ghetto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ghetto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2011 Çarşamba

Heyecanlıyım

Jazz GuysOrtala


"Yeni bir şeyler bulsam da dinlesem" diye darı arayan tavuk gibi etrafı eşelediğim günlerde keşfettiğim Ólafur Arnalds 10-11 Şubat'ta Salon İKSV'de. Güzel insanlar ve güzel müzisyenler diyarı İzlanda'dan gelen, kafa kağıdında yazan doğum tarihi ile (1987) fena kıskandıran, insanın içine uzun bir kuraklıktan sonra yağmur yağmış da ortalık serinlemiş gibi bir his bırakan bir müzik insanı kendisi. İlk defa İstanbul'da konser verecek Ólafur Arnalds için heyecanlıyım.




Eliane Elias
, 17 Şubat'ta İş Sanat'ta konser verecek. Son günlerde en fazla dinlediğim albümlerden olan Bossa Nova Stories'i canlı dinleyeceğim için heyecanlıyım.


Babylon önümüzdeki aylarda konuk edeceği sanatçıları açıkladı: Junip, The Wailers, The Walkmen, Twin Shadow, Gonja Sufi, Skream and Benga, Mercury Rev, Gogol Bordello ve Kate Nash. +24 engeline rağmen İstanbul'da dinleyebileceğimiz iyi müzisyenler için heyecanlıyım.



Ajansa yeni haber düştü: 20 Mayıs The Charlatans Ghetto'da, 21 Mayıs'ta Marianne Faithfull Aya İrini'de imiş. Sponsor, Avea imiş. Daha önce Babylon'a geldiğinde kaçırdığım Marianne Faithfull için heyecanlıyım.

Heyecanlıyım

Jazz GuysOrtala


"Yeni bir şeyler bulsam da dinlesem" diye darı arayan tavuk gibi etrafı eşelediğim günlerde keşfettiğim Ólafur Arnalds 10-11 Şubat'ta Salon İKSV'de. Güzel insanlar ve güzel müzisyenler diyarı İzlanda'dan gelen, kafa kağıdında yazan doğum tarihi ile (1987) fena kıskandıran, insanın içine uzun bir kuraklıktan sonra yağmur yağmış da ortalık serinlemiş gibi bir his bırakan bir müzik insanı kendisi. İlk defa İstanbul'da konser verecek Ólafur Arnalds için heyecanlıyım.




Eliane Elias
, 17 Şubat'ta İş Sanat'ta konser verecek. Son günlerde en fazla dinlediğim albümlerden olan Bossa Nova Stories'i canlı dinleyeceğim için heyecanlıyım.


Babylon önümüzdeki aylarda konuk edeceği sanatçıları açıkladı: Junip, The Wailers, The Walkmen, Twin Shadow, Gonja Sufi, Skream and Benga, Mercury Rev, Gogol Bordello ve Kate Nash. +24 engeline rağmen İstanbul'da dinleyebileceğimiz iyi müzisyenler için heyecanlıyım.



Ajansa yeni haber düştü: 20 Mayıs The Charlatans Ghetto'da, 21 Mayıs'ta Marianne Faithfull Aya İrini'de imiş. Sponsor, Avea imiş. Daha önce Babylon'a geldiğinde kaçırdığım Marianne Faithfull için heyecanlıyım.

Onor Bumbum 9 Şubat'ta Ghetto'da, Davetiyesi Alternatif-İstanbul'da!


Kısa sürede elektronik müzik cambazları arasında gösterilen Onor Bumbum, kendi icadı olan yazılım ve enstrümanları kullanan müzisyen. Müziğini yaparken olduğu kadar, duyurmak için de teknolojinin bütün nimetlerinden yararlanıyor. Podcastler hazırlıyor, konserlerini internet üzerinden canlı olarak yayınlıyor, yayınladığı haftalık bültenlerle çalışmalarını duyuruyor. Yani, yeni çağda müzik üretiminin gerektirdiği her türlü icraatı yapıyor, ama hepsinden de ötesi bütün bunları iyi müzik üreterek yapıyor.


Diyorum ki adındaki albümünü yakın zamanda çıkaran Onor Bumbum, modern zaman aşk hikayelerini anlatan downtempo şarkılar bestelemiş. Albümden Dokun isimli şarkıyı etrafımda sıkça duymaya başlasam da, hem sözleri, hem de melodisiyle benim en sevdiğim şarkısı Bi Dur oldu. Tabii şimdilik.




Onor Bumbum ile tanışmak isteyenler, 9 Şubat Çarşamba akşamı GHETTO'da yerlerini alabilirler.




Bu da Bizden Olsun!


Friendfeed üzerinde gerçekleştirdiğimiz yarışmaya katılan üç Alternatif-İstanbul okuyucusu Onor Bumbum konserine davetiye kazanıyor!

Onor Bumbum 9 Şubat'ta Ghetto'da, Davetiyesi Alternatif-İstanbul'da!


Kısa sürede elektronik müzik cambazları arasında gösterilen Onor Bumbum, kendi icadı olan yazılım ve enstrümanları kullanan müzisyen. Müziğini yaparken olduğu kadar, duyurmak için de teknolojinin bütün nimetlerinden yararlanıyor. Podcastler hazırlıyor, konserlerini internet üzerinden canlı olarak yayınlıyor, yayınladığı haftalık bültenlerle çalışmalarını duyuruyor. Yani, yeni çağda müzik üretiminin gerektirdiği her türlü icraatı yapıyor, ama hepsinden de ötesi bütün bunları iyi müzik üreterek yapıyor.


Diyorum ki adındaki albümünü yakın zamanda çıkaran Onor Bumbum, modern zaman aşk hikayelerini anlatan downtempo şarkılar bestelemiş. Albümden Dokun isimli şarkıyı etrafımda sıkça duymaya başlasam da, hem sözleri, hem de melodisiyle benim en sevdiğim şarkısı Bi Dur oldu. Tabii şimdilik.




Onor Bumbum ile tanışmak isteyenler, 9 Şubat Çarşamba akşamı GHETTO'da yerlerini alabilirler.




Bu da Bizden Olsun!


Friendfeed üzerinde gerçekleştirdiğimiz yarışmaya katılan üç Alternatif-İstanbul okuyucusu Onor Bumbum konserine davetiye kazanıyor!

28 Ocak 2011 Cuma

Ayhan Sicimoğlu Latin All Stars'la Ghetto'da, Davetiyesi Alternatif-İstanbul'da


Ayhan Sicimoğlu İtalyan keteninden takım elbiselere, damak şenlendiren şaraplara, soslu makarnalara, dünyanın altını üstüne getirmeye, zarif kadınlara, güzel şehirlere ve müziğe 'hasta'. Biz de onun gustosunun ve kendine özgülüğünün 'hastasıyız'.


Peki, onu hiç müziğini icra ederken sahnede izlediniz mi? Kendinizi kimse bakmıyorken yaptığınız dans figürlerini yüzlerce kişi arasında sergilerken buluyorsunuz.



Daha önce hiç Ayhan Sicimoğlu performansı izlemediyseniz, kenara yazın: Kendisi Latin All Stars ile 29 Ocak gecenizi fıkırdatmaya geliyor.


Bu da Bizden Olsun


Alternatif-İstanbul Ghetto'daki bu nefis performansa üç okuyucusunu (bir arkadaşlarıyla birlikte) davet ediyor. Yapmanız gereken, 29 Ocak saat 17:00'e kadar ezgi@alternatif-istanbul.net adresine adınız-soyadınızı da ekleyerek e-posta atmak! random.org aracılığı ile yapacağımız çekilişle belirleyeceğimiz üç kişi davetiyesini kazanacak!


Not: Davetiye kazanan okuyucularımızın saat 23:00'e kadar mekana giriş yapmaları rica olunur, aksi taktirde Ghetto'nun davetiyeyi geçersiz sayma hakkı doğabilir.

Ayhan Sicimoğlu Latin All Stars'la Ghetto'da, Davetiyesi Alternatif-İstanbul'da


Ayhan Sicimoğlu İtalyan keteninden takım elbiselere, damak şenlendiren şaraplara, soslu makarnalara, dünyanın altını üstüne getirmeye, zarif kadınlara, güzel şehirlere ve müziğe 'hasta'. Biz de onun gustosunun ve kendine özgülüğünün 'hastasıyız'.


Peki, onu hiç müziğini icra ederken sahnede izlediniz mi? Kendinizi kimse bakmıyorken yaptığınız dans figürlerini yüzlerce kişi arasında sergilerken buluyorsunuz.



Daha önce hiç Ayhan Sicimoğlu performansı izlemediyseniz, kenara yazın: Kendisi Latin All Stars ile 29 Ocak gecenizi fıkırdatmaya geliyor.


Bu da Bizden Olsun


Alternatif-İstanbul Ghetto'daki bu nefis performansa üç okuyucusunu (bir arkadaşlarıyla birlikte) davet ediyor. Yapmanız gereken, 29 Ocak saat 17:00'e kadar ezgi@alternatif-istanbul.net adresine adınız-soyadınızı da ekleyerek e-posta atmak! random.org aracılığı ile yapacağımız çekilişle belirleyeceğimiz üç kişi davetiyesini kazanacak!


Not: Davetiye kazanan okuyucularımızın saat 23:00'e kadar mekana giriş yapmaları rica olunur, aksi taktirde Ghetto'nun davetiyeyi geçersiz sayma hakkı doğabilir.

22 Ocak 2011 Cumartesi

Ninja Tune Cumartesi Gecesi Ateşini Ghetto'da Yakıyor, Davetiyesi Alternatif-İstanbul'dan Geliyor!


GHETTO sizi, Londra’nın kült, bağımsız plak şirketi Ninja Tune’un elektronik, hip-hop, nu-jazz, drum’n bass ve chillout gibi türleri barındıran dünyasına davet ediyor! Gecede Ninja Tune’un en eski ve tanınan sanatçılarından DJ Vadim ve Ollie Teeba (The Herbaliser) DJ setinin başında olacaklar.

DJ Vadim


Müzik dünyasının en çalışkan isimlerinden, hip-hop’un John Coltrane’I olarak anılan DJ Vadim Rusya doğumlu ancak hayatını Londra, Berlin ve New York gibi metropol şehirlerde sürdürüyor. Yıllar boyunca dünyada adım atmadık yer bırakmayan DJ Vadim, farklı dil ve kültürlerden, ister tanınmış olsun, ister müzik dünyasına yeni adım atmış olsun bir çok sanatçıyla işbirliği yapmış, günümüzün en önemli bağımsız müzik yapımcılarından. Kimi zaman raggea stili kimi zaman soul vokalleri, hip-hop ritimleri ve dans müziğinin kalbinizi kımıldatacak beat’lerini DJ Vadim’in performansında bir arada duyabilirsiniz!



Ollie Teeba (The Herbaliser)


Jake Wherry ve Ollie Teeba’dan oluşan Batı Londralı ikili, The Herbaliser, 15 yılı aşkındır hip-hop, groove, funk ve caz için olan tutkularını Ninja Tune aracılığıyla müzik dünyasıyla paylaşıyorlar. En yeni sampling teknikleri, konuk rapper’lar ve vokalistler, bakır üflemeliler ve yaylı çalgıların sinematik dokusundan oluşan The Herbaliser’ın kendine özgü müziği, grubun bugün dünyanın her köşesinde, bir çok festivalde gördüğü aşırı ilginin şüphesiz başlıca sebebi. 22 Ocak, Ninja Tune gecesinde, The Herbaliser’ın Ollie Teeba’sı, GHETTO dinleyicileri ile buluşacak!


Bu da Bizden Olsun!


Beş şanslı okuyucumuz, 22 Ocak 'ta Ghetto'da gerçekleşecek olan Ninja Tune performansını bir arkadaşıyla birlikte Alternatif-İstanbul'un davetlisi olarak izleyebilecek! Davetiye kazanmak için bugün (22 Ocak Cumartesi) saat 16:00'ya kadar ezgi@alternatif-istanbul.net adresine adı ve soyadıyla birlikte e-posta atanilk beş kişiden biri olmanız yeterli. İyi şanslar ve şimdiden iyi eğlenceler!


Ninja Tune Cumartesi Gecesi Ateşini Ghetto'da Yakıyor, Davetiyesi Alternatif-İstanbul'dan Geliyor!


GHETTO sizi, Londra’nın kült, bağımsız plak şirketi Ninja Tune’un elektronik, hip-hop, nu-jazz, drum’n bass ve chillout gibi türleri barındıran dünyasına davet ediyor! Gecede Ninja Tune’un en eski ve tanınan sanatçılarından DJ Vadim ve Ollie Teeba (The Herbaliser) DJ setinin başında olacaklar.

DJ Vadim


Müzik dünyasının en çalışkan isimlerinden, hip-hop’un John Coltrane’I olarak anılan DJ Vadim Rusya doğumlu ancak hayatını Londra, Berlin ve New York gibi metropol şehirlerde sürdürüyor. Yıllar boyunca dünyada adım atmadık yer bırakmayan DJ Vadim, farklı dil ve kültürlerden, ister tanınmış olsun, ister müzik dünyasına yeni adım atmış olsun bir çok sanatçıyla işbirliği yapmış, günümüzün en önemli bağımsız müzik yapımcılarından. Kimi zaman raggea stili kimi zaman soul vokalleri, hip-hop ritimleri ve dans müziğinin kalbinizi kımıldatacak beat’lerini DJ Vadim’in performansında bir arada duyabilirsiniz!



Ollie Teeba (The Herbaliser)


Jake Wherry ve Ollie Teeba’dan oluşan Batı Londralı ikili, The Herbaliser, 15 yılı aşkındır hip-hop, groove, funk ve caz için olan tutkularını Ninja Tune aracılığıyla müzik dünyasıyla paylaşıyorlar. En yeni sampling teknikleri, konuk rapper’lar ve vokalistler, bakır üflemeliler ve yaylı çalgıların sinematik dokusundan oluşan The Herbaliser’ın kendine özgü müziği, grubun bugün dünyanın her köşesinde, bir çok festivalde gördüğü aşırı ilginin şüphesiz başlıca sebebi. 22 Ocak, Ninja Tune gecesinde, The Herbaliser’ın Ollie Teeba’sı, GHETTO dinleyicileri ile buluşacak!


Bu da Bizden Olsun!


Beş şanslı okuyucumuz, 22 Ocak 'ta Ghetto'da gerçekleşecek olan Ninja Tune performansını bir arkadaşıyla birlikte Alternatif-İstanbul'un davetlisi olarak izleyebilecek! Davetiye kazanmak için bugün (22 Ocak Cumartesi) saat 16:00'ya kadar ezgi@alternatif-istanbul.net adresine adı ve soyadıyla birlikte e-posta atanilk beş kişiden biri olmanız yeterli. İyi şanslar ve şimdiden iyi eğlenceler!


16 Aralık 2010 Perşembe

17 Aralık Cuma: Rüya mı, Kabus mu?





Aşk mı, para mı? Bebek mi, kariyer mi? Ölüm mü, kalım mı? Avrupa Birliği mi, Ortadoğu Birliği mi? Güzellik mi, zeka mı? Demokrasi mi, oligarşi mi? Süper mi, dizel mi? Birinci Köprü mü, ikinci köprü mü? Vapur mu, metrobüs mü? Şemsiye taşımak mı, yağmurda ıslanmak mı? Sarışın mı, esmer mi? Ağlamak mı, gülmek mi? A şıkkı mı, E şıkkı mı? O fakülte mi, bu yüksekokul mu? İstifayı basmak mı, yoksa kalıp biraz daha dayanmak mı? O anlayışsız kadına/adama haddini bildirmek mi, susup sineye çekmek mi? Yumurta atmak mı, uzun eşek oynamak mı? Çarşaf liste mi, blok liste mi? Ak mı, kara mı? Sevmek mi, sevilmek mi? Türban mı, mini etek mi? Radyo mu, televizyon mu? Kıvanç Tatlıtuğ mu, Kenan İmirzalıoğlu mu? Gönül doldurmak mı, cep doldurmak mı? Güneş mi, kar mı? Acı mı, tatlı mı? Uzaylılar var mı, yok mu? Tanrı var mı, yok mu? İşi bilmek mi, işe gitmemek mi? Akıl mı, vicdan mı? Saz mı, caz mı? Etrafta gördüklerimiz madde mi, yoksa sadece birer mana mı?



Bırakın bunları düşünmeyi. Ya da şöyle diyeyim, bütün bunları düşünmeyi mesai saatlerine bırakın.


Saatler 18:30'u gösterdiğinde aklınızın iplerini serbest bırakın. Düşüneceğiniz tek şey müzik olsun.


Zira bu akşam İstanbul için hergünden biraz daha fazla müzikal bir akşam.

Bu akşam dertleri koyverin gitsin. Hergün zaten yüzyüze kaldığınız/kalacağınız tercihleri rafa kaldırın. Tek düşüneceğiniz müzik olsun. Reagge ve dub üstadı, 50 küsür yıllık büyük efsane Lee 'Scratch' Perry'le Babylon hasbıhali mi? Birbirinden lezzetli melodiler ve içe dokunan sözlerle tekrar tekrar dinlenilesi şarkılara imza atan ve bu akşam yine yeniden Ghetto'ya gelecek Beady Belle mi? Kendisini pek tanımayan İstanbul sahnesi'ne ilk adımı Salon İKSV'de atacak olan ve Hürriyet'ten Barış Akpolat'a verdiği röportajda çok sıcak ve ateşli bir gecenin dinleyiciyi beklediğini müjdeleyen Melissa Auf Der Maur mu? Ankara'nın İstanbul sahnesine en güzel armağanlarından biri olan, defalarca canlı dinlenseler bile şarkılarının güzelliği sayesinde asla bıktırmayan ve Bronx Pi'de sahne alacak olan Sakin mi? Kısa öykülerden güzel şarkılar yazan, canlı performansının güzelliğiyle akıllara kazınan, ilk debüsünden bu yana 10 yıllık bir zamanı deviren ve yeniden Hayal Kahvesi'ni şenlendirecek olan Aylin Aslım mı? Yaptıkları müziği 'şiirsel sözlü melodik pop' olarak tanımlayan, 'Buried Inside' şarkısı hala müzikçalarda yerini koruyan ve Roxy sahnesini ikinci ev belleyen Soaked mı?


İşimiz zor. Bu akşam yapacağımız tercihlerin özü özeti aslında şu olacak gibi: İstanbul'daki canlı performans mekanları arasındaki rekabet güzel bir rüya mı, yoksa bir kabus mu?



17 Aralık Cuma: Rüya mı, Kabus mu?





Aşk mı, para mı? Bebek mi, kariyer mi? Ölüm mü, kalım mı? Avrupa Birliği mi, Ortadoğu Birliği mi? Güzellik mi, zeka mı? Demokrasi mi, oligarşi mi? Süper mi, dizel mi? Birinci Köprü mü, ikinci köprü mü? Vapur mu, metrobüs mü? Şemsiye taşımak mı, yağmurda ıslanmak mı? Sarışın mı, esmer mi? Ağlamak mı, gülmek mi? A şıkkı mı, E şıkkı mı? O fakülte mi, bu yüksekokul mu? İstifayı basmak mı, yoksa kalıp biraz daha dayanmak mı? O anlayışsız kadına/adama haddini bildirmek mi, susup sineye çekmek mi? Yumurta atmak mı, uzun eşek oynamak mı? Çarşaf liste mi, blok liste mi? Ak mı, kara mı? Sevmek mi, sevilmek mi? Türban mı, mini etek mi? Radyo mu, televizyon mu? Kıvanç Tatlıtuğ mu, Kenan İmirzalıoğlu mu? Gönül doldurmak mı, cep doldurmak mı? Güneş mi, kar mı? Acı mı, tatlı mı? Uzaylılar var mı, yok mu? Tanrı var mı, yok mu? İşi bilmek mi, işe gitmemek mi? Akıl mı, vicdan mı? Saz mı, caz mı? Etrafta gördüklerimiz madde mi, yoksa sadece birer mana mı?



Bırakın bunları düşünmeyi. Ya da şöyle diyeyim, bütün bunları düşünmeyi mesai saatlerine bırakın.


Saatler 18:30'u gösterdiğinde aklınızın iplerini serbest bırakın. Düşüneceğiniz tek şey müzik olsun.


Zira bu akşam İstanbul için hergünden biraz daha fazla müzikal bir akşam.

Bu akşam dertleri koyverin gitsin. Hergün zaten yüzyüze kaldığınız/kalacağınız tercihleri rafa kaldırın. Tek düşüneceğiniz müzik olsun. Reagge ve dub üstadı, 50 küsür yıllık büyük efsane Lee 'Scratch' Perry'le Babylon hasbıhali mi? Birbirinden lezzetli melodiler ve içe dokunan sözlerle tekrar tekrar dinlenilesi şarkılara imza atan ve bu akşam yine yeniden Ghetto'ya gelecek Beady Belle mi? Kendisini pek tanımayan İstanbul sahnesi'ne ilk adımı Salon İKSV'de atacak olan ve Hürriyet'ten Barış Akpolat'a verdiği röportajda çok sıcak ve ateşli bir gecenin dinleyiciyi beklediğini müjdeleyen Melissa Auf Der Maur mu? Ankara'nın İstanbul sahnesine en güzel armağanlarından biri olan, defalarca canlı dinlenseler bile şarkılarının güzelliği sayesinde asla bıktırmayan ve Bronx Pi'de sahne alacak olan Sakin mi? Kısa öykülerden güzel şarkılar yazan, canlı performansının güzelliğiyle akıllara kazınan, ilk debüsünden bu yana 10 yıllık bir zamanı deviren ve yeniden Hayal Kahvesi'ni şenlendirecek olan Aylin Aslım mı? Yaptıkları müziği 'şiirsel sözlü melodik pop' olarak tanımlayan, 'Buried Inside' şarkısı hala müzikçalarda yerini koruyan ve Roxy sahnesini ikinci ev belleyen Soaked mı?


İşimiz zor. Bu akşam yapacağımız tercihlerin özü özeti aslında şu olacak gibi: İstanbul'daki canlı performans mekanları arasındaki rekabet güzel bir rüya mı, yoksa bir kabus mu?



26 Kasım 2010 Cuma

27 Kasım Cumartesi: İstanbul Evde Oturmasın Şenliği







Yarın muhtemelen yazamayacağız. Çünkü İstanbul'daki konser bolluğunda hangisine gideceğimizi düşünmekten zamanımız kalmayacak. Duyduk ki, yarın İstanbul'da evde oturabilmeyi başaranlara kırmızı kurdaleli madalya takıyorlarmış. Bence hoş bir şey. Herkes dışarıdayken evde olmak yani, hoş.


Neyse. Biz evde oturma rehberi değiliz. Size yarın İstanbul sınırları içinde olup biteni aktarmamız içeriğimiz gereği. Öncelikle, yarın İstanbul'da özellikle Beyoğlu civarında metrekareye Türk'ten çok Avrupalı'nın düşeceğini söylemekle işe başlayalım. Üstelik, çoğu çalgıcı takımından. Yarın İstanbul semalarında yankılanacak sesleri bayraklara göre sıralamak gerekirse, Norveç, Danimarka (İsveç, Hollanda ve Belçika da gelse, İsveç-Norveç-Danimarka, Belçika Belçika Hollanda esprisi yapardık), Almanya, Kanada. Biraz açmak gerekirse; Datarock (Norveç), Jazzanova (Almanya), You Say Party (Kanada) ve Efterklang (Danimarka) yarın İstanbul sahnesine konuk olacak müzik grupları.


Konuyu daha da açalım. 27 Kasım konser takviminin ortak noktası 'farklı janrlarda iyi müzik'. Acid Jazz, indie, elektronik, dance punk ya da rock. Hepsi farklı sahnelerde aynı potada. Seçmesi zor. Şöyle bir liste var önümüzde;


Yaylılar ve vokal gücüyle destekli etkileyici müzikler ilginizi cezbediyorsa Efterklang Babylon sahnesinde.


Kıpır kıpır bir sahne ve dans ettiren melodiler arıyor, punk ve new wave ile aranızı hoş tutuyorsanız canlı performanslarının etkileyici olduğunu duyduğumuz You Say Party Bronx Pi Sahne'de.


Norveç, Bergen'den insanın içini kanırtan müzik grupları çıkar önermesini çürüten Datarock 2007'deki konserin tadı daha hala damaklardayken yine Ghetto'da.


Nu Jazz ve Acid Jazz türlerine aşinaysanız, Jazzanova aralarında Detroit’li (A.B.D) müzisyen ve Funk Jazz vokalisti Paul Randolph’un da bulunduğu 9 yetenekli müzisyenden oluşan orkestrayla Tamirane'de.


Bizden söylemesi, sizden seçmesi.


Size bir de güzellik. Şarkıları dinleyin, konserinizi seçin.


You Say Party - Lonely's Lunch




Datarock - Dance!




Jazzanova - Coffee Talk




Efterklang - Blowing Lungs Like Bubbles



27 Kasım Cumartesi: İstanbul Evde Oturmasın Şenliği







Yarın muhtemelen yazamayacağız. Çünkü İstanbul'daki konser bolluğunda hangisine gideceğimizi düşünmekten zamanımız kalmayacak. Duyduk ki, yarın İstanbul'da evde oturabilmeyi başaranlara kırmızı kurdaleli madalya takıyorlarmış. Bence hoş bir şey. Herkes dışarıdayken evde olmak yani, hoş.


Neyse. Biz evde oturma rehberi değiliz. Size yarın İstanbul sınırları içinde olup biteni aktarmamız içeriğimiz gereği. Öncelikle, yarın İstanbul'da özellikle Beyoğlu civarında metrekareye Türk'ten çok Avrupalı'nın düşeceğini söylemekle işe başlayalım. Üstelik, çoğu çalgıcı takımından. Yarın İstanbul semalarında yankılanacak sesleri bayraklara göre sıralamak gerekirse, Norveç, Danimarka (İsveç, Hollanda ve Belçika da gelse, İsveç-Norveç-Danimarka, Belçika Belçika Hollanda esprisi yapardık), Almanya, Kanada. Biraz açmak gerekirse; Datarock (Norveç), Jazzanova (Almanya), You Say Party (Kanada) ve Efterklang (Danimarka) yarın İstanbul sahnesine konuk olacak müzik grupları.


Konuyu daha da açalım. 27 Kasım konser takviminin ortak noktası 'farklı janrlarda iyi müzik'. Acid Jazz, indie, elektronik, dance punk ya da rock. Hepsi farklı sahnelerde aynı potada. Seçmesi zor. Şöyle bir liste var önümüzde;


Yaylılar ve vokal gücüyle destekli etkileyici müzikler ilginizi cezbediyorsa Efterklang Babylon sahnesinde.


Kıpır kıpır bir sahne ve dans ettiren melodiler arıyor, punk ve new wave ile aranızı hoş tutuyorsanız canlı performanslarının etkileyici olduğunu duyduğumuz You Say Party Bronx Pi Sahne'de.


Norveç, Bergen'den insanın içini kanırtan müzik grupları çıkar önermesini çürüten Datarock 2007'deki konserin tadı daha hala damaklardayken yine Ghetto'da.


Nu Jazz ve Acid Jazz türlerine aşinaysanız, Jazzanova aralarında Detroit’li (A.B.D) müzisyen ve Funk Jazz vokalisti Paul Randolph’un da bulunduğu 9 yetenekli müzisyenden oluşan orkestrayla Tamirane'de.


Bizden söylemesi, sizden seçmesi.


Size bir de güzellik. Şarkıları dinleyin, konserinizi seçin.


You Say Party - Lonely's Lunch




Datarock - Dance!




Jazzanova - Coffee Talk




Efterklang - Blowing Lungs Like Bubbles



16 Ekim 2010 Cumartesi

İstanbul'da En İyi Soruları

Kapı


Dün benim İstanbul ile ilgili soru günümdü. En iyi tost nerede yenir? Üzerinden yağ damlamayan, efendime söyleyeyim, yumurta kokmayan kruvasan hangi pastanede bulunur? Türkiye dışına hediye gidecek kadar özgün bir art print ya da poster nereden alınır? Bu ve bunun gibi sorular peşpeşe geldi. Ben de açtım Twitter sayfamı, bir bir aklımdakileri sordum. Fikir teatisi babında. İstanbul'un en iyi tostunu yapan yerlerden biri, Galata Kulesi'nin altındaki çay bahçesiymiş. Halep Pasajı'ndaki Liman'a gidersem güzel posterler bulabilirmişim. Kruvasan konusu biraz netametliymiş. Kimisi Komşu Fırın demiş ki, bence çok yağlı ve hayır, kruvasan o olamaz. Divan dediler, ki hiç tatmadım bir bakmak lazım. Akmerkez'in içindeki Macro Center öneriler arasında, hangi pastaneden temin ettiklerini sormalı. Sizce bu soruların cevapları ne?

Bugün Cumartesi ya, benim bir film izleme (ki daha izlemedim, tercihim Max and Mary olacak, Gazete Sabun yazımı yetiştirme (ki yetiştirdim aferin bana, işte burada) ve henüz bilmediğim başka bir şeyler yapma günüm ki, bütün bunlar için bahanem hazır: Dışarı çıkamayacak kadar yorgunum ve sanırım gribe doğru giden bir kırgınlığım var.


Ama siz, bu akşam Ghetto'daki Ayhan Sicimoğlu konserinde dansetmek için şimdiden ısınabilir, Mavi Ay dizisinde Bruce Villis'in kırmızı kalpli baksırını anımsıyorsanız, soluğu Babylon'daki Oldies But Goldies gecesinde alabilirsiniz. Daha başka şeyler de var muhakkak ama zencefil çayım soğumasın.


Dip Sos. Şimdi rejiden uyardılar. Ayhan Sicimoğlu konseri için davetiye veriyormuşuz. ezgi@alternatif-istanbul.net adresine e-posta atan ilk ikiye. Duyurulur.



İstanbul'da En İyi Soruları

Kapı


Dün benim İstanbul ile ilgili soru günümdü. En iyi tost nerede yenir? Üzerinden yağ damlamayan, efendime söyleyeyim, yumurta kokmayan kruvasan hangi pastanede bulunur? Türkiye dışına hediye gidecek kadar özgün bir art print ya da poster nereden alınır? Bu ve bunun gibi sorular peşpeşe geldi. Ben de açtım Twitter sayfamı, bir bir aklımdakileri sordum. Fikir teatisi babında. İstanbul'un en iyi tostunu yapan yerlerden biri, Galata Kulesi'nin altındaki çay bahçesiymiş. Halep Pasajı'ndaki Liman'a gidersem güzel posterler bulabilirmişim. Kruvasan konusu biraz netametliymiş. Kimisi Komşu Fırın demiş ki, bence çok yağlı ve hayır, kruvasan o olamaz. Divan dediler, ki hiç tatmadım bir bakmak lazım. Akmerkez'in içindeki Macro Center öneriler arasında, hangi pastaneden temin ettiklerini sormalı. Sizce bu soruların cevapları ne?

Bugün Cumartesi ya, benim bir film izleme (ki daha izlemedim, tercihim Max and Mary olacak, Gazete Sabun yazımı yetiştirme (ki yetiştirdim aferin bana, işte burada) ve henüz bilmediğim başka bir şeyler yapma günüm ki, bütün bunlar için bahanem hazır: Dışarı çıkamayacak kadar yorgunum ve sanırım gribe doğru giden bir kırgınlığım var.


Ama siz, bu akşam Ghetto'daki Ayhan Sicimoğlu konserinde dansetmek için şimdiden ısınabilir, Mavi Ay dizisinde Bruce Villis'in kırmızı kalpli baksırını anımsıyorsanız, soluğu Babylon'daki Oldies But Goldies gecesinde alabilirsiniz. Daha başka şeyler de var muhakkak ama zencefil çayım soğumasın.


Dip Sos. Şimdi rejiden uyardılar. Ayhan Sicimoğlu konseri için davetiye veriyormuşuz. ezgi@alternatif-istanbul.net adresine e-posta atan ilk ikiye. Duyurulur.



7 Ekim 2010 Perşembe

Tık... Tık... Merhaba, Ben Kış. Geldim.

Jazz Guys

Takvimler 8 Ekim'i gösteriyor. Cuma. Günün menüsü: ... Tamam şaka. Saatli maarif takvimi deği, şehir rehberiyiz.


Bugün eğlenceli bir müzik dinlemek istiyorsanız, müzikçalarınızı Psapp şarkılarıyla donatın. Rengarenk broşlar almak istiyorsanız, Etsy'deki şu dükkana göz atın. Siyah beyaz filmlerin naifliğinde günümüzdeki karaktersizliğe söylenmek niyetindeyseniz The Appartment filmini bulup izleyin. Sinema peşinde oradan oraya savrulmak için Filmekimi'nden filmlerinizi seçin. Beautiful Tango, At The Same Time, Kiss et Thrills gibi güzelliklerin yorumcusunu canlı dinlemek için bu akşam Ghetto'da yerinizi alın. Sizinle müziğinizi, yemeğinizi, neşenizi, hüznünüzü ve çoraplarınızı paylaşacak bir kedi ya da köpek arıyorsanız sokağa ve barınaklara bakın. Karmaşadan uzak, su gibi akan ve sözleriyle ruha dokunan bir müziği keşfetmek için Salon IKSV'de Lali Puna'ya kulak verin. Hava gitgide kararıp sizi bunalıma sürüklüyorsa bir çizgi romandan ötesi olan Corto Maltese serisini edinmeye başlayın. Fazla popülerliği asabınızı bozmuyorsa, yaptığı müziğe hayransanız ve İstanbul'da dinlemeye doyamadıysanız, soluğu Haliç Kongre Merkezi'ndeki Chris Botti konserinde alın. Yağmura, yağmurda canavarlaşan trafiğe, çamur olup üzerinize yağan insanlara aldırmadan sergi gezmek niyetindeyseniz, sizi sanatı ev halinde görmeye davet eden Non Visits Addresistanbul sergisine göz atın.


Artık böyle. Sonbahar, bahar yok. Ara renkler yavaştan siliniyor düyadan. Herşey ani, sert geçişli, beklenmedik. Kışın kapıya gelmesine şaşmak yerine Hey Jude şarkısında dediği gibi: 'Take a sad song and make it better.'

Tık... Tık... Merhaba, Ben Kış. Geldim.

Jazz Guys

Takvimler 8 Ekim'i gösteriyor. Cuma. Günün menüsü: ... Tamam şaka. Saatli maarif takvimi deği, şehir rehberiyiz.


Bugün eğlenceli bir müzik dinlemek istiyorsanız, müzikçalarınızı Psapp şarkılarıyla donatın. Rengarenk broşlar almak istiyorsanız, Etsy'deki şu dükkana göz atın. Siyah beyaz filmlerin naifliğinde günümüzdeki karaktersizliğe söylenmek niyetindeyseniz The Appartment filmini bulup izleyin. Sinema peşinde oradan oraya savrulmak için Filmekimi'nden filmlerinizi seçin. Beautiful Tango, At The Same Time, Kiss et Thrills gibi güzelliklerin yorumcusunu canlı dinlemek için bu akşam Ghetto'da yerinizi alın. Sizinle müziğinizi, yemeğinizi, neşenizi, hüznünüzü ve çoraplarınızı paylaşacak bir kedi ya da köpek arıyorsanız sokağa ve barınaklara bakın. Karmaşadan uzak, su gibi akan ve sözleriyle ruha dokunan bir müziği keşfetmek için Salon IKSV'de Lali Puna'ya kulak verin. Hava gitgide kararıp sizi bunalıma sürüklüyorsa bir çizgi romandan ötesi olan Corto Maltese serisini edinmeye başlayın. Fazla popülerliği asabınızı bozmuyorsa, yaptığı müziğe hayransanız ve İstanbul'da dinlemeye doyamadıysanız, soluğu Haliç Kongre Merkezi'ndeki Chris Botti konserinde alın. Yağmura, yağmurda canavarlaşan trafiğe, çamur olup üzerinize yağan insanlara aldırmadan sergi gezmek niyetindeyseniz, sizi sanatı ev halinde görmeye davet eden Non Visits Addresistanbul sergisine göz atın.


Artık böyle. Sonbahar, bahar yok. Ara renkler yavaştan siliniyor düyadan. Herşey ani, sert geçişli, beklenmedik. Kışın kapıya gelmesine şaşmak yerine Hey Jude şarkısında dediği gibi: 'Take a sad song and make it better.'

1 Ekim 2010 Cuma

Bir Cuma Günü İle Nasıl Başedilir?

Saçımın dökülme hızı, kedimgillerin tüylerinin dökülme hızına eşit. Sabah bu acı gerçekle yüzyüze kalmışken, üzerine temizlik sopası ortadan 'çat' diye ikiye ayrıldı. Sağ elimle orta derecede baskı yaparak tuttuğum sopanın hiçbir belirti vermeden kırılması fizik kurallarına aykırı. Haliyle, oturdum, bir de 'Merkür neden beni sevmiyor' diye ağlamaklı oldum. Üzerine 'Yürüyen Ölüler' adlı çizgi romanımın son sayfalarını okudum. Anlayacağınız, fevkaladenin felaketinde bir Cuma beni bekliyor.


Pazartesi hep ıvır kıvır günüm olmuştur ezelden beri. Marianne Faitfull'dan 'Ruby Tuesday' dinlemediğim Salı pek duyulmuş şey değildir. Çarşamba'yı Perşembe geldiği için pek severim. Perşembe günleri radyo dinlerim. Cumartesi sabahları mutlaka bir film izlerim. Pazar günleri ise, mutlaka buzdolabında reçel olsun isterim. Sahi Cuma'yı atladım. Cuma ne yaparım ben? Müzik mi dinlerim? Rapor mu yazarım? Kurabiye mi yaparım? Kitap mı okurum? Pazara mı giderim? Cuma ritüelim ne?


Cumalar karışık. Kesin 'şunu yaparım' dediğim bir şey yok. Süprizlere açık. Yeni birileriyle tanışma, belki birinden etkilenme, az biraz flörtleşme, 'one tequila, two tequila, three tequila, floor tequila!' tekerlemesini hatırlama, kayıtsızca dansetme, yırtılan papuçları bir kenara atma... Ne olursa. İt's a Free-day yani. Başının çaresine bak günü.


Derseniz ki, bugün nerelerde olabilirsin? New Model Army dinleyebilirm Ghetto'da. Canım caz çekerse, ki çeker, Babylon'a uğrayabilirim Aronas konseri için. Belki Eski Galata Köprüsü'nde olurum, parti var diyorlar. Canım hiçbirini çekmezse, evde kalıp Türk filmi seyrederim, mesela 'Vesikalı Yarim'i. İstanbul'un evlere şenlik Cuma kalabalığından bir kişi eksilir.

Umutsuz ev Ezgi'sinin Cuma günü hayatta kalma rehberini okudunuz.

Hah evet unuttum. Çok beklemiştim Ekim seni, hoşgeldin.

Dip sos. Filmekimi reklamında çalan şarkı araması yaparak gelen ziyaretçilere özel not; O şarkı Steve Miller Band - Serenade. Bir dahakine içeriğimizi okumaya da bekleriz, komşulukta tabak boş iade edilmezmiş ne de olsa.


Bir Cuma Günü İle Nasıl Başedilir?

Saçımın dökülme hızı, kedimgillerin tüylerinin dökülme hızına eşit. Sabah bu acı gerçekle yüzyüze kalmışken, üzerine temizlik sopası ortadan 'çat' diye ikiye ayrıldı. Sağ elimle orta derecede baskı yaparak tuttuğum sopanın hiçbir belirti vermeden kırılması fizik kurallarına aykırı. Haliyle, oturdum, bir de 'Merkür neden beni sevmiyor' diye ağlamaklı oldum. Üzerine 'Yürüyen Ölüler' adlı çizgi romanımın son sayfalarını okudum. Anlayacağınız, fevkaladenin felaketinde bir Cuma beni bekliyor.


Pazartesi hep ıvır kıvır günüm olmuştur ezelden beri. Marianne Faitfull'dan 'Ruby Tuesday' dinlemediğim Salı pek duyulmuş şey değildir. Çarşamba'yı Perşembe geldiği için pek severim. Perşembe günleri radyo dinlerim. Cumartesi sabahları mutlaka bir film izlerim. Pazar günleri ise, mutlaka buzdolabında reçel olsun isterim. Sahi Cuma'yı atladım. Cuma ne yaparım ben? Müzik mi dinlerim? Rapor mu yazarım? Kurabiye mi yaparım? Kitap mı okurum? Pazara mı giderim? Cuma ritüelim ne?


Cumalar karışık. Kesin 'şunu yaparım' dediğim bir şey yok. Süprizlere açık. Yeni birileriyle tanışma, belki birinden etkilenme, az biraz flörtleşme, 'one tequila, two tequila, three tequila, floor tequila!' tekerlemesini hatırlama, kayıtsızca dansetme, yırtılan papuçları bir kenara atma... Ne olursa. İt's a Free-day yani. Başının çaresine bak günü.


Derseniz ki, bugün nerelerde olabilirsin? New Model Army dinleyebilirm Ghetto'da. Canım caz çekerse, ki çeker, Babylon'a uğrayabilirim Aronas konseri için. Belki Eski Galata Köprüsü'nde olurum, parti var diyorlar. Canım hiçbirini çekmezse, evde kalıp Türk filmi seyrederim, mesela 'Vesikalı Yarim'i. İstanbul'un evlere şenlik Cuma kalabalığından bir kişi eksilir.

Umutsuz ev Ezgi'sinin Cuma günü hayatta kalma rehberini okudunuz.

Hah evet unuttum. Çok beklemiştim Ekim seni, hoşgeldin.

Dip sos. Filmekimi reklamında çalan şarkı araması yaparak gelen ziyaretçilere özel not; O şarkı Steve Miller Band - Serenade. Bir dahakine içeriğimizi okumaya da bekleriz, komşulukta tabak boş iade edilmezmiş ne de olsa.


7 Eylül 2010 Salı

Eylül'den Yana Umudumuz Ortada

S6300706


Evet, eylül geldi ve ilk haftasıyla birlikte şehir kendine geldi. Yazlıkçılar ve tatilciler sökün etti, trafik arttı, hin mi hin İstanbul rüzgarı daha fazla etek uçurur oldu, U2 konseri başladı ve bitti, Sabancı Müzesi 'Efsane İstanbul' sergisini yoğun istek üzerine 26'sına uzattı, 6:45 yayınları Uçan Spagetti Canavarı'nın Kutsal Kitabı'nı bastı, referandum'a 5 gün kaldı, Pera Müzesi'nde Japonya Medya Sanatlari Festivali başladı, programında Mazayuki, Mamoru ve Miyazaki görülüp sevinildi, gönül 'The Sky Crawlers'ı yine yeniden izlemek istedi, Yargıcı'da bir zincire takılmış çengelli iğne kolyenin 26 küsüre satılmasına şaşıldı, Şekerci Cafer Erol'daki bayram kalabalığı takdire şayan bulundu, yaklaşan Akbank Caz Festivali için heyecanlanmaya başlandı, Linda'nın yeni hazırladığı nefis desenlere ağız suyu akıtıldı, sırtını kamburlaştırıp kuyruğunu dikmiş kedi desenli nefis deftere şimdiden göz konuldu, defterlerin kesim aşamasında sanatçının bizzat yanında bulunmanın gururu yaşandı, İstanbul'un sürekli arkanın kollanması elzem olan bir şehir olduğuna kanaat getirildi, benim Gazete Sabun'daki yazılarım sürdü, haksızlık edenlerin isimleri cisimleri unutulmamak üzere not defterine kalın harflerle kaydedildi.


Eylül'den daha fazla bir şey beklemek haksızlık. Umutlar Ekim'de. Kenara yazdığım tarihler: 4, 8, 9 Ekim. 4 Ekim: Antony and The Johnsons'ın yeni bebeği Swanlight doğacak. 8 Ekim: Okuduğunuz satırların yazarının sanatını ve sıfatını pek takdir ettiği Chris Botti ile okuduğunuz satırların yazarının bu satırları yazarken dinlediği Hindi Zahra aynı gün, farklı mekanlarda sahnede olacak. Zaman çarpıp bölünecek, İstanbul trafiğinden çıkarılacak, dinginlik durumuyla toplanacak ve Chris Botti 1 saat kadar dinlense, Hindi Zahra sahneye 15 dakika geç çıksa iki konsere de iştirak edilebilir mi, kafa yorulacak. Filmekimi'nin başlayacağı günün de bugün olduğu unutulmayacak. 9 Ekim: Bu sene Babylon'u, Ghetto'yu sallayacağı iddia edilen Salon İKSV'de The Notwist takıntılı yüreklere su serpecek.



Eylül ortasına gelmeden daha, Ekim'e zıpladın dediğinizi duyar gibiyim. Dediğim gibi, Eylül ile aramızı iyi tutmakla birlikte, kafi miktarda umut bağlıyoruz. Gözümüz Ekim'in yollarında, Ekim güzeldir.


Eylül'den Yana Umudumuz Ortada

S6300706


Evet, eylül geldi ve ilk haftasıyla birlikte şehir kendine geldi. Yazlıkçılar ve tatilciler sökün etti, trafik arttı, hin mi hin İstanbul rüzgarı daha fazla etek uçurur oldu, U2 konseri başladı ve bitti, Sabancı Müzesi 'Efsane İstanbul' sergisini yoğun istek üzerine 26'sına uzattı, 6:45 yayınları Uçan Spagetti Canavarı'nın Kutsal Kitabı'nı bastı, referandum'a 5 gün kaldı, Pera Müzesi'nde Japonya Medya Sanatlari Festivali başladı, programında Mazayuki, Mamoru ve Miyazaki görülüp sevinildi, gönül 'The Sky Crawlers'ı yine yeniden izlemek istedi, Yargıcı'da bir zincire takılmış çengelli iğne kolyenin 26 küsüre satılmasına şaşıldı, Şekerci Cafer Erol'daki bayram kalabalığı takdire şayan bulundu, yaklaşan Akbank Caz Festivali için heyecanlanmaya başlandı, Linda'nın yeni hazırladığı nefis desenlere ağız suyu akıtıldı, sırtını kamburlaştırıp kuyruğunu dikmiş kedi desenli nefis deftere şimdiden göz konuldu, defterlerin kesim aşamasında sanatçının bizzat yanında bulunmanın gururu yaşandı, İstanbul'un sürekli arkanın kollanması elzem olan bir şehir olduğuna kanaat getirildi, benim Gazete Sabun'daki yazılarım sürdü, haksızlık edenlerin isimleri cisimleri unutulmamak üzere not defterine kalın harflerle kaydedildi.


Eylül'den daha fazla bir şey beklemek haksızlık. Umutlar Ekim'de. Kenara yazdığım tarihler: 4, 8, 9 Ekim. 4 Ekim: Antony and The Johnsons'ın yeni bebeği Swanlight doğacak. 8 Ekim: Okuduğunuz satırların yazarının sanatını ve sıfatını pek takdir ettiği Chris Botti ile okuduğunuz satırların yazarının bu satırları yazarken dinlediği Hindi Zahra aynı gün, farklı mekanlarda sahnede olacak. Zaman çarpıp bölünecek, İstanbul trafiğinden çıkarılacak, dinginlik durumuyla toplanacak ve Chris Botti 1 saat kadar dinlense, Hindi Zahra sahneye 15 dakika geç çıksa iki konsere de iştirak edilebilir mi, kafa yorulacak. Filmekimi'nin başlayacağı günün de bugün olduğu unutulmayacak. 9 Ekim: Bu sene Babylon'u, Ghetto'yu sallayacağı iddia edilen Salon İKSV'de The Notwist takıntılı yüreklere su serpecek.



Eylül ortasına gelmeden daha, Ekim'e zıpladın dediğinizi duyar gibiyim. Dediğim gibi, Eylül ile aramızı iyi tutmakla birlikte, kafi miktarda umut bağlıyoruz. Gözümüz Ekim'in yollarında, Ekim güzeldir.


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons