23 Mart 2010 Salı

Bizden Size Teşekkür

Geçen gün sorduk, Alternatif-İstanbul hakkında düşünceniz nedir? diye. Amaç yalnız konser davetiyesi vermek değildi, kendi acımasız özeleştirilerimiz dışında siz bu taraflara nasıl bakıyorsunuzu öğrenmekti derdimiz.



Dediniz ki, Alternatif-İstanbul'u seviyorum, çünkü İstanbul'da olup biten her şeyden haberim oluyor. Böylece, çok vakit harcamıyor, zamanımı verimli kullanıyorum. Eh, hepsi olmasa bile en iyilerinden oluyor diyelim. Biz kendimizin gitmeyeceği hiçbir şeyi yazamayan tipleriz zira. Bunu siz de farketmişsiniz zaten,
"güncel olarak istanbuldaki kaliteli etkinliklerin (farklı alanlardan) hepsini aynı anda takip etme olanağı tanıyor" cevabınız bunu gösternekte. Bir diğeriniz dopdolu içeriğimizi sevdiğini belirtmiş, bir başka yorum ise, davetiyelerin cezbedici olduğunu tırnak içinde gülümseyerek söylemiş. İstanbul ile ilgili bir avuç "iyi" websitesinden biri olduğumuzu da kalın harflerle yazmışsınız.


Eleştirilere gelince, yayınlanan haberlerde bilgi verici linkler vermemizi söyleyen de olmuş, etkinlik haberlerini son anda vermememizi öneren de... Daha fazla davetiye vermemizi arzu ettiğini yazan da olmuş, daha çok yazı girmemizi isteyen de... Eskiden sinema konusunda daha fazla yazı okuduğunu ileten de olmuş, tiyatro kategorisine yeterli önemi addetmediğimizi de...


Tüm eleştiriler ve öneriler öyle yapıcı, öyle güzeldi ki, hepsini başucumuza katlayıp koyduk. Daha paylaşımcı, daha bilgi verici ve daha kaliteli içerik sunmak adına kamçılandık. Belki aynı şey değil ama, tüm satırlarınızdan bir dergiye ya a gazeteye gelen o özel okuyucu mektuplarını okuduğumuzda aldığımız tadı aldık.


Teşekkür ederiz.


Bizden Size Teşekkür

Geçen gün sorduk, Alternatif-İstanbul hakkında düşünceniz nedir? diye. Amaç yalnız konser davetiyesi vermek değildi, kendi acımasız özeleştirilerimiz dışında siz bu taraflara nasıl bakıyorsunuzu öğrenmekti derdimiz.



Dediniz ki, Alternatif-İstanbul'u seviyorum, çünkü İstanbul'da olup biten her şeyden haberim oluyor. Böylece, çok vakit harcamıyor, zamanımı verimli kullanıyorum. Eh, hepsi olmasa bile en iyilerinden oluyor diyelim. Biz kendimizin gitmeyeceği hiçbir şeyi yazamayan tipleriz zira. Bunu siz de farketmişsiniz zaten,
"güncel olarak istanbuldaki kaliteli etkinliklerin (farklı alanlardan) hepsini aynı anda takip etme olanağı tanıyor" cevabınız bunu gösternekte. Bir diğeriniz dopdolu içeriğimizi sevdiğini belirtmiş, bir başka yorum ise, davetiyelerin cezbedici olduğunu tırnak içinde gülümseyerek söylemiş. İstanbul ile ilgili bir avuç "iyi" websitesinden biri olduğumuzu da kalın harflerle yazmışsınız.


Eleştirilere gelince, yayınlanan haberlerde bilgi verici linkler vermemizi söyleyen de olmuş, etkinlik haberlerini son anda vermememizi öneren de... Daha fazla davetiye vermemizi arzu ettiğini yazan da olmuş, daha çok yazı girmemizi isteyen de... Eskiden sinema konusunda daha fazla yazı okuduğunu ileten de olmuş, tiyatro kategorisine yeterli önemi addetmediğimizi de...


Tüm eleştiriler ve öneriler öyle yapıcı, öyle güzeldi ki, hepsini başucumuza katlayıp koyduk. Daha paylaşımcı, daha bilgi verici ve daha kaliteli içerik sunmak adına kamçılandık. Belki aynı şey değil ama, tüm satırlarınızdan bir dergiye ya a gazeteye gelen o özel okuyucu mektuplarını okuduğumuzda aldığımız tadı aldık.


Teşekkür ederiz.


Carmen Souza Portegid Albümü ile İstanbul'da


Uzun, upuzun ve de bu sene her nedense çok kasvetli geçen bir kış mevsiminin ardından bahar sonunda kapıyı çaldı sanırım. Evin karşısındaki erik ağacı çiçeklendi, "kış gelse de sıcak şarap içsek battaniye altında" muhabbetleri "erik çıksa da bahçede/balkonda tuzlayıp yesek" şeklinde evrildi. Kediler pencere önlerine ya da kaldırımlara devrildi, her açılan telefona "Alo" dan sonra "oh bahar geldi artık, güneş ne güzel ısıtıyor" cevabı verildi.



Baharın her canlı üzerindeki olumlu etkisi herkesin malumu. Beni ise, baharla birlikte yeni projeler, yeni arkadaşlar, yeni kitaplar ve güzel müzikler heyecanlandırır oldu. Dünya müziğinin güzel sesleri sokağıma uğradıkça içim pırpır etti, kışta az biraz solan yüzüme renk geldi.



Yüreğime neşe salan müzisyenlerden biri de, Portekiz'in Lizbon kentinden dünyalıların kulaklarına ulaşan Carmen Souza. Theo Pas'cal, Ella Fitzgerald, Horace Silver, Luis Morais, Cesária Évora, Joe Zawinul, Bill Evans, Nina Simon, Billie Holiday, Joni Mitchell, Keith Jarret, Diana Krall gibi isimleri esinlendiği isimler hanesine yazan Carmen, 'Ess e nha Cabo Verde' ve 'Verdade' albümleri ile takip edilesi müzisyenlerin arasına adını yazdırdı. Afro-beat ve caz türlerini harmanladığı müziğinin en son meyvesi ise, 2010 yılında çıkardığı Protegid albümü.


Carmen, aile köklerinin bağlı olduğu Cabo Verde ritimleriyle Afro-latin notalarını bir araya getirdiği son albümünün konseriyle bugün (23 Mart Salı) Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda İstanbullu dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Konserin başlama saati 20:00, biletleri ise 40 lira ve 36 lira'dan satılıyor.


Carmen Souza Portegid Albümü ile İstanbul'da


Uzun, upuzun ve de bu sene her nedense çok kasvetli geçen bir kış mevsiminin ardından bahar sonunda kapıyı çaldı sanırım. Evin karşısındaki erik ağacı çiçeklendi, "kış gelse de sıcak şarap içsek battaniye altında" muhabbetleri "erik çıksa da bahçede/balkonda tuzlayıp yesek" şeklinde evrildi. Kediler pencere önlerine ya da kaldırımlara devrildi, her açılan telefona "Alo" dan sonra "oh bahar geldi artık, güneş ne güzel ısıtıyor" cevabı verildi.



Baharın her canlı üzerindeki olumlu etkisi herkesin malumu. Beni ise, baharla birlikte yeni projeler, yeni arkadaşlar, yeni kitaplar ve güzel müzikler heyecanlandırır oldu. Dünya müziğinin güzel sesleri sokağıma uğradıkça içim pırpır etti, kışta az biraz solan yüzüme renk geldi.



Yüreğime neşe salan müzisyenlerden biri de, Portekiz'in Lizbon kentinden dünyalıların kulaklarına ulaşan Carmen Souza. Theo Pas'cal, Ella Fitzgerald, Horace Silver, Luis Morais, Cesária Évora, Joe Zawinul, Bill Evans, Nina Simon, Billie Holiday, Joni Mitchell, Keith Jarret, Diana Krall gibi isimleri esinlendiği isimler hanesine yazan Carmen, 'Ess e nha Cabo Verde' ve 'Verdade' albümleri ile takip edilesi müzisyenlerin arasına adını yazdırdı. Afro-beat ve caz türlerini harmanladığı müziğinin en son meyvesi ise, 2010 yılında çıkardığı Protegid albümü.


Carmen, aile köklerinin bağlı olduğu Cabo Verde ritimleriyle Afro-latin notalarını bir araya getirdiği son albümünün konseriyle bugün (23 Mart Salı) Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda İstanbullu dinleyicileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Konserin başlama saati 20:00, biletleri ise 40 lira ve 36 lira'dan satılıyor.


22 Mart 2010 Pazartesi

İyi ki Doğdun da Büyüdün Açık Radyo!


Sene 2007. Duvarları mavi boyalı bir oda. Olayın geçtiği yer Eskişehir.Açık Radyo'ya online bağlanmışım. Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi'ni dinlemekteyim. Hümeyra geçiyor mikrofona, Kings of The Convenience'dan Misread'i çalıyor. Uğur Yücel alıyor sazı eline, Caetano Veloso çalıyor. Ben içimde İstanbul özlemi, hem dinliyorum, hem bir tuhaf hallerdeyim.



Sene 2009. Aylardan bir ay, günlerden bir gün. Diplomam elimde, ekmeğimin peşindeyim. Sabah 08:00. Hızlı adımlarla deniz otobüsüne yetişiyorum. Kulağımda kulaklık, kulaklıkta Ömer Madra. "Merhaba Kainat" diye sesleniyor. Avi ile birlikte Saatli Maarif Takvimi'ni okuyup, Açık Gaste'yi açıyor. Nasıl yumuşak bir sesi var! Nerede küresel ısınma, hak-hukuk mücadelesi, gündemi etkileyen bir olay, haksızlığa uğramış bir canlı ile ilgili bir haber var, Açık Radyo stüdyosundan ses olup bana uçuyor. Arada nefis mi nefis şarkılarla. Sabah kaçırdım mı, gece tekrarına dalıyorum.


Tilbe Saran Oğuz Atay'dan, Flaubert'ten vs. satırlar seslendiriyor. Pazartesi Hilmi Tezgör'ün Vertigo'sunda, Salı günü ise Seda Binbaşgil'in Esintiler'inde arayan olursa çalan telefonu zor duyuyorum. Ay Palas'ı ve B Yüzü'nü kaçırmamaya azami gayretim var. Uzun sözün kısası, "Merhaba, Ben Ezgi. Bir Açık Radyo dinleyicisiyim ve size İstanbul'dan yazıyorum."


Dediler ki, Açık Radyo 15. yaşına girecekmiş. Açık Radyo’da Cumartesi geceleri “Soul Sendikası” programını yapan Dirk ve Ansel bu akşam (22 Mart Pazartesi) soluğu Babylon'da alıp müzikseverlerle Funk ve Soul ateşini yakacaklarmış.


Pazartesi sendromu diye bir şeye inanmıyorum ama varsa en iyi başetme yollarından biri de müziktir derseniz, bu akşam yolunuzu Babylon'a düşürün ve Açık Radyo'ya da mutlu ve uzun yıllar dileyin derim.


Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons