4 Mayıs 2009 Pazartesi

Al Senin Olsun "O"

Eti'nin "Benim'o" adıyla çıkardığı bisküvinin reklamı birkaç gündür TV kanallarında sıkça yayınlanıyor malumunuz. Bu reklamı ne zaman izlesem kanım beynime sıçrıyor. doğrusu. Zibidi kılıklı bir tip, elindeki bisküvi paketine sarılmış kimseyle paylaşmıyor. Güzel bir kız istiyor, vermiyor, güzelliği tescilli bir kız istiyor, vermiyor, boş zamanlarında dünyayı kurtaran güzelliği tescilli bir kız istiyor, gene vermiyor. Bu bisküvi öyle muhteşem bir şey ki, boş zamanlarında dünyayı kurtaran güzelliği tescilli bir kız, üstelik de "geyşa ruhlu" olsa bile işe yaramıyor.




Reklam ilk bakışta eğlenceli görünse de alt metni okuduğunuzda o köhne ve örümcek bağlamış düşüncenin bir ürünü olduğunu ya da "daha çok satış hesaaabı" klişelere can simidi gibi asıldığını anlamak işten bile değil. Reklamda dillendirilen argüman, "kadın mutfakta aşçı, sokakta hanfendi, yatakta fahişe ve bütün bunlara ek olarak erkeğin(in) yanında kader kurbanı bir geyşa olmalı" berbatlığı ile aynı kapıya çıkıyor aslında.


Bu reklamın bir de "kadın" versiyonu çıktı. Elinde bisküvi paketiyle dolanan hanım kızımız kaslı, alışverişi seven, orta büyüklükte bir ülkenin kralı ve üstelik romantik talibi ile bile bisküvisini paylaşmıyor! Reklamın kadın versiyonu da, erkek versiyonu da neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalan cinsten.


Hepsinden de kötüsü, kadını ve erkeği kurtlu kafalardan çıkan kalıplara sıkıştıran ve bu da yetmezmiş gibi bu mantığı eğlencelik leblebi çekirdek misali "yutturan" reklam formüllerinin hala tutması sanırım.



Al Senin Olsun "O"

Eti'nin "Benim'o" adıyla çıkardığı bisküvinin reklamı birkaç gündür TV kanallarında sıkça yayınlanıyor malumunuz. Bu reklamı ne zaman izlesem kanım beynime sıçrıyor. doğrusu. Zibidi kılıklı bir tip, elindeki bisküvi paketine sarılmış kimseyle paylaşmıyor. Güzel bir kız istiyor, vermiyor, güzelliği tescilli bir kız istiyor, vermiyor, boş zamanlarında dünyayı kurtaran güzelliği tescilli bir kız istiyor, gene vermiyor. Bu bisküvi öyle muhteşem bir şey ki, boş zamanlarında dünyayı kurtaran güzelliği tescilli bir kız, üstelik de "geyşa ruhlu" olsa bile işe yaramıyor.




Reklam ilk bakışta eğlenceli görünse de alt metni okuduğunuzda o köhne ve örümcek bağlamış düşüncenin bir ürünü olduğunu ya da "daha çok satış hesaaabı" klişelere can simidi gibi asıldığını anlamak işten bile değil. Reklamda dillendirilen argüman, "kadın mutfakta aşçı, sokakta hanfendi, yatakta fahişe ve bütün bunlara ek olarak erkeğin(in) yanında kader kurbanı bir geyşa olmalı" berbatlığı ile aynı kapıya çıkıyor aslında.


Bu reklamın bir de "kadın" versiyonu çıktı. Elinde bisküvi paketiyle dolanan hanım kızımız kaslı, alışverişi seven, orta büyüklükte bir ülkenin kralı ve üstelik romantik talibi ile bile bisküvisini paylaşmıyor! Reklamın kadın versiyonu da, erkek versiyonu da neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalan cinsten.


Hepsinden de kötüsü, kadını ve erkeği kurtlu kafalardan çıkan kalıplara sıkıştıran ve bu da yetmezmiş gibi bu mantığı eğlencelik leblebi çekirdek misali "yutturan" reklam formüllerinin hala tutması sanırım.



Al Senin Olsun "O"

Eti'nin "Benim'o" adıyla çıkardığı bisküvinin reklamı birkaç gündür TV kanallarında sıkça yayınlanıyor malumunuz. Bu reklamı ne zaman izlesem kanım beynime sıçrıyor. doğrusu. Zibidi kılıklı bir tip, elindeki bisküvi paketine sarılmış kimseyle paylaşmıyor. Güzel bir kız istiyor, vermiyor, güzelliği tescilli bir kız istiyor, vermiyor, boş zamanlarında dünyayı kurtaran güzelliği tescilli bir kız istiyor, gene vermiyor. Bu bisküvi öyle muhteşem bir şey ki, boş zamanlarında dünyayı kurtaran güzelliği tescilli bir kız, üstelik de "geyşa ruhlu" olsa bile işe yaramıyor.




Reklam ilk bakışta eğlenceli görünse de alt metni okuduğunuzda o köhne ve örümcek bağlamış düşüncenin bir ürünü olduğunu ya da "daha çok satış hesaaabı" klişelere can simidi gibi asıldığını anlamak işten bile değil. Reklamda dillendirilen argüman, "kadın mutfakta aşçı, sokakta hanfendi, yatakta fahişe ve bütün bunlara ek olarak erkeğin(in) yanında kader kurbanı bir geyşa olmalı" berbatlığı ile aynı kapıya çıkıyor aslında.


Bu reklamın bir de "kadın" versiyonu çıktı. Elinde bisküvi paketiyle dolanan hanım kızımız kaslı, alışverişi seven, orta büyüklükte bir ülkenin kralı ve üstelik romantik talibi ile bile bisküvisini paylaşmıyor! Reklamın kadın versiyonu da, erkek versiyonu da neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalan cinsten.


Hepsinden de kötüsü, kadını ve erkeği kurtlu kafalardan çıkan kalıplara sıkıştıran ve bu da yetmezmiş gibi bu mantığı eğlencelik leblebi çekirdek misali "yutturan" reklam formüllerinin hala tutması sanırım.



30 Nisan 2009 Perşembe

Rak Rak Raki Yaktın Bizi Toki


Sanırım 12 Nisan haftasıydı. Faranjitim ve geçirdiğim ağır grip nedeni ile evde yatalak durumdaydım. TV'de zap yaparken "Sabahların Sultanı Seda Sayan" ın programına denk geldim. Kadırgalı Bacımız, Sulukuleli kardeşlerini stüdyosunda ağırlıyordu. Eskiden orada yaşayan, ama kentsel dön(üştür)me projesi nedeni ile Gaziosmapaşa'nın kıyısında bucağındaki Taşoluk'ta yaşamaya mahkum edilen kişiler dertlerini anlatmaktaydı: Hastanesi bulunmayan, halkın hastalandığında başvuracağı tek yer haftasonları kapalı bir sağlık ocağı olan ücra bir yer , aidatı daire sakinlerinin gelirleri ile karşılanamayacak kadar fazla olan siteler ve mahalle kültürüne alışkın Sulukuleliler'in katlanamayacağı kadar betonlaşmış bir yaşam biçimi. Programa telefonla bağlanan Fatih Belediye Başkanı ise makamının getirdiği PR ve de yapay bir sakinlik ile Sulukule sürgünlerinin iddialarına şöyle yanıt vermişti: "Sulukule, çökmekte olan, mezbelelik bir yerden seçkin ve örnek bir projeye dönüşecek. Oradaki teneke evleri, tekinsiz mahalleleri ve çoktan eskimiş eğlence kültürünü romantize etmek yetersiz bir anlayış."


Uzun sözün kısası, teneke evlerden beton yığınlarına dönüşen Sulukule'de çingene vatandaşların kentin uzak noktalarına itilmeleri ile başlayan süreç, Allah Kurtarsın Partisi (AKP) yandaşlarınca şimdiden kapışılan betonların dikilmesi ile sürüyor. Darbukalar susuyor, akıllarda Sulukule yıkımının marşı niteliğindeki şu sözler kalıyor: "Rak rak raki / Yaktın bizi TOKİ / Evimden ayırdın / Yuvamdan ayırdın / Yıktın bizi TOKİ / Rak rak raki /Yaktın bizi TOKİ / Karıdan ayırdın / Mahallemden kopardın / Vicdansız TOKİ..."

Hafriyat Karaköy, 6-31 Mayıs tarihlerinde Sulukule'nin dönüümüne dair fotoğrafların yer alacağı bir sergiye ev sahipliği yapacak. Biz akl-ı selim İstanbullulara ise şunu bir kez daha sorgulamak düşecek : Hani şu "normal" insanlar, yani kentin üzerinde güya otorite sahibi olanlar, daha ne kadar çingene, travesti, eşcinsel, sokak hayvanı, sokak insanı veya sokak çocuğu, adı her ne olursa olsun görmek istemediklerini uzaklaştırarak yokolasıca egolarını şişim şişim şişirmeye devam edecek?

Rak Rak Raki Yaktın Bizi Toki


Sanırım 12 Nisan haftasıydı. Faranjitim ve geçirdiğim ağır grip nedeni ile evde yatalak durumdaydım. TV'de zap yaparken "Sabahların Sultanı Seda Sayan" ın programına denk geldim. Kadırgalı Bacımız, Sulukuleli kardeşlerini stüdyosunda ağırlıyordu. Eskiden orada yaşayan, ama kentsel dön(üştür)me projesi nedeni ile Gaziosmapaşa'nın kıyısında bucağındaki Taşoluk'ta yaşamaya mahkum edilen kişiler dertlerini anlatmaktaydı: Hastanesi bulunmayan, halkın hastalandığında başvuracağı tek yer haftasonları kapalı bir sağlık ocağı olan ücra bir yer , aidatı daire sakinlerinin gelirleri ile karşılanamayacak kadar fazla olan siteler ve mahalle kültürüne alışkın Sulukuleliler'in katlanamayacağı kadar betonlaşmış bir yaşam biçimi. Programa telefonla bağlanan Fatih Belediye Başkanı ise makamının getirdiği PR ve de yapay bir sakinlik ile Sulukule sürgünlerinin iddialarına şöyle yanıt vermişti: "Sulukule, çökmekte olan, mezbelelik bir yerden seçkin ve örnek bir projeye dönüşecek. Oradaki teneke evleri, tekinsiz mahalleleri ve çoktan eskimiş eğlence kültürünü romantize etmek yetersiz bir anlayış."


Uzun sözün kısası, teneke evlerden beton yığınlarına dönüşen Sulukule'de çingene vatandaşların kentin uzak noktalarına itilmeleri ile başlayan süreç, Allah Kurtarsın Partisi (AKP) yandaşlarınca şimdiden kapışılan betonların dikilmesi ile sürüyor. Darbukalar susuyor, akıllarda Sulukule yıkımının marşı niteliğindeki şu sözler kalıyor: "Rak rak raki / Yaktın bizi TOKİ / Evimden ayırdın / Yuvamdan ayırdın / Yıktın bizi TOKİ / Rak rak raki /Yaktın bizi TOKİ / Karıdan ayırdın / Mahallemden kopardın / Vicdansız TOKİ..."

Hafriyat Karaköy, 6-31 Mayıs tarihlerinde Sulukule'nin dönüümüne dair fotoğrafların yer alacağı bir sergiye ev sahipliği yapacak. Biz akl-ı selim İstanbullulara ise şunu bir kez daha sorgulamak düşecek : Hani şu "normal" insanlar, yani kentin üzerinde güya otorite sahibi olanlar, daha ne kadar çingene, travesti, eşcinsel, sokak hayvanı, sokak insanı veya sokak çocuğu, adı her ne olursa olsun görmek istemediklerini uzaklaştırarak yokolasıca egolarını şişim şişim şişirmeye devam edecek?

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons