle evlenmeyi kabul ederse ölüm cezası, ömür boyu evliliğe çevrilir." (syf:5).



Daltonlar, “Denize düşen, yılana sarılır.” diyen güzide atasözünün Vahşi Batı dilindeki versiyonuna uyarak analarına mektup yazıp kendilerine evlenecek kızlar bulmasını istiyorlar. Dalton ana, ev kızı-bar kızı, yaşlı-genç, güzel-çirkin demeden bölgedeki bütün kızları oğullarına yapmaya çalışsa da Dalton Kardeşler’in kötü ünü buna engel oluyor. Hatun kişiler evlenmektense öldürülmeyi tercih edecek kadar Daltonlar’dan nefret ediyor! Yaşlı Dalton Ana en nihayetinde “Düz Kafalılar” adlı Kızılderili kabilesinin reisinin 4 kızına Daltonlar’ın izdivaç tekliflerini kabul ettirmeyi başarıyor. Ve tahmin edeceğiniz üzere şenlik böylece başlıyor! Birbirinden korkunç üç kızla dünya evine -pardon, kızılderili çadırına - giren Joe, Jack ve William’ın aksine kedi gibi dört ayağının üzerine düşen ve kabile reisinin evlatlığı olduğu için güzellik bakımından diğer kızlardan şanslı olanla yuva kuran Avarel dışındaki Daltonlar, erkekler için kurulacak Mor Çatı benzeri biri kuruluşa sığınabilecek kadar berbat durumdadırlar! Hergün karılarından dayak yiyip ev işlerine zorlanan Daltonlar’ın en azılısı Joe bile karısına gıkını çıkaramamakta ve Red Kit’in bir an önce canını alması için dualar etmektedir! İsyan bayrağını çektikleri anda Düzkafalılar’ın reisi asıl gayesini Daltonlar’a açacaktır. Yeniden haydutluğa dönmek için her şeyi yapmaya hazır dörtlü, teklife balıklama atlayacak ve maceranın ikinci bölümü başlayacaktır!



"Daltonlar Evleniyor", Red Kit'in yirmi yıllık çevirmeni Eray Canberk tarafından Türkçeye çevrilmiş. Albümde Daltonlar’ın yanı sıra sevgi kelebeği köpek Rin Tin Tin, akıllı ukela Düldül ve bütün bunlara ek olarak sinema dünyasının tanınan yüzleri arz-ı endam ediyor. Bu da albümün süprizi olsun, bakalım tanıyabilecek misiniz?


Yapı Kredi Yayınları’nın Galatasaray Lisesi’nin hemen karşısında bulunan satış mağazasında %20 indirimle 8 YTL’ye satılan diğer albümler ise:

Pony Express

Kadının Fendi, Daltonları Yendi!

Image Hosted by ImageShack.us


Fani dünyamızdan ayrılalı 6 sene olsa da 1940’larda doğan kovboy oğlu Red Kit’in maceraları, Morris’in ölümünden sonra bayrağı devralan Achdé’nin çizimleri ve Laurent Gerra’nın senaryoları sayesinde sürüyor.Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Daltonlar Evleniyor” albümü Red Kit’in babası Morris’e “sen rahat uyu, mirasın emin ellerde” mesajını veriyor ve daha da önemlisi Yalnız Kovboy’un efsanesi devam ediyor. “Daltonlar Evleniyor”, Yapı Kredi Yayınları’nın 2007 yılında yayınlamayı planladığı 6 Red Kit albümü’nün ilki. Fransa’dan sonra ilk kez Türkiye’de yayınlanan “Daltonlar Evleniyor” albümünde Red Kit’e nefretle karışık bir tutkuyla bağlı olan 4 Dalton’un başı büyük derde giriyor! Öykü, tutuldukları hapishaneden firar etmek için tünel kazan Daltonlar’ın hapishane müdürünün odasına çağrılmaları ile başlıyor. Hapishane müdürünün af kararını açıklamasını beklerken Daltonlar kötü bir haberle sarsılıyorlar: "Güzel ve soylu ülkemizin hapishanelerinde yer kalmadığından ve Dalton kardeşlerin durumları göz önüne alınarak Adalet Bakanlığı, kendilerine verilen 387 yıllık hapis cezasını değiştirmeye karar vermiştir. Beyler, iki hafta sonra asılacaksınız!" (syf:3). Daltonlar, kararın şokunu atlatmaya çalışırken hücre komşuları düzenbaz yargıç Biglard, 6 Haziran 1858'de yürürlüğe giren bir ceza maddesini hatırlatıyor: "Eğer bir kadın ıssız bir bölgede aile kurmak üzere suçlu biriyle evlenmeyi kabul ederse ölüm cezası, ömür boyu evliliğe çevrilir." (syf:5).



Daltonlar, “Denize düşen, yılana sarılır.” diyen güzide atasözünün Vahşi Batı dilindeki versiyonuna uyarak analarına mektup yazıp kendilerine evlenecek kızlar bulmasını istiyorlar. Dalton ana, ev kızı-bar kızı, yaşlı-genç, güzel-çirkin demeden bölgedeki bütün kızları oğullarına yapmaya çalışsa da Dalton Kardeşler’in kötü ünü buna engel oluyor. Hatun kişiler evlenmektense öldürülmeyi tercih edecek kadar Daltonlar’dan nefret ediyor! Yaşlı Dalton Ana en nihayetinde “Düz Kafalılar” adlı Kızılderili kabilesinin reisinin 4 kızına Daltonlar’ın izdivaç tekliflerini kabul ettirmeyi başarıyor. Ve tahmin edeceğiniz üzere şenlik böylece başlıyor! Birbirinden korkunç üç kızla dünya evine -pardon, kızılderili çadırına - giren Joe, Jack ve William’ın aksine kedi gibi dört ayağının üzerine düşen ve kabile reisinin evlatlığı olduğu için güzellik bakımından diğer kızlardan şanslı olanla yuva kuran Avarel dışındaki Daltonlar, erkekler için kurulacak Mor Çatı benzeri biri kuruluşa sığınabilecek kadar berbat durumdadırlar! Hergün karılarından dayak yiyip ev işlerine zorlanan Daltonlar’ın en azılısı Joe bile karısına gıkını çıkaramamakta ve Red Kit’in bir an önce canını alması için dualar etmektedir! İsyan bayrağını çektikleri anda Düzkafalılar’ın reisi asıl gayesini Daltonlar’a açacaktır. Yeniden haydutluğa dönmek için her şeyi yapmaya hazır dörtlü, teklife balıklama atlayacak ve maceranın ikinci bölümü başlayacaktır!



"Daltonlar Evleniyor", Red Kit'in yirmi yıllık çevirmeni Eray Canberk tarafından Türkçeye çevrilmiş. Albümde Daltonlar’ın yanı sıra sevgi kelebeği köpek Rin Tin Tin, akıllı ukela Düldül ve bütün bunlara ek olarak sinema dünyasının tanınan yüzleri arz-ı endam ediyor. Bu da albümün süprizi olsun, bakalım tanıyabilecek misiniz?


Yapı Kredi Yayınları’nın Galatasaray Lisesi’nin hemen karşısında bulunan satış mağazasında %20 indirimle 8 YTL’ye satılan diğer albümler ise:

Pony Express

Kadının Fendi, Daltonları Yendi!

Image Hosted by ImageShack.us


Fani dünyamızdan ayrılalı 6 sene olsa da 1940’larda doğan kovboy oğlu Red Kit’in maceraları, Morris’in ölümünden sonra bayrağı devralan Achdé’nin çizimleri ve Laurent Gerra’nın senaryoları sayesinde sürüyor.Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan “Daltonlar Evleniyor” albümü Red Kit’in babası Morris’e “sen rahat uyu, mirasın emin ellerde” mesajını veriyor ve daha da önemlisi Yalnız Kovboy’un efsanesi devam ediyor. “Daltonlar Evleniyor”, Yapı Kredi Yayınları’nın 2007 yılında yayınlamayı planladığı 6 Red Kit albümü’nün ilki. Fransa’dan sonra ilk kez Türkiye’de yayınlanan “Daltonlar Evleniyor” albümünde Red Kit’e nefretle karışık bir tutkuyla bağlı olan 4 Dalton’un başı büyük derde giriyor! Öykü, tutuldukları hapishaneden firar etmek için tünel kazan Daltonlar’ın hapishane müdürünün odasına çağrılmaları ile başlıyor. Hapishane müdürünün af kararını açıklamasını beklerken Daltonlar kötü bir haberle sarsılıyorlar: "Güzel ve soylu ülkemizin hapishanelerinde yer kalmadığından ve Dalton kardeşlerin durumları göz önüne alınarak Adalet Bakanlığı, kendilerine verilen 387 yıllık hapis cezasını değiştirmeye karar vermiştir. Beyler, iki hafta sonra asılacaksınız!" (syf:3). Daltonlar, kararın şokunu atlatmaya çalışırken hücre komşuları düzenbaz yargıç Biglard, 6 Haziran 1858'de yürürlüğe giren bir ceza maddesini hatırlatıyor: "Eğer bir kadın ıssız bir bölgede aile kurmak üzere suçlu biriyle evlenmeyi kabul ederse ölüm cezası, ömür boyu evliliğe çevrilir." (syf:5).



Daltonlar, “Denize düşen, yılana sarılır.” diyen güzide atasözünün Vahşi Batı dilindeki versiyonuna uyarak analarına mektup yazıp kendilerine evlenecek kızlar bulmasını istiyorlar. Dalton ana, ev kızı-bar kızı, yaşlı-genç, güzel-çirkin demeden bölgedeki bütün kızları oğullarına yapmaya çalışsa da Dalton Kardeşler’in kötü ünü buna engel oluyor. Hatun kişiler evlenmektense öldürülmeyi tercih edecek kadar Daltonlar’dan nefret ediyor! Yaşlı Dalton Ana en nihayetinde “Düz Kafalılar” adlı Kızılderili kabilesinin reisinin 4 kızına Daltonlar’ın izdivaç tekliflerini kabul ettirmeyi başarıyor. Ve tahmin edeceğiniz üzere şenlik böylece başlıyor! Birbirinden korkunç üç kızla dünya evine -pardon, kızılderili çadırına - giren Joe, Jack ve William’ın aksine kedi gibi dört ayağının üzerine düşen ve kabile reisinin evlatlığı olduğu için güzellik bakımından diğer kızlardan şanslı olanla yuva kuran Avarel dışındaki Daltonlar, erkekler için kurulacak Mor Çatı benzeri biri kuruluşa sığınabilecek kadar berbat durumdadırlar! Hergün karılarından dayak yiyip ev işlerine zorlanan Daltonlar’ın en azılısı Joe bile karısına gıkını çıkaramamakta ve Red Kit’in bir an önce canını alması için dualar etmektedir! İsyan bayrağını çektikleri anda Düzkafalılar’ın reisi asıl gayesini Daltonlar’a açacaktır. Yeniden haydutluğa dönmek için her şeyi yapmaya hazır dörtlü, teklife balıklama atlayacak ve maceranın ikinci bölümü başlayacaktır!



"Daltonlar Evleniyor", Red Kit'in yirmi yıllık çevirmeni Eray Canberk tarafından Türkçeye çevrilmiş. Albümde Daltonlar’ın yanı sıra sevgi kelebeği köpek Rin Tin Tin, akıllı ukela Düldül ve bütün bunlara ek olarak sinema dünyasının tanınan yüzleri arz-ı endam ediyor. Bu da albümün süprizi olsun, bakalım tanıyabilecek misiniz?


Yapı Kredi Yayınları’nın Galatasaray Lisesi’nin hemen karşısında bulunan satış mağazasında %20 indirimle 8 YTL’ye satılan diğer albümler ise:

Pony Express

8 Mayıs 2007 Salı

Yedi Kocalı Hürmüz'ün Çizgi Aşkları


Ben küçükken, küçükken dediğim yaklaşık olarak ilkokul 4 ya da 5. sınıfa gidilecek yaşlarıı sürerken dünyadaki en yakışıklı erkeğin Red Kit olduğuna inanırdım. 6 yaşında geçirdiğim bir ilişki travmasından sonra (sarışın, mavi gözlü bir ilk aşkım vardı. Balkona çıkar, adımı deforme edip “Esgu” diye bağırır, sokakta oynamaya çağırırdı. Günün birinde apartman boşluğunda öpüşürken hemen giriş katında oturan düğmeci amcaya yakalandık. O kızına anlattı, kızı mahalleye, işte dedikodu kavramıyla ilk tanışmam böyle oldu. Herkes bizi evlenecek sanırken ayrıldık zira büyümüştük ve anaokulunda yeni aşklara yelken açmanın zamanı gelmişti. Son sözüm: “Çikolatayı senden daha çok seviyorum ben.” olmuştu. Halbuki benim çikolatayla aram çocukluktan beri çok sıcak olmamıştır. Yaşıma göre çok ağır laf ettiğimi yıllar sonra fark ediyorum. Çikolatayı bile bu kadar az severken seni nasıl sevebilirim ki demeye getirmişim resmen. Nasıl, çok acıklı değil mi?) Gözyaşlarınızı sildiyseniz devam edeyim, işte bu travmadan sonra ilkokulda kendimi çizgi romanlara vermiştim. İlk okuduğum seri evde babamdan ya da annemden kalan siyah beyaz Red Kit kitapçıklarıydı. Ve ben Red Kit’e, nam-ı diğer Lucky Luke’a fena halde aşık olmuş ve Düldül üzerinde annemgillerden beni istemeye geldiğini hayal etmeye başlamıştım. Red Kit yalnız bir kovboy olabilirdi ama benim aşkım pekala ikimize de yeterdi ve o Daltonların peşinde koşarken ben kulübemizde taze fasülye ayıklar, tereyağlı pirinç pilavıyla bol dereotlu cacık hazırlardım. O zamanlar kültür karmaşası denen şeyin farkında değildim, Red Kit çok zayıf gelirdi bana, hiç yemek yemiyor mu diye evhamlanırdım. Adım Ezgi Luke olacaktı ve gezdiğimiz köylerdeki şerif elimi öpüp başına koymadan “Burdan buyrun Madam Luke…” diyecekti. Calamity Jane ile beş çayı içip tarçınlı kurabiye yiyecektik… Evden çıkarken “Lucky’cim, gölgene ateş ederken dikkatli ol, emi?” diyecek, “Seni öpmenin kül tabağını öpmekten farkı yok Lucky!” diye söylenecektim. Lucky Luke sigarayı bırakıp saman çöpüne musallat olduktan sonra rahatlamıştık cümleten, en çok da ben tabi. “Red Kit Nişanlanıyor” adındaki macerayı okuyunca eskaza nişanlandığı o kızıl şırfıntıyı kıskanmış, “Ahhh Red ahhh… Ben asla senin silahını sabunlu suyla yıkamaz, evde çizmelerinle dolaşmana izin verirdim.” demiştim.

Sonra araya Tommiks-Teksas-Martin Mystere gibi Vahşi Batı’nın hiçbir zaman Red Kit kadar sevemediğim kahramanları girdi. Daha o zamanlar çizgi roman hususunda Avrupa ekolüne teşne olduğum belliydi. Tommiks-Teksas gibi çizgilikler İtalya’daki stüdyoların elinden çıkmış olabilirlerdi ama maceraları hiç bilmediğimiz Vahşi, Vahşi Batı'da geçiyor, karakterleri Kızılderilileri kötülüyor ve alttan alta “biz/ onlar” muhabbeti yapıyordu. Eğlendiriyordu ama bundan öteye gidemiyordu. Bir deniz kıyısında denize girmeden önce okunabilecek serilerdi bunlar. Ama hiç durmaksızın boy atıyor, yaş alıyor ve farklı ve daha içerikli mecmualara merak sarıyorduk. İçerikli mecmuadan kasıt yeraltından yeryüzüne çıkan tuhaf fanzinlerdi, o fanzinlerdeki amatör çizimler beni bir süre oyaladı, acımı hafifletti. Ağır abilerdi bunlar, Red Kit okuduğumu duysalar beni tefe koyarlardı. Red Kit aşkımı kalbime gömdüm ve çizgi roman yerine Dostoyevski’ye sardım. Uzunca bir dönem çizgi romanlarımın kapağını açmadım, herkesler “sen artık büyüdün” diyordu, ben de daha derin sularda kulaç atmaya başladım. (halbuki Corto, ah Corto…Umberto Eco’nun eğlenmek için Engels, ciddi işlerle uğraşmak istediği zamanlar seni okuduğunu nereden bilebilirdim ki?)


Ta ki gerçek bir Avrupalıyla karşılaşıncaya kadar…Artık üniversiteye başlamıştım, ilk senemdi ve bol bol boş zamanım vardı yurtta. Hugo Pratt adındaki lafazan çizer ile tanışmam o zamanlara denk gelir tam olarak. “Corto Maltese: “Bir Tuz Denizi Şarkısı” kitabı hediye gelmişti. Elinde talih çizgisi göremeyen falcıya inat talih çizgisini kendisi çizen denizcinin serüvenlerine işte şu cümlelerle sürüklendim: "Günlerden Cumartesi idi ve Corto gümüşten düz usturayı aldı, onu üzerindeki koyu pas yok oluncaya kadar biledi ve daha sonra usturayı açarak keskin ağzını kontrol etti, kesinlikle kusursuzdu. Sağ eliyle usturayı avuçladı. Ustura parladı. Sol elini açtı ve bir an bile duraksamaksızın avucunu derin bir yarık oluşturacak şekilde kesti. Yaranın kapanması için uzun zaman gerekti ama o günden sonra Corto Maltese güzel ve uzun bir talih çizgisine sahip oldu." (Corto Maltese-Bir Tuz Denizi Şarkısı- Hugo PRATT, Dost Kitapevi) Red Kit sevdasının üzerinden yıllar geçmiş, aşk acısı küllenmişti. Delidolu, hin bakışlı, hazır cevap, karizma abidesi ve şeytan tüylü Corto yeni damat adayım oluverdi birden. Şeytanın sol bacağı Corto’nun etki alanındaydım. Ama bu sefer Lucky Luke gibi yalnız kovboy yoktu karşımda, kulağı kesik bir denizci ve maceraperest vardı. Adları Pandora, Esmeralda, Louise diye giden birbirinden güzel kadınlar ve yedi düvelin limanlarındaki fahişeler rakibimdi. Ama hayal gücü sınır tanımaz, Corto Maltese’in bana yapacağın en iyi şey, benim yanımdan uzaklaşmamak. ben uğurluyumdur.." diyeceği günler gelecekti elbette. Aşk meşk mevzularını bir kenara bırakır da Corto Maltese hakkında bir çizgi roman olarak ahkam kesmem gerekirse Hugo Pratt’in yaratıcı çizgilerini, akıcı dilini ve sıkı tarih bilgisini aynı potata eriterek Avrupa Ekolü’nün en önemli karakterlerinden birini yarattığını söyleyebilirim. Corto her macerasında tarihin önemli kişileriyle tanışır/ hoşbeş eder veyahut zaten bütün bu önemli şahsiyetlerin en yakın dostu konumundadır. En yakın arkadaşı/ en azılı düşmanı Rasputin’dir misal. Rasputin ile diyalogları Corto’nun hin zekasının açıkça görüldüğü yerlerdir. Rasputin, Corto’yu sürekli öldürmeye çalışır ama her seferinde es kaza da olsa hayatını kurtarır. “Semerkant’taki Altın Yaldızlı Ev” macerasında Corto’nun düşmanı Evren Paşa’dır. 1900’lerde Çin’de görülen Corto 1956’daki İspanya Savaşı’na kadar her yerde başına buyruk bir maceraperest olarak serüvenden serüvene atılır. Hugo Pratt Corto’nun kirlenmiş bir dünyada işinin kalmadığını düşünerek İspanya’da kaybeder. Biz aşıklarına ise Umberto Eco’nun o güzel önsözünü ve "Corto yeniden ortaya çıksa nasıl bir maceraya atılırdı?" tartışmalarını bırakır.

Corto Maltese konusuna ara sıra dönmeyi, maceralarından bölümler aktarmayı planlıyorum. Siz bu fırlama denizciyle tanışmak isterseniz Dost Kitapevi tarafından çıkarılmış kitaplarına ulaşabilirsiniz.

Eğer ölmez de kara toprağa girmez isem "Yedi Kocalı Hürmüz'ün Beyazperde Aşkları" başlığı altında Humphrey Bogart ve Steve McQueen sevgililerimi anlatacağım. Ve Marcello Mastroianni elbette, ah Marcello...O ne etkileyici ses tonudur öyle...

Corto Maltese Websitesi: http://en.cortomaltese.com/

Yedi Kocalı Hürmüz'ün Çizgi Aşkları


Ben küçükken, küçükken dediğim yaklaşık olarak ilkokul 4 ya da 5. sınıfa gidilecek yaşlarıı sürerken dünyadaki en yakışıklı erkeğin Red Kit olduğuna inanırdım. 6 yaşında geçirdiğim bir ilişki travmasından sonra (sarışın, mavi gözlü bir ilk aşkım vardı. Balkona çıkar, adımı deforme edip “Esgu” diye bağırır, sokakta oynamaya çağırırdı. Günün birinde apartman boşluğunda öpüşürken hemen giriş katında oturan düğmeci amcaya yakalandık. O kızına anlattı, kızı mahalleye, işte dedikodu kavramıyla ilk tanışmam böyle oldu. Herkes bizi evlenecek sanırken ayrıldık zira büyümüştük ve anaokulunda yeni aşklara yelken açmanın zamanı gelmişti. Son sözüm: “Çikolatayı senden daha çok seviyorum ben.” olmuştu. Halbuki benim çikolatayla aram çocukluktan beri çok sıcak olmamıştır. Yaşıma göre çok ağır laf ettiğimi yıllar sonra fark ediyorum. Çikolatayı bile bu kadar az severken seni nasıl sevebilirim ki demeye getirmişim resmen. Nasıl, çok acıklı değil mi?) Gözyaşlarınızı sildiyseniz devam edeyim, işte bu travmadan sonra ilkokulda kendimi çizgi romanlara vermiştim. İlk okuduğum seri evde babamdan ya da annemden kalan siyah beyaz Red Kit kitapçıklarıydı. Ve ben Red Kit’e, nam-ı diğer Lucky Luke’a fena halde aşık olmuş ve Düldül üzerinde annemgillerden beni istemeye geldiğini hayal etmeye başlamıştım. Red Kit yalnız bir kovboy olabilirdi ama benim aşkım pekala ikimize de yeterdi ve o Daltonların peşinde koşarken ben kulübemizde taze fasülye ayıklar, tereyağlı pirinç pilavıyla bol dereotlu cacık hazırlardım. O zamanlar kültür karmaşası denen şeyin farkında değildim, Red Kit çok zayıf gelirdi bana, hiç yemek yemiyor mu diye evhamlanırdım. Adım Ezgi Luke olacaktı ve gezdiğimiz köylerdeki şerif elimi öpüp başına koymadan “Burdan buyrun Madam Luke…” diyecekti. Calamity Jane ile beş çayı içip tarçınlı kurabiye yiyecektik… Evden çıkarken “Lucky’cim, gölgene ateş ederken dikkatli ol, emi?” diyecek, “Seni öpmenin kül tabağını öpmekten farkı yok Lucky!” diye söylenecektim. Lucky Luke sigarayı bırakıp saman çöpüne musallat olduktan sonra rahatlamıştık cümleten, en çok da ben tabi. “Red Kit Nişanlanıyor” adındaki macerayı okuyunca eskaza nişanlandığı o kızıl şırfıntıyı kıskanmış, “Ahhh Red ahhh… Ben asla senin silahını sabunlu suyla yıkamaz, evde çizmelerinle dolaşmana izin verirdim.” demiştim.

Sonra araya Tommiks-Teksas-Martin Mystere gibi Vahşi Batı’nın hiçbir zaman Red Kit kadar sevemediğim kahramanları girdi. Daha o zamanlar çizgi roman hususunda Avrupa ekolüne teşne olduğum belliydi. Tommiks-Teksas gibi çizgilikler İtalya’daki stüdyoların elinden çıkmış olabilirlerdi ama maceraları hiç bilmediğimiz Vahşi, Vahşi Batı'da geçiyor, karakterleri Kızılderilileri kötülüyor ve alttan alta “biz/ onlar” muhabbeti yapıyordu. Eğlendiriyordu ama bundan öteye gidemiyordu. Bir deniz kıyısında denize girmeden önce okunabilecek serilerdi bunlar. Ama hiç durmaksızın boy atıyor, yaş alıyor ve farklı ve daha içerikli mecmualara merak sarıyorduk. İçerikli mecmuadan kasıt yeraltından yeryüzüne çıkan tuhaf fanzinlerdi, o fanzinlerdeki amatör çizimler beni bir süre oyaladı, acımı hafifletti. Ağır abilerdi bunlar, Red Kit okuduğumu duysalar beni tefe koyarlardı. Red Kit aşkımı kalbime gömdüm ve çizgi roman yerine Dostoyevski’ye sardım. Uzunca bir dönem çizgi romanlarımın kapağını açmadım, herkesler “sen artık büyüdün” diyordu, ben de daha derin sularda kulaç atmaya başladım. (halbuki Corto, ah Corto…Umberto Eco’nun eğlenmek için Engels, ciddi işlerle uğraşmak istediği zamanlar seni okuduğunu nereden bilebilirdim ki?)


Ta ki gerçek bir Avrupalıyla karşılaşıncaya kadar…Artık üniversiteye başlamıştım, ilk senemdi ve bol bol boş zamanım vardı yurtta. Hugo Pratt adındaki lafazan çizer ile tanışmam o zamanlara denk gelir tam olarak. “Corto Maltese: “Bir Tuz Denizi Şarkısı” kitabı hediye gelmişti. Elinde talih çizgisi göremeyen falcıya inat talih çizgisini kendisi çizen denizcinin serüvenlerine işte şu cümlelerle sürüklendim: "Günlerden Cumartesi idi ve Corto gümüşten düz usturayı aldı, onu üzerindeki koyu pas yok oluncaya kadar biledi ve daha sonra usturayı açarak keskin ağzını kontrol etti, kesinlikle kusursuzdu. Sağ eliyle usturayı avuçladı. Ustura parladı. Sol elini açtı ve bir an bile duraksamaksızın avucunu derin bir yarık oluşturacak şekilde kesti. Yaranın kapanması için uzun zaman gerekti ama o günden sonra Corto Maltese güzel ve uzun bir talih çizgisine sahip oldu." (Corto Maltese-Bir Tuz Denizi Şarkısı- Hugo PRATT, Dost Kitapevi) Red Kit sevdasının üzerinden yıllar geçmiş, aşk acısı küllenmişti. Delidolu, hin bakışlı, hazır cevap, karizma abidesi ve şeytan tüylü Corto yeni damat adayım oluverdi birden. Şeytanın sol bacağı Corto’nun etki alanındaydım. Ama bu sefer Lucky Luke gibi yalnız kovboy yoktu karşımda, kulağı kesik bir denizci ve maceraperest vardı. Adları Pandora, Esmeralda, Louise diye giden birbirinden güzel kadınlar ve yedi düvelin limanlarındaki fahişeler rakibimdi. Ama hayal gücü sınır tanımaz, Corto Maltese’in bana yapacağın en iyi şey, benim yanımdan uzaklaşmamak. ben uğurluyumdur.." diyeceği günler gelecekti elbette. Aşk meşk mevzularını bir kenara bırakır da Corto Maltese hakkında bir çizgi roman olarak ahkam kesmem gerekirse Hugo Pratt’in yaratıcı çizgilerini, akıcı dilini ve sıkı tarih bilgisini aynı potata eriterek Avrupa Ekolü’nün en önemli karakterlerinden birini yarattığını söyleyebilirim. Corto her macerasında tarihin önemli kişileriyle tanışır/ hoşbeş eder veyahut zaten bütün bu önemli şahsiyetlerin en yakın dostu konumundadır. En yakın arkadaşı/ en azılı düşmanı Rasputin’dir misal. Rasputin ile diyalogları Corto’nun hin zekasının açıkça görüldüğü yerlerdir. Rasputin, Corto’yu sürekli öldürmeye çalışır ama her seferinde es kaza da olsa hayatını kurtarır. “Semerkant’taki Altın Yaldızlı Ev” macerasında Corto’nun düşmanı Evren Paşa’dır. 1900’lerde Çin’de görülen Corto 1956’daki İspanya Savaşı’na kadar her yerde başına buyruk bir maceraperest olarak serüvenden serüvene atılır. Hugo Pratt Corto’nun kirlenmiş bir dünyada işinin kalmadığını düşünerek İspanya’da kaybeder. Biz aşıklarına ise Umberto Eco’nun o güzel önsözünü ve "Corto yeniden ortaya çıksa nasıl bir maceraya atılırdı?" tartışmalarını bırakır.

Corto Maltese konusuna ara sıra dönmeyi, maceralarından bölümler aktarmayı planlıyorum. Siz bu fırlama denizciyle tanışmak isterseniz Dost Kitapevi tarafından çıkarılmış kitaplarına ulaşabilirsiniz.

Eğer ölmez de kara toprağa girmez isem "Yedi Kocalı Hürmüz'ün Beyazperde Aşkları" başlığı altında Humphrey Bogart ve Steve McQueen sevgililerimi anlatacağım. Ve Marcello Mastroianni elbette, ah Marcello...O ne etkileyici ses tonudur öyle...

Corto Maltese Websitesi: http://en.cortomaltese.com/

Yedi Kocalı Hürmüz'ün Çizgi Aşkları


Ben küçükken, küçükken dediğim yaklaşık olarak ilkokul 4 ya da 5. sınıfa gidilecek yaşlarıı sürerken dünyadaki en yakışıklı erkeğin Red Kit olduğuna inanırdım. 6 yaşında geçirdiğim bir ilişki travmasından sonra (sarışın, mavi gözlü bir ilk aşkım vardı. Balkona çıkar, adımı deforme edip “Esgu” diye bağırır, sokakta oynamaya çağırırdı. Günün birinde apartman boşluğunda öpüşürken hemen giriş katında oturan düğmeci amcaya yakalandık. O kızına anlattı, kızı mahalleye, işte dedikodu kavramıyla ilk tanışmam böyle oldu. Herkes bizi evlenecek sanırken ayrıldık zira büyümüştük ve anaokulunda yeni aşklara yelken açmanın zamanı gelmişti. Son sözüm: “Çikolatayı senden daha çok seviyorum ben.” olmuştu. Halbuki benim çikolatayla aram çocukluktan beri çok sıcak olmamıştır. Yaşıma göre çok ağır laf ettiğimi yıllar sonra fark ediyorum. Çikolatayı bile bu kadar az severken seni nasıl sevebilirim ki demeye getirmişim resmen. Nasıl, çok acıklı değil mi?) Gözyaşlarınızı sildiyseniz devam edeyim, işte bu travmadan sonra ilkokulda kendimi çizgi romanlara vermiştim. İlk okuduğum seri evde babamdan ya da annemden kalan siyah beyaz Red Kit kitapçıklarıydı. Ve ben Red Kit’e, nam-ı diğer Lucky Luke’a fena halde aşık olmuş ve Düldül üzerinde annemgillerden beni istemeye geldiğini hayal etmeye başlamıştım. Red Kit yalnız bir kovboy olabilirdi ama benim aşkım pekala ikimize de yeterdi ve o Daltonların peşinde koşarken ben kulübemizde taze fasülye ayıklar, tereyağlı pirinç pilavıyla bol dereotlu cacık hazırlardım. O zamanlar kültür karmaşası denen şeyin farkında değildim, Red Kit çok zayıf gelirdi bana, hiç yemek yemiyor mu diye evhamlanırdım. Adım Ezgi Luke olacaktı ve gezdiğimiz köylerdeki şerif elimi öpüp başına koymadan “Burdan buyrun Madam Luke…” diyecekti. Calamity Jane ile beş çayı içip tarçınlı kurabiye yiyecektik… Evden çıkarken “Lucky’cim, gölgene ateş ederken dikkatli ol, emi?” diyecek, “Seni öpmenin kül tabağını öpmekten farkı yok Lucky!” diye söylenecektim. Lucky Luke sigarayı bırakıp saman çöpüne musallat olduktan sonra rahatlamıştık cümleten, en çok da ben tabi. “Red Kit Nişanlanıyor” adındaki macerayı okuyunca eskaza nişanlandığı o kızıl şırfıntıyı kıskanmış, “Ahhh Red ahhh… Ben asla senin silahını sabunlu suyla yıkamaz, evde çizmelerinle dolaşmana izin verirdim.” demiştim.

Sonra araya Tommiks-Teksas-Martin Mystere gibi Vahşi Batı’nın hiçbir zaman Red Kit kadar sevemediğim kahramanları girdi. Daha o zamanlar çizgi roman hususunda Avrupa ekolüne teşne olduğum belliydi. Tommiks-Teksas gibi çizgilikler İtalya’daki stüdyoların elinden çıkmış olabilirlerdi ama maceraları hiç bilmediğimiz Vahşi, Vahşi Batı'da geçiyor, karakterleri Kızılderilileri kötülüyor ve alttan alta “biz/ onlar” muhabbeti yapıyordu. Eğlendiriyordu ama bundan öteye gidemiyordu. Bir deniz kıyısında denize girmeden önce okunabilecek serilerdi bunlar. Ama hiç durmaksızın boy atıyor, yaş alıyor ve farklı ve daha içerikli mecmualara merak sarıyorduk. İçerikli mecmuadan kasıt yeraltından yeryüzüne çıkan tuhaf fanzinlerdi, o fanzinlerdeki amatör çizimler beni bir süre oyaladı, acımı hafifletti. Ağır abilerdi bunlar, Red Kit okuduğumu duysalar beni tefe koyarlardı. Red Kit aşkımı kalbime gömdüm ve çizgi roman yerine Dostoyevski’ye sardım. Uzunca bir dönem çizgi romanlarımın kapağını açmadım, herkesler “sen artık büyüdün” diyordu, ben de daha derin sularda kulaç atmaya başladım. (halbuki Corto, ah Corto…Umberto Eco’nun eğlenmek için Engels, ciddi işlerle uğraşmak istediği zamanlar seni okuduğunu nereden bilebilirdim ki?)


Ta ki gerçek bir Avrupalıyla karşılaşıncaya kadar…Artık üniversiteye başlamıştım, ilk senemdi ve bol bol boş zamanım vardı yurtta. Hugo Pratt adındaki lafazan çizer ile tanışmam o zamanlara denk gelir tam olarak. “Corto Maltese: “Bir Tuz Denizi Şarkısı” kitabı hediye gelmişti. Elinde talih çizgisi göremeyen falcıya inat talih çizgisini kendisi çizen denizcinin serüvenlerine işte şu cümlelerle sürüklendim: "Günlerden Cumartesi idi ve Corto gümüşten düz usturayı aldı, onu üzerindeki koyu pas yok oluncaya kadar biledi ve daha sonra usturayı açarak keskin ağzını kontrol etti, kesinlikle kusursuzdu. Sağ eliyle usturayı avuçladı. Ustura parladı. Sol elini açtı ve bir an bile duraksamaksızın avucunu derin bir yarık oluşturacak şekilde kesti. Yaranın kapanması için uzun zaman gerekti ama o günden sonra Corto Maltese güzel ve uzun bir talih çizgisine sahip oldu." (Corto Maltese-Bir Tuz Denizi Şarkısı- Hugo PRATT, Dost Kitapevi) Red Kit sevdasının üzerinden yıllar geçmiş, aşk acısı küllenmişti. Delidolu, hin bakışlı, hazır cevap, karizma abidesi ve şeytan tüylü Corto yeni damat adayım oluverdi birden. Şeytanın sol bacağı Corto’nun etki alanındaydım. Ama bu sefer Lucky Luke gibi yalnız kovboy yoktu karşımda, kulağı kesik bir denizci ve maceraperest vardı. Adları Pandora, Esmeralda, Louise diye giden birbirinden güzel kadınlar ve yedi düvelin limanlarındaki fahişeler rakibimdi. Ama hayal gücü sınır tanımaz, Corto Maltese’in bana yapacağın en iyi şey, benim yanımdan uzaklaşmamak. ben uğurluyumdur.." diyeceği günler gelecekti elbette. Aşk meşk mevzularını bir kenara bırakır da Corto Maltese hakkında bir çizgi roman olarak ahkam kesmem gerekirse Hugo Pratt’in yaratıcı çizgilerini, akıcı dilini ve sıkı tarih bilgisini aynı potata eriterek Avrupa Ekolü’nün en önemli karakterlerinden birini yarattığını söyleyebilirim. Corto her macerasında tarihin önemli kişileriyle tanışır/ hoşbeş eder veyahut zaten bütün bu önemli şahsiyetlerin en yakın dostu konumundadır. En yakın arkadaşı/ en azılı düşmanı Rasputin’dir misal. Rasputin ile diyalogları Corto’nun hin zekasının açıkça görüldüğü yerlerdir. Rasputin, Corto’yu sürekli öldürmeye çalışır ama her seferinde es kaza da olsa hayatını kurtarır. “Semerkant’taki Altın Yaldızlı Ev” macerasında Corto’nun düşmanı Evren Paşa’dır. 1900’lerde Çin’de görülen Corto 1956’daki İspanya Savaşı’na kadar her yerde başına buyruk bir maceraperest olarak serüvenden serüvene atılır. Hugo Pratt Corto’nun kirlenmiş bir dünyada işinin kalmadığını düşünerek İspanya’da kaybeder. Biz aşıklarına ise Umberto Eco’nun o güzel önsözünü ve "Corto yeniden ortaya çıksa nasıl bir maceraya atılırdı?" tartışmalarını bırakır.

Corto Maltese konusuna ara sıra dönmeyi, maceralarından bölümler aktarmayı planlıyorum. Siz bu fırlama denizciyle tanışmak isterseniz Dost Kitapevi tarafından çıkarılmış kitaplarına ulaşabilirsiniz.

Eğer ölmez de kara toprağa girmez isem "Yedi Kocalı Hürmüz'ün Beyazperde Aşkları" başlığı altında Humphrey Bogart ve Steve McQueen sevgililerimi anlatacağım. Ve Marcello Mastroianni elbette, ah Marcello...O ne etkileyici ses tonudur öyle...

Corto Maltese Websitesi: http://en.cortomaltese.com/

12 Ocak 2007 Cuma

" Tarzan ve Arap Kadri "



Çocukluğumdan asla unutamıycağım bir detay. Aklıma düşmemişti uzun zamandır. O zamanlar kimin çizdiğini , yazarının kim olduğunu bilmeden defalarca okuduğum, asla unutamıycagım karakterler.

Tarzan ve Arap Kadri

İlk tanışmamız ben ilkokuldayken oldu. Bir aile ziyaretine giderken annemin ve babamın gittiğimiz yerde sıkılmamam için bana aldıkları; kalın kapaklı , cildi parıl parıl parlayan, içinde renkli çizimleri olan bir kitaptı benim için. Tarzan ve Arap kadri kitabının elime geçişini , beyaz parlak kapağının uzerındekı çizimini , içindeki sayfaların matlığını , sayfalarının dikey değilde yatay oluşunu... Kısacası her ayrıntısını hatırlıyorum o ilk tanışmamızın. Çok etkilenmiştim belli ki. Bu toplama albüm hala Ankara'da kuzu kuzu yerınde duruyor. Fazlaca hasar görmus durumda. Hatta üzerinde bana ait çocukluk resimleri falan var. O güzel parlak kapak bantlarla ana gövdeye tutturulmus, defalarca okumanın ve cocukluğunu yasayan bır insanın elinde geçirdiği dönemden Arap Kadri azmi sayesinde kurtulmus bir halde.



Bu detaylarını hatırladıgım kıtabımın ana karakterlerını emınım coğunuz da hatırlıycaksınızdır.





Tarzan : Hersey ondan sorulur. Köyün muhtaru gibidir. Ceyn ' i vardır birde . genellıkle doğru ve fazla mantıklı hareket ettıgı ıcın benım cok ısınamadıgım bır karakterdır.





Ceyn : Göğüsleri boyutunda çizilmiş burnuyla çocukluğuma damgasını vurmus bir bayandır kendisi.





Arap Kadri : Köyün delisidir. Bazı kaynaklarda yardımcı karakter olduğu yazmasına rağmen buna katılamıyorum. Kendisi aslında bu serüvenlerin asıl kahramanıdır. Kavgacı , Güçlü , kaba sabadır. Birtek donu vardır hep onu giyer, ayağında da her zaman sivri uçlu yumurta topuk ayakkabısı vardır. Elinden tesbihini asla düşürmez. Aslında günlük hayatta hiç haz etmediğim bir insan tiplemesinin muhteşem bir yansımasıdır. Zamanında okurken evli mi yoksa değil mi asla anlayamadığım, o yaşımda benim de genelev kavramını öğrenme sebebim olmuş bir karakterdir. Aslında gönül adamıdır kendisi içmeyi yemeyi,efkarlanıp sarhos olmayı ve dolayısı ile etrafı dağıtmayı sever. Tarzan ile aslında birbirlerini çok iyi tamamlarlar. Tarza'nın ve kabasabanın baş belasıdır Arap Kadri. Tek giysisi olan donu efsanedir. Çok rahat bir iç çamaşırıdır aslında ; göbeğinin altında durur ve yere kadar sarkar, paçaları olmayan bir şalvara benzer. Donunu her işte kullanabilmesi ile ünlüdür kendisi.



Tekin Aral' ın Fırt da can verdiği, sonrasında ise Latif Demirci'nin çizimlerine devam ettiği hikayeler ormanda, doğa kanunlarının geçerli olduğu, insanların ve hayvanların hep beraber yaşama katıldıkları bir ortamda geçer. .



Tarzan ve Arap Kadri' den beynime kazınmış en önemli ayrıntıyı aşağıdaki ikili konuşmada bulabilirsiniz.



Buyrun: Tarzan ve Arap Kadri



linda:

sımdı konu suydu


bunlar kabıle halınde yasıyorlardı


cogunlugu çıplak yerli tıpler boyle


bir de tarzan ve ceyn var dı
neyse


linda:
sonra arap kadrı de cakalın sıskonun tekı


Ezgi:
hehe


linda: ve bunların yiyecekleri lerı vardı


Ezgi:
süpermiş


linda:
ben hep o yiyeceklere bakar
acaba ne yıyor bunlar
bende yıyebılırmıyım aynısından dıye dusunurdum


Ezgi:
çok komik


linda:
hem kofteye benzerdı cızımler
hemde patatese


linda:
ayy komıktı ıste yaa


linda:
ne bılıyım
bunu hıc unutamıyorum


linda:
cocuktum ........(sansürlenmiştir )


Ezgi:
ben de jane eyre okurken ellerindeki tereyağlı ekmeğe sulanıp kendime yapardım
yiye yiye okurdum


Ezgi:
gelecekte ne olcamız belliymiş önceden
Ezgi:
kitap okurken kitaptaki yiyecekleri yiyen tipler !



Sevgiler. linda



Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons