13 Aralık 2007 Perşembe

Hangisini Tercih Ederdiniz?

Halay

Şimdi efendim, biliyorsunuz küresel ısınma mevzusunu bilmeyen kalmadı. Öyle revaçta bir konu ki şu zamanlarda, şirket toplantılarında "bugün sosyal sorumluluk için ne yapsak?" sorusunun ilk cevabı "küresel ısınmaya karşı bir ürün üretip pazarlayalım." oluyor. Bunun en güncel örneklerinden biri özel bir bankanın plastik kredi kartı. Olay şöyle işliyor, siz arabanızla bilmemkaç ağaç kesilerek açılmış bir boş araziye dikilen büyük bir supırmarkıt'a gidiyorsunuz, fabrikasındaki atığı kimbilir hangi dereye döken firmanın ürettiği ürünü sepete atıyorsunuz, kasada "küresel ısınmaya karşı" kredi kartınızı cüzdandan çıkarıp tak! ödeme yapıyorsunuz, sonracığıma aldıklarınızı doğada bilmemkaçbin yılda parçalalanan naylon poşetlere doldurup evinizin yolunu tutuyorsunuz. Akabinde bir gönül rahatlığı geliyor size, "dünya için iyi birşeyler yaptım" düşüncesi sarıyor benliğinizi...

Barışa Pedal

Çıkıntılık yapmak gibi olmasın ama rahatlayıp derin bir oh çekmeden önce bir kere daha düşünün: İşler bu kadar kolay olsaydı dünyanın onlarca ülkesinden aktivistler her fırsatta dikkati bu soruna çekmek için uğraşırlar mıydı?


Boğaziçi Sanat Topluluğu 45'lik Şarkılar Projesi Sahnede

Sizce hangi eylem biçimi daha gerçekçi ve yürekten? "Beni kim dinler ki zaten?" diyerek kendini sınırlandırıp sosyal sorumluluk kavramı çerçevesinde pembe yalanlarla pazarlanan ürünlere para yatırmak ve şirket kasalarını doldurmak mı? Yoksa bir haftasonundan feragat edip hala başka bir dünyanın mümkün olacağına inananlarla omuz omuza durup bir ağızdan şarkılara ve sloganlara eşlik etmek mi?



8 Aralık hakkında yayınladığımız diğer yazı ve fotoğrafa ulaşmak için tıklayın.


Not: Bu yazıyı zaten kurguluyordum. Ama planladığımdan önce yayınlamama vesile olan yorumu için Küresel Eylem Grubu'ndan Avi Haligua'ya teşekkür ediyorum. Bu konudaki düşüncem hep o tarz ürünleri tüketmemek olmuştur, bu vesileyle paylaşmış bulundum.

avi haligua "Kyoto Protokolü İmzalansın, Küresel Isınmaya Hayır..." gönderinize yeni bir yorum yaptı:

ellerinize sağlık, hem güzel fotoğraflar hem de güzel bir kurgu. küresel eylem grubu adına teşekkür etmek istedim. bir de sonunda bonus reklamı utanmazca çıkıp ısınmaya karşı kredi kartı önermese harika olurdu ama herhalde bu konuda birşey yapamazsınız..? tekrar ellerinize sağlık, görüşmek üzere :)

Hangisini Tercih Ederdiniz?

Halay

Şimdi efendim, biliyorsunuz küresel ısınma mevzusunu bilmeyen kalmadı. Öyle revaçta bir konu ki şu zamanlarda, şirket toplantılarında "bugün sosyal sorumluluk için ne yapsak?" sorusunun ilk cevabı "küresel ısınmaya karşı bir ürün üretip pazarlayalım." oluyor. Bunun en güncel örneklerinden biri özel bir bankanın plastik kredi kartı. Olay şöyle işliyor, siz arabanızla bilmemkaç ağaç kesilerek açılmış bir boş araziye dikilen büyük bir supırmarkıt'a gidiyorsunuz, fabrikasındaki atığı kimbilir hangi dereye döken firmanın ürettiği ürünü sepete atıyorsunuz, kasada "küresel ısınmaya karşı" kredi kartınızı cüzdandan çıkarıp tak! ödeme yapıyorsunuz, sonracığıma aldıklarınızı doğada bilmemkaçbin yılda parçalalanan naylon poşetlere doldurup evinizin yolunu tutuyorsunuz. Akabinde bir gönül rahatlığı geliyor size, "dünya için iyi birşeyler yaptım" düşüncesi sarıyor benliğinizi...

Barışa Pedal

Çıkıntılık yapmak gibi olmasın ama rahatlayıp derin bir oh çekmeden önce bir kere daha düşünün: İşler bu kadar kolay olsaydı dünyanın onlarca ülkesinden aktivistler her fırsatta dikkati bu soruna çekmek için uğraşırlar mıydı?


Boğaziçi Sanat Topluluğu 45'lik Şarkılar Projesi Sahnede

Sizce hangi eylem biçimi daha gerçekçi ve yürekten? "Beni kim dinler ki zaten?" diyerek kendini sınırlandırıp sosyal sorumluluk kavramı çerçevesinde pembe yalanlarla pazarlanan ürünlere para yatırmak ve şirket kasalarını doldurmak mı? Yoksa bir haftasonundan feragat edip hala başka bir dünyanın mümkün olacağına inananlarla omuz omuza durup bir ağızdan şarkılara ve sloganlara eşlik etmek mi?



8 Aralık hakkında yayınladığımız diğer yazı ve fotoğrafa ulaşmak için tıklayın.


Not: Bu yazıyı zaten kurguluyordum. Ama planladığımdan önce yayınlamama vesile olan yorumu için Küresel Eylem Grubu'ndan Avi Haligua'ya teşekkür ediyorum. Bu konudaki düşüncem hep o tarz ürünleri tüketmemek olmuştur, bu vesileyle paylaşmış bulundum.

avi haligua "Kyoto Protokolü İmzalansın, Küresel Isınmaya Hayır..." gönderinize yeni bir yorum yaptı:

ellerinize sağlık, hem güzel fotoğraflar hem de güzel bir kurgu. küresel eylem grubu adına teşekkür etmek istedim. bir de sonunda bonus reklamı utanmazca çıkıp ısınmaya karşı kredi kartı önermese harika olurdu ama herhalde bu konuda birşey yapamazsınız..? tekrar ellerinize sağlık, görüşmek üzere :)

Hangisini Tercih Ederdiniz?

Halay

Şimdi efendim, biliyorsunuz küresel ısınma mevzusunu bilmeyen kalmadı. Öyle revaçta bir konu ki şu zamanlarda, şirket toplantılarında "bugün sosyal sorumluluk için ne yapsak?" sorusunun ilk cevabı "küresel ısınmaya karşı bir ürün üretip pazarlayalım." oluyor. Bunun en güncel örneklerinden biri özel bir bankanın plastik kredi kartı. Olay şöyle işliyor, siz arabanızla bilmemkaç ağaç kesilerek açılmış bir boş araziye dikilen büyük bir supırmarkıt'a gidiyorsunuz, fabrikasındaki atığı kimbilir hangi dereye döken firmanın ürettiği ürünü sepete atıyorsunuz, kasada "küresel ısınmaya karşı" kredi kartınızı cüzdandan çıkarıp tak! ödeme yapıyorsunuz, sonracığıma aldıklarınızı doğada bilmemkaçbin yılda parçalalanan naylon poşetlere doldurup evinizin yolunu tutuyorsunuz. Akabinde bir gönül rahatlığı geliyor size, "dünya için iyi birşeyler yaptım" düşüncesi sarıyor benliğinizi...

Barışa Pedal

Çıkıntılık yapmak gibi olmasın ama rahatlayıp derin bir oh çekmeden önce bir kere daha düşünün: İşler bu kadar kolay olsaydı dünyanın onlarca ülkesinden aktivistler her fırsatta dikkati bu soruna çekmek için uğraşırlar mıydı?


Boğaziçi Sanat Topluluğu 45'lik Şarkılar Projesi Sahnede

Sizce hangi eylem biçimi daha gerçekçi ve yürekten? "Beni kim dinler ki zaten?" diyerek kendini sınırlandırıp sosyal sorumluluk kavramı çerçevesinde pembe yalanlarla pazarlanan ürünlere para yatırmak ve şirket kasalarını doldurmak mı? Yoksa bir haftasonundan feragat edip hala başka bir dünyanın mümkün olacağına inananlarla omuz omuza durup bir ağızdan şarkılara ve sloganlara eşlik etmek mi?



8 Aralık hakkında yayınladığımız diğer yazı ve fotoğrafa ulaşmak için tıklayın.


Not: Bu yazıyı zaten kurguluyordum. Ama planladığımdan önce yayınlamama vesile olan yorumu için Küresel Eylem Grubu'ndan Avi Haligua'ya teşekkür ediyorum. Bu konudaki düşüncem hep o tarz ürünleri tüketmemek olmuştur, bu vesileyle paylaşmış bulundum.

avi haligua "Kyoto Protokolü İmzalansın, Küresel Isınmaya Hayır..." gönderinize yeni bir yorum yaptı:

ellerinize sağlık, hem güzel fotoğraflar hem de güzel bir kurgu. küresel eylem grubu adına teşekkür etmek istedim. bir de sonunda bonus reklamı utanmazca çıkıp ısınmaya karşı kredi kartı önermese harika olurdu ama herhalde bu konuda birşey yapamazsınız..? tekrar ellerinize sağlık, görüşmek üzere :)

11 Aralık 2007 Salı

Hatırlamak Kolay...

IMG_0072-1

Evde geçen yılbaşından kalma mumlar vardı. Yoksa bir önceki yılbaşı mı? Her neyse. Mum ışıklı ambiyanslar olmadan yaşayabiliyormuşuz demek ki. Ama bu gece, Porto'nun bizi evire çevire hacamat edeceğini idrak edince derin bir "mum ışığında Billie Holiday dinlemeliyim" duygusu sarıverdi benliğimi. Müziği laptop Safiye'den değil, salondaki Kallavi Pioneer'dan dinlemek, kitabımın satırlarını da romantik gece lambamdan değil, her ne zamandan kaldığını bile hatırlamadığım mumdan süzülen ışık aydınlatsın istedim. Zaten romantik gece lambamın-ki adı Munise- ampulü dün gece yanmıştı. Normal ışık istemedim.


Bir köşede, afilli şamdanların içinde duran ve derin yaşanmışlıkları ve unutulmuşlukları olan mumları ortalığa çıkarmamla keyfimin sönmesi bir oldu. Zira bu mumları aslında bir zamanlar kullanmışız. Kullandığımız için de fitil iyice muma gömülmüş. "Fakir hırsızlığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş" diye söylenerek mumları mutfakta ufak bir operasyona aldım. Keskin bir bıçakla biraz kesip, fitili gömüldüğü yerden çıkardım. Sonra mutfak dolabında nasılsa dolu bir çakmak bulup yaktım. Pek mum kokulu oldu.

Sonra Billie Holiday CD'lerimle Kallavi Pioneer'a doğru yürüdüm. Müzik seti deyip geçmeyin. Ben şimdiki müzik zevkimin (kimine göre zevksizliğimin) bir bölümünü Hayat Ansiklopedisi ile Kallavi Pioneer'a borçluyum. Ben bluğ denen o iğrenç çağa girerken aileye katılmıştı kendisi. Nereden baksanız 10 senesi var. (Ondan önceki 10 sene Şuayip Lorenz (Shaub Lorenz) ile geçmişti. Hoş, bu ikisi hala bizimle.) Uzatmayayım, Kallavi Pioneer'a "al bunu çal bakalım" diye CD'yi uzattım ama ne kadar nanemolla olduğunu unutmuşum. CD'yi evirdi, çevirdi, söylendi, homurdandı, sonra çıkarıp kafama attı! Ben gururluyumdur, gelemem böyle aleni yanlışlara, Kallavi Pioneer'a sinirlenip yaşam ünitesinin bağlantısını kestim.-fişini çektim yani.- Hasta eks oldu.-set kapandı. Neyse ki Safiye var. Billie Holiday CD'mi verdim, dijital ortamda güzel güzel çalıyor. I Love You Porgy albümünden "Easy To Remember." Kucakta yine bir kedi, bu sefer Cancan. Kitap ise "Gavur Mahallesi", Mıgırdiç Margosyan'dan.


Aslında biliyor musunuz, ben bu cuma Eskişehir'e gitmek istemiştim. Meğer gelecek hafta vizeler varmış. Oysa Sinema Kulübü Palto Film Günleri adında bir etkinlik düzenliyor. Film programında Köprüdeki Kız, İhtiyar Delikanlı ve Fargo gibi filmler var. Gitmişken Sinema Anadolu'yu tavaf edip hacı olayım diyordum ama "sakın gelme bayramdan sonraya kadar!" dediler. Sanki onlar ders çalışırken ben habire konuşacakmışım, yoldan çıkarıp sinemaya sürükleyecekmişim gibi... İlk defa Eskişehir'deki ilk yılımda seyrettiğim "Köprüdeki Kız" da Marianne Faithfull'u dinleyip aynı yerde ağlarmışım gibi... Gecenin ayazında krem karamel diye tutturup dururmuşum gibi... Geceden sabaha saçmalarmışım gibi... Bilirim, güzeldir oralar şimdi. Kampüsteki büyük ağacımızı süslemişlerdir. Belki kar yağıyordur. Belki bisikletine binmeye kıyamayan yaşlı adam aynı yerde duruyordur. Aradan hiç zaman geçmemiş, hiç kimseyi kaybetmemişizdir belki...

Hatırlamak Kolay...

IMG_0072-1

Evde geçen yılbaşından kalma mumlar vardı. Yoksa bir önceki yılbaşı mı? Her neyse. Mum ışıklı ambiyanslar olmadan yaşayabiliyormuşuz demek ki. Ama bu gece, Porto'nun bizi evire çevire hacamat edeceğini idrak edince derin bir "mum ışığında Billie Holiday dinlemeliyim" duygusu sarıverdi benliğimi. Müziği laptop Safiye'den değil, salondaki Kallavi Pioneer'dan dinlemek, kitabımın satırlarını da romantik gece lambamdan değil, her ne zamandan kaldığını bile hatırlamadığım mumdan süzülen ışık aydınlatsın istedim. Zaten romantik gece lambamın-ki adı Munise- ampulü dün gece yanmıştı. Normal ışık istemedim.


Bir köşede, afilli şamdanların içinde duran ve derin yaşanmışlıkları ve unutulmuşlukları olan mumları ortalığa çıkarmamla keyfimin sönmesi bir oldu. Zira bu mumları aslında bir zamanlar kullanmışız. Kullandığımız için de fitil iyice muma gömülmüş. "Fakir hırsızlığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş" diye söylenerek mumları mutfakta ufak bir operasyona aldım. Keskin bir bıçakla biraz kesip, fitili gömüldüğü yerden çıkardım. Sonra mutfak dolabında nasılsa dolu bir çakmak bulup yaktım. Pek mum kokulu oldu.

Sonra Billie Holiday CD'lerimle Kallavi Pioneer'a doğru yürüdüm. Müzik seti deyip geçmeyin. Ben şimdiki müzik zevkimin (kimine göre zevksizliğimin) bir bölümünü Hayat Ansiklopedisi ile Kallavi Pioneer'a borçluyum. Ben bluğ denen o iğrenç çağa girerken aileye katılmıştı kendisi. Nereden baksanız 10 senesi var. (Ondan önceki 10 sene Şuayip Lorenz (Shaub Lorenz) ile geçmişti. Hoş, bu ikisi hala bizimle.) Uzatmayayım, Kallavi Pioneer'a "al bunu çal bakalım" diye CD'yi uzattım ama ne kadar nanemolla olduğunu unutmuşum. CD'yi evirdi, çevirdi, söylendi, homurdandı, sonra çıkarıp kafama attı! Ben gururluyumdur, gelemem böyle aleni yanlışlara, Kallavi Pioneer'a sinirlenip yaşam ünitesinin bağlantısını kestim.-fişini çektim yani.- Hasta eks oldu.-set kapandı. Neyse ki Safiye var. Billie Holiday CD'mi verdim, dijital ortamda güzel güzel çalıyor. I Love You Porgy albümünden "Easy To Remember." Kucakta yine bir kedi, bu sefer Cancan. Kitap ise "Gavur Mahallesi", Mıgırdiç Margosyan'dan.


Aslında biliyor musunuz, ben bu cuma Eskişehir'e gitmek istemiştim. Meğer gelecek hafta vizeler varmış. Oysa Sinema Kulübü Palto Film Günleri adında bir etkinlik düzenliyor. Film programında Köprüdeki Kız, İhtiyar Delikanlı ve Fargo gibi filmler var. Gitmişken Sinema Anadolu'yu tavaf edip hacı olayım diyordum ama "sakın gelme bayramdan sonraya kadar!" dediler. Sanki onlar ders çalışırken ben habire konuşacakmışım, yoldan çıkarıp sinemaya sürükleyecekmişim gibi... İlk defa Eskişehir'deki ilk yılımda seyrettiğim "Köprüdeki Kız" da Marianne Faithfull'u dinleyip aynı yerde ağlarmışım gibi... Gecenin ayazında krem karamel diye tutturup dururmuşum gibi... Geceden sabaha saçmalarmışım gibi... Bilirim, güzeldir oralar şimdi. Kampüsteki büyük ağacımızı süslemişlerdir. Belki kar yağıyordur. Belki bisikletine binmeye kıyamayan yaşlı adam aynı yerde duruyordur. Aradan hiç zaman geçmemiş, hiç kimseyi kaybetmemişizdir belki...

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | Best Web Hosting Coupons