5 Mayıs 2008 Pazartesi

Dilek kağıtlarınızı akansuya bırakın ya da gül ağacının altına gömün...

Bugün Hıdrellez. Geçen sene bir kağıda dileklerimizi yazıp Porsuk çayına atmıştık. Bu sene ise ancak camın önüne koyabilecek kadar zaman var. Denizi ancak akşamları, deniz otobüsünün içinden görüyorum.



Geçen sene Hıdrellez günü hava ne güzeldi Eskişehir'de... Bahar bahar, ferah ferah. Burası asık suratlı. İstanbul bugünlerde otobüste müzik dinlerken müzikçaların şarjının aniden bitmesi gibi. Bir anda motor, insan, trafik gürültüsü ile karmakarışıveriyorsun.



Geçen sene yazdığım hıdrellez yazısını dönüp dönüp okuyorum. Daha güzeli için bu sene mecalim pek yok. Neyse ki dün gece camın önüne bıraktığım dilek kağıdım sabah kalktığımda yoktu. Güzel bir başlangıç.


Keşke dilek kağıdıma "Youtube'lar kapatılmasın, şeker de yiyebilsin." diye de yazsaydım. Henüz sansürümüz bile iki arada bir derede herşeyde olduğu gibi. Yani Youtube'a hala şu adresten ulaşılabiliyor.


Baharınız mutlu olsun. Bugün adete uyup kırmızı giyin.



Dilek kağıtlarınızı akansuya bırakın ya da gül ağacının altına gömün...

Bugün Hıdrellez. Geçen sene bir kağıda dileklerimizi yazıp Porsuk çayına atmıştık. Bu sene ise ancak camın önüne koyabilecek kadar zaman var. Denizi ancak akşamları, deniz otobüsünün içinden görüyorum.



Geçen sene Hıdrellez günü hava ne güzeldi Eskişehir'de... Bahar bahar, ferah ferah. Burası asık suratlı. İstanbul bugünlerde otobüste müzik dinlerken müzikçaların şarjının aniden bitmesi gibi. Bir anda motor, insan, trafik gürültüsü ile karmakarışıveriyorsun.



Geçen sene yazdığım hıdrellez yazısını dönüp dönüp okuyorum. Daha güzeli için bu sene mecalim pek yok. Neyse ki dün gece camın önüne bıraktığım dilek kağıdım sabah kalktığımda yoktu. Güzel bir başlangıç.


Keşke dilek kağıdıma "Youtube'lar kapatılmasın, şeker de yiyebilsin." diye de yazsaydım. Henüz sansürümüz bile iki arada bir derede herşeyde olduğu gibi. Yani Youtube'a hala şu adresten ulaşılabiliyor.


Baharınız mutlu olsun. Bugün adete uyup kırmızı giyin.



Dilek kağıtlarınızı akansuya bırakın ya da gül ağacının altına gömün...

Bugün Hıdrellez. Geçen sene bir kağıda dileklerimizi yazıp Porsuk çayına atmıştık. Bu sene ise ancak camın önüne koyabilecek kadar zaman var. Denizi ancak akşamları, deniz otobüsünün içinden görüyorum.



Geçen sene Hıdrellez günü hava ne güzeldi Eskişehir'de... Bahar bahar, ferah ferah. Burası asık suratlı. İstanbul bugünlerde otobüste müzik dinlerken müzikçaların şarjının aniden bitmesi gibi. Bir anda motor, insan, trafik gürültüsü ile karmakarışıveriyorsun.



Geçen sene yazdığım hıdrellez yazısını dönüp dönüp okuyorum. Daha güzeli için bu sene mecalim pek yok. Neyse ki dün gece camın önüne bıraktığım dilek kağıdım sabah kalktığımda yoktu. Güzel bir başlangıç.


Keşke dilek kağıdıma "Youtube'lar kapatılmasın, şeker de yiyebilsin." diye de yazsaydım. Henüz sansürümüz bile iki arada bir derede herşeyde olduğu gibi. Yani Youtube'a hala şu adresten ulaşılabiliyor.


Baharınız mutlu olsun. Bugün adete uyup kırmızı giyin.



2 Mayıs 2008 Cuma

Yeni Melek Düğün Salonu'nda Fanfare Ciocarlia Şoparları

Yıllaaaaar yıllar önce, hadi tamam abartıyorum, bundan iki yıl kadar önce tam da doğumgünümde Linda "Fallen Art" ve "Cathedral" diye iki kısa animasyon film yollamıştı izlemem için. "Fallen Art", askerlikten kaçmak için mimarlık okuyan Tomek Baginski'nin ikinci animasyon filmi. Verdiği bir röportajda, müziğin bu film için ne kadar önemli olduğunu şöyle anlatıyor: "Kullanmayı istediğimiz müzikler oldukça pahalıydı. Müzik filmin önemli parçalarından biri olmalıydı, bu nedenle biz de başka yerlere bakmaya devam ettik. Kardeşim Vojtek, Ortadoğu, Türkiye, Hindistan, Çin ve Afrika başta olmak üzere dünyanın her yerinden yüzlerce farklı müzik dinledikten üç hafta sonra elinde "Asphalt Tango" ile çıkageldi. Dinlediklerinin en iyisi olduğunu söylüyordu ve gördük ki gerçekten öyleymiş. Bunun üzerine yapımcımız parçanın sahibi ile bağlantıya geçerek telif haklarını satın aldı."




Burada bir parantez açmak gerek. İnsanlar filmde çalan müziğin kime ait olduğunu merak edip araştırınca Fanfare Ciocarlia adına ulaştılar. Yani
"Fallen Art", Fanfare Ciocarlia için bir dönüm noktası oldu. 9/8'liklere alışık olan biz gibiler kadar, soğuk ülkelerin bet benizli insanlarına da göbek atmayı öğrettiler ve "müziğin hızlı şeytanları" lakabını kaptılar. Öğrendik ki 36 saat kesintisiz çalma potansiyeline de sahipler ancak bizde o kadar dayanacak hal kalır mıydı, bilemiyorum. Aslında dün akşam Fanfare Ciocarlia İstanbul'daydı ve bir anlamda fingirdek ritimlere ne kadar dayanabileceğimizi test ettiler. Kendi adıma, 3 hafta önce yine göbek atarken tendon bağlarını kopardığım sol ayağımdaki alçıyı 2 gün önce atmış olmama rağmen, iyi bir sınav verdiğimi düşünüyorum. Linda da ona keza.


Fanfare Ciocarlia 36 saat olmasa da 3 saat sahnede kaldı. Yalnızca 5 dakikalık bir aranın haricinde ne onlar nefes aldı, ne dinleyenler. Bir an dönüp arkamıza baktığımızda, Yeni Melek'in bir düğün salonuna dönmüş olduğunu görüp pek eğlendik. Fanfare Ciocarlia gibi bir grubu üst balkonda ve klasik müzik konseri dinler gibi oturarak dinleyen tiplere gözümüz kaydığında ise kahkahadan yıkılıyorduk. "Nasıl dayanıyorlar yahu?" dedi Linda, hakikaten nasıl nasıl nasıl?


Bir ara göbek atmaya kaptırmış giderken sahnedeki elemanlardan biri -en parlak gömleği giymiş olanı- sahneden salona doğru "ohhhh, yandan yandan, iyi kıvırtıyorsun" babında bir işaret çaktı. Ben de "ayağım sakat olmasa gör sen beni" babında ayağımdaki sargıyı gösterdim. Konserin sonlarına doğru aynı tip yüzük parmağını gösterip zat-ı alime izdivaç teklif etti. Fanfare Ciocarlia gelini olma fikri bir an için cazip gelse de rüyamdan Linda uyandırdı: "Bunların onlarca çoluğu çocuğu vardır, karıları da bütün gün boklu bez yıkayıp turneden dönsünler diye bekliyordur." CD'lerini alıp dinlerim, arasıra da konser için gelirler buralara, fazlası zarar, diye düşünüp parlak çizgili gömlekli talibimi refüze ettim.(!)



Konser, seyirci arasında icra edilen "Ederlezi" ve akabindeki 2 parça ile sona erdi. Gördük ki 3 saat hiç oturmadan göbek atılıyormuş, gördük ki Fanfare Ciocarlia'yı 2 sene beklemeye değmiş, gördük ki anlatılanlar efsane değil, gerçekmiş.


Yeni Melek Düğün Salonu'nda Fanfare Ciocarlia Şoparları

Yıllaaaaar yıllar önce, hadi tamam abartıyorum, bundan iki yıl kadar önce tam da doğumgünümde Linda "Fallen Art" ve "Cathedral" diye iki kısa animasyon film yollamıştı izlemem için. "Fallen Art", askerlikten kaçmak için mimarlık okuyan Tomek Baginski'nin ikinci animasyon filmi. Verdiği bir röportajda, müziğin bu film için ne kadar önemli olduğunu şöyle anlatıyor: "Kullanmayı istediğimiz müzikler oldukça pahalıydı. Müzik filmin önemli parçalarından biri olmalıydı, bu nedenle biz de başka yerlere bakmaya devam ettik. Kardeşim Vojtek, Ortadoğu, Türkiye, Hindistan, Çin ve Afrika başta olmak üzere dünyanın her yerinden yüzlerce farklı müzik dinledikten üç hafta sonra elinde "Asphalt Tango" ile çıkageldi. Dinlediklerinin en iyisi olduğunu söylüyordu ve gördük ki gerçekten öyleymiş. Bunun üzerine yapımcımız parçanın sahibi ile bağlantıya geçerek telif haklarını satın aldı."




Burada bir parantez açmak gerek. İnsanlar filmde çalan müziğin kime ait olduğunu merak edip araştırınca Fanfare Ciocarlia adına ulaştılar. Yani
"Fallen Art", Fanfare Ciocarlia için bir dönüm noktası oldu. 9/8'liklere alışık olan biz gibiler kadar, soğuk ülkelerin bet benizli insanlarına da göbek atmayı öğrettiler ve "müziğin hızlı şeytanları" lakabını kaptılar. Öğrendik ki 36 saat kesintisiz çalma potansiyeline de sahipler ancak bizde o kadar dayanacak hal kalır mıydı, bilemiyorum. Aslında dün akşam Fanfare Ciocarlia İstanbul'daydı ve bir anlamda fingirdek ritimlere ne kadar dayanabileceğimizi test ettiler. Kendi adıma, 3 hafta önce yine göbek atarken tendon bağlarını kopardığım sol ayağımdaki alçıyı 2 gün önce atmış olmama rağmen, iyi bir sınav verdiğimi düşünüyorum. Linda da ona keza.


Fanfare Ciocarlia 36 saat olmasa da 3 saat sahnede kaldı. Yalnızca 5 dakikalık bir aranın haricinde ne onlar nefes aldı, ne dinleyenler. Bir an dönüp arkamıza baktığımızda, Yeni Melek'in bir düğün salonuna dönmüş olduğunu görüp pek eğlendik. Fanfare Ciocarlia gibi bir grubu üst balkonda ve klasik müzik konseri dinler gibi oturarak dinleyen tiplere gözümüz kaydığında ise kahkahadan yıkılıyorduk. "Nasıl dayanıyorlar yahu?" dedi Linda, hakikaten nasıl nasıl nasıl?


Bir ara göbek atmaya kaptırmış giderken sahnedeki elemanlardan biri -en parlak gömleği giymiş olanı- sahneden salona doğru "ohhhh, yandan yandan, iyi kıvırtıyorsun" babında bir işaret çaktı. Ben de "ayağım sakat olmasa gör sen beni" babında ayağımdaki sargıyı gösterdim. Konserin sonlarına doğru aynı tip yüzük parmağını gösterip zat-ı alime izdivaç teklif etti. Fanfare Ciocarlia gelini olma fikri bir an için cazip gelse de rüyamdan Linda uyandırdı: "Bunların onlarca çoluğu çocuğu vardır, karıları da bütün gün boklu bez yıkayıp turneden dönsünler diye bekliyordur." CD'lerini alıp dinlerim, arasıra da konser için gelirler buralara, fazlası zarar, diye düşünüp parlak çizgili gömlekli talibimi refüze ettim.(!)



Konser, seyirci arasında icra edilen "Ederlezi" ve akabindeki 2 parça ile sona erdi. Gördük ki 3 saat hiç oturmadan göbek atılıyormuş, gördük ki Fanfare Ciocarlia'yı 2 sene beklemeye değmiş, gördük ki anlatılanlar efsane değil, gerçekmiş.


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons