2 Aralık 2009 Çarşamba

12 Aralık Kararsızlığı




Karar vermeyi hiç sevmiyorum. Bu konularda öyle tembelim ki, bazen öğle yemeğinde ne yiyeceğimin kararını bile masadakilere bırakıyorum. Sırf ne yiyeceğimi tek tek saymamak, önce hangisini söyleyeceğimi düşünmemek için herkesin hesabı ödemesini bekleyip en sonunda "hesabın kalanı da benim" diyorum. Sırf karar vermeye üşendiğim için ÖSS sınavının son 10 dakikasında kalan soruları cevaplamamıştım. Şu yaşa geldim, hala hayatta ne halt edeceğimin, gelecekte kendimi nerede gördüğümün kararını da vermiş değilim. Kendimi bazen dağda bayırda dolaşan, zıpır bir başıbozuk, bazen de zengin kocasının dizinin dibinde oturup evden sadece kokoş konkeni oynamak için çıkan bir kokona görüyorum.

Durum böyleyken, birileri 12 Aralık'ta iki fevkalade konser, bir de eğlenceli bir parti seçeneği ile karşıma çıkıyor. Partileme kısmı her daim yapılabilecek bir şey, hadi onu geçin. Ama iş konserlere gelince elimi şakağıma dayıyor düşünüyorum: Yaptığı müzikle elektronikten caza pek çok müzisyeni etkisinde bırakan, ahir zamanların minimal ses dahisi Philipp Glass mı? Yoksa o büyülü 8 Temmuz gecesinde Antony and The Johnsons'un pagan ayininden önce sahneye çıkıp gönül tellerine dokunan ozan/şarkıcı Jose Gonzalez mi? Tarih 12 Aralık olmasına 12 Aralık ama, akşam yemeği İstanbul Culinary Institute'da taze zeytinyağında pişmiş mamalar mı, yoksa Otto Santral'de kadehi 20 liraya Sangria mı? Konser mekanı Cemal Reşit Rey mi, yoksa Otto Santal mi? Şarap kırmızı mı, beyaz mı, roze mi? Soğuk mu, oda sıcaklığı mı, yoksa sıcak mı?


Şimdi ben yüksek müsadenizle CD çalarımda iki gündür dönüp duran Nat King Cole CD'sini çıkarayım, Philipp Glass imzalı Truman Show soundtrack'ini koyayım, gözlerimi kapatıp 8 Temmuz'dan aklımda kalan Tear Drop'u düşüneyim ve uykuya dalayım.


Zora geldiğimde hep uykuya kaçarım ben. Ertesi gün herşey çözülecekmişçesine...



Kopyala Beni Skati!


http://www.myspace.com/philipglasspiano


http://www.myspace.com/josegonzalez


http://www.myspace.com/josegonzalez




12 Aralık Kararsızlığı




Karar vermeyi hiç sevmiyorum. Bu konularda öyle tembelim ki, bazen öğle yemeğinde ne yiyeceğimin kararını bile masadakilere bırakıyorum. Sırf ne yiyeceğimi tek tek saymamak, önce hangisini söyleyeceğimi düşünmemek için herkesin hesabı ödemesini bekleyip en sonunda "hesabın kalanı da benim" diyorum. Sırf karar vermeye üşendiğim için ÖSS sınavının son 10 dakikasında kalan soruları cevaplamamıştım. Şu yaşa geldim, hala hayatta ne halt edeceğimin, gelecekte kendimi nerede gördüğümün kararını da vermiş değilim. Kendimi bazen dağda bayırda dolaşan, zıpır bir başıbozuk, bazen de zengin kocasının dizinin dibinde oturup evden sadece kokoş konkeni oynamak için çıkan bir kokona görüyorum.

Durum böyleyken, birileri 12 Aralık'ta iki fevkalade konser, bir de eğlenceli bir parti seçeneği ile karşıma çıkıyor. Partileme kısmı her daim yapılabilecek bir şey, hadi onu geçin. Ama iş konserlere gelince elimi şakağıma dayıyor düşünüyorum: Yaptığı müzikle elektronikten caza pek çok müzisyeni etkisinde bırakan, ahir zamanların minimal ses dahisi Philipp Glass mı? Yoksa o büyülü 8 Temmuz gecesinde Antony and The Johnsons'un pagan ayininden önce sahneye çıkıp gönül tellerine dokunan ozan/şarkıcı Jose Gonzalez mi? Tarih 12 Aralık olmasına 12 Aralık ama, akşam yemeği İstanbul Culinary Institute'da taze zeytinyağında pişmiş mamalar mı, yoksa Otto Santral'de kadehi 20 liraya Sangria mı? Konser mekanı Cemal Reşit Rey mi, yoksa Otto Santal mi? Şarap kırmızı mı, beyaz mı, roze mi? Soğuk mu, oda sıcaklığı mı, yoksa sıcak mı?


Şimdi ben yüksek müsadenizle CD çalarımda iki gündür dönüp duran Nat King Cole CD'sini çıkarayım, Philipp Glass imzalı Truman Show soundtrack'ini koyayım, gözlerimi kapatıp 8 Temmuz'dan aklımda kalan Tear Drop'u düşüneyim ve uykuya dalayım.


Zora geldiğimde hep uykuya kaçarım ben. Ertesi gün herşey çözülecekmişçesine...



Kopyala Beni Skati!


http://www.myspace.com/philipglasspiano


http://www.myspace.com/josegonzalez


http://www.myspace.com/josegonzalez




1 Aralık 2009 Salı

Sahnede Kusurlu Hareketler


Tamam, tatil yeni bitti! En yakındaki tatili düşünmek az buçuk şımarıklık... Ama ertesi gün istediğinizi yapabilmeye olanak sağlayan bir Cuma akşamının çekiciliğine kim hayır diyebilir? Düşünsenize, iş güç bitmiş, kapıyı iki günlüğüne kapatıp çıkmışsınız, güzelim Cuma akşamınızın dilediğinizce harcayabileceğiniz 3-4 saati sizi bekliyor. Ne yapardınız?


Evet, evet, biliyoruz siz plan yapmazsınız. Belki önden güzel bir yemek yer ya da ufak tefek mezelerle deminizi alırsınız. Keseye ya da o andaki moda göre ya sulu yemekle( Borsa Lokantası ya da 3. Mevki) , ya da muhabbetin dibine vuracağınız bir meyhanede (Asmalı Cavit) atılacak 2 tekle mideyi gecenin getireceği muhtemel alkol akışına hazırlarsınız. Dünya mutfaklarından belki Meksika'yı (Baja), belki de Uzakdoğu'yu (Çin Büfe) seçersiniz. Belki canınız güzel bir paskalya çöreği yemek ister (Savoy), yahut 100 gr. taze badem ezmesi aklınızı çeler (Hacı Bekir). Belki aşka gelir ve 50 gr. Beyoğlu çikolatası alırsınız. Bütün fındıklar ağzınızda çıtırdarken o da ne, bir bakmışsınız ki saat hayli ilerlemiş.


İşte yol ayrımındasınız: Eve giden yola revan olmak mı? Yoksa dans pistine giden ara sokak mı? Tercih ikinciden yanaysa madem, adımlar sıklaşsın, istikamet Şehbender Sok. No:3 olsun. Babylon yani canım, anladınız siz onu. Saatler 22:00'yi gösterirken, Kaliforniya'lı misafirimiz Delinquent Habits sahnede. Hiphop ve funk ile aranız iyiyse, bir üst model Delinquent Habits gecenize keyif katacaktır.


Duyduk ki bayram harçlıklarınızın hepsini şekere harcamışsınız, bütçe felaketi yaşamamanız için temkinli olmanız gerekmekteymiş. Alternatif-İstanbul, köşe başında Külkedisi gibi sinip yalnız kalmanızı içine sindirememiş, ezgi@alternatif-istanbul.net adresine e-posta ile adını soyadını gönderen 5. kişiye çift kişilik davetiye hediye etmeye karar vermiş. Siz deyin peri, biz diyelim Noel Baba, siz deyin bayram, biz diyelim yılbaşı hediyesi... Alternatif-İstanbul, hayata renkler katmak için varmış, ondanmış bu yazıp çizmeler...

Sahnede Kusurlu Hareketler


Tamam, tatil yeni bitti! En yakındaki tatili düşünmek az buçuk şımarıklık... Ama ertesi gün istediğinizi yapabilmeye olanak sağlayan bir Cuma akşamının çekiciliğine kim hayır diyebilir? Düşünsenize, iş güç bitmiş, kapıyı iki günlüğüne kapatıp çıkmışsınız, güzelim Cuma akşamınızın dilediğinizce harcayabileceğiniz 3-4 saati sizi bekliyor. Ne yapardınız?


Evet, evet, biliyoruz siz plan yapmazsınız. Belki önden güzel bir yemek yer ya da ufak tefek mezelerle deminizi alırsınız. Keseye ya da o andaki moda göre ya sulu yemekle( Borsa Lokantası ya da 3. Mevki) , ya da muhabbetin dibine vuracağınız bir meyhanede (Asmalı Cavit) atılacak 2 tekle mideyi gecenin getireceği muhtemel alkol akışına hazırlarsınız. Dünya mutfaklarından belki Meksika'yı (Baja), belki de Uzakdoğu'yu (Çin Büfe) seçersiniz. Belki canınız güzel bir paskalya çöreği yemek ister (Savoy), yahut 100 gr. taze badem ezmesi aklınızı çeler (Hacı Bekir). Belki aşka gelir ve 50 gr. Beyoğlu çikolatası alırsınız. Bütün fındıklar ağzınızda çıtırdarken o da ne, bir bakmışsınız ki saat hayli ilerlemiş.


İşte yol ayrımındasınız: Eve giden yola revan olmak mı? Yoksa dans pistine giden ara sokak mı? Tercih ikinciden yanaysa madem, adımlar sıklaşsın, istikamet Şehbender Sok. No:3 olsun. Babylon yani canım, anladınız siz onu. Saatler 22:00'yi gösterirken, Kaliforniya'lı misafirimiz Delinquent Habits sahnede. Hiphop ve funk ile aranız iyiyse, bir üst model Delinquent Habits gecenize keyif katacaktır.


Duyduk ki bayram harçlıklarınızın hepsini şekere harcamışsınız, bütçe felaketi yaşamamanız için temkinli olmanız gerekmekteymiş. Alternatif-İstanbul, köşe başında Külkedisi gibi sinip yalnız kalmanızı içine sindirememiş, ezgi@alternatif-istanbul.net adresine e-posta ile adını soyadını gönderen 5. kişiye çift kişilik davetiye hediye etmeye karar vermiş. Siz deyin peri, biz diyelim Noel Baba, siz deyin bayram, biz diyelim yılbaşı hediyesi... Alternatif-İstanbul, hayata renkler katmak için varmış, ondanmış bu yazıp çizmeler...

27 Kasım 2009 Cuma

Haydarpaşa'da rakı balık keyfi bir başka..

İstanbul'a yolu düşenlerin uğrak yerlerinden biri de Haydarpaşa'dır. Gündüzleri taş binanın ihtişamı, gece de o ihtişama eklenen ışıltılı görüntüyle Haydarpaşa, karadan denizden havadan gören herkesi büyülüyor.


Her gün yerli yabancı yüzlerce insanı ağırlayan bu garın pek bilinmeyen yönü garın içindeki restoran. Yolculuk öncesi demlenmek, yolculuk etmeyenlerinse eğlenmek için gittiği mekanda enfes bir rakı-balık-meze keyfi yapabilirsiniz. Fiyatlar şehir içindeki diğer restoranlara oranla gayet makul, çalan müziklerse sizi meyhane havasına sokmaya yeter de artar.

Alın size alternatif bir İstanbul etkinliği...

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons